Sağlıkta Yaşam Kalitesi 3. Ulusal Kongresi Kongre Bildiri ve Sunum Kitabı

Sağlıkta Yaşam Kalitesi
Kongresi
25-27 Mart 2010
E.Ü.
Atatürk Kültür Merkezi
İzmir
Türkiye
“Sağlıkta yaşam kalitesi skorlarının klinikte ve alanda yorumlanması”
3. Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi. 25-27 Mart 2010, E.Ü. Atatürk Kültür Merkezi, İzmir, Türkiye
3. Ulusal
Kongre Bildiri ve Sunum Kitabı
Bu etkinlik TUBİTAK tarafından
desteklenmektedir
Sağlıkta Yaşam Kalitesi
Derneği
3.Ulusal
Sağlıkta Yaşam Kalitesi
Kongresi
“SYK skorlarının klinikte ve alanda yorumlanması”
25-27 Mart 2010
Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi
İzmir
Bu etkinlik TUBĠTAK tarafından desteklenmektedir
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KONGRE DÜZENLEME KURULU
BaĢkan
Prof .Dr. Erhan ESER
Kongre Sekreterleri
Prof. Dr. Ömer Aydemir
Hakan Baydur, MPH
Üyeler
Prof. Dr. Haluk Berk
Prof. Dr. Erdem Göker
Prof. Dr. Tuncay Göksel
Prof. Dr. Kaan Kavaklı
Prof. Hatice Mavioğlu
Prof. Dr. Serap Öztürkcan
Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu
Prof. Dr. Hasan Yüksel
Doç. Dr. Ġpek Akil
Doç. Dr. Tuncay Duruöz
Doç. Dr. Caner Fidaner
Doç.Dr. Ġdil Mırzai
Doç. Dr. Cengiz Kırmaz
Doç. Dr. Gonca Mumcu
Doç. Dr. Talha Müezzinoğlu
Doç. Dr. Cevad Seküri
Yrd. Doç. Dr. Kıvanç Günhan
Yrd. Doç. Dr. Dilek Ergin
Dr. Sultan Eser, PhD
Gül SAATLĠ, MPH
2
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KONGRE BĠLĠM KURULU
Prof. Dr. Ömer Aydemir
Prof. Dr. Nuri BaĢoğlu
Prof. Dr. Haluk Berk
Prof. Dr. Necla Buyan
Prof. Dr. Güldal Büyükdamgacı
Prof. Dr. Erdem Göker
Prof. Dr. Tuncay Göksel
Prof. Dr. Erhan Eser
Prof. Dr. Kaan Kavaklı
Prof. Dr. AyĢe Küçükdeveci
Prof. Dr. Hatice Mavioğlu
Prof. Dr. Serap Öztürkcan
Prof. Dr. Rukiye Pınar
Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu
Prof. Dr. Hasan Yüksel
Doç.Dr. Ġpek Akil
Doç. Dr. Dilek Aslan
Doç.D r. Yücel Demiral
Doç. Dr. Tuncay Duruöz
Doç. Dr. Doğan Fidan
Doç. Dr. Caner Fidaner
Doç. Dr. Cengiz Kırmaz
Doç.Dr. Ġdil Mırzai
Doç. Dr. Simten Malhan
Doç. Dr. Gonca Mumcu
Doç. Dr. Talha Müezzinoğlu
Doç. Dr. Cevad Seküri
Yrd. Doç. Dr. Kıvanç Günhan
Dr. Dt. Ümit Karaçaylı
3
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
SAYKAD ADINA
ÖNSÖZ
Değerli meslektaĢlarım,
Ülkemizde ilk kez 2004 yılında düzenlediğimiz ―Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesi‖
sempozyumundan 2008 yılına dek PubMed veri tabanında ―YaĢam Kalitesi (quality of life)‖
sözcüklerini içeren yayın sayısı 1.5 kat artarken (yayın sayısı 139 bin) bu artıĢ Türkiye
kaynaklı makalelerde 2.2 kat artarak PubMed veri tabanında yalnız 2008 yılında 194‘e
ulaĢmıĢtır.
Sağlıkta eĢitsizliklerin giderek derinleĢtiği ülkemizde araĢtırmacıların, toplum sağlığının
ve sağlık hizmetlerinin baĢarısının ölçülmesinde geleneksel hekim ve hizmet sunucu merkezli
göstergeler yanında, algılanan sağlık alanında da veri üretmelerinin çok değerli olduğunu
düĢünüyoruz. Bu düĢünceyle Sağlıkta YaĢam Kalitesi Derneği, ülkemizde alanda ve klinik
uygulama ortamında Sağlıkta YaĢam Kalitesi gereçlerinin uygulamasında karĢılaĢılan sorunlar
ve elde edilen sonuçların yorumlanması amacıyla bu kongrenin konusunu ―Klinik
Uygulamalarda YaĢam Kalitesi sonuçlarının yorumlanması― olarak belirledi. Daha önceki iki
bilimsel toplantımızda olduğu gibi bu kongrede de 19 farklı tıp disiplini kendi alanlarında
Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesini tartıĢacaklar.
Bu toplantımızdaki iki temel yenilikten birisi ―Ağız DiĢ Sağlığı‖, ―Kulak Burun Boğaz‖,
―Geriyatri‖ ve ―Ağrı‖ alanında çalıĢan değerli bilim insanlarının ilk kez geniĢ katılımlı bir
bilimsel oturum açmalarıdır. Ağız diĢ sağlığı hizmetlerinin istenilenin çok altında yetersiz
kaldığı ülkemizde bu alana da katkıda bulunabilmek en büyük kıvancımız olacak bu yıl. Diğer
yeniliğimiz de ölçek geçerliliği çalıĢmalarının arttığı bilimsel ortamda bize çok gerekli olacak
psikometrik değerlendirmeler ve bununla ilgili bazı istatistik yöntemlerin tanıtıldığı kurslar
açmamız. Tabii konu ile yeni tanıĢanlar için temel kavramlar ve uygulamalarla ilgili kurs ve
oturumlarımız da devam ediyor.
ÇağdaĢ Türk tıbbının her alanda olduğu gibi YaĢam Kalitesi alanında da baĢarılı
olacağına olan inancımızla çıktığımız yolda birlikte yürüdüğümüz, kongremizin gerçek bir
bilimsel ortamda ve içerikte sürdürülmesine katkısı olan tüm konuĢmacı ve araĢtırmacıları,
düzenleme kurulu üyesi, dal sorumlusu arkadaĢlarımı ve değerli Dalyatur ailesine teĢekkür
ediyorum.
Saygılarımla.
Prof. Dr. Erhan Eser
SAYKAD ve Kongre Düzenleme Kurulu adına
BaĢkan
4
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BĠLĠMSEL PROGRAM
25 Mart 2010 PerĢembe
Saat
900 - 09 30
09 15 -0945
0945 – 1100
Salon
Fuaye
Ana Salon
Ana Salon
1100 – 1130
1130 – 1230
1230 – 1330
1330 – 1515
Oturum
Kayıt
KonuĢmacı
AçılıĢ töreni
Panel
SAYKAD
Yönetici: Murat Lekili (CBÜTF)
N. Aaronson: The Netherlands Cancer
Institute, Amsterdam, Hollanda
Onkoloji ve yaĢam kalitesi
The value added of HRQL
assessments in clinical
oncology research (Ġngilizce)
Psiko-onkolojide YK nin yeri
Çay-Kahve Molası
Ana Salon Ġkili Konferans:
Klinikte Komorbidite ve
YaĢam Kalitesi
Klinikte En Küçük Anlamlı
Farklılık
Posterlerin asılması ve
Öğlen yemeği
Ana Salon Paralel atölye:
Sunum
HRQL assessment in clinical
Dili:
research & clinical practice
(Ġngilizce)
15
15 –
15
45
1545 – 1730
1330 – 1515
Çay-Kahve Molası
Ana Salon Paralel atölye:
Sunum
Developing and validating
Dili:
PRO measures(Ġngilizce) Methodological steps
Salon 2
Paralel atölye:
Hasta yakınlarında yaĢam
kalitesinin değerlendirilmesi
5
Özen Önen Sertöz: Ege Ün. Tıp Fak.
Psikiyatri AD, Ġzmir
Yönetici: Hatice Mavioğlu (CBÜTF)
Ömer Aydemir . Celal Bayar Ün. Tıp
Fak.Psikiyatri AD
Erhan Eser : Celal Bayar Ün. Tıp Fak. Halk
Sağlığı AD
Yönetici: Ömer Aydemir (CBÜTF)
N. Aaronson: The Netherlands Cancer
Institute, Amsterdam, Hollanda
Yönetici: Erhan Eser (CBÜTF)
Donna L Lamping PhD
Professor of Psychology
Health Services Research Unit
London School of Hygiene & Tropical Medicine
Yönetici: Fatma Demirkıran (AMU.SYO)
Rukiye Pınar Yeditepe Üniv. SBF
Bütüncül yaklaĢımda gözden kaçırılan bir konu:
Hasta yakınlarının yaĢam kalitesi
Prof. Dr. Rukiye Pınar
Yeditepe Üniversitesi, Sağ. Bil. Fak., HemĢirelik
ve Sağ. Hiz. Böl., Ġstanbul
Kronik böbrek yetmezlikli hasta yakınlarının
yaĢam kalitesi
Dr. Hicran Yıldız
Uludağ Üniversitesi Sağ. Yüksekokulu, Bursa
Sandalye masajı kanserli hastalara bakım
veren aile üyelerinin yaĢam kalitesine katkı
verebilir mi?
Dr. Füsün AfĢar
Kocaeli Devlet Hastanesi, Ġzmit
Kapsamlı eğitim demanslı hastalara bakım
veren aile üyelerinin yaĢam kalitesine katkı
verebilir mi?
Doç. Dr. Nevin Kuzu Kurban,
Pamukkale Üniversitesi, Denizli Sağlık
Yüksekokulu, Denizli
Hasta yakınlarının yaĢam kalitesini nasıl
değerlendirelim?
Dr. AyĢe Çil Akıncı
Mustafa Kemal Üniversitesi, Hatay Sağlık
Yüksekokulu, Hatay
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Saat
15
15 –
15
Salon
Oturum
Çay-Kahve Molası
KonuĢmacı
Salon 2
Paralel atölye:
Yönetici: Nuri BaĢoğlu (Boğaziçi Ün.)
Güldal Büyükdamgacı -TUBĠTAK
45
1545 – 1730
―Ölçüm enstrümanlarının
altında yatan Multiattribute
Utility Teorisi / Modellemesi‖
Multiattribute Utility
Theory/Modeling
(MAUT/MAUM)
26 Mart 2010 Cuma
Saat
00
9 - 10
00
1000– 1030
1030 – 1130
1130 – 1215
1215 – 1330
1330 – 1530
1530 – 1730
Salon
Oturum
Ana Salon Ġkili Konferans:
Tıpta etik, Hasta hakları ve
YaĢam Kalitesi
Sağlıkta EĢitsizlik: Nedir ?
Sosyoekonomik belirleyicileri
nelerdir ? Hangi sağlık
göstergeleriyle ölçülür ?
Çay-Kahve Molası
Ana Salon Ġkili Konferans:
YaĢam Kalitesinde Toplum
Standartları
EQ 5-D Ulusal tarif araĢtırma
metodolojisi
Ana Salon Konferans:
Sunum
Current State of the Art in
Dili:
HRQL Research: Questions
(Ġngilizce) and Challenges.
KonuĢmacı
Yönetici: Yücel Demiral (DEÜTF)
Ahmet Can Bilgin DEÜ TF- Tıbbi ETĠK AD
Ġlker Belek Akdeniz Üniv.TF Halk Sağlığı AD
Yönetici: Talha Müezzinoğlu (CBÜTF)
Simten Malhan, BaĢkent Üniversitesi
Doğan Fidan, Sanofi-Aventis, Paris
Yönetici: Caner Fidaner (Ġzmir Sağlık Müd.)
Donna L Lamping PhD
Professor of Psychology
Health Services Research Unit
London School of Hygiene & Tropical Medicine.
Foyer
Öğlen yemeği
Ana Salon PARALEL BILIM DALI OTURUMLARI
ABCD
salonları
Ana Salon PARALEL BILIM DALI OTURUMLARI
ABCD
salonları
6
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
27 Mart 2010 Cumartesi
Saat
00
9 - 10
00
1000– 1030
10
30 –
11
15
1115 – 1230
1230 – 1330
1330 – 1530
1530 – 1730
1730 –1745
Salon
Oturum
Ana Salon YaĢam Kalitesi açısından
yorgunluk (konferans)
Kanserli Çocuklarda
yorgunluk (davetli bildiri)
KonuĢmacı
Yönetici: Lale Cerrahoğlu (CBÜTF)
Tuncay Duruöz : Celal Bayar Ün. Tıp
Fak.FTR AD
Rabia Genç : Ege Üniv. SYO Çocuk Sağlığı
Hem. AD.
Çay-Kahve Molası
Ana Salon Konferans
Yönetici: Ġdil Tekin Mirzai (CBÜTF)
YaĢam Kalitesi mi? Yeti Yitimi AyĢe Küçükdeveci
mi?: Kavramsal yaklaĢım
Ankara Universitesi Tıp Fak. Fizik Tedavi ve
Rehabilitasyon AD.
Ana Salon Yuvarlak masa:
Yönetici: Serap Öztürkcan (CBÜTF)
Türkiye‘de YK nin Rutin klinik Haluk Berk (DEÜTF)
uygulanmasının önündeki
Talha Müezzinoğlu (CBÜTF)
engeller
Tuncay Göksel (EÜTF)
Cengiz Kırmaz (CBÜTF)
Foyer ve Öğlen yemeği ve
Ana Salon Prof. Dr. Hüray Fidaner Ödülü alan araĢtırmaların sunumu
Ana Salon PARALEL BILIM DALI OTURUMLARI
ABCD
salonları
Ana Salon PARALEL BILIM DALI OTURUMLARI
ABCD
salonları
Ana Salon KapanıĢ töreni
SAYKAD
7
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
PARALEL BĠLĠM DALI OTURUMLARI
26 Mart 2010 Cuma
Saat
Salon
30
30
13 15 Ana
Salon
Oturum
Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK
Bilim dalı sorumlusu
Doç. Dr. Dt. Gonca Mumcu
(Marmara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi)
Dr. Dt. Ümit Karaçaylı
(GATA Ağız DiĢ Çene Hast. ve Cerrahi AD)
Program
Oral Sağlıkla ĠliĢkili YaĢam Kalitesi Nedir?
Hangi Ölçekler Kullanılır ve Güncel Uygulamalar Nelerdir?
Doç.Dr. Gonca Mumcu, Dr. Ümit Karaçaylı
SERBEST BĠLDĠRĠ ALANLARI
Ağız Hastalıkları ve Cerrahide YaĢam Kalitesi
Moderatör: Prof.Dr.Hakkı Tanyeri,
Ġstanbul Üniv. Ağız, DiĢ-Çene Hastalıkları Bilim Dalı
Endodontik Tedavi Uygulamalarında YaĢam Kalitesi
Moderatör: Prof.Dr. Bilge Hakan ġen
Ege Üniv. DiĢhekimliği Fakültesi, Endodonti Bilim Dalı
Oral Diagnoz ve Radyoloji Alanında YaĢam Kalitesi
Moderatör: Prof.Dr. Güniz Baksı ġen
Ege Üniv. DiĢhekimliği Fakültesi, Oral Diagnoz ve Radyoloji Anabilim Dalı
1330 1530 Salon A
EriĢkin alerjide SYK
Çocuk alerjide SYK
Doç. Dr. Cengiz Kırmaz
(Celal Bayar Üniversitesi)
Prof. Dr. Hasan Yüksel
(Celal Bayar Üniversitesi)
Program
Çocukda allerjik hastalık ve astımda QoL un pratik kullanımı
Prof.Dr. Hasan Yüksel
EriĢkinde allerjik hastalık ve astımda QoL un pratik kullanımı
Doç.Dr. Cengiz Kırmaz
Allerjik hastalıklarda yaĢam kalitesi çalıĢmalarının planlanması
Prof. Dr. Gönül Dinç Horasan
Allerjik hastalıklar ve astımda yaĢam kalitesi testlerinin rutin kullanımı ve yorumundaki sorunlar
Uz Dr. Özge Yılmaz
1330 1530 Salon B
Akciğer kanseri ve SYK
Prof. Dr. Tuncay Göksel
(Ege Üniversitesi)
Program
Akciğer kanserinde yaĢam kalitesi değerlendirmeleri
Moderatör: Prof. Dr. Tuncay Göksel (Ege Ü.T.F. Göğüs Hast. A.D.)
Akciğer kanseri tedavisinde yaĢam kalitesi değerlendirmelerinin yeri
Doç. Dr. Sevin BaĢer (Pamukkale Ü.T.F. Göğüs Hast. A.D.)
Klinik çalıĢmalarda yaĢam kalitesi değerlendirmeleri; Ege Göğüs tecrübesi
Doç. Dr. Gürsel Çok (Ege Ü.T.F. Göğüs Hast. A.D.)
Akciğer kanserinde kullanılan yaĢam kalitesi ölçeklerinin Türkçe çevirilerinin geçerlilik
güvenirliliklerinde son durum ve AKAYAK Projesinin getirecekleri
Uzm. Dr. Ahmet Erbaycu (Suat Seren Ġzmir Göğüs Hast. ve Cerrahisi Eğt. Hastanesi)
YaĢam kalitesi değerlendirmelerini günlük pratiğe entegre edebilirmiyiz?
Uzm. Dr. Ahmet Erbaycu (Suat Seren Ġzmir Göğüs Hast. ve Cerrahisi Eğt. Hastanesi)
8
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Saat
Salon
30
30
13 15 Salon C
Oturum
Bilim dalı sorumlusu
Romatolojik sorunlar ve Doç. Dr. Tuncay Duruöz
SYK
(Celal Bayar Üniversitesi)
Program
Oturum BaĢkanları:
Doç. Dr. Tuncay Duruöz: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, FTR AD, Romatoloji BD, Manisa
Prof. Dr. Ömer Faruk ġendur: Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, FTR AD, Romatoloji BD,
Aydın
KonuĢmacılar:
- Pediatrik Romatolojide YaĢam Kalitesi
Prof. Dr. Erbil Ünsal - Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediatri AD, Romatoloji BD, Ġzmir
- Osteoporozda YaĢam Kalitesi
Prof. Dr. Halil Ünalan - Ġstanbul Üniversitesi CerrahpaĢa Tıp Fakültesi, FTR AD, Ġstanbul
- Fibromyaljide YaĢam Kalitesi ve Son Durum
Prof. Dr. Ali Gür - Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, FTR AD, Gaziantep
1330 1530 Salon D
Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı
ve SYK
Doç.Dr. Caner Fidaner (Ġzmir Sağlık Md)
Doç. Dr. Yücel Demiral ( Dokuz Eylül Üniversitesi)
Program
Oturum BaĢkanları:
Doç.Dr. Caner Fidaner, Ġzmir Sağlık Md
Doç. Dr. Yücel Demiral, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.
KonuĢmacılar:
HALK SAĞLIĞI‘NDA YAġAM KALĠTESĠ; ETKĠNLĠK-EġĠTLĠK ÖDÜNLEġĠM PROBLEMĠ
Dr. Melih Kaan Sözmen Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Ġzmir.
Ġġ SAĞLIĞI VE YAġAM KALĠTESĠ
Hakan Baydur, MPH. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Ġzmir.
1530 1730 Ana
Salon
Ağız-DiĢ sağlığı ve SYK
(devam)
Doç. Dr. Dt. Gonca Mumcu (Marmara Üniversitesi)
Dr. Dt. Ümit Karaçaylı (GATA Ağız DiĢ Çene Hast. ve
Cerr. AD)
Program
Oral Sağlıkla ĠliĢkili YaĢam Kalitesi Nedir?
Hangi Ölçekler Kullanılır ve Güncel Uygulamalar Nelerdir?
Doç.Dr. Gonca Mumcu, Dr. Ümit Karaçaylı
SERBEST BĠLDĠRĠ ALANLARI
Ağız Hastalıkları ve Cerrahide YaĢam Kalitesi
Moderatör: Prof.Dr.Hakkı Tanyeri,
Ġstanbul Üniv. Ağız, DiĢ-Çene Hastalıkları Bilim Dalı
Endodontik Tedavi Uygulamalarında YaĢam Kalitesi
Moderatör: Prof.Dr. Bilge Hakan ġen
Ege Üniv. DiĢhekimliği Fakültesi, Endodonti Bilim Dalı
Oral Diagnoz ve Radyoloji Alanında YaĢam Kalitesi
Moderatör: Prof.Dr. Güniz Baksı ġen
Ege Üniv. DiĢhekimliği Fakültesi, Oral Diagnoz ve Radyoloji Anabilim Dalı
1530 1730 Salon A
EriĢkin ve Çocuk
Solunum Hastalıkları ve
SYK
Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu
(Celal Bayar Üniversitesi)
Program
1- Yuvarlak Masa:
EriĢkin ve Çocuk Solunum hastalıkları sorunları
2- Bildiri sunumları
Yöneticiler:
Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu; Prof. Dr. Hasan Yüksel
9
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Saat
Salon
30
30
15 17 Salon B
Oturum
Üroloji ve Üroonkolojide SYK
Bilim dalı sorumlusu
Doç. Dr. Talha Müezzinoğlu
(Celal Bayar Üniversitesi)
Program
1. Üroonkoloji Paneli: (süre 50 dk)
Oturum Yöneticisi: Dr.Ferruh Zorlu (Ege Üroloji Derneği BaĢkanı-Tepecik Eğitim Hastanesi)
KonuĢmacılar:
Dr.Hakan Gemalmaz (Adnan Menderes Tıp Fakültesi Üroloji AD):
o Prostat kanserinde ülkemizde kullanılan ölçekler var mı? Kullanım zorluğu ve pratik
bilgiler nelerdir? (Süre 15 dk.)
Dr.Kamil Çam (Düzce Tıp Fakültesi Üroloji AD):
o BPH-YK Türkçe ölçeğinin Kullanım Kılavuzu. (Süre 15 dk.)
Dr.Gökhan ToktaĢ (Ġstanbul Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi Üroloji Kliniği):
o Mesane Kanserinde YK Ölçeklerinin Kullanım Zamanlaması. (Süre 10 dk.)
Asistanlarla Serbest TartıĢma (Süre 10 dk)- Yönetici:
o Dr.Ġlker Çelen (Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Asistanı)
2. Kontinans Paneli (süre 40 dk)
Oturum Yöneticisi: Dr.Bülent Çetinel (Kontinans Derneği BaĢkanı)
KonuĢmacılar:
Dr.Ceyhun Özyurt (Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD):
o Ülkemizde Ġnkontinans Hastalarında Kullanılan YK Ölçeklerinde Mevcut Durum.
Süre 15 dk.
Dr.Oğuz Mertoğlu (Tepecik Eğitim Hastanesi):
o Türk Toplumuna Özgü YK Ölçeğinin Gerekliliği Hakkında Bir Yorum. Süre 15 dk.
Asistanlarla Serbest TartıĢma (Süre 10 dk)- Yönetici :
o Dr.RaĢit AltıntaĢ (Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Asistanı)
3.Androloji Paneli (Süre 30 dk)
Oturum Yöneticisi: Dr.Ali Rıza Ayder (Bozyaka Eğitim Hastanesi)
KonuĢmacılar :
Dr.Cem Akbal (Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD):
o Erken boĢalmada kullanılan ölçekler (Süre 10 dk.)
Dr.Tahir Turan (Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD):
o Ejakulasyon hasta değerlendirme formu-Bir AGAR çalıĢması (10 dk)
Asistanlarla Serbest TartıĢma- Yönetici (Süre 10 dk):
o Dr.Ertuğrul ġefik (Atatürk Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi 1.Üroloji Klinik Asistanı)
1530 1730 Salon C
Ağrı ve SYK
Doç.Dr. Ġdil Mirzai
(Celal Bayar Üniversitesi)
Program
I. Oturum
Oturum BaĢkanı: Prof Dr Ġbrahim Yegül
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, Algoloji Bilim Dalı BaĢkanı, Ġzmir
KonuĢmacılar: Doç Dr idil Tekin Mirzai (Anestezi ve algolojide yaĢam kalitesi kavramı)
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, Algoloji Ünitesi, Manisa
Yrd Doç Dr Yüksel Erkin (Ağrılı hastanın yaĢam kaitesinin ölçümü)
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, Algoloji Ünitesi, Ġzmir
Doç Dr Altan ġahin (Anestezi ve YaĢam Kalitesi)
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, Algoloji Ünitesi, Ankara
II. Oturum
Doç Dr Elvan Erhan (Kronik beningn ağrıda yaĢam kalitesi)
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, Algoloji Bilim Dalı, Ġzmir
Prof.Dr Sacit Güleç (Kanser ağrısında yaĢam kalitesi)
Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, Algoloji Bilim Dalı
BaĢkanı, EskiĢehir
1530 1730 Salon D
YaĢam Kalitesi
Metodolojisi ve genel
sorunlar
Prof. Dr. Erhan Eser (Celal Bayar Üniversitesi)
Prof. Dr. Ömer Aydemir (Celal Bayar Üniversitesi)
10
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
27 Mart 2010 Cumartesi
Saat
Salon
Oturum
30
30
13 15 Ana
Geriatrik sorunlar
Salon
ve SYK
Program
13.30 14.00
14.00 15.15
Oturum sorumlusu
Doç. Dr. Dilek Aslan
(Türk Geriatri Derneği, Hacettepe Üniversitesi)
Konferans: YAġLILIKTA YAġAM KALĠTESĠNĠN ÖNEMĠ
Oturum BaĢkanı: Prof. Dr. Reyhan UÇKU
KonuĢmacı: Doç. Dr. Dilek ASLAN
Panel: YAġLILIK DÖNEMĠNDE YAġAM KALĠTESĠNĠN DEĞERLENDĠRMESĠ
Oturum BaĢkanı: Doç. Dr. Rezzan GÜNAYDIN
KonuĢmacılar:
YaĢlılarda sık görülen ve yaĢam kalitesini etkileyen sorunlar-Uzm. Dr. Pembe
KESKĠNOĞLU
YaĢlılarda YaĢam Kalitesi-Değerlendirme ve Ölçekler-Doç. Dr. Rezzan GÜNAYDIN
YaĢlılar Ġçin DSÖ YaĢam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD) GeliĢtirilme Süreci-Dr.
Sultan ESER PhD
1330 1530 Salon A
Çocuk Hematoonkolojisi ve SYK
Prof. Dr. Kaan Kavaklı
(Ege Üniversitesi)
Program
OTURUM BAġKANI:
Prof. Dr. Kaan Kavaklı
Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı Bornova , ĠZMĠR
KONUġMACILAR:
Y. Doç. Dr. Selmin ġenol
Ege Üniversitesi Ġzmir Atatürk Sağlık Yüksek Okulu Öğretim Üyesi, ĠZMĠR
―Hemofili örneğinde bakım verenlerin yaĢam kalitesi‖
Y. Doç. Dr. Hüsniye Koç
Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksek Okulu, AYDIN
―Kök hücre transplantasyonu uygulanan çocuklarda yaĢam kalitesi‖
Doç. Dr. Mehmet Kantar
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi
―Pediatrik Tümörlü onkoloji hastalarında yaĢam kalitesi‖
Y. Doç. Dr. ġebnem Yılmaz
Dokuzeylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı
―Çocukluk çağı lösemilerinde yaĢam kalitesi‖
Psikolog Ufuk Solak
Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi Psikologu
―Kronik kan hastası çocuklarda yaĢam kalitesi ve psiko-sosyal yaklaĢım‖
11
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Saat
Salon
30
30
13 15 Salon B
Oturum
Dermatolojojik sorunlar
ve SYK
Bilim dalı sorumlusu
Prof. Dr. Serap Öztürkcan
(Celal Bayar Üniversitesi)
Program
Family impact of skin disease
Prof.Dr.Andrew Finlay
Psoriazis ve YaĢam Kalitesi
Prof.Dr.Serap Öztürkcan
Ürtiker ve YaĢam Kalitesi
Uz.Dr.Cemal Bilaç
Sözel Sunular
1330 1530 Salon C
Kardiyolojik sorunlar ve
SYK
Doç. Dr. Cevad ġeküri
(Kent Hastanesi /ĠZMĠR)
Program
Oturum BaĢkanı: Prof.Dr.Belgin Ünal, Dokuz Eylül Ün. Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Ġzmir.
‗‗Kalp Yetmezliği ve yaĢam kalitesi: Neredeyiz? Ne yapmalıyız?‘‘
Prof. Dr. Mehdi Zoghi, Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı
‗‗Türkiye‘de Kalp-Damar Hastalıkları Epidemiyolojisi‘‘
Prof. Dr. Belgin Ünal, Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Ġzmir
‗‗Kardiyovasküler Risk Faktörlerinin YaĢam Kalitesine Etkileri‘‘
Doç.Dr. Ceyhun Ceyhan, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı
‗‗Perkütan Koroner GiriĢimlerin YaĢam Kalitesine Etkileri‘‘
Doç. Dr. Cevad ġekuri, Kent Hastanesi, Kardiyoloji Bölümü
1330 1530 Salon D
Program
13:30-13:50
14:00-14:20
14:30-14:45
14:45-15:00
15:00-15:20
Program
15.30-16.30
16 17
30
Yrd. Doç. Dr. Kıvanç Günhan
(Celal Bayar Üniversitesi)
Importance of HRQL questionnaires in ORL diseases, Prof.Dr. Ingo Baumann,
Heidelberg Üniversitesi KBB-BBC AD,
QOL in Rhinosinusitis, Prof.Dr. Ingo Baumann, Heidelberg Üniversitesi KBB-BBC AD,
(Ġngilizce)
TartıĢma
Rinoplasti sonuçlarının yaĢam kalitesi formları ile değerlendirilmesi, Yrd.Doç.Dr.
Kıvanç Günhan, CBÜTF KBB-BBC AD
Burun tıkanıklığının yaĢam kalitesine etkileri, Yrd.Doç.Dr. Kıvanç Günhan, CBÜTF
KBB-BBC AD
HRQL assessments in oropharangeal oncology, surgery vs radiochemotheraphy,
Prof.Dr. Ingo Baumann, Heidelberg Üniversitesi KBB-BBC AD, (Ġngilizce)
TartıĢma
1530 1630 Ana
Salon
30
KBB sorunları ve SYK
Ana
Salon
Geriatrik sorunlar ve
SYK
Doç. Dr. Dilek Aslan
(Türk Geriatri Derneği, Hacettepe Üniversitesi)
Bildirilerin Değerlendirilmesi: Sunum ve TartıĢma
Nefroloji ve SYK
Prof. Dr. Fehmi Akçiçek
Ege Üniversitesi Ġç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji
Bilim Dalı
Program
OTURUM BAġKANI: Prof.Dr. Fehmi Akçiçek
16.30-17.30
Bildirilerin Değerlendirilmesi: Sunum ve TartıĢma
12
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Saat
Salon
30
30
15 17 Salon A
Oturum
Çocuk Nefroloji ve SYK
Bilim dalı sorumlusu
Prof. Dr. Necla Buyan
(Gazi Üniversitesi),
Doç.Dr. Ġpek Özunan Akil
(Celal Bayar Üniversitesi)
Program
Moderatörler: Prof.Dr. Necla Buyan- Doç.Dr. Ġpek Akil
1) Çocuk diyaliz hastaları, renal transplantasyon alıcılarında ve ebeveylerinde yaĢam kalitesinin
değerlendirilmesi ( Çok merkezli bir çalıĢmanın ıĢığında literatürün gözden geçirilmesi)
Prof. Dr. Necla Buyan, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı BaĢkanı Ankara
2) Hemodiyaliz hastalarının YaĢam Kalitesinin arttırılması amacıyla yapılan grup çalıĢması
Prof. Dr. IĢıl Bulut, BaĢkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölüm BaĢkanı
Ankara
3)Böbrek nakli sonrası hasta ve yakınlarının yaĢam kalitesi
Sosyal Hizmet Uzmanı Nilgün Keçecioğlu, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Organ Nakli
Koordinatörü Antalya
4) Ġdrar Ġnkontinansı olan çocukların yaĢam kalitesi
Doç Dr. Ġpek Akil, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi
1530 1730 Salon B
Program
15:30-15:55
16:00-16:25
16:30-16:55
17:00-17:25
Nörolojik sorunlar ve
SYK
Prof. Dr. Hatice Mavioğlu
(Celal Bayar Üniversitesi)
Genel olarak Nörolojik hastalıklarda sağlıkta yaĢam kalitesi
Doç.Dr.ġerefnur Öztürk
Ankara Numune Hastanesi1. Nöroloji Kliniği Ģef yardımcısı
Vertigoda sağlıkta yaĢam kalitesi
Prof.Dr.NeĢe Çelebisoy
Ege Üniversitesi Tıp fakültesi Nöroloji AD
Serebrovasküler Hastalıklarda sağlıkta yaĢam kalitesi
Doç.Dr.A. Kemal Erdemoğlu
Kırıkkale Üniversitesi Tıp fakültesi Nöroloji AD
Multipl Skleroz Hastalığında Sağlıkta YaĢam Kalitesi
Prof.Dr.Hatice Mavioğlu
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fak. Nöroloji AD.
1530 1730 Salon C
Meme Kanseri ve SYK
Prof. Dr. Erdem Göker
(Ġzmir Meme Derneği, Ege Üniversitesi)
Program
Oturum BaĢkanları:
Zeynep Özsaran EÜTF Radyasyon Onkolojisi
Erdem Göker Ġzmir Meme Derneği, Ege Üniversitesi
KonuĢmacılar:
Meme Kanseri ve YK
Senem Demirci, EÜTF Rad Onk.
Psikolojik Destek ve YK
Deniz TankiĢi, EÜTF Rad Onk
Meme Kanserinde Kemoterapi ve YK
Öznur Usta Balkan, EÜ HemĢirelik YO
Tamamlayıcı ve Alternatif Tedaviler ve YK
Canfeza Sezgin, EÜ Medikal Onk.
13
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Saat
Salon
30
30
15 17 Salon D
Oturum
Ortopedi ve Omurga
cerrahisinde SYK
Bilim dalı sorumlusu
Prof. Dr. Haluk Berk
(Dokuz Eylül Üniversitesi)
Program
Moderatör: Prof.Dr Haluk Berk
Uzm Dr BaĢak ÇoĢkun. DEÜ Tıp Kakültesi Ortopedi ve Travmatoloji AD, Ġzmir
Ortopedi ve travmatolojide yaĢam kalitesi ölçekleri kültürel adaptasyon süreci
Uzm Dr Erden Kılıç. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı, Ankara
Diz Artoplastisi ve yaĢam kalitesi
Prof Dr Bülent Atilla. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fak,ltesi Ortopedi ve Travmatoloji AD, Ankara
Kalça protezi ve yaĢam kalitesi
Prof Dr Uğur IĢıklar. Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji AD, Ġstanbul
Travma ve yaĢam kalitesi
Prof Dr Haluk Berk. DEÜ Tıp Kakültesi Ortopedi ve Travmatoloji AD, Ġzmir
Omurga cerrahisinde yaĢam kalitesi
Prof Dr Mehtap Tatar. Sağlık Teknolojisinde yaĢam kalitesi analizlerinin kullanımı
KONFERANS
Prof Dr Bülent Alparslan Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji AD,
Aydın
Osteoporoz ve YaĢam kalitesi
14
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BĠLDĠRĠ OTURUM DAĞILIM LĠSTESĠ
Bildirinin Adı (alfabetik sıraya göre)
60 YAġ VE ÜZERĠ HASTALARDA DEPRESYON YAġAM KALĠTESĠNĠ
ETKĠLĠYOR MU?
ACĠL SERVĠSLERDE ÇALIġAN HEMġĠRELERĠN TÜKENMĠġLĠK VE Ġġ
DOYUMLARININ YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
ALZHEIMER‘LI HASTALARA BAKIM VERENLERDE DEPRESYON VE
DEPRESYONUN HASTALARIN YAġAM KALĠTESĠ ĠLE ĠLĠġKĠSĠ
ALZHEIMER‘LI HASTALARIN KENDĠ YAġAM KALĠTESĠNĠ
DEĞERLENDĠRMESĠ ĠLE BAKIM VEREN AĠLE ÜYELERĠNĠN HASTALARA
ĠLĠġKĠN YAġAM KALĠTESĠNĠ DEĞERLENDĠRMELERĠNĠN
KARġILAġTIRILMASI
ANAOKULU ÇOCUKLARINDA ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM
KALĠTESĠ DÜZEYĠNĠN ĠNCELENMESĠ
ANNELERĠN YAġAM KALĠTESĠNĠ ETKĠLEYEN OBSTETRĠK ÖZELLĠKLER
BALIKESĠR‘DE 1. VE 2. BASAMAK SAĞLIK KURUMLARINDA ÇALIġAN
HEMġĠRELERDE BEL AĞRISININ YAġAM KALĠTESĠ DÜZEYĠNE ETKĠSĠ
BALIKESĠR‘DE BĠRĠNCĠ VE ĠKĠNCĠ BASAMAK SAĞLIK KURUMLARINDA
ÇALIġAN HEMġĠRELERDE YETĠ YĠTĠMĠNĠ ETKĠLEYEN FAKTÖRLER
BEHÇET HASTALARI VE REKÜRENT AFTÖZ STOMATĠTLĠ
HASTALARDA ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
BEHÇET HASTALARINDA DENTAL VE PERĠODONTAL TEDAVĠLER ĠLE
ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
BEHÇET HASTALARINDA PROSPEKTĠF ĠZLEMDE ORAL ÜLSER
AKTĠVĠTESĠ VE ORALSAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
DÜZEYĠNDEKĠ DEĞĠġĠMLER
BEHÇET HASTALIĞINDA YAġAM KALĠTESĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
BĠR 1. BASAMAK SAĞLIK KURULUġUNA BAġVURAN 15 YAġ VE ÜZERĠ
KĠġĠLERĠN YAġAM KALĠTELERĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
ÇOCUK DĠYALĠZ HASTALARINDA DĠYALĠZ YETERLĠLĠĞĠ VE BESLENME
DURUMUNUN YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
ÇOCUKLARDA DAMAR ĠÇĠ GĠRĠġĠMLER SONRASI OLUġAN KAYGI VE
ETKĠLEYEN FAKTÖRLER
DEMĠR EKSĠKLĠĞĠ ANEMĠSĠ VE YAġAM KALĠTESĠNĠN DESTEKLENMESĠ
DĠYALĠZ HASTALARINDA CĠNSEL FONKSĠYON BOZUKLUKLARI VE
YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠSĠ
DĠYALĠZ HASTALARINDA YORGUNLUK VE YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNE
ETKĠSĠ
DURUÖZ EL SKALASI‘NIN (DES) PSÖRĠATĠK ARTRĠTTE GEÇERLĠLĠK
VE GÜVENĠLĠRLĠĞĠNĠN ARAġTIRILMASI
ENGELLĠ BĠREYE SAHĠP OLAN AĠLELERE YAPILAN PLANLI
HEMġĠRELĠK BAKIMLARININ, AĠLE ĠġLEVLERĠNĠ DEĞERLENDĠRME,
AĠLE GEREKSĠNĠMLERĠ VE YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠSĠ
ERĠġKĠN TÜRK HASTA POPÜLASYONUNDA AĞRI TEDAVĠSĠNDE SIK
TERCĠH EDĠLEN DÖRT FARKLI AĞRI ÖLÇEĞĠNĠN KARġILAġTIRILMASI
ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMĠ AĞIZ SAĞLIĞI ETKĠ ÖLÇEĞĠ'NĠN TÜRKÇE
FORMUNUN GÜVENĠRLĠK VE GEÇERLĠĞĠNĠN ĠNCELENMESĠ: PĠLOT
ÇALIġMA
ERKEN DÖNEM TÜBERKÜLOZ OLGULARINDA SF-36 VE WHOQOL-100
YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEKLERĠNĠN KARġILAġTIRILMASI
EUROHIS (WHOQOL-8) TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN TÜRK TOPLUMUNDAKĠ
PSĠKOMETRĠK ÖZELLĠKLERĠ
EVĠNDE YAġAYAN ALZHEIMER HASTALIĞI OLAN VE OLMAYAN YAġLI
BĠREYLERĠN YAġAM KALĠTESĠ VE DEPRESYON DÜZEYĠNĠN
KARġILAġTIRILMASI
GENEL POPÜLASYONDA SAĞLIKLA ĠLE ĠLGĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ VE
ETKĠLEYEN ETMENLER
HEMODĠYALĠZ HASTALARININ YAġAM KALĠTESĠNĠN
DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
HEMġĠRELERDE YAġAM KALĠTESĠNĠ ETKĠLEYEN FAKTÖRLERĠN
BELĠRLENMESĠ
HĠPERTANSĠYON VE SAĞLIKLA ĠLGĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
ĠDRAR KAÇIRAN KADINLARDA HEMġĠRELĠK EĞĠTĠMĠ VE
DAVRANIġSAL TEDAVĠNĠN KONFOR PELVĠK TABAN KAS EGZERSĠZĠ
UYGULAMASI ÖZ-ETKĠLĠLĠK ALGISI VE YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
ĠNMEYE ÖZGÜ YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ‘ NĠN TÜRK TOPLUMU ĠÇĠN
GEÇERLĠK VE GÜVENĠRLĠĞĠNĠN ĠNCELENMESĠ
15
Bildiri no; sunum tarihi; salon; oturum adı
(Bildiri No: 379; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630;
Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no: 302; 26 Mart 2010 Cuma; 1330 15 30; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:360; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630;
Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:359; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630;
Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:340; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana
Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:409; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
(Bildiri no:386; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:392; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:338; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana
Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:339; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana
Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:337; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana
Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:329; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
C; Romatolojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:422; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:429; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730;
Salon A; Çocuk Nefroloji ve SYK)
(Bildiri no:512; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530;
Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK)
(Bildiri no:513; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530;
Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK)
(Bildiri no:295; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1630 1730;
Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
(Bildiri no:291; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1630 1730;
Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
(Bildiri no:401; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
C; Romatolojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:383; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:371; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
C; Ağrı ve SYK)
(Bildiri no:398; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana
Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
(Bildiri No:283; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730; Salon
A; EriĢkin ve Çocuk Solunum Hastalıkları ve SYK)
(Bildiri no:423; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
(Bildiri no:358; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630;
Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no: 296; 26 Mart 2010 Cuma; 1330 15 30; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:434; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1630 1730;
Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
(Bildiri no:391; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:293; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530;
Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no: 304; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 17 30; Salon
B; Üroloji ve Üro-onkolojide SYK)
(Bildiri no:349; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730;
Salon B; Nörolojik sorunlar ve SYK)
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Bildirinin Adı (alfabetik sıraya göre)
ĠRREVERSĠBLE PULPĠTĠS VE PERĠKORONĠTĠS‘LĠ HASTALARDA AĞRI
VE ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ ĠLĠġKĠSĠ
ĠRREVERSĠBLE PULPĠTĠSLĠ VE PERĠKORONĠTĠSLĠ HASTALARDA
HASTALARDA ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
ĠSTANBUL‘DA HUZUREVLERĠNDE YAġAYAN YAġLILARIN GÜNLÜK
YAġAM AKTĠVĠTELERĠNĠN VE YAġAM KALĠTELERĠNĠN BELĠRLENMESĠ
ĠġĠTME ENGELLĠ ÇOCUKLARDA YAġAM KALĠTESĠ
ĠZMĠR/BORNOVA ĠLKÖĞRETĠM ĠKĠNCĠ KADEME DEVLET
OKULLARINDA EĞĠTĠM GÖREN ERGENLERDE YAġAM KALĠTESĠ
KANSER AĞRISININ HASTA YAġAMINA ETKĠSĠ
KANSER HASTALARINDA AĞRININ DUYGU DURUMUNA ETKĠSĠ VE
BUNA YÖNELĠK YAKLAġIMLAR
KANSERLĠ HASTA YAKINLARININ YAġAM KALĠTESĠ
KANSERLĠ HASTALARA BAKIM VEREN AĠLE ÜYELERĠ ĠÇĠN BAKIM
VERĠCĠ TEPKĠ DEĞERLENDĠRME ÖLÇEĞĠ‘NĠN GEÇERLĠK VE
GÜVENĠRLĠK ÇALIġMASI
KANSERLĠ HASTALARA BAKIM VERENLERDE YAġAM KALĠTESĠ
ÖLÇEĞĠ‘NĠN (THE CAREGIVER QUALITY OF LIFE INDEX CANCER
SCALE-CQOLC) TÜRK KANSERLĠ HASTA YAKINLARINDA GÜVENĠRLĠK
VE GEÇERLĠĞĠ
KELOĠD VE HĠPERTROFĠK SKARI OLAN HASTALARDA DYKĠ
SKORLARI: PROSPEKTĠF OLGU-KONTROL ÇALIġMASI
KEMORADYOTERAPĠYE BAĞLI GELĠġEN GASTROĠNTESTĠNAL
KOMPLĠKASYONLARI ÖNLEMEDE EĠKOSAPENTAENOĠK ASĠT ĠÇEREN
BESLENME DESTEĞĠ
KINDL KANSER MODÜLÜNÜN TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN KANSERLĠ TÜRK
ÇOCUKLARI ÖRNEĞĠNDEKĠ ÖNCÜL GÜVENĠLĠRLĠK ÇÖZÜMLEMELERĠ
KIRIKSIZ OSTEOPOROTĠK HASTALARDA EGZERSĠZĠN YAġAM
KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
KĠDDO-KĠNDL GENEL AMAÇLI 13-16 YAġ YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ
ERGEN FORMU ĠLE DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ YAġAM KALĠTESĠ
ÖLÇEĞĠ GENEL SAĞLIK YAġAM KALĠTESĠ ALT BOYUTU ĠLE ELDE
EDĠLEN SONUÇLARIN KARġILAġTIRILMASI VE ÖLÇEKLER
ARASINDAKĠ TUTARLILIK
KORONER ARTER HASTALARINDA YAġAM TARZI DEĞĠġĠKLĠĞĠ
MÜDAHALESĠNĠN YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
KRONĠK BÖBREK YETMEZLĠĞĠ HASTALARINDA YAġAM TARZI
DEĞĠġĠKLĠĞĠ MÜDAHALESĠNĠN YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
KRONĠK DĠYALĠZ TEDAVĠSĠNĠN ÇOCUK YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
KRONĠK HEPATĠT B YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ‘NĠN GEÇERLĠK VE
GÜVENĠRLĠĞĠ
KRONĠK KALP YETERSĠZLĠĞĠ ANKETĠNĠN (KKYA) TÜRKÇE
SÜRÜMÜNÜN GEÇERLĠLĠK VE GÜVENĠRLĠK ÇALIġMASI
KRONĠK KALP YETMEZLĠĞĠ OLAN HASTALARDA YAġAM KALĠTESĠNĠN
DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
LĠKEN PLANUSTA DERMATOLOJĠ YAġAM KALĠTE ĠNDEKS SKORLARI:
PSORĠYAZĠS VE SAĞLIKLI KONTROLLERLE KARġILAġTIRILMASI
LOKAL ĠLERĠ EVRE REKTUM KANSERLĠ OLGULARDA TEDAVĠ
SIRASINDA YAġAM KALĠTESĠ DEĞĠġĠMLERĠNĠN ĠNCELENDĠĞĠ
PROSPEKTĠF KLĠNĠK ÇALIġMA
MAJOR DEPRESĠF BOZUKLUKTA ANTĠDEPRESAN TEDAVĠSĠNĠN
YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠSĠ
MARDĠN ĠL MERKEZĠNDE 3 NOLU SAĞLIK OCAĞI BÖLGESĠNDE
YAġLILARIN YAġAM KALĠTESĠ VE YAġAM KALĠTESĠNĠ ETKĠLEYEN
FAKTÖRLERĠN BELĠRLENMESĠ
MIDAS YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN
PSĠKOMETRĠK ÖZELLĠKLERĠ
MULTĠPL SKLEROZLU HASTALARDA EV ZĠYARETĠ YOLUYLA VERĠLEN
BAKIM‘IN YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠSĠ
ORAL LĠKEN PLANUSLU VE ORAL KANDĠDOZLU HASTALARDA ORAL
SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
OSWESTRY DĠSABĠLĠTY ĠNDEKS SKORLAMA SĠSTEMĠNĠN TÜRKÇE
VERSĠYONUNUN LOMBER DĠSK HERNĠSĠ TANILI OLGULARDA
GEÇERLĠLĠK VE GÜVENĠLĠRLĠĞĠNĠN SAPTANMASI
PEPTĠK ÜLSER TANISI ALAN BĠREYLERĠN YAġAM KALĠTESĠNĠN
ĠNCELENMESĠ
PERĠTON DĠYALĠZĠ HASTALARINDA SAĞLIKLA ĠLGĠLĠ YAġAM
KALĠTESĠNĠN MAJÖR BELĠRLEYĠCĠLERĠ
16
Bildiri no; sunum tarihi; salon; oturum adı
(Bildiri no:342; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana
Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:343; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana
Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
(Bildiri no: 320; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630;
Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:394; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:381; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:419; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
C; Ağrı ve SYK)
(Bildiri no:418; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
C; Ağrı ve SYK)
(Bildiri no: 324; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 30 1730;
Salon C; Meme Kanseri ve SYK)
(Bildiri no:308; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
(Bildiri no: 325; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730; Salon
D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
(Bildiri no;500; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 30 1530;
Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:402; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 30 1730;
Salon C; Meme Kanseri ve SYK)
(Bildiri no:436; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530;
Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK)
(Bildiri no:353; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
C; Romatolojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:382; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
(Bildiri no:286; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 30 1530;
Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:298; 27 Mart 2010 Cumartesi; 16 30 1730;
Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
(Bildiri no:430; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730;
Salon A; Çocuk Nefroloji ve SYK)
(Bildiri no:334; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
(Bildiri no:322; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 30 1530;
Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:307; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530;
Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no;501; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 30 1530;
Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri No:406; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 30 1730;
Salon C; Meme Kanseri ve SYK)
(Bildiri no:380; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
(Bildiri no:363; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 30 1630;
Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:323; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 30 1530;
Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:420; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 30 1730;
Salon B; Nörolojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:427; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana
Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:370; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
C; Ağrı ve SYK)
(Bildiri no:313; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
A; EriĢkin ve Çocuk Solunum Hastalıkları ve SYK)
(Bildiri no:431; 27 Mart 2010 Cumartesi; 16 30 1730;
Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Bildirinin Adı (alfabetik sıraya göre)
PHILADELPHIA GERĠATRĠ MERKEZĠ MORAL SKALA‘SININ (PGMMS)
TÜRK YAġLILARINDA GEÇERLĠK VE GÜVENĠRLĠĞĠ
PSÖRĠATĠK ARTRĠT YAġAM KALĠTESĠ SKALASININ (PSAQOL) TÜRK
TOPLUMUNDA GEÇERLĠLĠK VE GÜVENĠLĠRLĠĞĠ
REDÜKSĠYONLU ANTERĠOR DĠSK DEPLASMANI OLAN HASTALARDA
KRONĠK AĞRI ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠNĠ
OLUMSUZ YÖNDE ETKĠLĠYOR
SAĞLIĞI GELĠġTĠRĠCĠ YAġAM TARZI VE ÖZ ETKĠLĠLĠK-YETERLĠLĠK
DURUMUNUN SOSYOEKONOMĠK DURUM ĠLE ĠLĠġKĠSĠ
SF-10 ÇOCUKLAR ĠÇĠN YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠNĠN GEÇERLĠLĠK VE
GÜVENĠLĠRLĠK ÇALIġMASI
SPĠNA BĠFĠDA HASTALIĞININ HASTA ÇOCUKLAR VE BAKIM VEREN
ANNELERĠNĠN YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNDEKĠ ETKĠSĠ
TALASEMĠ (AKDENĠZ ANEMĠSĠ) HASTALARINDA YAġAM KALĠTESĠ
DESTEĞĠ
TEMPOMANDĠBULAR EKLEM-ORTOGNATĠK CERRAHĠ HASTALARININ
ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
TĠHV (TÜRKĠYE ĠNSAN HAKLARI VAKFI) ĠZMĠR TEMSĠLCĠLĠĞĠNE
BAġVURAN ĠġKENCE MAĞDURLARINDA YAġAM KALĠTESĠ VE
DEPRESYON ARAġTIRILMASI
TOTAL LARENJEKTOMĠ UYGULANAN HASTALARIN POST-OPERATĠF
ERKEN DÖNEM PSĠKOSOSYAL DURUMLARI
TÜRKĠYE‘DE ĠLLERĠN YAġAM KALĠTE DÜZEYLERĠNĠN ÇOK
DEĞĠġKENLĠ ĠSTATĠSTĠK YÖNTEMLERLE ĠNCELENMESĠ
TÜRKĠYE‘DE KRONĠK AĞRI
ÜRĠNER ĠNKONTĠNANS VE ÜRĠNER SIKLIK KONFOR ÖLÇEĞĠ VE
BROOME PELVĠK TABAN KAS EGZERSĠZĠ ÖZ-ETKĠLĠLĠK ÖLÇEĞĠNĠN
GÜVENĠRLĠK VE GEÇERLĠĞĠNĠN ĠNCELENMESĠ
VENOUS INSUFFĠCĠENCY EPĠDEMĠOLOGĠCAL AND ECONOMĠC STUDY
QUALĠTY OF LĠFE/SYMPTOMS(VEINES-OOL/SYM)- ÖLÇEĞĠNĠN
TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN GEÇERLĠLĠK VE GÜVENĠLĠRLĠĞĠ
WHO-ADS (WHO ENGELLĠLĠK TUTUM ÖLÇEĞĠ) TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN
TÜRK ENGELLĠLERĠNDEKĠ PSĠKOMETRĠK ÖZELLĠKLERĠ
WHO-QOCS (WHO ENGELLĠLERDE BAKIM VE DESTEK KALĠTESĠ
ÖLÇEĞĠ) TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN TÜRK TOPLUMUNDAKĠ PSĠKOMETRĠK
ÖZELLĠKLERĠ
WHOQOL-DIS (WHO ENGELLĠLERDE YAġAM KALĠTESĠ MODÜLÜ)
TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN TÜRK TOPLUMUNDAKĠ PSĠKOMETRĠK
ÖZELLĠKLERĠ
YĠNELEYEN AFTÖZ STOMATĠTTE DERMETOLOJĠ YAġAM KALĠTE
ĠNDEKSĠ VE OHIP-14 ĠLĠġKĠSĠ
YOĞUN BAKIM ÜNĠTELERĠNDE ÇALIġAN HEMġĠRELERĠN GENEL
SAĞLIK ANKETĠNE GÖRE RUHSAL DURUMLARI VE RUHSAL
DURUMLARINI ETKĠLEYEN ETMENLER
BEHÇET HASTALIĞINA ÖZGÜ YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ‘NĠN
GÜVENĠRLĠK VE GEÇERLĠĞĠ
KANSERLĠ HASTALARA BAKIM VEREN AĠLE ÜYELERĠNE UYGULANAN
MANUEL SANDALYE MASAJININ UYKU KALĠTESĠ, DURUMLUK
ANKSĠYETE DÜZEYĠ, YORGUNLUK, KAN BASINCI, NABIZ HIZI VE
SERUM KORTĠZOL DÜZEYLERĠNE ETKĠSĠ
HUZUREVLERĠNDE KALAN YAġLILARIN SAĞLIK VE FONKSĠYONEL
DURUMLARI ĠLE YAġAM KALĠTELERĠNĠN ĠNCELENMESĠ
SPINE TANGO COMI ÖLÇEĞĠNĠN TÜRKÇEYE UYARLANMASI,
KÜLTÜRLER ARASI UYUMUNUN, GEÇERLĠLLĠĞĠNĠN VE
GÜVENĠLĠRLĠĞĠNĠN SINANMASI
BÖBREK TRANSPLANTASYONU OLAN HASTALARA VERĠLEN EĞĠTĠMĠN
HASTALARIN YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠSĠ
SAĞLIĞI GELĠġTĠRĠCĠ YAġAM TARZI VE ÖZ ETKĠLĠLĠK YETERLĠLĠK
DURUMUNUN SOSYOEKONOMĠK DURUM ĠLE ĠLĠġKĠSĠ
DĠYABETĠK HASTALARDA CĠNSEL DĠSFONKSĠYONUN
DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
BALIKESĠR‘DE BĠRĠNCĠ VE ĠKĠNCĠ BASAMAK SAĞLIK KURUMLARINDA
BEL AĞRISI OLAN HEMġĠRELERDE YETĠ YĠTĠMĠNE ETKĠ EDEN
ETMENLER
Bildiri no; sunum tarihi; salon; oturum adı
(Bildiri no: 306; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630;
Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:502; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530;
Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:347; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana
Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:336; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:440; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
(Bildiri no:511; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730;
Salon A; Çocuk Nefroloji ve SYK)
(Bildiri no:514; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530;
Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK)
(Bildiri no:344; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana
Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:413; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:387; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530;
Salon D; KBB sorunları ve SYK)
(Bildiri no: 299; 26 Mart 2010 Cuma; 1330 15 30; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:428; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
C; Ağrı ve SYK)
(Bildiri no: 305; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 17 30; Salon
B; Üroloji ve Üro-onkolojide SYK)
(Bildiri no:435; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530;
Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:438; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
(Bildiri no:437; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
(Bildiri no:439; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon
D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
(Bildiri no:327; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530;
Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:395; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon
D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:300; 26 Mart 2010 Cuma; 1330 1530;
Salon C; Romatolojik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:301; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730;
Salon C; Meme Kanseri ve SYK)
(Bildiri no:328; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630;
Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
(Bildiri no:292; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630;
Salon D; Ortopedi ve Omurga cerrahisinde SYK;)
(Bildiri no:309; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1630 1730;
Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
(Bildiri no:310; 26 Mart 2010 Cuma; 1330 1530;
Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
(Bildiri no:378; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730;
Salon B; Üroloji ve Üro-onkolojide SYK)
(Bildiri no:384; 26 Mart 2010 Cuma; 1330 1530;
Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
POSTOPERATĠF KEMORADYOTERAPĠ UYGULANMĠġ REKTUM KANSERLĠ GEÇ
DÖNEM YAN ETKĠLERĠN VE YAġAM KALĠTESĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLDĠĞĠ ÇOK
MERKEZLĠ KLĠNĠK ÇALĠġMA: TÜRK ONKOLOJĠ GRUBU (TOG) YAN ETKĠLER VE
GASTROĠNTESTĠNAL KANSERLER ALT ÇALĠġMA GRUBU ORTAK PROJESĠ
(Bildiri no:403; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630;
Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
HUZUREVĠNDE YAġAYAN BĠREYLERĠN YAġ VE CĠNSĠYETLERĠNE
GÖRE YAġAM KALĠTELERĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
(Bildiri no:421; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630;
Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
17
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KONGRE ÖNCESĠ KURSLAR
24 Mart 2010, Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi
Sabah Programı:
KURS 1 (SALON_A): Saat: 09 30 – 12 30
Sağlıkta YaĢam Kalitesinde Temel Kavramlar
Yönetici: Prof. Dr. Ömer Aydemir, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Sunan:
Konular:
Doç. Dr. Caner Fidaner, Ġzmir Ġl Sağlık Müd.
YaĢam Kalitesi Kavramı
Gül Saatli MPH, Dokuz Eylül Üniversitesi
YaĢam Kalitesinin Ölçümü ve ölçüm
Prof. Dr. Ömer Aydemir, Celal Bayar Üni.
gereçlerinin sınıflandırılması ve Kültüre
uyarlanması
Klinik uygulamada dikkat edilecek
noktalar
KURS 2(SALON_B): Saat: 09 30 – 12
30
Sağlıkta YaĢam Kalitesi Ölçeklerinin Psikometrik Çözümlemesi:
Geçerlilik ve Güvenilirlik
Yönetici: Prof. Dr. Erhan Eser Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Sunan:
Konular:
Prof. Dr. Erhan Eser, Celal Bayar Üniversitesi
Güvenilirlik , Geçerlilik
Hakan Baydur, MPH, Dokuz Eylül Üniversitesi
SPSS örnekleri
Öğleden Sonra Programı:
KURS 3 (SALON_A): Saat: 13 30 – 16 30
Çok DeğiĢkenli Analizler
Yönetici: Prof. Dr. Gül Ergör, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi
Sunan:
Konular:
Prof. Dr. Gül Ergör, Dokuz Eylül Üniversitesi
Yan tutma (Bias)
Doç. Dr. Gönül Dinç, Celal Bayar Üniversitesi
Çoklu Doğrusal Regresyon
Prof. Dr. Belgin Ünal, Dokuz Eylül
Lojistik Regresyon
Üniversitesi
KURS 4 (SALON_B): Saat: 13 30 – 16 30
Geçerlilik Çözümlemelerinde Doğrulayıcı YaklaĢım ve ilgili yazılım araçları
(AMOS, LĠSREL)
Yönetici: Prof. Dr. Nuri BaĢoğlu, Boğaziçi Üniversitesi, Yönetim BiliĢim Sistemleri
Sunan:
Konular:
Prof. Dr. Nuri BaĢoğlu - Boğaziçi Üniversitesi
AMOS, LĠSREL, MAP uygulamaları
Hakan Baydur MPH - Dokuz Eylül
Güvenilirlik uygulamaları
Üniversitesi
Doğrulayıcı Faktör Çözümlemeleri
Selin Eser Erdil MA - Sabancı Üniversitesi,
Yön Bil
18
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ĠÇĠNDEKĠLER
KONGRE DÜZENLEME KURULU ........................................................................................................................ 2
KONGRE BİLİM KURULU ................................................................................................................................... 3
ÖNSÖZ ............................................................................................................................................................. 4
BİLİMSEL PROGRAM ........................................................................................................................................ 5
PARALEL BİLİM DALI OTURUMLARI .................................................................................................................. 8
BİLDİRİ OTURUM DAĞILIM LİSTESİ..................................................................................................................15
KONGRE ÖNCESİ KURSLAR ..............................................................................................................................18
İÇİNDEKİLER ....................................................................................................................................................19
GENEL SUNUMLAR ..........................................................................................................................................25
WHAT HAVE YOU DONE FOR ME LATELY? THE VALUE ADDED BY HEALTH-RELATED QUALITY OF LIFE DATA IN CLINICAL
TRIALS ......................................................................................................................................................................... 26
Neil K. Aaronson, Ph.D. .....................................................................................................................................................................................................................26
PSİKO-ONKOLOJİDE YAŞAM KALİTESİNİN YERİ ............................................................................................................... 27
Uzm.Dr. Özen Önen Sertöz ...............................................................................................................................................................................................................27
KLİNİKTE KOMORBİDİTE VE YAŞAM KALİTESİ ................................................................................................................. 28
Prof.Dr. Ömer Aydemir .....................................................................................................................................................................................................................28
YAŞAM KALİETSİNDE EN KÜÇÜK ANLAMLI FARK (EKAF) .................................................................................................. 29
Prof. Dr. Erhan Eser ...........................................................................................................................................................................................................................29
PATIENT-REPORTED OUTCOMES IN CLINICAL RESEARCH AND CLINICAL PRACTICE: FACTS, FICTIONS AND FUTURE
DIRECTIONS ................................................................................................................................................................. 34
Neil K. Aaronson, Ph.D. .....................................................................................................................................................................................................................34
KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ HASTALARININ YAKINLARINDA YAŞAM KALİTESİ................................................................ 35
Öğr. Gör. Dr. Hicran Yıldız .................................................................................................................................................................................................................35
SANDALYE MASAJI KANSERLİ HASTALARA BAKIM VEREN AİLE ÜYELERİNİN YAŞAM KALİTESİNE KATKI VEREBİLİR Mİ?........ 38
Füsun Afşar ........................................................................................................................................................................................................................................38
KAPSAMLI EĞİTİM DEMANSLI HASTALARA BAKIM VEREN AİLE ÜYELERİNİN YAŞAM KALİTESİNE KATKI VEREBİLİR Mİ? ....... 40
Doç. Dr. Nevin Kuzu Kurban..............................................................................................................................................................................................................40
BIR HASTA YAKINININ YAŞADIKLARI “ANNEME NE OLDU?”............................................................................................. 43
Gözde Dalan ......................................................................................................................................................................................................................................43
HASTA YAKINLARININ YAŞAM KALİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ................................................................................... 46
Yrd. Doç. Dr. Ayşe Çil Akıncı ..............................................................................................................................................................................................................46
SAĞLIKLA İLGİLİ YAŞAM KALİTESİ ÖLÇÜM ARAÇLARI VE ÇOK BOYUTLU YAPININ ÜLKEYE UYARLANMASI ........................... 48
Güldal Büyükdamgacı Ph.D. .............................................................................................................................................................................................................48
SAĞLIKTA YAŞAM NİTELİĞİ VE ETİK ................................................................................................................................ 50
Dr. Ahmet Can Bilgin .........................................................................................................................................................................................................................50
YAŞAM KALITESI ÖLÇEKLERINDE TOPLUM STANDARTLARI ............................................................................................. 52
Doç. Dr. Simten Malhan....................................................................................................................................................................................................................52
ULUSAL YAŞAM KALİTESİ SKORLARINI HESAPLAMA ÇALIŞMALARI: FARKLI ÜLKELERDEN EQ5D ÖRNEKLERİ ....................... 55
Doç. Dr Doğan FİDAN ........................................................................................................................................................................................................................55
KANSERLİ ÇOCUKLARDA YORGUNLUK ........................................................................................................................... 56
Yrd.Doç.Dr. Rabia Ekti Genç .............................................................................................................................................................................................................56
YAŞAM KALİTESİ Mİ İŞLEVSELLİK Mİ? KAVRAMSAL YAKLAŞIM ......................................................................................... 61
Prof. Dr. Ayşe A. Küçükdeveci ...........................................................................................................................................................................................................61
ORAL SAĞLIKLA İLİŞKİLİ YAŞAM KALİTESİ NEDİR? HANGİ ÖLÇEKLER KULLANILIR VE GÜNCEL UYGULAMALAR NELERDİR?... 64
1
2
Doç. Dr. Gonca Mumcu , Dr. Ümit Karaçaylı .................................................................................................................................................................................64
PEDİATRİDE ALERJİK HASTALIKLAR, ASTIM VE YAŞAM KALİTESİ ...................................................................................... 65
Prof. Dr. Hasan YÜKSEL .....................................................................................................................................................................................................................65
ERİŞKİN ALERJİDE “SAĞLIKTA YAŞAM KALİTESİ” ............................................................................................................. 72
Doç.Dr. Cengiz KIRMAZ .....................................................................................................................................................................................................................72
ALLERJİK HASTALIKLAR VE ASTIMDA YAŞAM KALİTESİ TESTLERİNİN RUTİN KULLANIMI VE YORUMUNDAKİ ZORLUKLAR .... 74
Uz. Dr. Özge Yılmaz ...........................................................................................................................................................................................................................74
AKCİĞER KANSERİ TEDAVİSİNDE YAŞAM KALİTESİ DEĞERLENDİRMELERİNİN YERİ ........................................................... 76
Doç Dr Sevin Başer ............................................................................................................................................................................................................................76
HALK SAĞLIĞI’NDA YAŞAM KALİTESİ; ETKİNLİK-EŞİTLİK ÖDÜNLEŞİM PROBLEMİ .............................................................. 81
Dr. Melih Kaan Sözmen .....................................................................................................................................................................................................................81
19
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
İŞ SAĞLIĞI VE YAŞAM KALİTESİ ...................................................................................................................................... 82
Hakan Baydur, MPH..........................................................................................................................................................................................................................82
ERİŞKİN SOLUNUM HASTALIKLARINDA YAŞAM KALİTESİ ................................................................................................ 85
Prof.Dr.Arzu Yorgancıoğlu ................................................................................................................................................................................................................85
BENİGN PROSTAT HİPERPLAZİSİ YAŞAM KALİTESİ (BPH-YK) TÜRKÇE ÖLÇEĞİNİN KULLANIM KILAVUZU ............................. 90
Prof. Dr. Kamil ÇAM ..........................................................................................................................................................................................................................90
MESANE KANSERINDE YAŞAM KALITESI ÖLÇEKLERININ KULLANIM ZAMANLAMASI ......................................................... 91
Dr Gökhan Toktaş..............................................................................................................................................................................................................................91
TÜRK TOPLUMUNA ÖZGÜ YAŞAM KALİTESİ ÖLÇEĞİNİN GEREKLİLİĞİ HAKKINDA BİR YORUM ........................................... 95
Dr. Oğuz Mertoğlu ............................................................................................................................................................................................................................95
ANESTEZİ VE ALGOLOJİDE YAŞAM KALİTESİ KAVRAMI .................................................................................................... 97
Doç Dr idil Tekin Mirzai .....................................................................................................................................................................................................................97
ANESTEZİ VE YAŞAM KALİTESİ ..................................................................................................................................... 100
Doç. Dr. Altan Şahin ........................................................................................................................................................................................................................100
KRONİK BENİGN AĞRIDA YAŞAM KALİTESİ ................................................................................................................... 101
Prof. Dr. Elvan Erhan .......................................................................................................................................................................................................................101
YAŞLILIK DÖNEMİNDE ÖNEMLİ BİR KAVRAM: YAŞAM KALİTESİ ..................................................................................... 102
Doç. Dr. Dilek ASLAN .......................................................................................................................................................................................................................102
YAŞLILARDA YAŞAM KALİTESİ-DEĞERLENDİRME VE ÖLÇEKLER ..................................................................................... 105
Doç. Dr. Rezzan GÜNAYDIN ............................................................................................................................................................................................................105
YAŞLILIKTA YAŞAM KALİTESİNİ ETKİLEYEN NEDENLER .................................................................................................. 109
Dr. Pembe KESKİNOĞLU, PhD.........................................................................................................................................................................................................109
DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ YAŞLILAR İÇİN YAŞAM KALİTESİ MODÜLÜ (WHOQOL-OLD) VE AVRUPA YAŞLI TUTUM ANKETİ (AAQ)
TÜRKÇE SÜRÜMLERİNİN GELİŞTİRİLME SÜREÇLERİ ...................................................................................................... 113
Dr. Sultan Eser .................................................................................................................................................................................................................................113
HEMOFİLİ ÖRNEĞİNDE BAKIM VERENLERİN YAŞAM KALİTESİ ....................................................................................... 117
Yrd.Doç.Dr. Selmin Şenol ................................................................................................................................................................................................................117
KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONU UYGULANAN ÇOCUKLARDA YAŞAM KALİTESİ .......................................................... 121
Yrd.Doc.Dr.Hüsniye ÇALIŞIR ............................................................................................................................................................................................................121
PEDİATRİK ONKOLOJİ HASTALARINDA YAŞAM KALİTESİ ............................................................................................... 128
Doç. Dr. Mehmet Kantar.................................................................................................................................................................................................................128
ÇOCUKLUK ÇAĞI LÖSEMİLERİNDE YAŞAM KALİTESİ ...................................................................................................... 129
Yrd. Doç. Dr. Şebnem Yılmaz ..........................................................................................................................................................................................................129
KRONİK KAN HASTASI ÇOCUKLARDA YAŞAM KALİTESİ VE PSİKO-SOSYAL YAKLAŞIM....................................................... 130
Psik. Ufuk Solak ...............................................................................................................................................................................................................................130
THE FAMILY IMPACT OF SKIN DISEASE ......................................................................................................................... 131
Professor Andrew Y Finlay ..............................................................................................................................................................................................................131
PSORİAZİS VE YAŞAM KALİTESİ.................................................................................................................................... 133
Prof.Dr.Serap Öztürkcan .................................................................................................................................................................................................................133
ÜRTİKERDE YAŞAM KALİTESİ ....................................................................................................................................... 134
Uzm. Dr. Cemal Bilaç.......................................................................................................................................................................................................................134
KALP YETERSİZLİĞİNDE YAŞAM KALİTESİ...................................................................................................................... 135
Prof. Dr. Mehdi ZOGHİ ....................................................................................................................................................................................................................135
Dr. Serap ÖZER ................................................................................................................................................................................................................................135
PERKÜTAN KORONER GİRİŞİMLERİN YAŞAM KALİTESİNE ETKİLERİ ................................................................................ 140
Doç. Dr. Cevad Şekuri ......................................................................................................................................................................................................................140
İDRAR İNKONTİNANSI OLAN ÇOCUKLARI YAŞAM KALİTESİ............................................................................................ 143
Doç Dr. İpek Akil ..............................................................................................................................................................................................................................143
ÇOCUK DİYALİZ HASTALARI , RENAL TRANSPLANTASYON ALICILARINDA VE EBEVEYLERİNDE YAŞAM KALİTESİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ (ÇOK MERKEZLİ BİR ÇALIŞMANIN IŞIĞINDA LİTERATÜRÜN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ) ................................................. 145
Prof. Dr. Necla Buyan......................................................................................................................................................................................................................145
HEMODİYALİZ HASTALARINDA İLETİŞİMİ GÜÇLENDİRME VE PSİKOSOSYAL DESTEK GRUBU ........................................... 149
Prof. Dr. Işıl Bulut ............................................................................................................................................................................................................................149
NÖROLOJİK HASTALIKLARDA YAŞAM KALİTESİ ............................................................................................................. 155
Doç. Dr. Şerefnur Öztürk .................................................................................................................................................................................................................155
VERTİGODA YAŞAM KALİTESİ ...................................................................................................................................... 157
Prof.Dr.Neşe Çelebisoy....................................................................................................................................................................................................................157
SEREBROVASKÜLER HASTALIKLARDA SAĞLIKTA YAŞAM KALİTESİ ................................................................................. 158
Doç. Dr A Kemal Erdemoğlu ...........................................................................................................................................................................................................158
MULTİPL SKLEROZ HASTALIĞINDA YAŞAM KALİTESİ ..................................................................................................... 159
Prof.Dr.Hatice Mavioğlu .................................................................................................................................................................................................................159
MEME KANSERI VE YAŞAM KALITESI............................................................................................................................ 160
Uzman. Dr. Senem Demirci .............................................................................................................................................................................................................160
MEME KANSERİ, KEMOTERAPİ VE YAŞAM KALİTESİ ..................................................................................................... 163
20
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Yrd.Doç.Dr. Öznur USTA YEŞİLBALKAN ..........................................................................................................................................................................................163
MEME KANSERİNDE TAMAMLAYICI TEDAVİLERİN YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ ................................................................ 167
Canfeza Sezgin .................................................................................................................................................................................................................................167
DİZ ARTOPLASTİSİ VE YAŞAM KALİTESİ......................................................................................................................... 170
Uzm. Dr. Erden Kılıç .........................................................................................................................................................................................................................170
ARTROPLASTİDE MALİYET VE YAŞAM KALİTESİ ANALİZLERİ........................................................................................... 173
Prof Dr Bülent Atilla ........................................................................................................................................................................................................................173
BİLDİRİLER.....................................................................................................................................................175
ERKEN DÖNEM TÜBERKÜLOZ OLGULARINDA SF-36 VE WHOQOL-100 YAŞAM KALİTESİ ÖLÇEKLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI
.................................................................................................................................................................................. 176
30
30
(Bildiri No:283; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon A; Erişkin ve Çocuk Solunum Hastalıkları ve SYK) ....................................................................176
KORONER ARTER HASTALARINDA YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ MÜDAHALESİNİN YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ ..................... 177
30
30
(Bildiri no:286; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK) .........................................................................................177
DİYALİZ HASTALARINDA YORGUNLUK VE YAŞAM KALİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ.................................................................... 178
30
30
(Bildiri no:291; 27 Mart 2010 Cumartesi; 16 17 ; Ana Salon; Nefroloji ve SYK) .........................................................................................................178
HİPERTANSİYON VE SAĞLIKLA İLGİLİ YAŞAM KALİTESİ................................................................................................... 179
30
30
(Bildiri no:293; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK) .........................................................................................179
DİYALİZ HASTALARINDA CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUKLARI VE YAŞAM KALİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ .................................. 180
30
30
(Bildiri no:295; 27 Mart 2010 Cumartesi; 16 17 ; Ana Salon; Nefroloji ve SYK) .........................................................................................................180
GENEL POPÜLASYONDA SAĞLIKLA İLE İLGİLİ YAŞAM KALİTESİ VE ETKİLEYEN ETMENLER ................................................ 181
30
30
(Bildiri no: 296; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK).............................................................................................181
KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ HASTALARINDA YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ MÜDAHALESİNİN YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ ... 182
30
30
(Bildiri no:298; 27 Mart 2010 Cumartesi; 16 17 ; Ana Salon; Nefroloji ve SYK) .........................................................................................................182
TÜRKİYE’DE İLLERİN YAŞAM KALİTE DÜZEYLERİNİN ÇOK DEĞİŞKENLİ İSTATİSTİK YÖNTEMLERLE İNCELENMESİ ............... 183
30
30
(Bildiri no: 299; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK).............................................................................................183
ACİL SERVİSLERDE ÇALIŞAN HEMŞİRELERİN TÜKENMİŞLİK VE İŞ DOYUMLARININ YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ ................... 184
30
30
(Bildiri no: 302; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK).............................................................................................184
İDRAR KAÇIRAN KADINLARDA HEMŞİRELİK EĞİTİMİ VE DAVRANIŞSAL TEDAVİNİN KONFOR PELVİK TABAN KAS EGZERSİZİ
UYGULAMASI ÖZ-ETKİLİLİK ALGISI VE YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ................................................................................... 185
30
30
(Bildiri no: 304; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon B; Üroloji ve Üro-onkolojide SYK) .............................................................................................185
ÜRİNER İNKONTİNANS VE ÜRİNER SIKLIK KONFOR ÖLÇEĞİ VE BROOME PELVİK TABAN KAS EGZERSİZİ ÖZ-ETKİLİLİK
ÖLÇEĞİNİN GÜVENİRLİK VE GEÇERLİĞİNİN İNCELENMESİ ............................................................................................. 186
30
30
(Bildiri no: 305; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon B; Üroloji ve Üro-onkolojide SYK) .............................................................................................186
PHILADELPHIA GERİATRİ MERKEZİ MORAL SKALA’SININ (PGMMS) TÜRK YAŞLILARINDA GEÇERLİK VE GÜVENİRLİĞİ........ 187
30
30
(Bildiri no: 306; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 16 ; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK) .........................................................................................187
KRONİK KALP YETMEZLİĞİ OLAN HASTALARDA YAŞAM KALİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ............................................. 188
30
30
(Bildiri no:307; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK) .........................................................................................188
KANSERLİ HASTALARA BAKIM VEREN AİLE ÜYELERİ İÇİN BAKIM VERİCİ TEPKİ DEĞERLENDİRME ÖLÇEĞİ’NİN GEÇERLİK VE
GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI .............................................................................................................................................. 189
30
30
(Bildiri no:308; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon D; Yaşam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)...................................................................189
PEPTİK ÜLSER TANISI ALAN BİREYLERİN YAŞAM KALİTESİNİN İNCELENMESİ................................................................... 190
30
30
(Bildiri no:313; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon A; Erişkin ve Çocuk Solunum Hastalıkları ve SYK) ....................................................................190
İSTANBUL’DA HUZUREVLERİNDE YAŞAYAN YAŞLILARIN GÜNLÜK YAŞAM AKTİVİTELERİNİN VE YAŞAM KALİTELERİNİN
BELİRLENMESİ............................................................................................................................................................ 191
30
30
(Bildiri no: 320; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 16 ; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK) .........................................................................................191
KRONİK KALP YETERSİZLİĞİ ANKETİNİN (KKYA) TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN GEÇERLİLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI ............... 192
30
30
(Bildiri no:322; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK) .........................................................................................192
MIDAS YAŞAM KALİTESİ ÖLÇEĞİ TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN PSİKOMETRİK ÖZELLİKLERİ....................................................... 193
30
30
(Bildiri no:323; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK) .........................................................................................193
KANSERLİ HASTA YAKINLARININ YAŞAM KALİTESİ ........................................................................................................ 194
30
30
(Bildiri no: 324; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 17 ; Salon C; Meme Kanseri ve SYK) ...................................................................................................194
KANSERLİ HASTALARA BAKIM VERENLERDE YAŞAM KALİTESİ ÖLÇEĞİ’NİN (THE CAREGIVER QUALITY OF LIFE INDEX CANCER
SCALE-CQOLC­) TÜRK KANSERLİ HASTA YAKINLARINDA GÜVENİRLİK VE GEÇERLİĞİ ....................................................... 195
30
30
(Bildiri no: 325; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon D; Yaşam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)..................................................................195
YİNELEYEN AFTÖZ STOMATİTTE DERMETOLOJİ YAŞAM KALİTE İNDEKSİ VE OHIP-14 İLİŞKİSİ ........................................... 196
30
30
(Bildiri no:327; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK)....................................................................................196
BEHÇET HASTALIĞINDA YAŞAM KALİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ............................................................................... 197
30
30
(Bildiri no:329; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon C; Romatolojik sorunlar ve SYK) ................................................................................................197
KRONİK HEPATİT B YAŞAM KALİTESİ ÖLÇEĞİ’NİN GEÇERLİK VE GÜVENİRLİĞİ ................................................................. 198
30
30
(Bildiri no:334; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon D; Yaşam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)...................................................................198
SAĞLIĞI GELİŞTİRİCİ YAŞAM TARZI VE ÖZ ETKİLİLİK-YETERLİLİK DURUMUNUN SOSYOEKONOMİK DURUM İLE İLİŞKİSİ ..... 199
30
30
(Bildiri no:336; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................199
21
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BEHÇET HASTALARINDA PROSPEKTİF İZLEMDE ORAL ÜLSER AKTİVİTESİ VE ORALSAĞLIKLA İLİŞKİLİ YAŞAM KALİTESİ
DÜZEYİNDEKİ DEĞİŞİMLER ......................................................................................................................................... 200
30
30
(Bildiri no:337; 26 Mart 2010 Cuma; 13 17 ; Ana Salon; Ağız-Diş Sağlığı ve SYK) .....................................................................................................200
BEHÇET HASTALARI VE REKÜRENT AFTÖZ STOMATİTLİ HASTALARDA ORAL SAĞLIKLA İLİŞKİLİ YAŞAM KALİTESİ............... 201
30
30
(Bildiri no:338; 26 Mart 2010 Cuma; 13 17 ; Ana Salon; Ağız-Diş Sağlığı ve SYK) .....................................................................................................201
BEHÇET HASTALARINDA DENTAL VE PERİODONTAL TEDAVİLER İLE ORAL SAĞLIKLA İLİŞKİLİ YAŞAM KALİTESİ .................. 202
30
30
(Bildiri no:339; 26 Mart 2010 Cuma; 13 17 ; Ana Salon; Ağız-Diş Sağlığı ve SYK) .....................................................................................................202
ANAOKULU ÇOCUKLARINDA ORAL SAĞLIKLA İLİŞKİLİ YAŞAM KALİTESİ DÜZEYİNİN İNCELENMESİ ................................... 203
30
30
(Bildiri no:340; 26 Mart 2010 Cuma; 13 17 ; Ana Salon; Ağız-Diş Sağlığı ve SYK) .....................................................................................................203
İRREVERSİBLE PULPİTİS VE PERİKORONİTİS’Lİ HASTALARDA AĞRI VE ORAL SAĞLIKLA İLİŞKİLİ YAŞAM KALİTESİ İLİŞKİSİ .... 204
30
30
(Bildiri no:342; 26 Mart 2010 Cuma; 13 17 ; Ana Salon; Ağız-Diş Sağlığı ve SYK) .....................................................................................................204
İRREVERSİBLE PULPİTİSLİ VE PERİKORONİTİSLİ HASTALARDA HASTALARDA ORAL SAĞLIKLA İLİŞKİLİ YAŞAM KALİTESİ...... 205
30
30
(Bildiri no:343; 26 Mart 2010 Cuma; 13 17 ; Ana Salon; Ağız-Diş Sağlığı ve SYK) .....................................................................................................205
TEMPOMANDİBULAR EKLEM-ORTOGNATİK CERRAHİ HASTALARININ ORAL SAĞLIKLA İLİŞKİLİ YAŞAM KALİTESİ .............. 206
30
30
(Bildiri no:344; 26 Mart 2010 Cuma; 13 17 ; Ana Salon; Ağız-Diş Sağlığı ve SYK) .....................................................................................................206
REDÜKSİYONLU ANTERİOR DİSK DEPLASMANI OLAN HASTALARDA KRONİK AĞRI ORAL SAĞLIKLA İLİŞKİLİ YAŞAM KALİTESİNİ
OLUMSUZ YÖNDE ETKİLİYOR ...................................................................................................................................... 207
30
30
(Bildiri no:347; 26 Mart 2010 Cuma; 13 17 ; Ana Salon; Ağız-Diş Sağlığı ve SYK) .....................................................................................................207
İNMEYE ÖZGÜ YAŞAM KALİTESİ ÖLÇEĞİ’ NİN TÜRK TOPLUMU İÇİN GEÇERLİK VE GÜVENİRLİĞİNİN İNCELENMESİ ........... 208
30
30
(Bildiri no:349; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 17 ; Salon B; Nörolojik sorunlar ve SYK) ............................................................................................208
KIRIKSIZ OSTEOPOROTİK HASTALARDA EGZERSİZİN YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ.............................................................. 209
30
30
(Bildiri no:353; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon C; Romatolojik sorunlar ve SYK)................................................................................................209
EVİNDE YAŞAYAN ALZHEIMER HASTALIĞI OLAN VE OLMAYAN YAŞLI BİREYLERİN YAŞAM KALİTESİ VE DEPRESYON
DÜZEYİNİN KARŞILAŞTIRILMASI .................................................................................................................................. 210
30
30
(Bildiri no:358; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 16 ; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK) .........................................................................................210
ALZHEIMER’LI HASTALARIN KENDİ YAŞAM KALİTESİNİ DEĞERLENDİRMESİ İLE BAKIM VEREN AİLE ÜYELERİNİN HASTALARA
İLİŞKİN YAŞAM KALİTESİNİ DEĞERLENDİRMELERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI .................................................................... 211
30
30
(Bildiri no:359; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 16 ; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK) .........................................................................................211
ALZHEIMER’LI HASTALARA BAKIM VERENLERDE DEPRESYON VE DEPRESYONUN HASTALARIN YAŞAM KALİTESİ İLE İLİŞKİSİ
................................................................................................................................................................................. 212
30
30
(Bildiri no:360; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 16 ; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK) .........................................................................................212
MARDİN İL MERKEZİNDE 3 NOLU SAĞLIK OCAĞI BÖLGESİNDE YAŞLILARIN YAŞAM KALİTESİ VE YAŞAM KALİTESİNİ
ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN BELİRLENMESİ ..................................................................................................................... 213
30
30
(Bildiri no:363; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 16 ; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK) .........................................................................................213
OSWESTRY DİSABİLİTY İNDEKS SKORLAMA SİSTEMİNİN TÜRKÇE VERSİYONUNUN LOMBER DİSK HERNİSİ TANILI
OLGULARDA GEÇERLİLİK VE GÜVENİLİRLİĞİNİN SAPTANMASI ...................................................................................... 214
30
30
(Bildiri no:370; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon C; Ağrı ve SYK) ............................................................................................................................214
ERİŞKİN TÜRK HASTA POPÜLASYONUNDA AĞRI TEDAVİSİNDE SIK TERCİH EDİLEN DÖRT FARKLI AĞRI ÖLÇEĞİNİN
KARŞILAŞTIRILMASI.................................................................................................................................................... 215
30
30
(Bildiri no:371; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon C; Ağrı ve SYK) ............................................................................................................................215
60 YAŞ VE ÜZERİ HASTALARDA DEPRESYON YAŞAM KALİTESİNİ ETKİLİYOR MU? ............................................................ 216
30
30
(Bildiri No: 379; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 16 ; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK) ........................................................................................216
MAJOR DEPRESİF BOZUKLUKTA ANTİDEPRESAN TEDAVİSİNİN YAŞAM KALİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ .................................... 217
30
30
(Bildiri no:380; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon D; Yaşam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar) ..................................................................217
İZMİR/BORNOVA İLKÖĞRETİM İKİNCİ KADEME DEVLET OKULLARINDA EĞİTİM GÖREN ERGENLERDE YAŞAM KALİTESİ ... 218
30
30
(Bildiri no:381; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................218
KİDDO-KİNDL GENEL AMAÇLI 13-16 YAŞ YAŞAM KALİTESİ ÖLÇEĞİ ERGEN FORMU İLE DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ YAŞAM
KALİTESİ ÖLÇEĞİ GENEL SAĞLIK YAŞAM KALİTESİ ALT BOYUTU İLE ELDE EDİLEN SONUÇLARIN KARŞILAŞTIRILMASI VE
ÖLÇEKLER ARASINDAKİ TUTARLILIK............................................................................................................................. 219
30
30
(Bildiri no:382; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon D; Yaşam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar) ..................................................................219
ENGELLİ BİREYE SAHİP OLAN AİLELERE YAPILAN PLANLI HEMŞİRELİK BAKIMLARININ, AİLE İŞLEVLERİNİ DEĞERLENDİRME,
AİLE GEREKSİNİMLERİ VE YAŞAM KALİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ ........................................................................................... 220
30
30
(Bildiri no:383; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................220
BALIKESİR’DE 1. VE 2. BASAMAK SAĞLIK KURUMLARINDA ÇALIŞAN HEMŞİRELERDE BEL AĞRISININ YAŞAM KALİTESİ
DÜZEYİNE ETKİSİ ........................................................................................................................................................ 221
30
30
(Bildiri no:386; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................221
TOTAL LARENJEKTOMİ UYGULANAN HASTALARIN POST-OPERATİF ERKEN DÖNEM PSİKOSOSYAL DURUMLARI.............. 222
30
30
(Bildiri no:387; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon D; KBB sorunları ve SYK) .....................................................................................................222
HEMŞİRELERDE YAŞAM KALİTESİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN BELİRLENMESİ ................................................................ 223
30
30
(Bildiri no:391; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................223
BALIKESİR’DE BİRİNCİ VE İKİNCİ BASAMAK SAĞLIK KURUMLARINDA ÇALIŞAN HEMŞİRELERDE YETİ YİTİMİNİ ETKİLEYEN
FAKTÖRLER ................................................................................................................................................................ 224
22
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
30
30
(Bildiri no:392; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................224
İŞİTME ENGELLİ ÇOCUKLARDA YAŞAM KALİTESİ ........................................................................................................... 225
30
30
(Bildiri no:394; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................225
YOĞUN BAKIM ÜNİTELERİNDE ÇALIŞAN HEMŞİRELERİN GENEL SAĞLIK ANKETİNE GÖRE RUHSAL DURUMLARI VE RUHSAL
DURUMLARINI ETKİLEYEN ETMENLER ......................................................................................................................... 226
30
30
(Bildiri no:395; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................226
ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİ AĞIZ SAĞLIĞI ETKİ ÖLÇEĞİ'NİN TÜRKÇE FORMUNUN GÜVENİRLİK VE GEÇERLİĞİNİN
İNCELENMESİ: PİLOT ÇALIŞMA .................................................................................................................................... 227
30
30
(Bildiri no:398; 26 Mart 2010 Cuma; 13 17 ; Ana Salon; Ağız-Diş Sağlığı ve SYK) .....................................................................................................227
DURUÖZ EL SKALASI’NIN (DES) PSÖRİATİK ARTRİTTE GEÇERLİLİK VE GÜVENİLİRLİĞİNİN ARAŞTIRILMASI ........................ 228
30
30
(Bildiri no:401; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon C; Romatolojik sorunlar ve SYK) ................................................................................................228
KEMORADYOTERAPİYE BAĞLI GELİŞEN GASTROİNTESTİNAL KOMPLİKASYONLARI ÖNLEMEDE EİKOSAPENTAENOİK ASİT
İÇEREN BESLENME DESTEĞİ ........................................................................................................................................ 229
30
30
(Bildiri no:402; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 17 ; Salon C; Meme Kanseri ve SYK)....................................................................................................229
LOKAL İLERİ EVRE REKTUM KANSERLİ OLGULARDA TEDAVİ SIRASINDA YAŞAM KALİTESİ DEĞİŞİMLERİNİN İNCELENDİĞİ
PROSPEKTİF KLİNİK ÇALIŞMA ...................................................................................................................................... 230
30
30
(Bildiri No:406; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 17 ; Salon C; Meme Kanseri ve SYK) ...................................................................................................230
ANNELERİN YAŞAM KALİTESİNİ ETKİLEYEN OBSTETRİK ÖZELLİKLER ............................................................................... 231
30
30
(Bildiri no:409; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon D; Yaşam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)...................................................................231
TİHV (TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI) İZMİR TEMSİLCİLİĞİNE BAŞVURAN İŞKENCE MAĞDURLARINDA YAŞAM KALİTESİ VE
DEPRESYON ARAŞTIRILMASI ....................................................................................................................................... 232
30
30
(Bildiri no:413; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................232
KANSER HASTALARINDA AĞRININ DUYGU DURUMUNA ETKİSİ VE BUNA YÖNELİK YAKLAŞIMLAR ................................... 233
30
30
(Bildiri no:418; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon C; Ağrı ve SYK) ............................................................................................................................233
KANSER AĞRISININ HASTA YAŞAMINA ETKİSİ ............................................................................................................... 234
30
30
(Bildiri no:419; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon C; Ağrı ve SYK) ............................................................................................................................234
MULTİPL SKLEROZLU HASTALARDA EV ZİYARETİ YOLUYLA VERİLEN BAKIM’IN YAŞAM KALİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ .............. 235
30
30
(Bildiri no:420; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 17 ; Salon B; Nörolojik sorunlar ve SYK).............................................................................................235
BİR 1. BASAMAK SAĞLIK KURULUŞUNA BAŞVURAN 15 YAŞ VE ÜZERİ KİŞİLERİN YAŞAM KALİTELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
.................................................................................................................................................................................. 236
30
30
(Bildiri no:422; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................236
EUROHIS (WHOQOL-8) TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN TÜRK TOPLUMUNDAKİ PSİKOMETRİK ÖZELLİKLERİ................................. 237
30
30
(Bildiri no:423; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon D; Yaşam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)...................................................................237
ORAL LİKEN PLANUSLU VE ORAL KANDİDOZLU HASTALARDA ORAL SAĞLIKLA İLİŞKİLİ YAŞAM KALİTESİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ .................................................................................................................................................. 238
30
30
(Bildiri no:427; 26 Mart 2010 Cuma; 13 17 ; Ana Salon; Ağız-Diş Sağlığı ve SYK) .....................................................................................................238
TÜRKİYE’DE KRONİK AĞRI ........................................................................................................................................... 239
30
30
(Bildiri no:428; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon C; Ağrı ve SYK) ............................................................................................................................239
ÇOCUK DİYALİZ HASTALARINDA DİYALİZ YETERLİLİĞİ VE BESLENME DURUMUNUN YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ................ 240
30
30
(Bildiri no:429; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 17 ; Salon A; Çocuk Nefroloji ve SYK) ..................................................................................................240
KRONİK DİYALİZ TEDAVİSİNİN ÇOCUK YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ .................................................................................. 241
30
30
(Bildiri no:430; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 17 ; Salon A; Çocuk Nefroloji ve SYK) ..................................................................................................241
PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA SAĞLIKLA İLGİLİ YAŞAM KALİTESİNİN MAJÖR BELİRLEYİCİLERİ ................................... 242
30
30
(Bildiri no:431; 27 Mart 2010 Cumartesi; 16 17 ; Ana Salon; Nefroloji ve SYK) .........................................................................................................242
HEMODİYALİZ HASTALARININ YAŞAM KALİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ..................................................................... 243
30
30
(Bildiri no:434; 27 Mart 2010 Cumartesi; 16 17 ; Ana Salon; Nefroloji ve SYK) .........................................................................................................243
VENOUS INSUFFİCİENCY EPİDEMİOLOGİCAL AND ECONOMİC STUDY QUALİTY OF LİFE/SYMPTOMS(VEINES-OOL/SYM)ÖLÇEĞİNİN TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN GEÇERLİLİK VE GÜVENİLİRLİĞİ ................................................................................ 244
30
30
(Bildiri no:435; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK) .........................................................................................244
KINDL KANSER MODÜLÜNÜN TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN KANSERLİ TÜRK ÇOCUKLARI ÖRNEĞİNDEKİ ÖNCÜL GÜVENİLİRLİK
ÇÖZÜMLEMELERİ ....................................................................................................................................................... 245
30
30
(Bildiri no:436; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK) ..................................................................................245
WHO-QOCS (WHO ENGELLİLERDE BAKIM VE DESTEK KALİTESİ ÖLÇEĞİ) TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN TÜRK TOPLUMUNDAKİ
PSİKOMETRİK ÖZELLİKLERİ.......................................................................................................................................... 246
30
30
(Bildiri no:437; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon D; Yaşam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)...................................................................246
WHO-ADS (WHO ENGELLİLİK TUTUM ÖLÇEĞİ) TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN TÜRK ENGELLİLERİNDEKİ PSİKOMETRİK ÖZELLİKLERİ
.................................................................................................................................................................................. 247
30
30
(Bildiri no:438; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon D; Yaşam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)...................................................................247
WHOQOL-DIS (WHO ENGELLİLERDE YAŞAM KALİTESİ MODÜLÜ) TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN TÜRK TOPLUMUNDAKİ
PSİKOMETRİK ÖZELLİKLERİ.......................................................................................................................................... 248
30
30
(Bildiri no:439; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon D; Yaşam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)...................................................................248
SF-10 ÇOCUKLAR İÇİN YAŞAM KALİTESİ ÖLÇEĞİNİN GEÇERLİLİK VE GÜVENİLİRLİK ÇALIŞMASI......................................... 249
30
30
(Bildiri no:440; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon D; Yaşam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)...................................................................249
23
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KELOİD VE HİPERTROFİK SKARI OLAN HASTALARDA DYKİ SKORLARI: PROSPEKTİF OLGU-KONTROL ÇALIŞMASI ............... 250
30
30
(Bildiri no;500; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK) ...................................................................................250
LİKEN PLANUSTA DERMATOLOJİ YAŞAM KALİTE İNDEKS SKORLARI: PSORİYAZİS VE SAĞLIKLI KONTROLLERLE
KARŞILAŞTIRILMASI.................................................................................................................................................... 251
30
30
(Bildiri no;501; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK) ...................................................................................251
PSÖRİATİK ARTRİT YAŞAM KALİTESİ SKALASININ (PSAQOL) TÜRK TOPLUMUNDA GEÇERLİLİK VE GÜVENİLİRLİĞİ............. 252
30
30
(Bildiri no:502; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK) ...................................................................................252
SPİNA BİFİDA HASTALIĞININ HASTA ÇOCUKLAR VE BAKIM VEREN ANNELERİNİN YAŞAM KALİTESİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ .... 253
30
30
(Bildiri no:511; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 17 ; Salon A; Çocuk Nefroloji ve SYK)..................................................................................................253
ÇOCUKLARDA DAMAR İÇİ GİRİŞİMLER SONRASI OLUŞAN KAYGI VE ETKİLEYEN FAKTÖRLER ........................................... 254
30
30
(Bildiri no:512; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK) ..................................................................................254
DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ VE YAŞAM KALİTESİNİN DESTEKLENMESİ ............................................................................. 255
30
30
(Bildiri no:513; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK) ..................................................................................255
TALASEMİ (AKDENİZ ANEMİSİ) HASTALARINDA YAŞAM KALİTESİ DESTEĞİ .................................................................... 257
30
30
(Bildiri no:514; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 15 ; Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK) ..................................................................................257
BEHÇET HASTALIĞINA ÖZGÜ YAŞAM KALİTESİ ÖLÇEĞİ’NİN GÜVENİRLİK VE GEÇERLİĞİ .................................................. 259
30
30
(Bildiri no:300; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon C; Romatolojik sorunlar ve SYK)................................................................................................259
KANSERLİ HASTALARA BAKIM VEREN AİLE ÜYELERİNE UYGULANAN MANUEL SANDALYE MASAJININ UYKU KALİTESİ,
DURUMLUK ANKSİYETE DÜZEYİ, YORGUNLUK, KAN BASINCI, NABIZ HIZI VE SERUM KORTİZOL DÜZEYLERİNE ETKİSİ ....... 260
30
30
(Bildiri no:301; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 17 ; Salon C; Meme Kanseri ve SYK) ...................................................................................................260
HUZUREVLERİNDE KALAN YAŞLILARIN SAĞLIK VE FONKSİYONEL DURUMLARI İLE YAŞAM KALİTELERİNİN İNCELENMESİ . 261
30
30
(Bildiri no:328; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 16 ; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK) .........................................................................................261
SPINE TANGO COMI ÖLÇEĞİNİN TÜRKÇEYE UYARLANMASI, KÜLTÜRLER ARASI UYUMUNUN, GEÇERLİLLİĞİNİN VE
GÜVENİLİRLİĞİNİN SINANMASI ................................................................................................................................... 262
30
30
(Bildiri no:292; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 16 ; Salon D; Ortopedi ve Omurga cerrahisinde SYK;).......................................................................262
BÖBREK TRANSPLANTASYONU OLAN HASTALARA VERİLEN EĞİTİMİN HASTALARIN YAŞAM KALİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ ..... 263
30
30
(Bildiri no:309; 27 Mart 2010 Cumartesi; 16 17 ; Ana Salon; Nefroloji ve SYK) ........................................................................................................263
SAĞLIĞI GELİŞTİRİCİ YAŞAM TARZI VE ÖZ ETKİLİLİK YETERLİLİK DURUMUNUN SOSYOEKONOMİK DURUM İLE İLİŞKİSİ ..... 264
30
30
(Bildiri no:310; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................264
DİYABETİK HASTALARDA CİNSEL DİSFONKSİYONUN DEĞERLENDİRİLMESİ .................................................................... 265
30
30
(Bildiri no:378; 26 Mart 2010 Cuma; 15 17 ; Salon B; Üroloji ve Üro-onkolojide SYK)..............................................................................................265
BALIKESİR’DE BİRİNCİ VE İKİNCİ BASAMAK SAĞLIK KURUMLARINDA BEL AĞRISI OLAN HEMŞİRELERDE YETİ YİTİMİNE ETKİ
EDEN ETMENLER ........................................................................................................................................................ 266
30
30
(Bildiri no:384; 26 Mart 2010 Cuma; 13 15 ; Salon D; Halk sağlığı / İş sağlığı ve SYK) .............................................................................................266
POSTOPERATİF KEMORADYOTERAPİ UYGULANMİŞ REKTUM KANSERLİ GEÇ DÖNEM YAN ETKİLERİN VE YAŞAM KALİTESİNİN
DEĞERLENDİRİLDİĞİ ÇOK MERKEZLİ KLİNİK ÇALİŞMA: TÜRK ONKOLOJİ GRUBU (TOG) YAN ETKİLER VE GASTROİNTESTİNAL
KANSERLER ALT ÇALİŞMA GRUBU ORTAK PROJESİ ....................................................................................................... 267
(Bildiri no:403; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)) .....................................................................................267
HUZUREVİNDE YAŞAYAN BİREYLERİN YAŞ VE CİNSİYETLERİNE GÖRE YAŞAM KALİTELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ......... 268
30
30
(Bildiri no:421; 27 Mart 2010 Cumartesi; 13 16 ; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK) .........................................................................................268
YAZAR DİZİNİ ................................................................................................................................................ 269
24
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
GENEL SUNUMLAR
25
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
WHAT HAVE YOU DONE FOR ME LATELY?
THE VALUE ADDED BY HEALTH-RELATED QUALITY OF LIFE DATA IN CLINICAL
TRIALS
Neil K. Aaronson, Ph.D.
The Netherlands Cancer Institute, Amsterdam, Hollanda
Over the past several decades there has been increased interest in assessing patients‘ health-related
quality of life (HRQL) to better understand the burden of disease, to screen and stratify patients for
treatment, to demonstrate treatment efficacy, to facilitate regulatory approval of new therapies, to
substantiate marketing claims, to raise consumer and clinician awareness, and to improve the quality
of care in daily clinical practice. The use of HRQL outcomes is perhaps nowhere so potentially
imporant as in the arena of clincial trials. In this setting,. HRQL data can extend the evaluation of
novel medical treatments and health care interventions to include not only cardinal clinical outcomes
such as disease control and survival, but also the effects of treatment on patients‘ self-reported
physical and psychosocial symptoms and functioning. HRQL data can be particularly useful in clinical
trials in which: (1) treatments for chronic diseases are being evaluated, where symptom control and
maintenance or restoration of functioning are at issue, rather than cure; (2) the disease site is
associated with a poor prognosis; (3) different treatment modalities are being compared, (4)
treatments of differing intensity or duration are being compared; and (5) survival is expected to be
equivalent (or only marginally superior), but HRQL outcomes are expected to differ significantly.
Many clinical trial-based HRQL studies add to our knowledge base by confirming common sense
notions, and clinical experience and wisdom. Yet, if this was the only value added by HRQL
investigations, the half-life of such efforts would probably be quite short. Importantly, HRQL studies
can also make explicit the trade-offs associated with competing treatments or can even yield
counterintuitive results. In this paper a number of examples drawn from the oncology field will be
used to illustrate how HRQL data can contribute significantly to the evaluation of treatment efficacy,
and in some cases add a unique perspective to such evaluations.
26
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
PSĠKO-ONKOLOJĠDE YAġAM KALĠTESĠNĠN YERĠ
Uzm.Dr. Özen Önen Sertöz
Ege Üniversitesi Tıp fakültesi Psikiyatri AD, Ġzmir
Kanser hastalarının çeĢitli kanserlere ve iliĢkili tıbbi tedavilere bağlı uzun dönemli ruhsal stres
yaĢadıklarına dair yeterli düzeyde kanıt mevcuttur. Kanser hastalarının hastalığa uyum sürecinde
yaĢadıkları psikososyal stresörlere yönelik tedavi uygulamalarının sonuçları halen hastalığın daha etkin
tedavi edilmesi yönünde farklı uygulamalara gereksinim olduğunu göstermiĢtir. Etkin psiko-onkolojik
tedavi yaklaĢımlarının nasıl ve ne Ģekilde daha etkin uygulanacağına iliĢkin sorular tam olarak
yanıtlarını bulmamıĢtır. Psiko-onkolojide psikososyal yaklaĢımların etkinliğinin belirlenmesinde en
önemli sonuç kriteri psikiyatrik belirti ve hastalıklardaki iyileĢmenin ötesinde yaĢam kalitesinde oluĢan
olumlu yöndeki değiĢimlerdir. YaĢam kalitesinin belirlenmesi hastaların yüzleĢtiği kansere bağlı oluĢan
ruhsal-sosyal-tıbbi sorunların hasta bazında daha objektif olarak değerlendirilmesine imkan
vermektedir. YaĢam kalitesini belirlemek neden önemlidir? YaĢam kalitesi bize; kanser, kanser
tedavileri ve hastaların yaĢadıkları psikososyal sorunların hasta üzerinde oluĢturduğu etkileri ve aynı
zamanda yapılan terapötik giriĢimlerin sonuçlarını değerlendirmemize imkan veren çok boyutlu bir
ölçüm sağlamaktadır. Bu sunumda kanser hastasında yaĢam kalitesini etkileyen faktörler ve
psikososyal giriĢimlerin yaĢam kalitesine etkileri literatür ıĢığında tartıĢılacaktır.
27
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KLĠNĠKTE KOMORBĠDĠTE VE YAġAM KALĠTESĠ
Prof.Dr. Ömer Aydemir
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
Günlük tıp uygulamasında özellikle kronik hastalıkların birlikte bulunması-ister neden-sonuç iliĢkisi
içinde olsun, ister rastlantısal biçimde birlikte olsun-sık görülen bir durumdur. Komorbidite 45–64 yaĢ
aralığında yaklaĢık %90 civarında iken, 65 yaĢ üstü grupta %100‘lere yaklaĢmaktadır. Hatta metabolik
sendrom gibi multimorbid durumlardan oluĢan yeni kategoriler bile yaratılmaktadır. Komorbidite, hatta
multimorbidite kaçınılmaz biçimde yüksek ölüm hızı, uzun süreli ve sık hastaneye yatıĢ ile iliĢkilidir.
Doğal olarak klinikte komorbid hastalığı olan hastalarda, hastalık sayısı arttıkça iĢlevsellik düzeyi
düĢmektedir, gelir düzeyi düĢmekte ve iĢsizlik artmakta ve sonuç olarak yaĢam kalitesi bozulmaktadır.
Genellikle bu multimorbidite durumlarında fiziksel hastalıklar zayıf öngörücü olarak kabul edilirken,
psikiyatrik hastalıklardan major depresyon, panik bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu gibi
hastalıklar ise yaĢam kalitesindeki bozulmadan sorumlu olabilmektedir. Fiziksel hastalıklar arasında ise
üst sindirim sistemi hastalıkları, damar sistem, hastalıkları ve kas-iskelet sistemi hastalıkları yaĢam
kalitesi için belirleyici olabilmektedir. Yine de her hastalık tek baĢınayken kendi özgün alanındaki
yaĢam kalitesi üzerine etkisini multimorbiditeye taĢır. Ancak birlikte görülen hastalıklar arasındaki en
ağır hastalık yaĢam kalitesindeki bozulmanın yönünü belirler. Ama sonuç olarak tüm alanlar etkilenir.
YaĢlı toplumda çok sık görülmektedir. Bazı çalıĢmalarda kadınların daha fazla etkilendikleri
gösterilmiĢtir. Hastalık sayısı arttıkça, özellikle dört ve daha fazla hastalık söz konusu ise, yaĢam
kalitesi daha kötüdür. Bu grupta sosyal ve emosyonel alan daha az etkilenirken, fiziksel alan daha fazla
etkilenmektedir. Ruhsal alan ise kiĢilik yapısına ve kiĢinin nevrotiklik düzeyine göre değiĢkenlik gösterir.
Ruhsal alan aynı zamanda hastanın sahip olduğu sosyal destek sistemi ve ekonomik düzey ile iliĢki
göstermektedir.
Klinik uygulamada kronik hastalıkların yaĢam kalitesi yönünden değerlendirilmesinde mutlaka genel
(jenerik) yaĢam kalitesi ölçeği kullanılmaktadır. Böylece kronik hastalıkların birlikte bulunduğu
durumlarda oluĢabilecek yaĢam kalitesi üzerindeki etkiyi daha iyi değerlendirilebilir.
Sonuç olarak klinikte hastalıklar azımsanmayacak oranda birlikte görünmektedir. Bu birliktelik baĢta
fiziksel alan olmak üzere, yaĢam kalitesinin tüm alanlarında bozulma yaratmaktadır. Hastalıkların
Ģiddeti, etki alanları bu etkinin yönünü belirlemektedir. Bunların ölçülmesinde genel yaĢam kalitesi
ölçeklerinin kullanılması daha yararlı olacaktır.
28
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
YAġAM KALĠETSĠNDE EN KÜÇÜK ANLAMLI FARK (EKAF)
Prof. Dr. Erhan Eser
Celal Bayar Üniversitesi TF Halk Sağlığı AD, Manisa
e.eser@bayar.edu.tr
Son 25 yıllık süreçte sağlık müdahalelerinin baĢarısı nesnel klinik ve toplum göstergeleri yanında,
ağırlıklı olan Sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi kavramını da içeren, ancak daha geniĢ bir kavram olan Hasta
Öz-bildirim Sonuçları (HBS) /Patient Reported Outcomes (PRO) ile de değerlendirilmeye baĢlanmıĢtır.
HBS skorları ile önemlilik testleri kullanılarak önce-sonra, olgu-kontrol karĢılaĢtırmaları yapılmaktadır.
KiĢilerin müdahale öncesi aldıkları puan ortalamasının müdahaleden sonra istatistiksel olarak (en
azından p<0.05 düzeyinde) farklı olup olmadığı gösterilmekte, bu sağlandığında müdahalenin baĢarılı
olduğundan söz edilmektedir. Ancak gerek toplum düzeyinde gerekse klinik düzeyde uygulayıcılar,
bulunan bu farkın istatistiksel açıdan farklı olsa da gerçekte bir anlam ifade edemeyebileceğini
söylemeye baĢlamıĢlardır. Örneğin toplumda yürütülen diyabet uyum programında uygulanan ve 100
üzerinden puanlanan bir yaĢam kalitesi veya hasta uyum ölçeği ile program öncesi elde edilen
ortalama puan sözgelimi 62 iken, program sonrası puan 65‘e çıkmıĢ, aradaki 3 puanlık bu fark da
istatistiksel açıdan ―anlamlı (p<0.05)‖ bulunmuĢtur. Acaba elde edilen bu 3 puanlık baĢarı gerçek bir
baĢarıyı yansıtmakta mıdır? Yani bu anlamlılık gerçek klinik anlamlılığa karĢılık gelir mi?
Konuyu ilk kez düĢünmeye baĢlayanlar için yaĢam kalitesi skorlarındaki değiĢimin klinik açıdan da
anlamlı olup olmadığını değerlendirmek için üç yaklaĢım akla gelir: Ya hastanın bu iyileĢmeyi
hissedebileceği bir farklılık, ya klinisyenin yaptığı müdahalenin etkili oldu gözlediği yaĢam kalitesi skoru
ya da belirli ölçütlere göre düzelme kaydedilen olgu topluluklarında yaĢam kalitesi skorlarındaki
farklılığı ortaya koyan epidemiyolojik yaklaĢımdır bunlar.
Ancak En küçük Anlamlı Fark (EKAF) yöntemleri akademik olarak iki kategori altında değerlendirilir:
Birey/Hasta algısı ve Hekim değerlendirmesine dayanan Ankor (referans noktası) yaklaĢımı,
Etki Büyüklüğü (epidemiyolojik) yaklaĢım.
ANKOR (referans noktası) YAKLAġIMI:
Ankor temelli yaklaĢım üç değiĢik yöntemle uygulanır.
―Sağlık DeğiĢimi sorusu‖ (hasta)
―Bu tedaviyi olmaya değdi mi?‖ (hasta)
―Nesnel performans ölçütleri karĢılaĢtırma‖ (hekim-sağlık profesyoneli)
Sağlık DeğiĢimi Sorusu kullanılarak:
Birey ve hekimin değerlendirmesine dayanan bu yaklaĢımın ortak noktası, yaĢam kalitesi
değerlendirmesine eĢlik eden dıĢsal baĢka bir ölçütün (referansın) de sorgulanmasıdır. Yani bu
değerlendirme bir dıĢsal ölçüte göre alınan yaĢam kalitesi skorlarının karĢılaĢtırılması esasına dayanır.
Bazı anketlerde/ölçeklerde yer alan ―sağlık değiĢim soruları‖ bu amaçla kullanılır. Örneğin SF-36
ölçeğinin ikinci sorusu böyle bir ―sağlık değiĢim sorusudur‖: ―Bir yıl öncesiyle karĢılaĢtırdığınızda, Ģimdi
genel olarak sağlığınızı nasıl değerlendirirsiniz?‖ Bu soru, bir yıl öncesine göre çok daha iyi; biraz daha
iyi; bir yıl öncesiyle hemen hemen aynı; bir yıl öncesine göre biraz daha kötü; çok daha kötü Ģeklide
sunulan 5‘li yanıt seçeneği ile değerlendirilir. Tabii klinikteki uygulamalarda bu değiĢim sorusu duruma
göre uyarlanır ve ―geçen yıla göre‖ ifadesi yerine ―tedavi öncesine göre Ģimdi‖ ifadesi kullanılır. Bir
birim değiĢimin (örneğin sağlık değiĢim sorusunda biraz daha iyi cevabı verenlerle değiĢiklik yok cevabı
verenler arasındaki farkın) ölçek boyut skorlarında hangi ortalama değere karĢılık geldiğine bakılır. Bu
değer bu ölçek için o kültürde yaĢayan bireyler ve o sağlık giriĢimi için minimum klinik anlamlılık
değeridir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta araĢtırma örneğinin olabildiğince toplumu
temsil eden bir örnek olmasıdır. Aksi halde bu değer o toplum için genellenemez. Ayrıca bu yöntemde
sağlık değiĢimi retrospektif olarak sorgulanması nedeniyle hatırlama hatasına çok yatkındır. Ayrıca bu
değiĢim tek bir soruyla sorulduğundan göre ölçüm hatası çok sorulu değerlendirmelere göre daha
29
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
büyüktür . Sağlık değiĢimi sorusunun sorulduğu bu yönteme ―hasta-içi‖ yöntemi de denir. Bir de
―bireyler/hastalar arasında‖ yöntemi vardır. Bu yöntemde hastalardan kendi durumlarını aynı sağlık
sorunu olan diğerleri ile karĢılaĢtırmaları beklenir (Redelmeier DA 1996) . Sağlık değiĢimi sorusunun
geriye dönük bir değerlendirme olduğu ve bunun olası sakıncaları olduğunu belirtmiĢtik. Bu riskten
kurtulmanın doğal yolu bu değerlendirmeyi geriye doğru değil ileriye doğru değerlendirmedir. Yani
kiĢilerin tedavi öncesi hem sağlık algısı sorgulanır hem de yaĢam kalitesi ölçeği. Tedavi sonrasında da
bu tekrarlanır. Sağlık değiĢim sorusu yaklaĢımını kullanarak elde edilmiĢ en küçük klinik anlamlılık
örneklerine Juniper ve arkadaĢlarının Astım YaĢam Kalitesi Ölçeği (AQLQ) ve Jaeschke ve
arkadaĢlarının Kronik Kalp Yetmezliği Anketi (CHFQ) örnek olarak verilebilir. Bu araĢtırmacılar, bu
anketlere eĢlik eden sağlık değiĢim sorusunu kullanmıĢlardır. Sorunun ―Hiç değiĢiklik olmadı; Küçük bir
değiĢiklik oldu, Orta derecede bir değiĢiklik oldu ve Büyük değiĢiklik oldu‖ gibi dört seçeneği vardır.
Örneğin Juniper, dört boyutu olan ve 7 belirteçli Likert tipi cevap seçenekleri olan Astım ölçeğinde
eĢlik eden ankor sağlık değiĢim ölçeğinde ―Hiç değiĢiklik olmadı; Küçük bir değiĢiklik oldu, Orta
derecede bir değiĢiklik oldu ve Büyük değiĢiklik oldu‖ cevabını verenlerde AQLQ ölçek skorundaki
değiĢimin sırasıyla 0.11, 0.52, 1.03 ve 2.29 puan olduğunu bulmuĢtur. Yazar, ―Küçük bir değiĢiklik
oldu‖ cevabını veren bireylerde her dört boyutta yer alan tek tek soruların ortalama farklılığının
yaklaĢık 0.52 olduğunu da ortaya koyması sonucunda En Küçük Anlamlı Klinik Farkın 0.5 puan olduğu
sonucuna varmıĢtır. Jaeschke‘nın da yine 7 seçenekli soruları olan CHFQ ölçeğinden elde ettiği sonuç
da 0.5 puandır. Osaba da benzer bir çalıĢmayı QLQ-C30 EORTS Genel Kanser Ölçeğini kullanarak
meme ve küçük hücreli Akciğer kanserli hastalar üzerinde yapmıĢtır. O da Juniper ve Jaeschke gibi
dörtlü değiĢim sorusu kullanmıĢtır. Ölçeğin boyutlarında 0-100 ile puanlanan QLQ-C30 ölçeğinin
boyutlarının tedavi öncesi ve sonrası değerlendirmelerinde %5-10 arasında farklar bulmuĢtur. En
küçük anlamlı klinik fark (EKAF) kuralı (Juniper ve Jaeschke bulgularına göre) 7 seçenekli bir ölçekte
0.5 puana karĢılık geliyorsa o zaman 0-100 puanlık QLQ-C30 ölçeğinde yaklaĢıl 7-8 puanlık bir fark
demektir. Bu sonuç, Osaba‘nın 5-10 bulgusunu desteklemektedir. Osaba Öznel Anlamlı Fark (ÖAF)
olarak adlandırdığı bu değerlendirildiğinde hastaların ölçek skorlarındaki % 7-8 lik değiĢikliği
algılayabildikleri gösterilmiĢtir. Osaba buradan hareketle ölçek skorundaki basitçe % 10 luk bir
farklılaĢmanın (iyileĢme veya kötüleĢmenin) kesme noktası olarak kullanılabileceğini önermektedir.
Bu tedaviyi olmaya değdi mi?‖ yaklaĢımı kullanılarak:
Bu yaklaĢımda yaĢam kalitesi ölçeği yanında hastaya bir grup soru sorularak ―Bu tedaviden olan
hoĢnutluk değerlendirilir. Bu sorular, Tedavi programına katılmaya değdi mi? ; Bir kez daha olsa katılır
mıydınız?; sizce bu tedavi yaĢam kalitenizi olumlu etkiledi mi?; BaĢka hastalara da önerir miydiniz gibi
sorulardır.
Nesnel ölçütler kullanılarak:
Bazen de yaĢam kalitesi skoru, günlük yaĢama etkilediği ölçüde bir kıstas olarak kullanılır. Örneğin ağrı
değerlendirmesinde Ģimdiki ağrı düzeyi ve belirli bir geçmiĢ zaman periyodunda (örneğin bir hafta
içinde) yaĢanan en fazla, en az ve ortalama ağrı düzeyleri hastalar tarafından belirlenir. En Ģiddetli ağrı
olduğunda yaĢamın hangi alanlarının (örneğin iĢ, duygudurum, uyku, genel aktivite, diğer insanlarla
iliĢkiler) bu ağrıdan ne kadar etkilendiği de ayrıca 10 kalibreli bir ölçek üzerinde değerlendirilir. Bu
değerlendirmede 10 derecelik bir sayısal VAS ölçeği kullanılabilir. 1 puan ―hiç etkilemez‖, 10 puan ise
―tamamen etkiler‖ olarak derecelendirilir. Bu yöntemi kullanan bir çalıĢmada bu 10‘lu etki ölçeği
üzerinde 5 puanın (tan orta değerin) genellikle yaĢamın tüm alanlarını etkilediği ortaya konmuĢtur.
Buradan da ―klinik olarak anlamlı olan ağrının‖ kullanılan ağrı ölçeğinde de orta değer veya daha
üstüne karĢılık geldiği çıkarımında bulunulmuĢtur (Fayers PM, 2007).
ETKĠ BÜYÜKLÜĞÜ YAKLAġIMI:
Bu sözü edilen klinik anlamlılık göstergeleri veya yöntemleri ortaya koymak ancak araĢtırmalardan
toplanmıĢ verilerin varlığında mümkündür. Böyle bir olanak olmadığında Etki Büyüklüğü kavramı iĢe
yarar. Her ne kadar bu yöntem bireylerin değerlerini ve düĢüncelerini doğrudan dikkate almazsa da
algılanan sağlık araĢtırmalarında kullanılabilir. Bu yönteme kaynakçada ―dağılıma dayalı yaklaĢım‖ da
denir. Ġki dağılımın birbirleri üzerine örtüĢme düzeyleri ile ilgilidir (Schünemann HJ, 2005). EB ne kadar
büyükse örtüĢme o kadar az olur ve tersi de söz konusudur. Bu yöntemin avantajı, ister örneğin ölçek
30
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
1-7 aralığında isterse 0-100 aralığında puanlansın bunların arasından bir standardizasyon yapmaya
olanak verir. Bunu da standart sapmayı kullanarak yapar. Aslında örnek büyüklüğü hesaplarında
kullanılagelen (örneğin Güç analizinde) Etki büyüklüğü kavramı ―farklılığın‖ üzerine kurulmuĢ geniĢ bir
istatistik yöntemler bütününün ortak adıdır. YaĢam kalitesi araĢtırmalarında Etki Büyüklüğü iki türlü
kullanılır. Bunlardan birisi Standardize Yanıt Ortalaması (Standardised Response Mean (SRM)) ,diğer
de Cohen‘in Etki Büyüklüğü‘dür. Her ne kadar farklı oldukları ortaya konmuĢsa da her ikisi için de zayıf
bir etki büyüklüğünün (zayıf fark) 0.2; orta etki büyüklüğünün 0.5 ve güçlü etki büyüklüğünün 0.8 ve
üstü düzeyinde olduğu kabul edilir.
Bağımlı grup karĢılaĢtırmalarında:
Bir tıbbi giriĢimin etkisini ölçerken kullanılan SRM anlaĢılacağı üzere önce-sonra düzenlerde geçerlidir.
Müdahale öncesi ( t1)ortalama değer ile müdahale sonrası (t2)ortalama değerin farkının, bu farkların
standart sapmasına bölünmesi ile elde edilir. Formülü:
Ort t1 – Ort t2
Standardize Yanıt Ortalaması (SRM) = --------------------------SD fark
Cohen ‗in Etki Büyüklüğünde ise değiĢen Ģey paydaya SD fark yerine müdahale öncesi değerlerin
standart sapmasının (SD t1) yerleĢtirilmesidir.
Ort t1 – Ort t2
Etki Büyüklüğü (ES) = --------------------------SD t1
Bağımsız grup karĢılaĢtırmalarında:
Ancak burada akılda tutulması gereken nokta bu formüllerin önce-sonra deneysel düzenlerde geçerli
olduğu, Bağımsız grup karĢılaĢtırmalarında ise paydada yer alan standart sapmanın ―veri havuzunun‖
standart sapması olması gerektiğidir. Yani bu durumda formül Ģöyle olur:
Ort t1 – Ort t2
Etki Büyüklüğü (ES) = --------------------------SD havuz
Ancak Etki Büyüklüğü istatistiğini bağımsız gruplarda uyguladığımızda paydaya Kontrol grubunun
standart sapmasının yerleĢtirilebilmesi de olasıdır. Bu durumda EB ‗nün özel bir formu olan ―Glass‘ın
Delta değeri‖nden söz ediyoruz demektir:
Ort t1 – Ort t2
Glass Delta = --------------------------SD kontrol grubu
EB yaklaĢımı kullanılarak elde edilen orta büyüklükteki etki büyüklüğü (EB=0.5) genellikle En Küçük
Anlamlı Klinik Fark olarak kullanılır.
Ampirik Etki Büyüklüğü YaklaĢımı:
Emprical Rule Effect Size (ERES) olarak tanımlanmıĢ olan Ampirik Etki Büyüklüğü, Sloan (2002)
tarafından önerilmiĢtir. Bu yaklaĢımın temelinde yatan vrsayın Normal Dağılım varsayımıdır. Yani bir
standart normal dağılımda değerlerin % 99‘u ± 3 standart sapma aralığında bulunur. Bu demektir ki
dağılımın bütünü 6 standart sapmadan oluĢur. 100 ‗ü altıya bölersek %16.7 gibi bir değer buluruz
(100/6= 16.7). Bu değer 1 standart sapma baĢına %16.7 pay düĢtüğü anlamına gelir. Öyleyse zayıf,
orta ve güçlü EB için dağlım paylaĢır Ģöyle olur:
31
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Zayıf EB = 0.2 ise, 16.7% X 0.2 = % 3
Orta EB = 0.5 ise, 16.7% X 0.5 = % 8
Güçlü EB = 0.8 ise, 16.7% X 0.8 = % 13
Eğer Cohen‘in EKAF değeri önerdiği EB=0.5 ‗i kabul edersek, bu durumda dağılımın % 8‘lik bir payının
EKAF olarak kabul edilebileceği anlaĢılır. Bu yüzdenin Osaba‘nın QLQ-C30 ölçeğini kullanarak elde ettiği
yukarıda değinilen yüzdenin neredeyse aynısı olduğu dikkati çeker.
Bu değerleri bir örnek üzerinde sınayalım:
Symptom Distress Scale 13 soru ve 5‘li Likert (1-5) tipi yanıt seçeneklerinden oluĢan bir ölçektir. Olası
en küçük puan 13 puan; Olası en büyük puan 65 puandır. Yani olası en geniĢ dağılım aralığı (65 – 13 )
= 52 puandır.
52 X % 3= yaklaĢık 2 (13 soru için : her 6 sorudan birisinde 1 puan fark var)
52 X % 8 = yaklaĢık 4 (13 soru için : her 3 sorudan birisinde 1 puan fark var)
52 X % 13 = yaklaĢık 6 (13 soru için : her 2 sorudan birisinde 1 puan fark var)
Yukarıdaki %7-8 oran kabul edilebilir Etki Büyüklüğü olarak alındığında 5 seçenekli bir ölçekte her 3
sorudan birisinde 1 puan fark elde edebilmek kabul edilebilir (istendik) bir hedef gibi görünmektedir.
EKAF için Ortak Bir Karar Verilebilir mi?
Yukarıdaki örneklerde iki farklı yaklaĢımın (yani Ankor temelli yaklaĢım ile Etki Büyüklüğü yaklaĢımının)
benzer bir noktada birleĢtiği göze çarpmaktadır. Öyleyse genel bir ortak nokta önerilebilir mi? Juniper,
Jaeschke ve Osaba‘nın vardığı 7 seçenekli bir ölçekte 0.5 puanlık bir sapmanın Ampirik Etki Büyüklüğü
yaklaĢımındaki standart sapmanın yarısına karĢılık geldiği görülmektedir. Her iki yöntem de bir noktada
buluĢmuĢtur. Bu kanıt ilerleyen diğer çalıĢmalarla da ortaya konmuĢtur. Örneğin en yüksek 112 puan
ile değerlendirilen Cella‘nın kanser ölçeği FATC‘G ‗de EKAF %10 ‗luk bir değere karĢılık gelmektedir.
Bu da 100 üzerinden yaklaĢık 16 puana karĢılık gelmektedir. Bu değer Ampirik Etki Büyüklüğünde bir
standart sapmaya karĢılık gelen yüzdenin aynısıdır. Feinstein karmaĢık yöntemler kullanarak EB‘nün
basitçe standart sapmanın yarısı (0.5 SD) olduğunu göstermiĢtir. Bu değer karmaĢık analizlerden bizi
kurtarabilir. Ancak her klinik durumda bu değer ne kadar geçerlidir? Bu konu ilerleyen araĢtırmalarda
değerlendirlimeye gerek duyar.
Tedavi edilmesi Gereken hasta Sayısı (TGS):
Son olarak sorulacak önemli bir soru da, EKAF diyelim ki 0.5 puan olsun (CHQ, AQLQ ölçeklerinde bu
böyledir örneğin). 0.5 puandan fazla iyileĢme sağlayan bir müdahale yöntemini (örneğin yeni bir ilaç)
uygularsak bütün hastaları iyileĢecek anlamına mı gelir? Bu soruya iki yaklaĢımla yanıt verilebilir:
Normal dağılım yaklaĢımı ve ―Tedavi edilmesi Gereken Hasta Sayısı (TGS) ― yöntemi ile. Burada TGS
yaklaĢımını kısaca açıklayalım: Öncelikle bir dikotom (ikili) sonucumuz olmalı. Örneğin araĢtırma
grubunda ölenlerin yüzdesi, ya da enfarktüs geçirenlerin yüzdesi. Bu sonuç, ―semptomları düzelenlerin
oranı‖ gibi olumlu bir sonuç da olabilir tabii. Plasebo kontrollü bir deneyle bir ilacın depresif bulguları
ortadan kaldırma becerisini araĢtırdığımızı varsayalım.
pĠ = Ġlaç grubunda semptom göstermeyenlerin yüzdesi
pK = Plasebo (kontrol) grubunda semptom göstermeyenlerin yüzdesi
ise,
pĠ – pK = Mutlak Risk Azalması (MRA)
Bu durumda,
1
TGS = ------------------ dır.
MRA
32
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Örneğimizde yeni Ġlacı kullananlarda depresif semptomların yok olma oranı %42 (0.42), plasebo
grubunda bu oran %22 (0.22) ‗dir. Bu durumda MRA= 0.20‘dır. TGS ise 5.0 olur.
Bunun anlamı, ―bir hastayı depresif bulgulardan kurtarmak için en az 5 hastayı tedavi etmelisiniz‖
demektir. Yani 20 hastayı iyileĢtirmek için bu ilaçla en az 100 hastayı tedavi etmelisiniz.
Sonuç:
Sağlıkla ilgili YaĢam Kalitesi değerlendirmelerinin kullanıldığı müdahale veya kontrollü karĢılaĢtırma
çalıĢmalarında salt istatistiksel ortalama farklarıyla varılan sonuçlarla yetinmemek gereklidir. Böylesi
karĢılaĢtırmalarda elde edilen p değerleri örnek büyüklüğünden önemli ölçüde etkilenir. Çok küçük
örneklerde büyük farklar anlamlı çıkmayabilir, ya da çok büyük örneklerde küçük farklar anlamlı
çıkabilir. Bu nedenle klinik ya da epidemiyolojik yöntemlerle anlamlı klinik farklar dikkate alınmalıdır. En
küçük anlamlı klinik fark (EKAF) konusunda bir belirsizlik söz konusu olduğunda bu günkü verilere
dayanarak kullandığınız ölçek skorlarının standart sapmasının yarısını EKAF olarak kullanmak
mümkündür.
BĠBLĠYOGRAFYA:
Cella DF. Quality of life outcomes: measurement and validation. Oncology (Huntingt). 1996;10:
233–246.
Fayers PM, Machin D. (eds) Quality of Life. (2nd ed), John Wiley & Sons Inc, 2007, West Sussex,
England.
Feinstein AR. Indexes of contrast and quantitative significance for comparisons of two groups. Stat
Med. 1999;18:2557–2581.
Jaeschke R, Singer J, Guyatt GH. Measurement of health status. Ascertaining the minimal clinically
important difference. Control Clin Trials. 1989; 10:407–415.
Juniper EF. Quality of life questionnaires: does
Allergy Clin Immunol. 1998;102:16–17.
Osaba D, King M. Meaningfull Differences. (in) Fayer P, Hays R. (eds) Assessing Quality of Life in
clinical trials (2nd ed), Oxford University Pres, 2005, NewYork, pp 243-257.
Osoba D, Rodrigues G, Myles J, Zee B, Pater J. Interpreting the significance of changes in
healthrelated quality-of-life scores. J Clin Oncol. 1998; 16:139–144.
Redelmeier DA, Guyatt GH ve Goldstein RS. Assessing the minimal important difference in
symptoms: a comparison of two techniques. Journal of Clinical Epidemiology, 1996; 49: 1215-1219.
Schünemann HJ ve Guyatt GH. Interpreting the Results of Quality of Life Measures in Clinical
Trials: The Clinician‘s Perspective: (in )Lenderking WR, Revici DA (eds) Advancing health Outcomes
Research Methods and Clinical applications. Degnon Associates, 2005, USA. Pp 201-212.
Sloan JA. Asking the obvious questions regarding patient burden. J Clin Oncology. 2002;20:4–6.
Sloan JA, Symonds T, Vargas-Chanes D, Fridley B, Assessing the Clinical Significance of HRQOL
within Clinical Trials, Drug Information Journal, Vol. 37, pp. 23–31, 2003 • 0092-8615/2003
33
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
PATIENT-REPORTED OUTCOMES IN CLINICAL RESEARCH AND CLINICAL
PRACTICE: FACTS, FICTIONS AND FUTURE DIRECTIONS
Neil K. Aaronson, Ph.D.
The Netherlands Cancer Institute, Amsterdam, Hollanda
Over the past several decades major strides have been made in developing brief, standardized and
psychometrically robust questionnaires for assessing the health-related quality of life (HRQL) and
other related patient-reported outcomes (PRO‘s) in chronic disease populations. PRO assessments
have come to play an increasingly prominent role in clinical research, and such measures are now
included in many phase II and phase III clinical trials. More recently, PRO assessment has been
advocated as a means of monitoring the physical and psychosocial functioning and symptom
experience of patients in daily clinical practice, with the goal of improving patient care and outcomes
for individual patients. This workshop will provide an overview of a range of theoretical,
methodological and practical issues involved in assessing PRO‘s in clinical research and practice.
Specific issues to be address include: (1) the need for developing and applying better conceptual
models of PRO‘s; (2) the need for and legitimacy of employing proxy PRO measures in selective
research settings; (3) avoiding the ―best bet‖ trap in selecting among available PRO instruments; (4)
the search for meaning in interpreting scores generated by PRO measures (e.g., missing data,
multiple outcomes, and statistical vs. clinical significance); (6) the role of modern test theory (item
banking, item response theory, computer-adaptive testing) in advancing the science of HRQL
assessment and (5) the possibilities and limits of using PRO measures in daily clinical practice.
34
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KRONĠK BÖBREK YETMEZLĠĞĠ HASTALARININ YAKINLARINDA YAġAM KALĠTESĠ
Öğr. Gör. Dr. Hicran Yıldız
Uludağ Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu/Bursa
Kronik böbrek yetmezliği erken mortalite, yaĢam kalitesinde azalma ve sağlık harcamalarında artıĢla
ilgili ciddi bir hastalıktır (Saydah 2007). Kronik böbrek yetersizliği olan hasta sayısı dünya çapında
giderek artmaktadır (Coresh 2007, Rahim 2009). 1999-2004 Ulusal Sağlık ve Beslenme Ġnceleme
AraĢtırması (National Health and Nutrition Examination Survey-NHANES) verilerine göre, Amerika
BirleĢik devletlerinde 20 yaĢ üzeri nüfusun %13.07‘sinde kronik böbrek yetmezliği vardır (Coresh
2007).
Kronik böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarının giderek kaybedildiği ve sağlıklı bir fizyolojik dengenin
sağlanamaz hale geldiği bir hastalıktır (Pınar 2006). Bu nedenle tedavisi ve bakımı son derece
önemlidir. KBY tedavisinde ilk baĢlarda konservatif tedavi yeterli olurken ileri aĢamalarda hemodiyaliz,
perton diyalizi ve renal translantasyonu içeren renal replasman tedavilerinin uygulanmasına ihtiyaç
duyulmaktadır (Pınar 2006).
Kronik böbrek yetmezliği hastası, ömür boyu kendini sınırlayan ve yetersizleĢtiren bir hastalıkla
uğraĢmak zorundadır, hastalığı nedeniyle birçok kayıplara uğramıĢ, tüm aktiviteleri sınırlanmıĢtır,
diyaliz makinasına ve baĢkalarına bağımlıdır. Bu hastalarda hayati bir organ olan böbreğin iĢlevlerinin,
fiziksel becerilerin, biliĢsel fonksiyonların, aile ve iĢ ortamındaki bazı rollerin ve cinsel iĢlevlerin kaybı,
ekonomik kayıplar gibi çok sayıda kayıp söz konusudur (Baydoğan 2008, Pınar 2006, Bakewell 2002).
Özellikle, diyaliz tedavisinde hasta pek çok stresle karĢı karĢıyadır; diyet kısıtlaması, diyaliz seanslarının
gün içinde uzun zaman alması, iĢlevsel sınırlılıklar, iĢ kaybı, rol kaybı, cinsel iĢlevlerde değiĢim,
hastalığın etkileri, tedavinin etkileri ve ölüm korkusu gibi (Baydoğan 2008). Bütün bu kayıp ve
streslerle birlikte hastanın cinsiyeti, medeni durumu, yaĢı, eğitim düzeyi, sosyal güvencesi, ailenin
ekonomik durumu, hastalık süresi, depresyon, uyku sorunları ve/veya yorgunluk bu hastaların yaĢam
kalitesini etkileyen faktörlerdir (Yurtsever, Pınar 2006, Bakewell 2002). Böbrek yetmezliği hastalarının
yaĢam kalitesi genel populasyona göre daha düĢüktür (Korevaar 2000, Mehrotra 2009, Akyol 2002,
Ching 2000, Bakewell 2002) ve uygulanan renal replasman tedavisine bağlı olarak hastanın yaĢam
kalitesi değiĢen derecelerde etkilenmektedir (Pınar 2006). Böbrek transplantasyonu yapılan hastalarda
yaĢam kalitesi hemodiyaliz ve periton diyalizine; periton diyalizi yapılan hastalar da ise hemodiyalize
göre; evde periton diyalizi uygulayanlarda diyaliz merkezinde periton diyalizi uygulayanlara göre daha
yüksektir (Pınar 2006 ).
Kronik böbrek yetmezliği sadece hastanın değil ona bakım veren aile üyelerinin yaĢamını da etkiler
(Aydemir 2002, Lubkin 2006). Hastalar genellikle hasta yakınlarının kendilerini desteklediklerini ifade
etmektedir (Akyol 2000). Ancak, kronik böbrek yetmezliği olan hastalar bakım veren kiĢilere karĢı
zaman zaman birbiriyle zıt hislere kapılabilmektedirler: kiĢiye bağımlı olduğunu hissetme, bu bağımlılık
hissinin bakım verenden/hastalığından kaynaklandığını düĢünme, bakım veren kiĢinin kendilerine
destek vermediğini ve duyarlı olmadıklarını hissetme, bakım veren kiĢiye yük olduğunu hissetme,
bakım veren kiĢiye karĢı suçluluk hissetme gibi (Krespi 2008).
Kronik böbrek yetmezliği olan hastalara bakım veren aile üyesinin veya eĢin yaĢam kalitesi genel
populasyondan daha düĢüktür (Lubkin 2006, rahim 2009). Kronik böbrek yetmezliği hastalarının en
büyük destek kaynağı aileleridir (Akyol 2000, Aydemir 2002, Rahim 2009). Kronik böbrek yetersizliği
olan hastanın kendisi kadar aynı evde yaĢayan yakınları da bu kronik hastalık ve beraberindeki stres
faktörleriyle karĢı karĢıya kalmaktadır (Aydemir 2002). Böbrek yetmezliği hastalarına bakım veren
kiĢilerde depresyon, anksiyete, stres, aĢırı ilaç kullanımı, mali güçlükler, yorgunluk, fiziksel, sosyal
sağlığın ve aile yaĢamının bozulması, yaĢam kalitesinin azalması gibi sorunlar görülebilir (Sherwood
2005, Gayomali 2008, Tong 2008, Shimoyama 2002, Schneider 2003, Rahim 2009). Ailede bir böbrek
hastasının olması, aile bireylerinin sorumluluklarının arasına kronik böbrek yetersizliği olan bireyin
finansal olarak desteklenmesi ve bireyin bakımına iliĢkin sorumlulukların da eklenmesine neden olur
(Aydemir 2002, Teixido 2006, Rahim 2009, Tong 2009, ching 2000). Zamanla aile bireylerinde bitkinlik
ve tükenmiĢlik belirtileri görülebilir, aile bireylerinin yaĢam kalitesi ve ruh sağlığı olumsuz yönde
35
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
etkilenebilir. (Aydemir 2002, Teixido 2006, Rahim 2009, Tong 2009, Pınar 2006, Fan 2008). Aile
üyelerinin yaĢam kalitesini etkileyen faktörler aile yapısı, birbirlerini etkileme biçimleri, parçası oldukları
sosyal gruplar, kullandıkları destek kaynakları, inançlar, tutumlar, değerler, algılanan stresörler,
hastalığın etkileri gibi aile felsefesi, potansiyel uyumu içerir. Aile üyelerinden biri hasta bireye primer
bakım veren olduğunda o aile üyesinin ailedeki rolü değiĢir, sorumluluğu artar, stresörleri artar ve
yaĢam kalitesini etkiler (Lubkin 2006). Aile bireyleri hastanın bakımını sağlamak için iĢ bırakma, erken
emekli olma gibi iĢ kayıplarını yaĢar (Rahim 2009).
YaĢam kalitesindeki çeĢitli etkiler bakım verenin kendi yaĢam kalitesini algılaması kadar hastanın
yaĢam kalitesini algılamasıyla da iliĢkilidir (Lubkin 2006). Çünkü, hasta, hasta yakınları ve sağlık
profesyonellerinin hastanın yaĢam kalitesine iliĢkin algılamaları birbirinden farklıdır (Pınar 2006, Acaray
2005 ).
Evde diyaliz uygulamaları zaman alıcı, teknolojik olarak karmaĢıktır, hasta ve bakım verenin fiziksel ve
psikososyal iyiliği, iliĢkileri ve yaĢam tarzı üzerinde derin bir etkiye sahiptir (Tong 2009). Bakım veren
kiĢiler özellikle evde diyalizin sorumluluğunu aldığında anksiyete, yorgunluk, depresyon, aile
iliĢkilerinde bozulma, sosyal izolasyon ve stres yaĢayabilir (Beanlands 2005, Gayomali 2008). Bunun
sonucunda da bakım verenlerin hayatlarının psikolojik ve sosyal yönleri olumsuz Ģekilde etkilenir
(Belasco 2006). Genellikle bakım verenlerin ihtiyaçları ihmal edilir (Tong 2009)
Einollahi ve arkadaĢları tarafından böbrek nakli yapılan hastaların yakınları üzerinde yapılan bir
çalıĢmada evli olma, düĢük eğitim seviyesine sahip olma, hastanın eĢi ya da anne-babası olmanın
bakım verenlerin tükenmiĢliğini artırdığı saptanmıĢtır. Ancak, aynı çalıĢmada bakım verenlerin
tükenmiĢlik düzeyi ile hastanın medeni durumu, eğitim seviyesi, operasyon zamanı, yaĢı, donör tipi,
transplantasyon öncesi ve sonrası diyaliz hikayesi arasında anlamlı bir iliĢki saptanmamıĢtır (Einollahi
2009). Hastaların günlük aktivitelerindeki bağımlılık oranının yüksekliği bakım verenlerin tükenmiĢlik
düzeyinin yüksekliği ile iliĢkilidir (Einollahi 2009).
Sonuç olarak; KBY hem hastaları hem de hasta yakınlarının yaĢam kalitesini etkileyen bir sağlık
sorunudur. Hasta yakınlarının en sık yaĢadıkları sorunların anksiyete, stres, yorgunluk, depresyon, aile
iliĢkilerinde bozulma, sosyal izolasyon, tükenmiĢlik ve yaĢam kalitesinde azalma olduğu bildirilmektedir.
Bu nedenle bakım verenlerin sorunlarının çözümü için; hastanın bakımında hasta yakınlarına sağlık
profesyonelleri tarafından hem hastanın bakımı hem bilgi hem de kendi yaĢadıkları sorunlarının
çözümü konusunda yeterli destek sağlanmalı; hastanın sorumluluğunun hasta yakını ve sağlık
profesyoneli arasında düzenli aralıklarla aktarılması sağlanmalı; bakım verenlerin de içinde bulunduğu
daha çok araĢtırma yapılmalı ve bu araĢtırmalarda bakım vericilerin güçlendirilmesi için karar verme,
planlama, uygulama ve değerlendirme uygulamalarına katılımlarına izin verilmelidir.
Kaynaklar
1. Acaray A, Pınar R. Quality of life perceived by chronic haemodialysis patients and family
members. EDTNA ERCA J. 2005;31(1):35-8.
2. Akyol A, Karadakovan A. Hemodiyalize giren hastaların yaĢam kalitesi ve özbakım gücü ile
bunlar üzerine etkili değiĢkenlerin incelenmesi. Ege Tıp Dergisi 2002;41 (2): 97- 102.
3. Aydemir Ç, Kasım Ġ, Cebeci S, Göka E, Tüzer V. Kronik böbrek yetmezliği hastalarının
yakınlarında yaĢam kalitesi ve psikiyatrik semptomlar. Kriz Dergisi 2002;10 (2): 29-39.
4. Bakewell AB, Hıggıns RM, Edmunds ME. Quality of life in peritoneal dialysis patients: decline
over time and association with clinical outcomes. Kidney International 2002; 61: 239-24.
5. Baydoğan M, Dağ Ġ. Hemodiyaliz hastalarındaki depresiflik düzeyinin yordanmasında kontrol
odağı, öğrenilmiĢ güçlülük ve sosyotropi-otonomi Türk Psikiyatri Dergisi 2008; 19(1):19-28
6. Beanlands H, Horsburgh ME, Fox S et al. Caregiving by family and friends of adults receiving
dialysis. Nephrol Nurs J 2005; 32: 621–631
7. Belasco A, Barbosa D, Bettencourt AR et al. Quality of life of family caregivers of elderly
patients on hemodialysis and peritoneal dialysis. Am J Kidney Dis 2006; 48: 955–963.
8. Chang TI, Tamura MK.Methods to assess quality of life and functional status and their
applications in clinical care in elderly patients with CKD. Geriatric Nephrology Curriculum.
American Society of Nephrology, 2009.s.1-6.
36
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
9. Chıng CSY, Pun OM, Wong KS, Chan CLK. Quality of life of continuous ambulatory peritoneal
dialysis (CAPD) patients. Hong Kong Journal of Nephrology 2000;2(2):98-103.
10. Coresh J, Selvin E, Stevens LA, Manzi J, Kusek JW, Eggers P, Van Lente F, Levey AS. States
Prevalence of Chronic Kidney Disease in the United. JAMA. 2007;298(17):203-204.
11. Einollahi B, Taheri S, Nemati E, Abbaszadeh S, Pourfarziani V, Nourbala MH. Burden among
care-givers of kidney transplant recipients and its associated factors. Saudi J Kidney Dis
Transpl 2009;20:30-34.
12. Fan SL, Sathick I, McKitty K, Punzalan S. Quality of life of caregivers and patients on
peritoneal dialysis. Nephrol Dial Transplant 2008;8: 1-7.
13. Gayomali C, Sutherland S, Finkelstein FO. The challenge for the caregiver of the patient with
chronic kidney disease. Nephrol Dial Transplant 2008; 23: 3749–3751
14. Krespi MR, Bone M, Ahmad R, Worthington B, Salmon P. Hemodiyaliz hastalarının yaĢamlarını
değerlendirmesi. Türk Psikiyatri Dergisi 2008; 19(4):365-372
15. Lubkin IM, Larsan PD. Quality of life: family issues. Chronic Illnes Impact and Interventions.
Six Ed.Jones and Bartlett Publishers Inc., USA,2006.s.209.
16. Mehrotra R, Boeschoten EW. Current status of peritoneal dialysis. In:Nolph and Gokal‘s
Textbook on Peritoneal Dialysis, 3rd Ed. Eds.R Khanna, R Krediet,T Raymond T. Springer US,
Columbia, USA,2009.s.523-542.
17. Murray AM. Cognitive impairment in the aging dialysis and chronic kidney disease populations:
an occult burden. Adv Chronic Kidney Dis 2008; 15: 123–132
18. Pınar R. Kronik böbrek yetmezlikli hastalarda sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesinin kullanımı.
Sağlıkta Birikim 2006;1(2):71-76.
19. Rahim A,Alhani F, Ahmad F, Gholyaf M, Akhoond MR. Effects of a continuous care model on
perceived quality of life of spouses of haemodialysis patients. Eastern Mediterranean Health
Journal 2009; 15(4):944-950.
20. Schneider RA. Fatigue among caregivers of chronic renal failure in patients: a principal
components analysis. Nephrol Nurs J 2003; 30:
629–633.
21. Sherwood PR, Given CW, Given BA et al. Caregiver burden and depressive symptoms: analysis
of common outcomes in caregivers of elderly patients. J Aging Health 2005; 17: 125–147
22. Shimoyama S, Hirakawa O, Yahiro K et al. Health-related quality of life and caregiver burden
among peritoneal dialysis patients and their family caregivers in Japan. Perit Dial Int 2002;
23(supll 2): 200–205.
23. Teixido J, Tarrats L, Arias N, Cosculluela A. Overload questionnaire for caregivers of patients
on peritoneal dialysis. Nefrologia 2006; 26(1): 74-83
24. Thong MSY, Kaptein AA. Quality of life in patients on peritoneal dialysis. In:Nolph and Gokal‘s
Textbook on Peritoneal Dialysis, 3rd Ed. Eds.R Khanna, R Krediet,T Raymond T. Springer US,
Columbia, USA, 2009. S.523-542
25. Tong A, Sainsbury P, Craig JC. Support interventions for caregivers of people with chronic
kidney disease: a systematic review. Nephrol Dial Transplant 2008; 23: 3960–3965.
37
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
SANDALYE MASAJI KANSERLĠ HASTALARA BAKIM VEREN AĠLE ÜYELERĠNĠN
YAġAM KALĠTESĠNE KATKI VEREBĠLĠR MĠ?
Füsun AfĢar
Kocaeli Devlet Hastanesi
Kanser, hastalık yükü, öldürücülüğü ve insidans artıĢ eğilimi ile hem dünya hem de ülkemiz için ciddi
bir sağlık sorunudur. 2007 yılında dünyada 11.3 milyon yeni kanser vakası ve 7.9 milyon kansere bağlı
ölüm görülmüĢtür. Dünya Sağlık Örgütü‘nün (DSÖ) 2030 yılı tahminlerine göre; 15.5 milyon yeni
kanser vakası geliĢeceği, 11.5 milyon kansere bağlı ölüm görüleceği öngörülmektedir. (www.who.int.
EriĢim tarihi: 09 Ocak 2010).
Ülkemizde 2000 yılında görülen ölümlerin %13‘ü kanser nedeniyledir. Bu ölümlerin 2010‘da %14‘e
2030‘da ise %16.2‘ye ulaĢması beklenmektedir. Sağlık Bakanlığı Kanserle SavaĢ Daire BaĢkanlığının
2005 yılı verilerine göre ülkemizde tanı konmuĢ 72.065 kanserli birey bulunmaktadır (www.sb.gov.tr.
EriĢim tarihi: 09 Ocak 2010).
Onkoloji alanındaki tüm geliĢmelere rağmen hastalıklar içerisinde bireyi en çok korkutan Ģüphesiz
kanserdir. Tedavi edilemeyeceği zannedilen bir hastalığa sahip olmak, hastalığın baĢlangıcında tanı
koymaya yönelik giriĢimler, hastalığın tedavi seçenekleri, hastalığın kendisi ve tedaviye bağlı geliĢen
yan etki ve komplikasyonlar, hastaneye tekrarlı yatıĢlar, hastalığa bağlı semptomlar, tedavinin çok
uzun sürmesi gibi faktörler hastaların iyilik hallerinin bozulmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda
kanser, hastalarda bağımsızlığını, yaĢam üzerindeki kontrol gücünü, mahremiyetini, sosyal statü ve
rollerini, kendine güvenini, geleceğini planlama gücünü kaybetme gibi olumsuz etkilere neden
olmaktadır.
Kanser hastaları bir yandan hastalığın semptomları ile baĢa çıkma, diğer yandan günlük yaĢamlarını
sürdürme çabası içindedirler. Bu çaba bireyin yalnızca kendisini değil, içinde bulunduğu sosyal yaĢamı,
aile yaĢantısı, eğitimi, mesleki yaĢantısı, iĢ yaĢantısı gibi yaĢamı fiziksel, sosyal, emosyonel ve maddi
tüm boyutları ile etkiler.
Kanser sadece kiĢisel bir deneyim değil, aynı zamanda aile, tedavi ekibi, bakım veren aile üyeleri gibi
farklı tarafları ve onların endiĢelerini, zorlanma noktalarını bir araya getiren bir yaĢam sürecidir. Bu
süreç özellikle aile üyeleri için zorlu bir deneyimdir.
Aile üyelerinin çoğu, tanının baĢlangıcından ölüme kadar geçen sürede emosyonel, fiziksel, sosyal ve
ekonomik anlamda hastalarının yanında ve onların destekcisidirler. Bu süreçte aile üyeleri tedavi
kararlarının alınmasında, kanser ve tedaviye bağlı geliĢen komplikasyonların yönetiminde ve hastaların
günlük yaĢam aktivitelerinin yerine getirilmesinde destek olmaya çalıĢırlar.
Kanserli hastaların ailelerinin zaman yönetimi, bireysel kaynakların yönetimi, sosyal rol değiĢimi, evlilik
ve sosyal iliĢkilerinde güçlükler yaĢadıkları; yaĢanan güçlüklerin ise fiziksel ve ruhsal sağlıkları ile
yaĢam kalitelerini olumsuz etkilediği bilinmektedir.
Hasta yakınlarının yaĢadığı sorunlar, hastaların durumlarının ciddiyeti ve bağımlılığın artması ile
paralellik göstermektedir. Hasta bakımını sağlamak tam zamanlı bir iĢtir. Bu nedenle hastaların günlük
yaĢam aktivitelerinde bağımlı hale gelmesiyle aile üyelerinin iĢ hayatı, sosyal yaĢantısı ve aile içindeki
iliĢkileri kesintiye uğramaktadır. YaĢanılan tüm bu sorunlar hasta bakımını sağlayan aile bireylerinde
zaman içinde tükenmiĢliğe, anksiyete ve depresyona neden olmaktadır. Ayrıca bu dönemde harcanan
efor aĢırı yorgunluğa; anksiyete ve yorgunluğun birlikte bulunması ise uyku kalitesinde bozulmalara,
uykusuzluğa neden olmaktadır. Sonuç olarak yaĢanılan yorgunluk, uykusuzluk ve anksiyete gibi
sorunlar aile üyelerinin kısır bir döngüye girmelerine neden olmaktadır.
HemĢirelik bireyi ailesi ile birlikte fiziksel, emosyonel ve sosyal yönden bütüncül bir yaklaĢımla tek bir
ünite olarak ele alan profesyonel bir sağlık disiplinidir. Bu bağlamda kanserli hastalara bakım veren
hemĢireler hasta yakınlarını hastalardan ayrı tutmamalı, bu süreçte karĢılaĢılan sorunlarda onlara
destek olmalıdır. Kanser tanısının konulmasından ölüme kadar geçen sürede hasta ve ailenin yaĢadığı
sorunlar birlikte değerlendirilmeli; bu sorunlardan en fazla hangilerinin birey ve aileyi etkilediği
belirlenmeli; sorunlara yönelik uygun baĢetme yöntemleri desteklenmelidir. Hasta yakınlarının
38
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
gerginliğini, uykusuzluğunu, stres ve anksiyetesini azaltmada dinlenme, dikkati baĢka yöne çekme,
masaj ve benzeri yöntemler kullanılabilir.
Masajın insan fizyolojisi ve psikolojisi üzerine olan olumlu etkileri bilinmektedir. Masajda mekanik
basınç etkisiyle aktif ve pasif sertlik azalır, eklem hareketinin artıĢı sonucunda kas kompliyansının
artması beklenir. Mekanik basınç etkisiyle arteriollere basınç artıĢı olur bu yolla kan akımı artar, yine
kasların gevĢemesi sonucu kan ve lenf akımı artar; ovma ile kaslarda ısı artıĢı olur. Bu durum bireyin
stresinin, ağrısının, yorgunluğunun ve uykusuzluğunun azalması ile sonuçlanır.
Masaj aynı zamanda parasempatik aktiviteyi artırarak kalp hızı ve kan basıncını düzenlemede yardımcı
olur ve gevĢeme cevabı olarak da hormonal yanıtı oluĢturur. Masaj ile norepinefrin ve kortizol salınımı
azalır, dopamin ve seratonin düzeyi artar stres ve anksiyete düzeyi, uyku bozukluğu ve yorgunluk
azalır.
Sandalye masajı son yıllarda uygulanmasının pratik oluĢu, kısa sürede uygulanması, uzanmayı ve
soyunmayı gerektirmemesi bakımından sıklıkla tercih edilmektedir. Sandalye Masajı klasik masaj
teknikleri kullanılarak baĢ, boyun, omuz ve sırta, 10-20 dakika boyunca uygulanır. Yapılan
çalıĢmalarda, Sandalye masajının uykuya dalmayı kolaylaĢtırdığı, uyku süresini uzattığı ve dolayısıyla
uyku kalitesini arttırdığı; anksiyete düzeyini azalttığı; emosyonel, fiziksel ve genel yorgunluğu azalttığı
belirlenmiĢtir.
Kanserli hastalara bakım veren aile üyelerinin yaĢadığı sorunların çözümünde masajın etkinliğinin
değerlendirmek amacıyla 14.09.2007-10.04.2008 tarihleri arasında Kocaeli Devlet Hastanesi Onkoloji
Ünitesi yataklı biriminde araĢtırmaya katılma kriterlerini karĢılayan 22 hasta yakınına sandalye masajı
uyguladık. Örneklem grubunda bulunan 44 olgu yaĢ ve cinsiyet açısından eĢleĢtirilerek giriĢim ve
kontrol olmak üzere iki gruba ayrılmıĢtır.
AraĢtırmada; Tanılama Formu, Pittsburg Uyku Kalite Ġndeksi (Pittsburg Sleep Quality Index-PUKĠ),
Durumluk-Sürekli Anksiyete Ölçeği (State-Trait anxiety Index-STAI), Yorgunluk Ġçin Görsel Benzerlik
Skalası kullanılmıĢtır.
AraĢtırmanın uygulama bölümünde; Ġlk gün uygulamaya baĢlamadan önce ve bir hafta sonunda tüm
olgulara uyku, durumluk anksiyete ve yorgunluk formları doldurtuldu, kan basıncı ve nabız ölçüldü,
kortizol ölçümü için kan örnekleri alındı.
Kontrol grubunda kan basıncı ve nabız ölçümü çalıĢmanın baĢında ve sonunda (çalıĢma baĢladıktan bir
hafta sonra) yapıldı, aynı Ģekilde çalıĢmanın baĢında ve sonunda kortizol ölçümü için iki kez kan
örnekleri alındı. GiriĢim grubunda kortizol ölçümü için, kontrol grubunda olduğu gibi, iki kez kan
örneği alındı. Bu grupta kan basıncı çalıĢmanın baĢında, masaj öncesi ve sonrası; çalıĢmanın sonunda
yine masaj öncesi ve sonrası ölçüldü.
AraĢtırmanın sonucunda; Masajın olguların uyku kalitesi (p<0.001), durumluk anksiyete (p<0.001),
enerji (p<0.01) düzeyleri, sistolik/diyastolik kan basıncı (p<0.001, p<0.01), nabız (p<0.001) ve
kortizol düzeylerinde (p<0.05) olumlu değiĢimler yaptığı görüldü. Ġstatistiksel olarak anlamlı
olmamakla birlikte yorgunluğun azaldığı ve kan basıncı ve nabzın kısa vadede azaldığı görüldü.
Bu sonuçlar doğrultusunda; Sağlık profesyonellerinin sadece hastaların değil, aynı zamanda bakım
veren hasta yakınlarının yaĢadıkları sorunları da değerlendirmesi ve sorunların çözümünde bir yöntem
olarak masajın kullanılması önerilmiĢtir.
39
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KAPSAMLI EĞĠTĠM DEMANSLI HASTALARA BAKIM VEREN AĠLE ÜYELERĠNĠN
YAġAM KALĠTESĠNE KATKI VEREBĠLĠR MĠ?
Doç. Dr. Nevin Kuzu Kurban
Pamukkale Üniversitesi, Denizli Sağlık Yüksekokulu, Denizli
nkuzu@pau.edu.tr
Alzheimer ilerleyici, beynin dejeneratif bir hastalığı ve demansın en yaygın Ģeklidir. Sinsi baĢlayıp hızlı
ilerleyen bu hastalık son yıllarda oldukça sık görülmektedir. Hafıza kaybı, öz bakım eksikliği, kas gücü
ve koordinasyon kaybı ile karakterize bir hastalıktır. Birey konuĢamama, en yakınındaki kiĢileri bile
tanıyamama, kendisini ifade edememe gibi biliĢsel; yürüyememe, kas gücü ve koordinasyon kaybı gibi
fiziksel; yalnızlık hissi, depresif duygu durumu, öfke, merak, kuĢkuculuk, endiĢe gibi duygusal
problemlerle karĢı karĢıya kalmakta ve bu yetmezlikler karĢısında yardıma, duygusal desteğe ihtiyaç
duymaktadır.
Alzheimer bireyi etkilemesinin yanı sıra onunla yaĢayan, ona bakım veren, ona yardım eden ve destek
olan yakınlarının da yaĢamını olumsuz etkilemektedir. Hastaya bakım veren birey hastanın fiziksel
yetersizliğine karĢı ona bakım vermek, hafızasının zayıflamasına karĢın hastayı sürekli takip etmek,
hastanın değiĢen duygu durumu karĢısında onunla baĢetmek zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla bakım
veren birey, sosyal yaĢamına veda edebilmekte ve hatta bütün zamanını hasta ile geçirmek zorunda
kalmaktadır. Sonuçta da yaĢam tarzını değiĢtirmek zorunda kalmaktadır. Hastaya sürekli bakım veren
birey zamanla yorgun ve bitkin düĢebilmekte, hastalığın gidiĢatı yüzünden ümitsizliğe kapılmaktadır.
Alzheimer hastasının fiziksel bakıma, hem hastanın hem de ona bakım verenin duygusal desteğe
ihtiyaç duyduğu bir gerçektir. Bu doğrultuda hasta ve ailesinin psikososyal ve bakım gereksinimlerinin
saptanması ve bu doğrultuda hasta ve ailesinin desteklenmesi önemlidir.
AraĢtırmalar uzun süreli bakım vermenin fiziksel ve mental problemlere neden olabileceğini
göstermektedir. Depresyon, bağıĢıklık yanıtının bozulması, anksiyete, aile içinde anlaĢmazlık ve sosyal
izolasyon bu sorunlardan birkaçıdır. Alzheimerlı hastalara bakım verenler arasında depresyon oranı
değiĢir; bununla birlikte araĢtırmalar bu bireylere bakım vermenin psikolojik olarak sıkıntı verici olduğu
ile tutarlıdır. Demanslı bireyin kuruma yatırılması bakım vermenin yalnızca fiziksel güçlüğünü
uzaklaĢtırmakta, ancak bakım verme stresini azaltmamaktadır. Gerçekte bakım verenlerin
desteklenmesi daha önemli hale gelmektedir. Destek grupları ve grup terapisi bu sorunların çözümüne
yardım etmek için önerilmektedir (Larrimore 2003).
Kapsamlı eğitimin demanslı hastalara bakım veren aile üyelerinin yaĢam kalitesine etkisi
konusundaki araĢtırma sonuçları
AraĢtırmalar demanslı hastalara uzun süre bakım vermenin mental ve fiziksel sağlık problemlerine
neden olabileceğini göstermiĢtir. Ġnformal bakım verenler fiziksel ve psikolojik problemler yaĢarlar.
Demanslı hastalara bakım veren aile üyelerinin bakım gereksinimleriyle nasıl baĢ edecekleri
konusundaki bilgi eksikliği bu riski artırmaktadır.
Kuzu ve ark (2005)‘nın çalıĢmasında kapsamlı bireyselleĢtirilmiĢ eğitim programının (CEPRIC),
HemĢirelik Tanıları (NANDA) ile belirlenen, Alzheimerlı bireyler ve bakım verenler tarafından
deneyimlenmesi
olası
problemlerinin
çözümündeki
etkisini
belirlemeyi
amaçlamaktadır.
BireyselleĢtirilmiĢ
bileĢenle
güçlendirilmiĢ
kapsamlı
eğitim
programı
(CEPRIC=Comprehensive Educational Program Reinforced by an Individualized
Component), araĢtırmacılar tarafından oluĢturulmuĢ ve üç bölümden oluĢmaktadır: Alzheimer
hastalığı hakkında genel bir bilgi, hastalar ve bakım verenlerin daha önceden belirlenen problemlerine
yönelik bireyselleĢtirilmiĢ eğitim ve eğitim kitapçığından oluĢmaktadır. Belirlenen tüm bakım verenlere
telefonla ulaĢılmıĢ ve çalıĢmanın amacı açıklandıktan sonra böyle bir çalıĢmaya katılmak isteyip
istemedikleri sorulmuĢtur. ÇalıĢmaya katılmak isteyen bakım verenlerde, hemĢire araĢtırmacılar
hastanın ve bakım verenlerin NANDA kriterlerine göre problemlerini değerlendirmiĢtir. Bu görüĢmenin
en sonunda Duke yaĢam kalitesi ölçeği, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Skalası uygulanmıĢtır.
40
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Ġlk görüĢmeden yaklaĢık 2 hafta sonra 50 dakikalık hemĢire tarafından yönetilen bir eğitim oturumu
gerçekleĢtirilmiĢtir. Eğitim oturumu üç ana bölümden oluĢmaktadır. Alzheimer hastalığı hakkında genel
bir bilgi verildikten sonra, bireyselleĢtirilmiĢ eğitim giriĢimi, NANDA kriterlerine göre konulan tanılara
yönelik olarak gerçekleĢtirilmiĢtir. Bu görüĢmenin sonunda bu araĢtırma için geliĢtirilmiĢ eğitim
kitapçığı daha sonra kullanım için verilmiĢtir. Hastalar ve bakım verenlerin eğitiminde sorularını birebir
sorabilecekleri bir tartıĢma yöntemi uygulanmıĢtır. GörüĢme sırasında bakım verenlerin sorular ve
kaygılarını açıklamalarına izin verilmiĢtir. Son olarak, katılımcılara Alzheimer derneği aktiviteleri ve
mevcut destek mekanizmaları konusunda bilgi verilmiĢtir. Eğitim oturumundan dört hafta sonra,
hastanın ve bakım verenlerin mevcut ve yeni sorunlarını belirlemek için son değerlendirme yapılmıĢtır.
Duke, Beck Anksiyete ve Beck Depresyon skalası yeniden uygulanmıĢtır (Kuzu ve ark. 2005).
Hastalar ve bakım verenlerin 21 hemĢirelik tanısından yalnızca 2‘sinde hiçbir değiĢiklik görülmemiĢ,
geri kalanlarda düzelme görülmüĢtür. Hastaların hiç değiĢme görülmeyen problemleri ineffektif
solunum örüntüsü ve rol performansında değiĢimdir. Hastaların yaĢadığı problemlerden, giriĢimlerden
sonra azaldığı rapor edilenler uyku ve yeme örüntüsünde değiĢim, travma riski, özbakım eksikliği,
güçsüzlük, duyusal algısal süreçlerde değiĢim ve anksiyetedir. Ġstatistiksel olarak önemlilik
göstermeyen ancak problemde azalma görülenler ise doku bütünlüğünde ve fiziksel mobilitede
bozulma, aktivite intoleransı, infeksiyon riski, boĢaltımda değiĢim, düĢünce süreçlerinde değiĢim, sözel
iletiĢimde bozulmadır. Bakım verenlerin (bireysel ya da ailesel) sosyal etkileĢimde bozulma, bakım
verme rolünde güçlük problemleri önemli derecede azaltmıĢtır (Kuzu ve ark. 2005).
Kuzu ve ark.(2005) çalıĢmasında CEPRIC‘in Alzheimer hastalarına bakım verenler arasında problemleri
önemli derecede azalttığı sonucuna varılmıĢtır. Ġlave olarak giriĢimler bakım verenlerin yaĢam kalitesini
artırırken, anksiyete ve depresyon düzeyini azaltmıĢtır.
Diğer bir çalıĢmada Zanetti ve ark. (1998) orta ve ciddi demanslı, davranıĢ problemleri olan hastalara
bakım verenlerde, yapılan eğitimin bakım verenlerin sıkıntıları ve yaĢam kalitesi üzerindeki etkisini
belirlemek amacıyla bir çalıĢma yapmıĢlardır. Eğitim programının sonunda, 3. ay kontrollerde deneysel
grup biliĢsel fonksiyonlar yaĢam tatmin puanlarında önemli bir ilerleme gösterirken, kontrol grubu
yaĢam kalitesinde hiç bir değiĢiklik göstermemiĢtir. Bu çalıĢma, eğitim grubu programının demans
hakkında pratik bilgiler sunduğunu ve davranıĢsal problemlerin pratik yönetiminin bakım verenlerin
yaĢam kalitesini artırdığını ve stresini azaltmada uzun dönemde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini
belirtmektedir. Sonuç olarak bakım verenler evde hastanın davranıĢsal problemlerini yönetebilmek ve
kendi fiziksel ve duygusal risklerini azaltmak için etkili stratejilere gereksinim duymaktadırlar.
Garce‘s ve ark.(2009); bağımlı bireylere informal bakım verenlerin tükenmiĢliğini hafifletmek için
yapılan programları incelemiĢlerdir. Onların çalıĢmasının ana konusu tükenmiĢlikle baĢ etmede bakım
verenlerin dinlenmesine fırsat veren hizmetler (respite services) ve psikososyal giriĢim programlarıydı.
Ġnformal bakım verenlerin tükenmiĢliğini azaltmak için yapılan psikososyal programlar, genel bir yol
olarak bakım durumuyla bakım verenlerin baĢ etme becerilerini geliĢtirmek ve artırmak için
düzenlenmektedir. Genel amaçları tükenmiĢlik, stres ve bakım verenler tarafından hissedilen sıkıntıları
azaltmaktır ve diğer yandan da bağımlı bireyin aldığı bakımın kalitesini artırmaktır. Bazı programlar
giriĢimin farklı elementlerini bir araya getirirler. Eğitim giriĢimleri bilginin artırılması, evde bakım
becerilerini artırma, tedavi edici giriĢimler, problem çözme, davranıĢsal teknikler konusunda becerilerin
geliĢimi, acil parasal ya da yasal sorunların planlanması konularına odaklaĢır.
Demanslı bireylere bakımverenlerin bulunduğu bir örneklem grubunda, bakımverenler üzerinde
yürütülen hasta üzerinde doğrudan önemli etkisi olan bir araĢtırma, özellikle eğitim bileĢeninin olası
etkililiği üzerinde odaklanmıĢtır. Bu tür stratejilerin verimliliği, bağımlı semptomlara karĢı bakım verenin
tepkisine dayalı olabilir. Bazen demanslı bireylere bakım verenlerde, ani yapılan hareketler, hastanın
rutinleri ve çevresinde beklenmeyen değiĢiklikler ya da aĢırı derecede eleĢtirel davranma, bakım
verenin tükenmiĢliğiyle çok yakından ilgili olabilen, hastalığın psikolojik ve davranıĢsal belirtilerini
Ģiddetlendirebilir. Bakım verenlerin çoğu hastanın unutkanlıklarını sorumsuzluk, onların çabuk
sinirlenmesini sevgi eksikliği, onların tekrarlı sorularını kasıtlı takıntılı davranıĢ olarak yorumlayarak
demansın davranıĢsal ve psikolojik belirtilerinin hastanın kontrolü altında olduğuna inanırlar.
Kendilerindeki duygusal sıkıntı genellenirken, bu reaksiyonların hastaya eleĢtirel ve düĢmanca
yaklaĢımı artırması olasıdır. Hasta ile etkileĢim olduğunda bakım verenler üzerinde yürütülen giriĢimler,
41
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
bakım verenin evde hastaya bakım verme kapasitesini uzatabilir ve her iki tarafın yaĢam kalitesini
garanti altına alır (Garce´s ve ark. 2009, IPA 2002).
Freed ve ark.(1999) Alzheimer hastalığı yönetiminin hasta ve bakım verenlerin yaĢam kalitesi için kritik
bir konu olduğunu belirtmiĢtir. Yapılan bazı çalıĢmalarda Alzheimer‘lı hastalara standartlaĢtırılmıĢ bir
eğitim vermenin, Alzheimer hastalığı olan bireyler için bakımın kalitesini artırmaya çalıĢtığını ve ailelerin
bakım vermeye bağlı yaĢadığı anksiyete ve depresyon düzeyini azalttığını aktarmaktadırlar.
Carrasco ve ark. (2009) Alzheimer hastalığı olanlara bakım verenlerde, bakım verenin tükenmiĢliğini
azaltmada psiko-eğitimsel giriĢim programının (PIP=Psychoeducational intervention program)
etkililiğini değerlendirmiĢlerdir. Randomize bu çalıĢmada, giriĢim grubu, SF-36 ile ölçülen algılanan tüm
iyi olma hali alanlarında bir iyileĢme göstermiĢtir. Yazarlar psiko-sosyal eğitiminin, bakım verenlerin
sıkıntısını azaltabileceğini ve problem çözme becerilerini geliĢtirmeye yardım edebileceğini
belirtmektedirler. Bu çalıĢmada PIP‘in Alzheimer hastalarına bakım verenlerin algılanan sağlık ve yaĢam
kalitesini artırdığı ifade edilmektedir. Bu çalıĢma aynı zamanda psikoeğitimsel programların Alzheimer
hastalığı ya da diğer tip demanslarda standart bakımın bir parçası olması gerektiğini desteklemektedir.
Doody ve ark.(2001) yaptıkları kanıta dayalı derlemede ―Eğitim giriĢimleri demanslı hastalar ve /ya da
onlara bakım verenlerin, hiçbir giriĢim yapılmayanlarla karĢılaĢtırıldığında sonuçlarını düzeltebilir mi?‖
hipotezini gözden geçirmiĢlerdir. Bakım verenler için uzun dönem yoğun eğitim ve destek programları,
hastanın 12-24 ay bakımevine yerleĢimi geciktirmektedir. Ġlave olarak bakım verenlerin eğitimi, bakım
verenin sağlık puanını artırırken, hastalık belirtileri ve problem davranıĢları üzerinde hiçbir etkisi
bulunmamıĢtır.
Doody ve ark. (2001) bakım verenler için psikososyal giriĢimler bölümünde Ģu sonuca varmıĢlardır.
Doğrudan bakım verenlere yönelik eğitim, destek ve dinlenmesine fırsat veren hizmetler (respite care)
dahil psikososyal giriĢimlerin, bakım verenin duygusal iyi olma hali ve yaĢam kalitesini artırabileceği ve
demanslı hastanın bakımevine yerleĢimini geciktirebileceği sonucuna varmıĢlardır.
Sonuç olarak, çalıĢmalar incelendiğinde hasta yakınlarına verilecek olan eğitimin, hasta yakınlarını
rahatlattığı, dolayısıyla hastanın problemlerini azaltarak bakım verenin de anksiyete, depresyon ve
tükenmiĢliğini azalttığını ve yaĢam kalitesini artırdığını göstermektedir. Hasta ile uğraĢırken unutulan
bir grup olan bakım verenlerin farklı tipte eğitim yöntemleri ile desteklenmesi önerilmektedir.
Kaynakça
1. Larrimore KL. Alzheimer disease Support Group Characteristics: A comparison of caregivers. Geriatr
Nurs 2003; 24(1):32-35.
2. Kuzu N, BeĢer N, Zencir M, ġahiner T, Ergin N, Ergin A, Çatak B, Erdoğan Ç. Effects of a
comprehensive educational program on quality of life and emotional issues of dementia patient
caregivers. Geriatr Nurs. 2005; 26(6):378-386
3.Zanetti O, Metitieri T, Bıanchetti A, Trabucchı M. Effectiveness of an educational program for
demented person‘s relatives. Arch Gerontol Geriatr Suppl. 6. 1998; 531-538.
4. Garce´s J, Carretero S, Ro´ denas F, Alema´n C. A review of programs to alleviate the burden of
informal caregivers of dependent persons. Arch Gerontol Geriatr xxx (2009) xxx–xxx. (Article in press).
5. IPA (International Psychogeriatric Association). (2002). Behavioral and Psychological
Symptoms of Dementia (BPSD) Educational Pack, IPA. Available from: http://www.ipaonline.org/ipaonlinev3/ipaprograms/bpsdarchives/bpsdrev/toc.asp. Accessed:1 February 2010.
6. Freed DM, Elder WW, Lauderdale S, Carter S. An integrated program for dementia evaluation and
care management. Gerontologist. 1999; 39(3):356-361.
7. Carrasco MM, Martı´n MM, Valero CP, Milla´n PR, Garcı´a CI, Montalba´n SR and et al.
Effectiveness of a psychoeducational intervention program in the reduction of caregiver burden in
alzheimer‘s disease patients‘ caregivers. Int J Geriatr Psychiatry. 2009; (24): 489–499.
8. Doody RS, Stevens JC, Beck C, Dubinsky RM, Kaye JA, Gwyther L. and et al. Practice parameter:
Management of dementia (an evidence-based review): Report of the Quality Standards Subcommittee
of the American Academy of Neurology, Neurology. 2001; (56):1154-1166
42
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BIR HASTA YAKINININ YAġADIKLARI
“ANNEME NE OLDU?”
Gözde Dalan
Yeditepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü
Halen Ġzmir‘de yaĢayan annem 52 yaĢında, ilkokul mezunu bir ev hanımı idi. Ġki kız çocuğunu
büyük titizlikle büyütmüĢ, okutmuĢtu. Annemi herkes gerek giyiminden, gerekse davranıĢlarından
dolayı öğretmen zannederdi. Dört dörtlük denilebilecek bir ev hanımıydı. Yazın karıncalar gibi çalıĢır
kıĢa hazırlık yapardı. Ailede anneme babamın tarafı özellikle Sebahat halam ―yemeğin doktoru‖ derdi.
O kadar güzel yemek yapardı. Yine babam tarafım ―AyĢe‘ye ne zaman giderseniz gidin o her zaman
için hazırlıklıdır‖ derlerdi.
Entellektüel, insan iliĢkileri güçlü bir kadındı. Neredeyse haftada bir ya da ne zaman güzel bir tiyatro
olursa bizi götürürdü. Müzeleri gezdirirdi. Bazen mahalleyi organize eder, tarihi eserlerin de olduğu
güzel yerlere piknik düzenlerdi.
Annem zamanla içine kapanık, insanlarla fazla görüĢmek istemeyen bir kiĢiliğe bürünmeye
baĢladı. Anneme saklaması için birĢey verdiğimiz zaman, ne olduğunu ve nereye koyduğunu çok iyi
hatırlardı. Artık bu tarz Ģeyleri de yapamaz ve hatırlayamaz olmuĢtu. Menopoza daha yeni girmiĢti. Biz
annemin bu yeni kiĢiliğini menopaza bağlamıĢtık. Gittiği doktor da bunların menopoz yüzünden
olduğunu ve gayet normal karĢılamamız gerektiğini vurgulamıĢtı.
Fakat zamanla annemin hareketlerinde çok hafif de olsa bir yavaĢlama, bıkkınlık, ev iĢlerini
yapmada erteleme gibi durumları farketmeye baĢladık. Annemin hiç alıĢık olmadığımız bu davranıĢlarını
her seferinde menopaza bağladık. Hatta ablamla artık annemin yaĢının da olduğunu düĢünüp bu
olayları gayet normal karĢılamaya çalıĢtık. Artık biz büyüyorduk, annemiz doğal olarak bunca yılın
yorgunu bir insan davranıĢı sergiliyor diye düĢünerek, kendimizi bir bakıma rahatlatmaya çalıĢtık. Fakat
kimse birbirine belli etmeden yani babam, ablam ve ben, menopazdan daha farklı birĢey olduğunu
sezinliyor, ama tedirginlik yaratmamak için de birbirimize bir Ģey diyemiyorduk.
Annem zaman ilerledikçe olmadık ve bizi ĢaĢırtacak hikayeleri sanki gerçekten yaĢamıĢ gibi
anlatıp bizi dehĢete düĢürüyordu. 3 ay gibi kısa sürede annem de ciddi değiĢmeleri fark ettik. Ablam
annemi özel bir nöroloji doktoruna götürdü. Hem menopoza bağlı hormon kontrolu yapıldı, hem de
beyin emarı çekildi, ama her Ģey çok normal görünüyordu. Doktor bunun da sebebini yine menopaza
bağladı. Biz bir türlü annemin rahatsız oluĢuna, sıkıntılı hallerine ve hiç birĢey yapmak istemeyiĢine
alıĢamamıĢtık, çok üzülüyorduk, fakat elimizden geleni de yaptığımız için ne yapacağımızı da
ĢaĢırmıĢtık. Annemi her zaman güçlü görmeye alıĢtığımız için bu durum bizi çok ĢaĢırtıyordu.
Günden güne annemin anlattığı hikayelerin tamamen kurmaca olduğunu düĢünmeye baĢladık. Bu
hikayeleri yaĢamıĢ gibi anlatıyordu. Yakın arkadaĢlarının onu hırsızlıkla suçladığını ve evden yakın
akrabalarımızın bir takım eĢyalarını çaldığını ileri sürüyordu. Bunu sadece babamla, bana
anlatabiliyordu. Çünkü ablam evli olduğu için çok fazla yanında olamıyordu. Gerçi ben de Ġzmir‘e okul
tatil oldukça ya da hafta sonları kaçabiliyordum. Dolayısıyla en iyi gözlemi babam yapıyordu.
En sonunda babam annemi Ġstanbulda‘ki bir üniversite hastanesi‘ne getirmeye karar verdi. Çünkü
diğer götürmüĢ olduğu doktorlar birĢey bulmadıkları için herĢeyin normal olduğunu, annemde hiç
birĢey olmadığını, bizim hüsnü kuruntudan paranoyaklık yaptığımızı yüzümüze vurdular. Halbuki biz
annemi, onlardan daha az tanımıyorduk. 1 saatlik konuĢmayla annemi analiz edebildiklerini
düĢündüler. Annem doktorlarla konuĢurken çok düzgün konuĢuyordu. Çünkü bizden baĢkasına o
yaĢadığı hayali olayları anlatmaması gerektiğinin o zamanlar farkındaydı. Dolayısıyla doktorlara bunu
söylesek de bize anormal gözlerle, sanki annemi zorla o hale bürüyormuĢuz gibi bakıyorlardı.
Ġstanbulda‘ki üniversite hastanesi annemi gözlem altına aldı. Öncelikle, tiroid bezlerinin çalıĢmaması
halinde oluĢan depresyon ve bu buna benzer olayların olmasından kuĢkulandıkları için hormonlarının
hepsine bakıldı. Paratiroid bezinde küçük bir kitle bulundu. Bununla beraber, psikoanaliz testi yapıldı,
beyin emarı çekildi. Bu yapılan iĢlemlerde birĢey görülmediğinden, paratiroidteki kitlenin annemde bu
tarz sorunlara yol açabileceği düĢünüldü, kitle alındı, taburcu edildi. Taburculuğu takiben 6 ay sonra
yeniden kontrole geldiğimizde annemim durumunda iyileĢme yönünde hiçbir değiĢiklik olmamıĢtı.
Böylece paratiroid bezindeki kitlenin annemin durumundan sorumlu olmadığı anlaĢıldı. Doktor, annem
43
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
genç olduğu için hiç bir zaman Alzheimer demek istemedi. ve Alzheimer Ģıkkını en sona sakladı.
Takiben birtakım nörolog, psikiyatrist ve psikologların içinde bulunduğu sağlık çalıĢanları ile bir dizi
taramalar baĢladı; bu taramaların çıkıĢ noktası annemin depresyon olduğu idi. Bu süreç içinde annemin
durumu daha da ağırlaĢtı, tanı konulamadığı için bir türlü doğru tedaviye de baĢlanamadı. Görüntüde
annem anormal davranıĢlar ve ruh halindeyken, psikoanaliz testleri hariç herĢeyi normal çıkıyordu.
Psikiyatrist ve nörologla beraber anneme bir ilaç baĢlandı. Bu ilk ilaçlar anneme ters etki yaptı.
Etrafında olmayan varlıkları sanki etrafındalarmıĢ gibi görüp çok korkuyordu. Gördükleri kiĢilerin ona
zarar vereceği düĢüncesiyle hiç uyumuyordu. Sürekli kapıları iplerle bağlıyordu, onu duymasınlar diye
sessizce konuĢuyordu ve bazen etrafındaki varlıkların babamın içine girdiğini düĢünüp babam
olmadığını söylüyordu ve gözlerindeki o bakıĢ birdenbire değiĢiyordu. Etrafında gördüğü sanrılar onu
öyle yoruyordu ki sinir sistemi bozuluyor, tansiyonu çıkıyor, kalp atıĢları hızlanıyor ve birdenbire yere
yığılıp kalıyordu. Ailece, ne yapacağımızı ĢaĢırmıĢ kalmıĢtık. Hepimiz için hayat anlamını yitirmiĢti. Ve
bu gördüklerime hiç hazır değildim. Bir türlü hastalığın ne olduğu söylenmiyordu. Babam da
―depresyon bunlar, gelip geçecek‖ diyerek bizim güçlü durmamızı istiyordu.
Doktor bu durumda hemen ilaçları değiĢtirip, annemin halen kullandığı ilaçları reçete etti, bunların nasıl
kullanılacağına dahil haftalık program verdi. Ġlaçların dozajı yavaĢ yavaĢ yükseltilip, bırakmak
istediğimiz ilaç olursa da yavaĢ yavaĢ azaltılarak bırakılıyordu. Annem bu ilaçlardan sonra çok
rahatladı. Böylece annem eskisine kıyasla, iyileĢmemiĢ, ancak kısmen daha mutlu bir hasta oldu.
Anneme beyinde hiç birĢey çıkmamasına rağmen ―demans‖ teĢhisi konuldu. Ama hangi çeĢidi olduğu
söylenmemiĢti. Annem çok sık olmasada belirli aralıklarda ağlama krizlerine giriyordu. Neredeyse her
ay doktor kontrolüne götürülüyordu. DavranıĢları ve ruhsal durumu sürekli olarak gözlemleniyor ve
ilaçların dozajı ona göre belirleniyordu. Tabiki aralarda zor zamanlar da geçirdiğimiz oluyordu. Hastalık
hızlı bir Ģekilde ilerliyordu. Bir 6 ay kadar sonra yeniden pet-ct‘ye girdi ve beynin ön loplarındaki
grilerde azalma olduğu ilk defa bu aĢamada görüldü. Artık tanı konulmuĢtu, önce bize ―Alzheimer‖
dendi, bir ara ―frontotemperal demans‖ dendi, ama benim en son aklımda kalan ―Alzheimer‖ oldu.
Annem Ģu anda 56 yaĢında. Bu hastalıkla 4 seneden beridir mücadele ediyoruz. Fakat biz, bu hastalığı
son bir senede kabullenebildik. Ondan önce hiç bir zaman kabullenmiyorduk. Hala Ģüphe ediyorduk
değildir diye.
Hastalık baĢından bu yana, yani 4 senede hızla ilerledi, annem konuĢma yetisini ve yer
oryantasyonunu kaybetti, günlük becerilerini yerine getiremez hale geldi, temel ihtiyaçlarını karĢılamayı
unuttu. Bununla beraber bir gün ondan sıkılıp ve onu bırakıp gideceğimizden çok korkuyor. Bunu
sözcüklerle anlatamıyor ama gözleri size herĢeyi yansıtıyor, yüz ifadesi de...! Kendini bir anda onu
bırakıp gidecekmiĢiz gibi yapayalnız hissetmesi ve bu duygusunu hareketlerine, duygularına
yansıtması, kalbimizi paramparça ediyor. Ona sürekli telkin veriyoruz ve ona dokunarak ne kadar çok
sevdiğimizi söylediğimizde yüzünde çiçekler açıyor. Onun Ģu anda en iyi ilacı sevgiden ve dokunmaktan
baĢka birĢey değil.
ġu sıralarda doktora ayda bir rapor veriyoruz. Son gözlemlerimiz annemin eskisi gibi yürüyemediği ve
hemen yorulduğuydu. Üstelik elleri titremeye baĢlamıĢtı ve karnını sürekli olarak hareket ettiriyordu.
Eskiden karnını belli belirsiz titretirken, Ģimdilerde fazlalaĢmıĢtı.
Alzheimer‘ın bu kadar hızlı ilerlemesinin ne kadar ĢaĢırtıcı olduğunu doktora söyleyince; doktor bana
annemin Alzheimer değil, frontotemperal demans olduğunu söyledi. Arasındaki farkı her zaman sorup
yanıt alamamama rağmen yeniden arasındaki farkı sorduğumda; bana Alzheimer‘a göre daha erken
yaĢlarda meydana gelen ve daha hızlı ilerleyen bir hastalık olduğunu söyledi. Yani Alzheimer‘dan daha
kötüydü.
Aslında annemin her türlü bakımını tamamiyle babam üstleniyor. Ablam ve ben iĢimiz gereği
Ġzmir‘de değiliz. Fakat babamızın yanına sıklıkla gidip ona biraz da olsa nefes aldırmaya çalıĢıyoruz.
Bundan dolayı da kendimizde vicdanen rahatlıyoruz. Çünkü annemle vakit geçirince hem babamı
anlamıĢ oluyoruz, hem de annem çok mutlu oluyor. Bir de annemin bizi unutmasını hiç bir zaman
istemiyoruz.
Anneme bakıcı tutmak istedik, ama annem babama çok alıĢtığı için bakıcıdan çok rahatsızlık
duydu. Ve bu konuda baĢarılı olamadık. Hemen bir kat aĢağımızda anneannemler oturuyor. Babam
44
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
hergün ortalama iki saat anneanneme bırakıyor, ama orada bile çok zor duruyor babamsız. Annem
mutsuz oluyor aslında. Ama babam bunu kendi sağlığı için yapmak zorunda.
Bir ara annemin bir takım hareketleri yüzünden, insanların bize anlamsız anlamsız bakmaları,
ister istemez sizi etkiliyor. BirĢeyleri anlatmak, haykırmak istiyorsunuz ama yapamıyorsunuz. Annemin
yanında ―ah yazık yazık‖ demeleri sizi rencide etmiyor da annem ―neden öyle diyorlar bana?‖ deyince
iĢte o zaman boğazınız düğümleniyor ne diyeceğiniz ĢaĢırıyorsunuz. Tabiki sonra o, unutuyor geçiyor
gidiyor, ama siz unutamıyorsunuz.
Bazı yakın çevremiz ve tanıdıklar annemi, üfürükçülere götürmemizi istediler. Çünkü annemin
üç harflilerle konuĢtuğunu ve onlardan anneme zarar geldiğine inanıyorlardı. Bunun beynindeki
hasarlardan dolayı, hastalığın belirtilerinden biri olduğunu açıklamaya çalıĢsam da annemi hacı-hocaya
götürmediğimiz için tepkiler aldık.
ġimdi az çok çevre anneme alıĢtı ve babam da daha rahat. Ama çok fazla farklı çevrelere
girmemeye çalıĢıyoruz. Çünkü annemi sanki hiç birĢey anlamıyormuĢ gibi düĢünüp kendince izole
ederek, annemin yanında babama onunla ilgili soru sormaları bizi kasıyor. Çünkü annem anlamasa da
hissediyor, tedirgin oluyor ve üzülüyor. Bunu yapmaları bizi oldukça üzüyor. Çünkü o hala bir birey,
yaĢıyor, hissediyor ve tepki veriyor.
45
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
HASTA YAKINLARININ YAġAM KALĠTESĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
Yrd. Doç. Dr. AyĢe Çil Akıncı
Kırklareli Üniversitesi, Sağlık Yüksekokulu
Kronik hastalıklar, aile üyelerinin rollerinin değiĢmesine ve yeniden düzenlenmesine yol açması
nedeniyle aile hastalığı olarak görülebilir. Kronik hastalığı olan bireylerde fiziksel ve psikolojik bozukluk
derecesi arttıkça aile üyelerine bağımlılıkları artar. Aile içinden biri / birileri hasta ile ilgili bütün
sorunlarla ilgilenmek ve hastaya fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik yönden destek sağlamak
durumunda kalabilir. Bu durumda, hastadan sonra kronik hastalıktan en çok etkilenen kiĢi hasta ile
ilgilenen kiĢi / hasta yakını olmaktadır. Özellikle ileri evrede hastası olan hasta yakını; hastasının
gereksinimlerini karĢılamak için iĢini bırakabilir ya da çalıĢma süresini azaltabilir, sosyal aktivitelere ve
boĢ zaman aktivitelerine zaman ayıramayabilir, ev iĢlerini eskisi gibi yerine getiremeyebilir, çocuklarına
/ diğer aile bireylerine daha önceki gibi bakamayabilir / zaman ayıramayabilir, hatta kendi öz-bakım
aktivitelerini bile yerine getiremeyebilir. Tüm bunlar hasta yakınlarının yaĢam kalitesinde azalmaya
neden olur.
Hasta Yakınlarının YaĢam Kalitesini Etkileyen Faktörler
Hastaya ve hasta yakınına ait birçok faktör hasta yakınlarının yaĢam kalitesini etkileyebilir. Hastaya ait
faktörler arasında hastalık türü, hastalık süresi, prognoz, yaĢanan semptomlar, fiziksel ve psikolojik
bağımlılık düzeyi, uygulanan tıbbi tedavi, bakım gereksinimleri, ekonomik durum, var olan diğer
hastalıklar, sosyal destek, evlilik zamanı (hastalık öncesi / hastalık sonrası), evlilik süresi, hastalık
öncesi ve sonrası aile iliĢkileri, bakıma ihtiyacı olan kiĢinin kurumsal yardım alması ve baĢa çıkma
stratejileri yer alır. Hasta yakınına ait faktörler arasında yaĢ, cinsiyet, çalıĢma durumu, medeni durum,
eğitim düzeyi, hastaya yakınlık derecesi, ailedeki pozisyonu ve bakım iĢine diğer yakınların aktif bir
Ģekilde katılması yer alır. Bu nedenle hasta yakınlarının yaĢam kalitesi değerlendirilirken yukarıda
sıralanan tüm faktörler ele alınmalıdır.
Hasta Yakınlarının YaĢam Kalitelerini Değerlendirirken Neleri Sorgulayalım?
Kronik hasta ile ilgilenmek zahmetli, bunaltıcı ve stresli, zaman ve enerji gerektiren zor bir süreç
olduğundan hasta yakınının fiziksel, psikolojik, sosyal fonksiyonlarını, aile fonksiyonlarını, ekonomik
durumunu ve profesyonel aktivitelerini negatif yönde etkileyerek yaĢam kalitesini düĢürebilir. Bu
nedenle hasta yakınlarının yaĢam kalitesini değerlendirirken fiziksel, psikolojik, sosyal fonksiyonlar, aile
fonksiyonları, ekonomik durum ve profesyonel aktiviteleri ele almak gerekmektedir. Ayrıca hastanın
bağımlılık düzeyi, yardım gereksinimleri, bunların hangilerinin hasta yakını tarafından karĢılandığı ve
hasta yakınının destek alıp almadığı da değerlendirilmelidir.
Fiziksel Fonksiyonlar: Hasta bakımının özbakım aktivitelerini engelleyip engellemediği
değerlendirilmeli; hasta ile ilgilenme nedeniyle uyku bozuklukları, baĢ ağrısı, yorgunluk ve halsizlik
hissi, ağrı, kan basıncında değiĢmeler ve iĢtah kaybı gibi çeĢitli sorunlar yaĢanıp yaĢanmadığı
sorgulanmalıdır.
Psikolojik Fonksiyonlar: Yakınının hastalığından dolayı kızgınlık, umutsuzluk, keder, tükenmiĢlik,
gerginlik, depresyon ve psikosomatik sağlık problemleri yaĢanıp yaĢanmadığı sorgulanmalıdır.
Sosyal Fonksiyonlar: Sosyal iliĢkilerde, boĢ zaman aktivitelerinde, ev dıĢı aktivitelerde ve tatil
planlarında bir değiĢiklik olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Aile Fonksiyonları: Evlilik ve aile iliĢkilerinde sorunlar, aile bireylerine yeterince vakit ayıramama, aile
içi rollerde değiĢme ve cinsel sorunlar yaĢanıp yaĢanmadığı değerlendirilmelidir.
Profesyonel Aktiviteler: Hasta bakımı nedeniyle daha önce çalıĢan kiĢilerde iĢ aktivitesinde azalma /
iĢi bırakma, part-time çalıĢma, iĢ-bakım sağlama rollerinde çatıĢma nedeniyle sorunlar yaĢanıp
yaĢanmadığı sorgulanmalıdır.
Ekonomik Durum: Tedavi ve bakım sürecinde hasta yakınının ekonomik kayıplar yaĢayıp yaĢamadığı
sorgulanmalıdır.
Hastanın Bağımlılık Düzeyi: Giyinme, beslenme, boĢaltım ve banyo gibi günlük yaĢam aktiviteleri,
ev içi ve ev dıĢı aktiviteler ve tedavi süreci ile ilgili bağımlılık düzeyi ve yardım gereksinimleri
46
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
değerlendirilmelidir. Bunların hangilerinin hasta yakını tarafından karĢılandığı ve hasta yakınının destek
alıp almadığı değerlendirilmelidir.
Hasta yakınlarının yaĢam kalitesini değerlendirirken hem kapsamlı hem de cevaplaması az zaman
gerektiren ölçekler kullanılarak bakım verenler ile bakım vermeyen hasta yakınları karĢılaĢtırılmalı,
hasta yakınlarının belli baĢlı aktiviteleri yapma düzeyi değerlendirilmeli ve bu hastalık öncesi aktivite
seviyesi ile karĢılaĢtırılmalıdır.
47
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
SAĞLIKLA ĠLGĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇÜM ARAÇLARI VE ÇOK BOYUTLU YAPININ
ÜLKEYE UYARLANMASI
Güldal Büyükdamgacı Ph.D.
Endüstri Mühendisi,
TÜBĠTAK
Sağlıkta YaĢam Kalitesi çalıĢmaları dünyada 30 yılı aĢkın bir süredir hız ve derinlik kazanarak süren ve
tabiatı gereği çok-disiplinli bir alandır. Bu alanda çalıĢanlar arasında tıp ve diğer sağlık bilimleri olduğu
kadar, matematik, mühendislik, psikoloji, vbg. dallar da ağırlıklı olarak temsil edilmektedir. Tüm
çabalarımıza rağmen, bildiğim kadarıyla halen ülkemizde bu alan hemen hemen sadece tıp ve sağlık
bilimleri tarafından sahiplenilmiĢtir. Bu konu, ülkemizde bu çalıĢmaların sağlıklı geliĢmesini
zorlaĢtırabilecek
bir eksikliktir. Bunun önemli bir örneği bu sunum/atölyenin konusunu
oluĢturmaktadır: Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesi ölçüm araçlarının altında yatan matematiksel modelin
(Multi-Attribute Value/Utility Model) içkin olarak taĢıdığı unsurlar ve bunların farkında olmaksızın
yapılacak kullanım ve uygulamalarının muhtemel tehlikeleri. Sunum bunları tartıĢtıktan sonra da bu
sakıncaların ortadan kalkması için, esasında uyarlama çalıĢmalarının içermesi gereken, zahmetli ama
gerekli adımların neler olduğundan söz etmektedir.
Sağlıkla ilgili YaĢam Kalitesinin ölçülmesi, kiĢinin kendi sağlık durumuna iliĢkin algısının ölçülmesidir. Bu
–gerçi artık yaygınlığı tartıĢılır – doğrudan tek bir değerlendirmeyle de yapılabilirse de, genelde, hassas
bir ölçüm istiyorsak sağlığın alt alanlarına (bedensel, psikolojik,..) dair olan algıları ölçmemizi gerektirir.
Hatta, çoğunlukla bu da yetersiz olup bu alanların da alt bileĢenlerine (faset) inmemiz söz konusudur.
Bu hiyerarĢi kaç katmanlı olursa olsun, sonuçta yapılması gereken çok kaba terimlerle, algısını ölçmek
istediğimiz kiĢiye sağlığın bu alt bileĢenlerine dair bazı sorular sorup, aldığımız cevapları iĢleyip en
sonunda da sayısal (tek ya da birkaç) bir sonuca ulaĢmaktır. Bu durumda, soruların çok isabetli ve
kalibre edilmiĢ olmaları, cevapların da çok dikkatlice, hassas araçlarla yakalanmasının önemi açıktır.
BaĢlıbaĢına bir bilim alanı olan bu ölçüm araçlarının tasarımı iĢini, neyse ki, bu araçları kullananların
yapması gerekmemektedir. AraĢtırma ve uygulamalarda kullanılan çok sayıda hazır, güvenilir araçlar
vardır ve sayıları giderek artmaktadır.
Genel (SF-36, QWB, WHOQoL, SIP, HUI, EQ-5D,..) veya özel amaçlı (Beck, RAQoL,..) olsun, tercihlere
dayansın (QWB, HUI, EQ-5D,..) ya da dayanmasın (SF-36, WHOQoL, SIP,...), edinilmesi hayli
ekonomik ve kullanımı kolay olan bu ölçüm araçlarının kullanılabilmesinde aĢılması gereken en ciddi
zorluk, bunların ülkemize uyarlanması gibi görülmektedir. Soruların ve cevap araçlarının ‗Türkçe‘ye
çevrilmesi‘nden çok daha karmaĢık ve titizlik gerektiren bir çaba olduğu için de buna ‗uyarlama‘
dendiğini biliyoruz. Ölçüm araçlarının ülkemize uyarlanması dikkatli ve denetimli bir biçimde
sürdürülmekte iken; bu araçlarla birlikte aldığımız, belki biraz daha derinde gizli olduğu ve teknik
içerikli olduğu için paketle birlikte aldığımızın farkında olmayabileceğimiz, ama çalıĢmalarımızın
sonuçlarını anlamlı Ģekilde etkileme gücü olan bir konuyu dikkatinize getirebilmek bu sunum/atölyenin
amacıdır. Kapsam kuĢkusuz ‗tüm‘ ölçüm araçları değil, bir Ģekilde çok sayıda sonucun birleĢtirilerek
daha az sayıda hatta tek bir sayısal sonuca ulaĢıldığı ölçüm araçlarıdır. Bunların da aslında çoğunluğu
oluĢturduğunu söyleyebiliriz.
Ġyi anlatabilmek için sadeleĢtirirsek (bkz. Ģekil) durum Ģudur: Örnek olarak alacağımız bir ölçüm aracı
sağlık durumu algısını ölçerken sağlık durumunun bileĢenleri sadece 4 alan/boyut olsun (1 →
bedensel: ağrı, 2 → psikolojik: endiĢe, 3→ ..... gibi) ve bunların alt alanlarını da bu özet için gözardı
edelim. Aracın bir kiĢiye uygulanması sonucunda elimizde 4 adet cevap-sonuç olacaktır. (Her bir
alan/boyut için çok sayıda soru maddesi olabilir. Bunların sonucu, cevap araçlarımızın ne olduğuna
bağlı olarak sayı, kategori, Likert‘ta bir seçenek vbg. formatlarda olacaktır. Bunların birleĢtirilip her
alan/boyut için tek bir sonuç elde edilmesi de benzer bir süreçtir ve onu da bu özette yok sayıyoruz.)
Bu 4 cevap-sonucu X1, X2, X3 ve X4 olarak adlandıralım. Bu cevap-sonuçlara karĢılık gelen birer ‗skor‘
olacaktır ki muhtemel tüm skorlar çoğu kez ölçüm aracının kullanım yönergesinde skala halinde verilir.
Genel olarak cevap-sonuç Xi‘in skoruna Vi diyelim. ġekilde 4 adet Vi‘yi de görüyoruz. En sonunda da bu
Vi ‗ler birer katsayı (ona da wi diyelim) ile çarpılarak toplanırlar (lineer, additive model), bazen de HUI
48
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
araçlarında olduğu gibi çarpılırlar (multiplicative model), ve böylece o kiĢinin sağlık durumuna iliĢkin
algısını temsil eden tek bir sayıya/skora, yani V‘ye ulaĢmıĢ oluruz. Bu ise, belli bir sağlık durumuna
iliĢkin algıyı nicelleĢtiren, elde etmeye çalıĢtığımız Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesi değeridir.
Ağrı
Boyut:
XX11
Skor:
VV11
Endişe
.....
.....
X22
X33
X44
V3V3
VV22
V4
44
Katsayı:
w1
w2
w3
Birleştiren Model:
V = w1.V1 + w2.V2 + w3.V3 + w4.V4
w4
(örnek lineer)
Çok boyutlu ölçüm araçlarının genel alt yapısı.
Söz konusu ölçüm araçlarını kullandığımızda dolaylı olarak aldığımız ve sorgulamamız gereken
unsurların en önemlileri esasen Ģunlardır:
1. Alanlar/boyutların neler olduğu,
2. Değer/fayda fonksiyonlarının ne oldukları (Vi),
3. Katsayı/ağırlıkların ne oldukları (wi),
4. Tüm bunları birleĢtirmekte kullandığımız fonksiyonun biçimi (additive, multiplicative,
multilinear, exponential,..).
Bu dört unsurun tamamının ‗yerli üretim‘ olması ideal durumdur. Ama, ilk baĢta ideale yaklaĢmakla
yetinilebilir ve modelin yapısını önemli ölçüde belirleyen 1‘inci ve 4‘üncü unsurların toplumdan topluma
göstereceği değiĢiklik gözardı edilebilir. Öyle yapalım ve daha anlamlı farkı yaratacağı öngörülen 2 ile
3‘e odaklanalım. Burada Vi skorları bazen ‗rating‘ türü basit bir değerlendirmeyi yansıtabileceği gibi,
uygun Ģartlar altında ilgili literatürde ―Von Neumann & Morgenstern Utility‖ denilen ‗fayda‘ değerleri de
olabilir (o durumda ona Ui demek daha doğru olur). Her iki durumda da, ölçüm araçları oluĢturulurken
değerleri belirlenen (elicitation/assessment) bu fonksiyonlar, doğal olarak geliĢtirildikleri ülkedeki
insanlardan elde edildikleri için, o ülkelerin sosyal, ekonomik, kültürel, vbg. parametrelerine büyük
ölçüde bağımlıdır. ÇeĢitli sağlık durumlarına değer biçme ve bunlar arasında ödünleĢme (trade-off)
sonuçlarının toplumlara özgü olduğu bilinen bir gerçektir. Bu yetmezmiĢ gibi, yukarıda katsayı diye
sözü edilen wi‘ler, aslında daha doğru bir ifade ile, sağlık alanları veya boyutlarının ‗birbirine göre önem
ağırlıkları‘dır. Örnek olarak bedensel sağlık ile psikolojik sağlık arasındaki göreli önem iliĢkisinin her kiĢi
veya toplum için aynı olacağını düĢünmek zordur. Buna ikna olmak için profesyönel bir sporcu ile bir
Ģairi akla getirmek yeterlidir.
Çok boyutlu ölçüm araçlarında yer alan skorların ve katsayıların Türkiye toplumundan elde edilmesi
önemlidir. Bu sunum/atölyede amaç bunun ―yapılmalı ve yapılabilir‖ olduğuna ikna etmek olduğundan;
söz konusu ölçüm araçlarının altında yatan çok boyutlu modellemenin teorik tanıtımının yanısıra, skor
ve katsayıların elde ediliĢinin (elicitation) uygulamalı çalıĢmasına da yer verilmektedir.
49
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
SAĞLIKTA YAġAM NĠTELĠĞĠ VE ETĠK
Dr. Ahmet Can Bilgin
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Etik AD. Ġzmir.
Ayrılma saati geldi ve kendi yollarımıza gidiyoruz; ben ölmeye, siz yaĢamaya. Hangisinin daha iyi
olduğunu yalnızca Tanrı bilir.
Sokrates
Sağlıkta yaĢam niteliği (SYN) tanımı üç temel unsur üzerine kurulmuĢtur: YaĢam, öznenin (hasta) algısı
ve iyilik durumu. Bu üç unsur, etiğin temel tartıĢma alanlarındandır.
SYN, tıbbi etik açısından değerlendirildiğinde yararlılık ilkesi ve özerklik ilkesi öne çıkar. Ġyilik
durumunun istenmesiyle yararlılık ilkesine, kiĢinin kendi durumu hakkındaki algısına baĢvurulmasıyla
da özerklik ilkesine gönderme yapılır. Ancak, SYN ile ilgili etik sorunları tartıĢmak, hasta hekim iliĢkisine
odaklanmıĢ tıbbi etikle sınırlandırılmamalıdır.
SYN ile ilgili etik sorunlar üç kümede toplanabilir:
1. Kavramların Değerlendirilmesi: YaĢamın ne‘liği, yaĢamın değeri, yaĢam niteliğiyle niceliğinin
ayrımı; iyinin ne olduğu, nasıl ulaĢılacağı; özne olarak hasta/kiĢi/birey ve bunun toplumla
iliĢkisi; sağlıkla yaĢam niteliği iliĢkisi.
Bu bağlamda yaĢamın karĢılaĢtırılamaz, indirgenemez ve biricik oluĢuyla toplumsal gereklilikler
arasındaki gerilim; bireyin ―iyi‖siyle toplumun ―iyi‖si arasındaki çatıĢma öncelikle ele alınmalıdır. Özenle
üzerinde durulması gereken bir baĢka tartıĢma alanı ise ―sağlık‖la ―yaĢam niteliği‖nin pratik nedenlerle
de olsa ayrılmasıdır.
2. Bilimsel Yöntem: SYN‘nin kiĢinin algılarına dayanarak ―ölçülmesi‖ tartıĢılmaktadır. YaĢam
niteliği ölçümlerinin öznellikten kurtulamayacağını ileri sürenler bulunmaktadır. Buna karĢılık,
uzman merkezli bilimsel iktidara karĢı SYN anlayıĢının yeni bakıĢ açısı yarattığı söylenebilir.
3. Uygulamada karĢılaĢılan sorunlar:
a) Öznelerin değerlendirilmesi (müdahaleci, tedirgin edici ve suçluluk uyandıran sorular)
b) SYN ölçüm değeri (bilimsel kesinlik, olağandıĢı değerlerin yorumlanması)
c) Toplumsal ayrımların SYN ölçeklerine yansıması, uyarlama sorunları
d) SYN çalıĢmalarının kaynakların dağıtılmasına etkisi
KAYNAKLAR
Fidaner C. Sağlıkta YaĢam Kalitesi (SYK) Kavramı: Bir GiriĢ Denemesi. 1. Sağlıkta YaĢam Kalitesi
Sempozyumu (8-10 Nisan 2004) Program ve Özet Kitabı;1-3
Eser E. YaĢam Kalitesinin Sınıflandırılması ve Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesinin Ölçümü.
1. Sağlıkta YaĢam Kalitesi Sempozyumu (8-10 Nisan 2004) Program ve Özet Kitabı;4-6
Eser E. Klinik Uygulamalarda YaĢam Kalitesi Ölçeklerinin Kullanılması. 2. Sağlıkta YaĢam Kalitesi
Kongresi (5-7 Nisan) Özet Kitabı; 1-3.
R. Gonthier, P. Blanc. Prise en Charge Médicale Des Patients Âgés : Qualité de Vie, Espérance de Vie,
Éthique. EMC-Médecine 1 (2004) 373–380
C. Brousse. Réflexion Sur La Qualité De Vie. La Revue De Médecine Ġnterne 28 (2007) 441–442
Man
F,
Balcı
A.
Postmodern
Dönemde
Modern
Bir
Pratik
Olarak
Sağlık.
http://www.uli.sakarya.edu.tr/ali/manbalci.pdf (9.3.2010)
Erbaydar T. Tıbbın Nesnesinden Sağlığın Öznesine. (Ġçinde: Méthodos: Kuram ve Yöntem Kenarından.
Edit: Hattatoğlu D, Ertuğrul G. Anahtar Kitaplar. Ġstanbul, 2009)
Hunt S, Lightly N. ―Tamamlayıcı‖ Tıp Sosyolojisi: Alternatif Tıp Sağlıklı Bir Alternatif mi Sunuyor?
(Ġçinde: Sosyoloji: BaĢlangıç Okumaları. Edit: Giddens A. Say Yayınları, Ġstanbul, 2009)
Harris J. Hayatın Değeri. Ayrıntı Yayınları, Ġstanbul, 1998)
50
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Cohen-Almagor R, Merav Shmuelı.Can Lıfe Be Evaluated? The Jewısh Halachıc Approach Vs. The
Qualıty Of Lıfe Approach In Medıcal Ethıcs: A Crıtıcal Vıew. Theoretical Medicine and Bioethics 21:
117–137, 2000.
Müezzinoğlu T. YaĢam Kalitesi. http://www.uroonkoloji.org/ebulten/pdf/pdf_URO_128.pdf. (9.3.2010)
51
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
YAġAM KALITESI ÖLÇEKLERINDE TOPLUM STANDARTLARI
Doç. Dr. Simten Malhan
BaĢkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sağlık Kurumları ĠĢletmeciliği Böl.
1960‘ların sonlarında, tıp literatüründe, yaĢamın sonu ile ilgili (bakımevleri/hospice gibi) ve hekimin
muayenesi veya hasta eğitimi sırasında hasta tarafından hissedilen profesyonel tatmin derecesini
inceleyen çeĢitli tartıĢmalar ortaya çıkmıĢtır. 1980‘lerde, Avedis Donabedian‘ın çalıĢmasının
öncülüğünde, sağlık hizmetinin kalitesini değerlendirme çabaları, sağlık sonuçlarını objektif
değerlendirmek ve ölçebilmek için yeni çalıĢmaların yapılmasına yol açmıĢtır. KiĢinin kendisi tarafından
bildirilen verilerden elde edilen hasta tecrübelerinin değerlendirmeleri, Donabedian‘ın ―yapı-süreççıktılar‖ (structure-process-outcomes) sacayağının hasta merkezli çıktılar bölümünü oluĢturur (ġekil 1).
Ġyi bir yapı (organizasyon) iyi bir süreci (Tanı-tedavi) iyi bir süreç ise iyi bir çıktıyı (kaliteli yaĢam)
getirecektir. Sağlığa bağlı yaĢam kalitesi, sağlık hizmeti sunumunun önemli bir içeriğini tanımlayan
yapıdır (Öksüz-Malhan: 1995).
Hasta çıktıları ölçümü için güvenilir araçlar oluĢturma çalıĢmaları, 1980‘lerde Tıbbi Çıktı ÇalıĢması
(Medical Outcome Study – MOS) sonucunda hızla artmıĢtır (Tarlov, 1989). Bu geniĢ ölçekli, uzun yıllar
süren ölçek; hipertansiyon, kalp hastalığı, diyabet ve depresyon gibi genel ve tedavi edilebilir
hastalıklara sahip olan hastalar üzerinde çalıĢılmıĢtır. MOS, standart hasta ölçeklerinden, hastaların
kiĢisel fonksiyonel durumlarının değerlendirilmesi, kendilerini iyi hissetme durumları, tedavi seçimleri
hakkındaki değerlendirmeleri üzerinde odaklanmıĢ ve bunlarla geleneksel klinik ölçümler arasındaki
iliĢkiyi bulmaya çalıĢmıĢtır. MOS, içlerinden en iyi bilinen ve bugün de yaygın kullanımda olan SF-36
dahil bir çok ölçek geliĢtirmiĢtir. Sonrasında yapılan çalıĢmalar birincisi, mevcut araçların yeni klinik
popülasyonlara ve hastalıklara uygulandığı çalıĢmalar ve diğeri, yeni sağlığa bağlı yaĢam kalitesi
ölçekleri geliĢtiren ve geçerli kılan çalıĢmalar olarak iki kategoride incelenebilir.
52
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ġekil 1: Sağlık Hizmeti Çıktıları ve Sağlığa Bağlı YaĢam Kalitesinin Yeri (Kaufman S, The Emerging Role
of Health-Related Quality-of-Life Data in Clinical Research. Part 2: Basic Concepts and Terminology of
Quality-of-Life Reserach. Clinical Research 2001;(6):38-44.)
YaĢam kalitesinin ―iyilik hali‖ ni ölçmesi olarak tanımlayabiliriz. Ġyilik halini ölçen boyutları pek çok
ölçek farklı farklı değerldnirmektedir. Ancak genel yaĢam kalitesi ölçeklerinde varolan boyutlar kısmen
birbiri ile tutarlıdır. Bunlar genellikle, ağrı, günlük aktiviteler, sosyal rol, endiĢe veya yaĢam
memnuniyeti gibi bileĢenlerdir.
Sosyal rol performansı ölçümleri, sağlık kaynaklarının dağılımının yapılacağı bölgesel planlamalar
üzerinde, sosyal politika yapma ve özellikle mevzuat açısından belirli sonuçlara sahiptir.
Görev performansının en iyi örneği, günlük yaĢam aktiviteleridir. Günlük aktiviteler, yardımcısız olarak
günlük aktiviteleri yapabilen kiĢilere göre tarif edilir. Ġlginç olarak bu ölçümler için ideolojik gerekçe,
bireylerin yetiyitimi, yaĢlılık ve dayanıksızlık ile ilgili olarak anlattıklarına dayanmaktadır (Karnofsky,
1949; Katz, 1963/1970). Bununla birlikte daha önemli olarak kiĢilerin, spesifik tip yardım talebinde
olan ve günlük ilginin idare kaynağı olan derecede bağımlılık durumları hakkında anlattıklarıdır.
Temel toplumbilim; yaĢam kalitesi ile ilgili sağlık katkısı, iĢ, okul, serbestlik, toplum gibi sosyal
motivasyonun spesifik tipleri durumundaki yaĢamın sosyal bileĢenleri, rollerin planlama alanları ve alt
alanları içindeki insan davranıĢının bir betimlemesidir. Her bir alanın, bu durumda kendi boyutu içinde
olduğu ve ayrı olarak tanımlanan ve ölçülen bileĢenleri bozduğu dikkate alınabilir.
Rol performansına ait ölçümler, özellikle çalıĢamama, üretim ve değiĢik sınıflandırmaları olan
yetersizlikler, sosyal kazanç ve kaybın tüm değerlendirmeleri üzerinde önemlidir. Bu yüzden ölçümler;
tıp, cerrahi veya koruyucu müdahalelerin etkisinin, popülasyon temelli değerlendirmeleri içinde, ideal
olarak kullanılmaktadır, fakat henüz bizim toplumumuz için varolan bir sağlık çıktı ölçüm birimine ait
toplum standartları tahmini bulunmamaktadır.
Sosyal rol teorisi, sosyal etkileĢimlerin biçimsel tiplerinin analizi ve açıklamasında bir yaklaĢımdır
(Biddle, 1966; Collett, 1977; Goffman, 1969; Harre, 1979). Rol kavramı, kiĢiler arasında bilinen bir
davranıĢ kategorisinin bazı kurallı modellere baĢvurduğu bir aĢamadan alınmıĢtır. Rolün daha sıkı
tanımları, kuruluĢlar içindeki kiĢi davranıĢlarındaki analizler dahilinde kullanılmaktadır. Bu bağlamda rol
davranıĢı, kurumun yapısal özellikleri ile ilgilidir. Örnek olarak, bir sağlık sektörü saptaması olarak,
doktorlar, hemĢireler ve hastalar açısından, belirgin roller olabilir. Bir hekimin çevresinde örülü olan
karĢılıklı rol beklentileri incelenirse; tedavi ettiği hastasına karĢı sergilediği hekim rolü baĢka, bir
meslektaĢına ya da hastane yöneticisine karĢı baĢkadır. Hekimlik statüsü bir dizi rol setleri
taĢımaktadır. Örneğin hekim/hekim, hekim/hemĢire, hekim/hasta, hekim/yönetici ve diğer iliĢkiler
hekim statüsü çerçevesinde oluĢmuĢ ayrı ayrı birer rol setleridir. Ayrıca bu rol, hekimin kırk yaĢında bir
erkek ya da altmıĢ yaĢında bir kadın olmasına göre de değiĢecektir. DavranıĢlar sahip olunan yaĢ,
cinsiyet, eğitim gibi diğer statüler bakımından da değiĢmektedir. Orta yaĢlı bir insan daha genç yaĢtaki
birisinden daha fazla statüye sahip olacağından rol dizileri daha yoğun ve karmaĢıktır.
Roller, resmi olarak tanımlanabildiği gibi, rol performansı ile hastalık ve yetiyitimini engelleme eğilimini
yargılayabilen her bir role uygun bireyler ve görevlerle ilgili performanslar tarafından iĢgal edilen
kompleks rollerin sınıflandırılması dahilinde, bu rollere uygun olan spesifik davranıĢlar bulunan
sistemler (rollerin, fonksiyonların ve görevlerin) ile ortaklık içinde bulunmaktadırlar. Rol teorisi, ‗hasta
rolü‘ Ģeklinde özellikle hasta ve yetiyitimi olan kiĢiler tarafından yapılamayan, sorumluluklardan yoksun
ve hastalık baĢlangıcına uygun davranıĢ modellerindeki sorumluluklar olarak da ayrıntılanmıĢtır.
Her toplumda yaĢanan rollerde ismen aynı olmakla birlikte, kiĢiler rollerini oynarken çevre Ģartları,
gelenek görenekler, kültür ve alt kültürün etkisi ile toplumdan topluma farklılık gösterirler. Öyle ki aile
53
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
içinde üstlenilen anne baba rolünün aldığı sorumluluklar bile toplumsal olarak farklıdır. Rollere iliĢkin
algıların dıĢında, hissedilen sorumluluklar, hissedilen içinde bulunulan durumun gerekleri ile beraber
sağlık durumu iyi olmayan biri bile sağlık durumunu ayakta durma adına iyi olarak algılayabilir. Bu
durum ise tedaviyi olması gereken yönden baĢka bir yöne taĢırken, sağlık çıktılarını etkiler.
Sağlık çıktılarının toplumsal standartlar ile değerlendirilmesinin en önemli odak noktası sağlık
politikalarının değerlendirilmesidir. Sağlık politikalarını kanıta dayalı veriler ile yönlendirilebilmesi için
sağlık çıktılarının ölçümüne, sağlık çıktılarının doğru ölçümlerinin yapılabilmesi için ise topluma özel
standarların geliĢtirilmesi gerekmektedir. Ancak bu Ģartlar altında yeni sağlık teknolojileri
kullanıldığında elde edilen faydanın geçmiĢe yönelik kullanılan sağlık teknolojilerinden üstünlüğü
farkedilebilir. Toplumsal standartlar ile kıyaslamalar yapılabilir ve sağlık teknolojileri doğru
yönlendirilebilir.
Sonuç olarak her ne kadar sağlık çıktıları ile ölçümler için yeni yeni çalıĢmalara adım atılmıĢ olsa bile,
bir an önce sağlık çıktılarının bizim toplumumuzu ifade etmesi ve bize uygun sağlık politikalarının
üretilmesi ve yönelendirilmesinde toplumsal standartların elde edilmesi gerekmektedir.
Referanslar
Öksüz E., MalhanS., ―Sağlığa Bağlı YaĢam Kalitesi: Kalitemetri‖ BaĢkent Üniversitesi Yayınları, 2005,
Ankara
Goffman E, Where the action is. London: Allen Lane,1969.
Harre R, Social being: a theory for social psychology. Oxford: Basil Blackwell., Totowa NJ: Littlefield
Adams,1979.
Collett P (ed), Social rules and social behavior. Oxford: Blackwell., Totowa NJ: Rowman & Littlefield,
1977.
Biddle BJ, Thomas EJ, Role theory: concepts and research. New York: Wiley, 1966.
Katz ST, Downs H, Cash H ve ark, Progress in the development of the index of ADL. Gerontologist
1970;10:20-30.
Katz ST, Ford AB, Moskowitz RW ve ark, Studies of illness in the aged., the index of ADL. JAMA
1963;185:914-919.
Karnofsky DA, Burchenal JH, The clinical evaluation of chemotherapeutic agents in cancer. MacLeod
CM (ed): Evaluation of chemotherapeutic agents. New York, Columbia University Press, 1949;191-205.
Tarlov A, Ware J, Greenfield S ve ark., The medical outcomes study: An application of methods for
monitoring the results of medical care. JAMA 1989;262:925–30.
54
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ULUSAL YAġAM KALĠTESĠ SKORLARINI HESAPLAMA ÇALIġMALARI:
FARKLI ÜLKELERDEN EQ5D ÖRNEKLERĠ
Doç. Dr Doğan FĠDAN
Sanofi-Aventis, Paris
QALY sağlığa iliĢkin yaĢam kalitesinin bir ölçeğidir. Bu terim, Ġngilizce ‗kaliteye endeksli yaĢam yılı‘
anlamına gelen sözcüklerin kısaltılmasından oluĢmuĢtur (Quality Adjusted Life Years- QALY). Bu
ölçekte, mükemmel sağlık durumunda geçirilmiĢ bir yıl ‗1 QALY‘ tarafından ifade edilir, mükemmelden
kötü sağlık durumlarında geçirilen bir yıl ise, sağlık durumunun ciddiyetine göre 0 ila 1 arasındaki
değerler olarak ifade edilir. Örneğin tekerlekli sandalyede geçirilen bir yıl 0.5 QALY olarak ifade
edilebilir. Ölüm durumu ise (bazı özel durumlar dıĢında) 0 ile ifade edilir. QALY sağlık programlarından
elde edilen kazanımları, hem yaĢam beklentisine (kazanılan yaĢam yılı), hem de yaĢam kalitesine
etkisini aynı anda ölçebilir. Ayrıca, QALY‘ler hemen her sağlık durumunu ifade etmede
kullanılabileceğinden, hem aynı hastalık için varolan tedavilerin birbirleriyle karĢılaĢtırılmasında, hem de
farklı hastalıklar için önerilen tedavilerin birbirleriyle karĢılaĢtırılmasında kullanılabilir. Bu nedenle
QALY‘ler bir çok ülkenin geriödeme sistemlerindeki karar alma süreçlerinde sıklıkla kullanılmaktadır.
QALY ölçümleri, tercihe-dayalı kompozit ölçeklerle değerlendirilebileceği gibi, doğrudan bazı ekonomik
veri toplama teknikleri kullanılarak da yapılabilir. Bu teknikler arasında en sık kullanılanları zaman
takası (time trade-off, TTO), hasta takası (person trade-off), standart kumar (standard gamble) ve
görsel analog ölçeklerdir (visual analogue scale, VAS).
QALY değerlendirmelerinde en sık kullanılan jenerik kompozit ölçeklerden biri ise EQ5D ya da
EuroQoL‘dır. Bu ölçek sağlık durumunu, ‗hareket edebilme‘, ‗kendi kendine bakabilme‘, ‗olağan iĢleri
yapabilme‘, ‗ağrı / rahatsızlık‘ ve ‗endiĢe / moral bozukluğu‘ olmak üzere 5 baĢlık altında değerlendirir.
Her baĢlık için bireylere üç basit seçenek (1=sorun yok, 2=bir miktar sorun var, 3=ciddi sorun var)
sunulur. Kullanımı ve yorumlanması kolay, ulusal ve uluslarası farklı çalıĢmalardan elde edilecek
sonuçların karĢılaĢtırılmasına olanak sağlayacak kısa ve basit bir ölçek olarak tasarlanan EQ5D, 243
farklı sağlık durumunu değerlendirebilir. EQ5D Türkçeye çevrilmiĢtir. Ancak skorların hesaplanmaları
için gerekli olan ―sosyal tercih skorları‖ Türk toplumu için adapte edilmediğinden QALY hesaplanması
ancak yabancı ülkeler için var olan skorlama sistemleri ile yapılabilir. Bu da Türk toplumunun yargı,
öncelik ve seçimlerini birebir yansıtmadığından sorunludur.
Topluma özel değerlerin elde elde edilmesi için yapılan skorlama çalıĢmasının öncelikle bu toplumu
temsil eden bir popülasyon üzerinde yapılması gerekir. Ġngiltere‘de ve ABD‘deki çalıĢmalar sırasıyla
3000 ve 4000 birey üzerinde, Fransa‘daki çalıĢma ise 450 birey üzerinde yapılmıĢtır. Bu çalıĢmalarda,
öncelikle EQ5D tarafından tanımlanabilen, seçilmiĢ ve kısıtlı sayıdaki sağlık senaryolarına denk gelen
skorlar, genellikle (TTO ya da VAS gibi) doğrudan veri toplama yöntemleri kullanılarak elde edilir.
Örneğin Ġngiltere‘deki çalıĢmada 45 sağlık durumu TTO (ve VAS) yöntemi kullanılarak, ABD‘de 45
sağlık durumu VAS yöntemi kullanılarak, Fransa‘da ise 24 sağlık durumu TTO kullanılarak
değerlendirilmiĢtir. Daha sonra seçilmiĢ bu sağlık durumları için elde edilen verilerin, istatistiksel
regresyon modelleri ile değerlendirilmeleri sonucunda olası tüm 243 EQ5D senaryosu için skorlar elde
edilir.
Skorlama çalıĢmalarında kullanılan yöntemler üzerinde tam uzlaĢı olmayıp, görüĢ farklılıkları genellikle
değerlendirme yöntemleri (TTO, VAS vs), ilk aĢamada seçilecek senaryo sayısı ve istatistik yöntemler
üzerinde yoğunlaĢmaktadır. Bu konuda daha fazla bilgi Rotterdam‘daki EQ5D grubundan elde edilebilir
(http://www.euroqol.org/)
55
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KANSERLĠ ÇOCUKLARDA YORGUNLUK
Yrd.Doç.Dr. Rabia Ekti Genç
Ege Üniversitesi Ġzmir Atatürk Sağlık Yüksekokulu
Kanser, enfeksiyon hastalıklarının kontrolü, diğer hastalıkların tanı ve tedavisindeki geliĢmeler, çevresel
karsinojen faktörlerin artması, modern tanı kolaylıklarının geliĢmesi, beklenen genel yaĢamın uzaması
ile çağımızın önde gelen sağlık sorunlarından birisidir. Tıp ve teknolojideki geliĢmelere paralel olarak
kanser tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen, tedaviye bağlı yan etkilerin görülme oranı ve
çeĢitliliği de artmıĢtır.
Yorgunluk, kemoterapi, radyoterapi, kemik iliği nakli, veya biyolojik tepki değiĢtiricileri ile yapılan
tedavilerde görülen semptomlardan biridir. Kanserli hastaları çok etkileyen bu sorun, çok yönlü
tedavilerin giderek artan kullanımı ile birlikte ĢiddetlenmiĢtir.
Kanser ve kanserle ilgili tedavilerin
neden olduğu yorgunluk çocuklarda tanımlanan kronik yorgunluktan farklıdır. Çocuklarda kronik
yorgunluk nadir bir sorundur ve hem zihinsel hem de fiziksel iĢlevler de Ģiddetli ve engelleyici etkiler
yaratan en az 6 ay süren bir yorgunluk olarak tanımlanmaktadır (Hockenberry ve ark 1998). Kanser
yorgunluğu ise; bireyin fonksiyonlarını yapabilmesine ve normal kapasitesini kullanmasına engel olan,
tüm bedenini etkileyen hafif bir tükenmiĢlikten, katlanılamaz bitkinliğe kadar değiĢebilen hoĢ olmayan
subjektif bir semptomdur.
Kanserli hastaların %70-100 ünü etkileyen yorgunluk, yetiĢkinlerinkiyle karĢılaĢtırıldığında, çocuklarda
yaklaĢık son otuz yıla kadar pek ilgi görmemiĢtir. Bu ilgi eksikliğinin nedenleri; yetiĢkin kanser
hastalarının aksine, çocukların ilaç dozları yorgunluk nedeniyle değiĢtirilmez. Çocuklar, yetiĢkinler kadar
tedavinin yan etkileri konusunda hislerini ifade edebilecek yetenekte değildirler. Yeterince
anlatılmadığından dolayı ebeveynler yorgunluğun giriĢim gerektiren bir semptom olduğunu
değerlendiremezler. Ebeveynlerin birçoğu da çocuğun günlük yaĢam aktivitelerinde olan değiĢmeleri,
hastalığı tedavi etme üzerinde odaklanan sağlık bakım profesyonelleri ile tartıĢmaya değecek kadar
önemli görmemektedirler.
Kanserli çocuklarda geçmiĢ yıllarda yorgunluğun önemi konusunda yeterince araĢtırma ilgisi oluĢmamıĢ
olmakla birlikte, sağlık bakım vericileri uzun süredir kanser tedavisi alan çocuklarda yorgunluğu
gözlemlemiĢlerdir. Yorgunluğun anlaĢılması için tedavi alan çocukların geliĢim düzeylerinin göz önünde
bulundurulması gerektiği sonucuna varmıĢlardır (Hockenberry ve ark 1998, Hockenberry ve Hinds
2000,).
Yorgunluk kavramının incelenmesi, yorgunluğun ve özelliklerinin tanımlanması ile baĢlamıĢtır. Bu süreç
daha sonra çocuklarda semptomun anlaĢılmasına yönelik kavramsal bir modelin oluĢturulmasına
olanak sağlamıĢtır. Kanserli çocuklar yalnızca hastalığın semptomlarını değil, aynı zamanda kemoterapi
semptomlarını yaĢamaktadırlar. Ayrıca yaĢlarının gerektirdiği fizyolojik ve geliĢimsel değiĢimler de
geçirmektedir. Normal günlük yaĢam aktiviteleri ve davranıĢları da (örneğin okul performansı,
duygular, dikkat yönlendirebilme yeteneği) kemoterapinin fizyolojik ve psikolojik yan etkilerinden
olumsuz etkilenebilmektedir. Bu yan etkiler ayrıca, bulantı ve kusmayı, kilo kaybı veya artmasını,
elektrolit dengesizliğini, güçsüzlüğü ve uyuĢukluğu kapsayabilir. Bu semptomlar, yetiĢkin onkoloji
hastalarıyla karĢılaĢtırıldığında, kanserli çocukta farklı değerlendirilebilir. Bu nedenle, yorgunluğun
ortaya çıkıĢı, sıklığı, Ģiddeti ve doğal geçmiĢini karakterize etmek için, kanserli çocuklarda semptom
olarak yorgunluğun kapsamlı bir değerlendirmesini yapmak önemlidir (Hockenberry ve Hinds 2000,
Hockenberry ve ark 1998, Hockenberry ve ark 1999).
Yorgunluk subjektif bir deneyimdir. Çocuklar ve yetiĢkinler bu subjektif deneyimi anlatma
yeteneklerinde farklılık gösterebilirler. Dolayısıyla, yetiĢkin ve pediatrik veriler, birbirleriyle iliĢkili olarak
göz önünde bulundurulmalıdır.
Hinds ve Hockenberry-Eaton (1999-2001) yorgunluğu arttıran ve azaltan faktörleri tanımlamaktadırlar.
Ayrıca çocuğun ve ebeveynin bu olayla ilgili farklı bakıĢ açılarına sahip olduklarını söylemektedirler
(ġekil I - ġekil II). Bu nedenle yorgunluk değerlendirmesinin çok etmenli ve giriĢimlerin çok yönlü
olması, çocuklara ve ebeveynlere eĢ zamanlı olarak uygulanması önemlidir.
56
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ARTTIRAN FAKTÖRLER
AZALTAN FAKTÖRLER
Çevresel
Kişisel /Davranışsal
1.Gürültü
1.Kısa uykular/uyuklama
2.Hastanede olma
Kişisel /Davranışsal
YORGUNLUK
1.Aktif olmak
2.Uyku değişiklikleri
Tedavi/tedavi ilişkili
Aile/sosyal göstergeler
1.Tedaviye başlamak
1.Ziyaretçi gelmesi
2.Ağrı
2.Eğlence/aktivitelere
3.Düşük kan değerleri
katılım
Şekil 1: 7-12 yaş kanser tedavisi alan çocukların yorgunluğu azaltan ve arttıran faktörleri
tanılaması (Hinds ve ark 1999).
57
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ARTTIRAN FAKTÖRLER
AZALTAN FAKTÖRLER
Çevresel
Çevresel
1.Hastanedeki prosedürler
1.Geceleri uyumasını
sağlamak
2.Hastanede beklemek
3.Kişilerle etkileşim
4.Aktivitelerin yarım kalması
Kişisel /davranışsal
Kişisel/davranışsal
1.Üzgün olmak
1.Çocuğun yürümesine izin
2.Geceleyin uyanmak
2.Meşguliyeti destekleme
3.İyi uyumamak
4.Dinlenme düzeninde değişiklik
YORGUNLUK
Aile/sosyal göstergeler
3.Çocukla konuşmak
Aile/sosyal göstergeler
1.Ailenin endişeli olduğunu anlama
1.Disiplin değişikliği
2.Konfor sağlamak
3.Aile yaşamında
değişiklik
Tedavi/tedavi ilişkili
Tedavi/tedavi ilişkili
1.Beslenme
1.Yemek yememe
2.Girişimlerr
3.İnfeksiyon tedavisi
4.Ağrı
5.Kemoterapi
Şekil 2: Ebeveynlerin kanser tedavisi alan çocuklarda yorgunluğu azaltan ve arttıran faktörleri
tanılaması(Hinds ve ark 1999).
Yorgunluğun kapsamlı bir tanımının oluĢturulabilmesi için hem subjektif, hem de objektif göstergelerin
göz önünde bulundurulması gerekir. Çocukluk çağı kanser literatüründe yorgunlukla ilgili ilk çalıĢmalar
Hockenberry-Eaton, Hinds ve ark (1998-2003) tarafından yapılmıĢtır. AraĢtırmacılar yorgunluğu
kavramsal olarak tanımlamıĢlar ve sıkıntı veren bir semptom olduğunu belirtmiĢlerdir. Subjektif
semptomun objektif değerlendirmesini yapabilmek için yaĢ gruplarına özgü ( 7-12 yaĢ ve 13-18 yaĢ)
kanserli çocuklarda Çocuk Yorgunluk Ölçeği ve Çocuk Yorgunluk Ölçeği Ebeveyn formunu
geliĢtirmiĢlerdir. Bu ölçek çocukların yorgunluğunu; hem kendi bildirimleri hem de ebeveynlerinin
bildirimleri doğrultusunda incelemektedir. Enerji kaybı, uyku değiĢikliği ve ruhsal değiĢimler olmak
üzere üç alt boyuta sahiptir. Geçerlik ve güvenirliği yayınlanmıĢ olan bu ölçeğin Enerji kaybı, uyku
58
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
değiĢikliği ve ruhsal değiĢimler ( Hockenberry et al, 2003) Türkçe uyarlaması Genç ve Conk tarafından
yapılmıĢtır (Genc ve Conk, 2008). Kanserli çocuklarda Çocuk Yorgunluk Ölçeği‘nin Çin ve Yunan
dillerine de uyarlaması çalıĢılmıĢtır (Chiang et al 2008, Perdikaris et al 2008-2009). Bununla birlikte
Davies ve arkadaĢlarının (2002) yorgunluğu tipik yorgunluk, tedavi yorgunluğu ve kapanma
yorgunluğu olarak adlandırdıkları fenomolojik çalıĢmaları bulunmaktadır. Gibson ve ark (2005) ise
yorgunluğun sağlık bakım profesyonelleri, ebeveyn ve kanserli çocuklar için önemli bir problem olarak
algılandığını göstermiĢlerdir. Genc ve Conk (2008) yorgunluğun etkili giriĢimlerle azaltılabileceğini
belirtirlerken, Perdikaris ve ark (2008) tedavinin baĢlangıcında ve ortalarında yorgunluğun daha
Ģiddetli olduğunu bildirmiĢlerdir. BaĢka bir çalıĢmada araĢtırmacılar kanser tedavisinin yorgunluk
düzeylerini etkilediği ve tıbbi iĢlemler ve hastane çevresinin yorgunluğun major nedenlerinden
olduğunu göstermiĢlerdir (Perdikaris ve ark 2009).
Yorgunluk Yönetiminde Bakım Standartları
1.Yorgunluk kiĢinin öz bildirimleri ve diğer kaynaklarla tanımlanabilen subjektif bir deneyimdir.
2.Yorgunluk izlenebilir, tanımlanabilir ve kliniklerin uygulama rehberlerine göre tedavi edilebilir.
3. Hastalardaki yorgunluk ilk yatıĢ sırasında ve düzenli görüĢmelerle tanımlanabilir.
4.Yorgunluk tedavi sırasında ve sonrasında öncelikli olarak tanınmalı, değerlendirilmeli ve kayıt
edilmelidir.
5. Sağlık bakım uzmanları yorgunluğun değerlendirilmesinde ve yönetiminde zamanında konsültasyon
isteyebilmelidirler.
6.Multidisipliner komiteler yorgunluğun yönetimi için kuruma uygun standartlar geliĢtirmelidirler.
7.Sağlık bakım uzmanları yorgunluğun tanılanması ve yönetiminde, profesyonel bilgi ve becerilerin
arttırılması için eğitim programları düzenlemelidirler.
8.Aileler ve hastalar yorgunluk yönetimini bütüncül sağlık bakımının bir parçası olarak görmelidirler.
9.Sağlık bakım sonuçları kanserle ilgili yorgunluk verilerini de içermelidir.
10.Kaliteli yorgunluk bakımı, kurumun bakım kalitesi yükseltme çabalarını yansıtır.
11.Yorgunluk bakımı, tıbbi bakım masrafları içinde yer almalıdır.
Yorgunluğa Yönelik HemĢirelik GiriĢimleri
Yorgunluk multidisipliner ekip anlayıĢıyla ele alınıp yönetilmesi gereken bir semptomdur. Bu
ekibin içinde yer alan hemĢire öncelikle yorgunluğu önlemek, oluĢtuysa tanılayıp etkin giriĢimlerle
yönetmede anahtar role sahiptir. Çocuk yaĢ gruplarına özel geliĢtirilebilecek giriĢimler aĢağıda verilen
ana baĢlıkları içermelidir.
1. Enfeksiyon kontrolü
2. Beslenme
3. Ağrı kontrolü
4. Kusma – bulantı kontrolü
5. Egzersiz
6. Yeterli sıvı alımı sağlama
7. Enerjinin korunmasını sağlama
8. Yeterli uyku ve dinlenme sağlama
9. Anemi tedavisi
Yorgunluk yönetiminde multidisipliner komiteler oluĢturularak bakım standartlarının her hastanede
hazırlanması gereklidir. Bu nedenle öncelikli olarak yorgunluğun tanılanması gereklidir. Hasta
tarafından algılanan bir semptom olarak yorgunluk, en doğru Ģekilde öz-bildirim ile tanımlanabilir. Fizik
muayene, laboratuar bulguları, aile üyeleri ve sağlık bakım profesyonellerinin hastanın durumu ve
davranıĢları ile ilgili tanımlamaları da önemli ek bilgi kaynaklarıdır. Kanserli çocuklarda yorgunluk
tanılanmasında semptom tedavisinin bir hasta hakkı olduğu gerçeği, yorgunluğu azaltmak ya da
ortadan kaldırma giriĢimlerine zemin hazırlayacağı için önemlidir.
Kaynaklar
1.Davies B, Whitsett SF, Bruce A, McCarthy P. A typology of fatigue in children with cancer. JOPON.
2002;19 (1): 12-21
2. Chiang YC, Hinds P., Hsing C et al.(2008) Development and psychometric testing of a Chinese
version of the Fatigue Scale-Children in Taiwan‖ Journal of Clinical Nursing.1201-1210
59
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
3.Genc ER., Conk Z ―Impact of Effective Nursing Interventions to the Fatique Sydrome in Children
Who Receive Chemotheraphy‖, Cancer Nursing, 2008; 31(4).
4.Hinds PS, Hockenberry M, Gilger E, Kline N, Burleson C, Bottomley S, Quargnenti A. Comparing
patient, parent, and staff descriptions of fatigue in pediatric oncology patients. Cancer Nursing, 1999;
22(4): 277-289
5.Hinds PS, Hockenberry M, Quargnenti A, Burleson C, Gilger E, Randall E, O‘Neill JB. Fatigue in 7 to
12 year old patients with cancer from the staff perspective: an exploratory study. Oncol Nurs Forum.
1999;26(1):37-44
6.Hockenberry M, Hinds PS. Fatigue in children and adolescents with cancer: evolution of a program
study. Seminars in Oncology Nursing. 2000; 16(4):261-272
7.Hockenberry M, Hinds PS, Alcoser P, O‘Neill JB, Euell K, Howard V, Gattuso JS, Taylor J. Fatigue in
children and adolescents with cancer. JOPON. 1998;15(3): 172-182
8.Hockenberry M, Hinds PS, Barrera P, Bryant R, McNeill JA, Hooke C, Baggot C, Kelly K, Gattuso JS,
Manteuffel B.Three instruments to assess fatigue in children with cancer: the child, parent and staff
perspectives. Journal Of Pain And Syptom Management, 2003;25(4):319-328
9.Hockenberry M, Hinds PS, O‘Neill JB, Alcoser P, Bottomley S, E Kline N, Euell K, Howard V, Gattuso
JS. Devoloping a conceptual model for fatigue in children. EJOON. 1999 3(1): 5-11
10.Hinds PS, Hockenberry M. Devoloping a research program on fatigue in children and adolescents
diagnosed with cancer. JOPON. 2001;18(2)Suppl 1: 3-12
11.Meeske KA, Patel SK, Palmer SN, et al. Factors associated with health - related quality of life in
pediatric cancer survivors. Pediatr Blood Cancer. 2007;49:298- 305
12.Mock V., Atkinson A., Barsevick A.,Cella D., Cimprich B., Cleeland C.S., Hinds P.S., Piper B., Rugo
H., Stahl C., Peterman A., (2000) ―NCCN Practice Guidelines for Cancer –Related Fatigue‖ Oncology,
November, pp: 151-155
13.Perdikaris P., Merkouris A., Patiraki E., et al.(2008) ―Changes in children‘s fatique during the course
of treatment for paediatric cancer‖ International Nursing Rewiew, 55:412-419
14. Perdikaris P., Merkouris A., Patiraki E., et al (2009) ―Evaluating cancer related fatigue during
treatment according to children‘s, adolescents‘ and parents‘ perspectives in a sample of Greek young
patients‖European Journal of Oncology Nursing, 13;399-408
60
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
YAġAM KALĠTESĠ MĠ ĠġLEVSELLĠK MĠ? KAVRAMSAL YAKLAġIM
Prof. Dr. AyĢe A. Küçükdeveci
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı
Sağlık alanında, hastalıkların tanı, tedavi ve rehabilitasyonunda iĢlevsellik ve yaĢam kalitesi
değerlendirimi giderek yaygınlaĢmaktadır. Rehabilitasyon, kiĢinin, fizyolojik/anatomik bozukluğunun ve
çevresel kısıtlamalarının elverdiği ölçüde, fiziksel, psikolojik, sosyal ve mesleki yönden eriĢebileceği en
üst düzeye gelmesi için yapılan çabaların tümünü içerir. Bir diğer deyiĢle, rehabilitasyon, hastalık veya
bozukluk sonucu ortaya çıkan özürlülüğü (=yetiyitimi) yani disabiliteyi azaltmayı, kiĢinin iĢlevselliğini
arttırmayı ve yaĢam kalitesini yükseltmeyi hedefleyen bir problem çözme ve eğitim sürecidir. Kasiskelet sistemi hastalıkları, nörolojik hastalıklar, ortopedik/travmatik sorunlar, kardiyopulmoner
hastalıklar, diabet ve kanser gibi birçok kronik hastalık, hastaların fonksiyonel aktivitelerini ve yaĢam
kalitelerini olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla bu hastalıklarda tedavinin hedefi, hastalık sürecine
yönelik giriĢimlerin yanında, sonuç olarak bireylerin iĢlevselliğini ve yaĢam kalitesini arttırmaktır.
Temel Kavramlar: ICF, yaĢam kalitesi, sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi, fonksiyonel
değerlendirme, yaĢam kalitesi ölçümü
Birçok sağlık alanında hastaya yaklaĢımda Dünya Sağlık Örgütü‘nün 2001‘de revize edilerek yayınlanan
―Uluslararası ĠĢlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlık Sınıflaması‖ (International Classification of Functioning,
Disability and Health = ICF) temel yapısal model olarak alınmaktadır. Bu sınıflamanın amacı ve sağlık
ve sağlıkla ilgili durumların tanımlanması için ortak, standart bir dil ve çerçeve oluĢturmaktır. Bu
sınıflamaya göre vücut fonksiyonları (=body functions), vücut sistemlerinin fizyolojik fonksiyonları,
vücut yapıları (=body structures) ise vücudun anatomik bölümleridir. Bozukluklar (=impairments),
vücut yapı veya fonksiyonlarındaki anlamlı sapma ya da kayıp gibi sorunlardır. Aktivite (=activity),
birey tarafından bir hareket ya da görevin yerine getirilmesidir. Katılım (=participation), bir yaĢam
durumuna yani sosyal hayata iĢtirak etmeyi ifade etmektedir. Aktivite limitasyonu (=activity limitation),
kiĢinin, aktivitelerini yerine getirmesindeki zorluklarıdır. Katılımın kısıtlanması (=participation
restriction) ise kiĢinin yaĢam durumlarına yani sosyal hayata iĢtirak etmesindeki sorunlardır. Çevresel
faktörler (=environmental factors), kiĢinin yaĢamını sürdürdüğü ortamdaki fiziksel ve sosyal çevre,
kiĢisel faktörler (=personal factors) ise yaĢ, seks, eğitim, kiĢilik, davranıĢ biçimi, psikososyal durum
gibi kiĢisel özelliklerdir. ICF sınıflamasında, fonksiyon görme ya da iĢlevsellik (=functioning) vücut
fonksiyonları / yapıları ve aktivite ve katılımı içeren bir Ģemsiye terim; disabilite/özürlülük ya da
yetiyitimi (=disability) ise bozukluklar, aktivite limitasyonu ve katılımın kısıtlanmasını içine alan bir
Ģemsiye terim olarak belirtilmiĢtir. Her ne kadar ―yaĢam kalitesi‖ ayrı bir terim olarak ICF içinde yer
almasa da, sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi kavramı içinde yer alan çeĢitli boyutlar bu yeni sınıflamanın
kapsamı içinde bulunmaktadır.
Sağlık, kiĢinin fiziksel, mental ve sosyal yönden tam bir iyilik durumuna sahip olmasıdır. YaĢam kalitesi
ise sağlık durumundan biraz daha soyut bir kavram olup, ―sübjektif iyilik hali‖ veya bir diğer ifadeyle
―kiĢinin kendi yaĢamından memnun olma durumu‖ olarak tanımlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü de
benzer Ģekilde yaĢam kalitesini, ―bireyin, gerek kültürel ve içinde bulunduğu ortamın değer yargıları,
gerekse kendi hedefleri, beklentileri, standartları ve ilgileri bağlamında, hayatta kendi durumunu
algılama biçimi‖ olarak tanımlamıĢtır. YaĢam kalitesi, çok boyutlu bir kavramdır. YaĢam kalitesini
oluĢturan faktörler büyük ölçüde, fiziksel ve bedensel iyilik hali, kiĢisel geliĢim ve tatmin olma durumu,
diğer insanlarla iliĢkiler, rekreasyon ve sosyal, toplumsal ve yurttaĢlık aktivitelerinin bir yansımasıdır.
―Sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi‖, birey için beklenen, istenen fiziksel, emosyonel ve sosyal iyilik halinin
medikal bir durumdan ne derece etkilendiğini ifade etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü‘nün Uluslararası
ĠĢlevsellik, Özürlülük ve Sağlık Sınıflaması (ICF) bağlamında düĢünülürse, hastalık, çeĢitli vücut yapı ve
iĢlevlerinde bozukluklara, aktivite ve katılımda kısıtlanmalara yol açmakta, bu bozukluklar ve fiziksel /
sosyal kısıtlanmalar, kiĢisel ve sosyo-kültürel faktörlerin etkisiyle modifiye edilerek birey için sağlıkla
iliĢkili yaĢam kalitesini oluĢturmaktadır.
61
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Fonksiyonel değerlendirme, bireyin yetilerini ve kısıtlılıklarını ortaya koyar. Fonksiyonel
değerlendirmenin esası, bireyin, günlük yaĢamı, boĢ zamanları değerlendirme aktiviteleri, mesleki
uğraĢları, sosyal iliĢkileri ve diğer beklenen davranıĢları için gerekli iĢleri yerine getirmedeki
becerilerinin ölçülmesidir. Ġdeal, kapsamlı bir fonksiyonel değerlendirme, kiĢiyi esas olarak aktiviteler
ve katılım durumu açısından gözden geçirmelidir. Oysa yaĢam kalitesi ölçümünde aktivite ve katılım
durumu yanında yaĢam kalitesini etkileyen bazı temel bozukluklar (örneğin ağrı, uyku, inkontinans,
emosyonel durum gibi) ve kiĢisel ve çevresel faktörlerin katkısı da dikkate alınır. Fonksiyonel
değerlendirmenin objektif olarak yapılabilmesi için fonksiyonu kantifiye etmeyi hedefleyen çeĢitli
ölçekler geliĢtirilmiĢtir. Örneğin tıbbi rehabilitasyon alanında en sık ve yaygın kullanılan jenerik
fonksiyonel değerlendirme ölçekleri Barthel indeksi ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği dir. Kas-iskelet
sistemi hastalıklarında kullanılan fonksiyonel değerlendirme ölçekleri ise genellikle hastalığa spesifik
geliĢtirilmiĢ ölçekler olup, yaygın olarak kullanılanlar, romatoid artritte Sağlık Değerlendirme Anketi
(HAQ=Health Assessment Questionnaire) ve osteoartritte WOMAC Osteoartrit Ġndeksidir.
Her ne kadar yaĢam kalitesinin sübjektif ve çok boyutlu bir kavram olduğu konusunda uzmanlar
arasında fikir birliği sağlanmıĢsa da, yaĢam kalitesinin nasıl ölçülmesi gerektiği hususunda tam bir
konsensus bulunmamaktadır.
Genellikle yaĢam kalitesi ölçümünde hastaların kendilerinin
doldurdukları, geçerlilik güvenilirlikleri belirlenmiĢ olan bazı anketler / ölçekler kullanılmaktadır.
Genelde ―sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi‖ değerlendiriminde kullanılan 4 farklı tip ölçek mevcuttur: 1.
Jenerik sağlık profilleri: Sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesinin çeĢitli komponentleri hakkında tanımlayıcı bilgi
sağlarlar, örneğin Kısa-Form 36, Nottingham Sağlık Profili gibi. 2. Jenerik yararlık (utility) ölçekleri:
Ekonomik analiz ve değerlendirme için geliĢtirilmiĢ olup kiĢilerin kendi sağlık durumları hakkındaki
algılarını 0 (=ölüm) ile 1 (=mükemmel sağlık) arasında derecelendirdikleri ölçümlerdir, örneğin
EuroQoL gibi. 3. Hastalık-spesifik ölçekler: Hastalığa özel geliĢtirilmiĢ olup, bu hastalar açısından önem
taĢıyan yaĢam ve sağlık alanları / boyutları üzerinde odaklanırlar, örneğin osteoporozda QUALEFFO
gibi. 4. BireyselleĢtirilmiĢ (individualized) ölçekler: KiĢinin, kendisi için önemli olan yaĢam alanlarını /
boyutlarını seçip, değerlendirmesine dayanan ölçeklerdir, ―Patient Generated Index‖ gibi.
Halen
birçok klinisyen ya da araĢtırmacının kullandığı Kısa-Form 36, Nottingham Sağlık Profili gibi jenerik
sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi ölçekleri fiziksel, sosyal ve emosyonel olmak üzere çeĢitli yönleriyle kiĢinin
iyilik durumunu sorgulamaktadırlar. Yani sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi ölçekleri aslında sağlık durumunu
irdelemekte, bu irdelemeyi de hazırlanmıĢ belli parametrelere göre yani dıĢardan bir gözlemcinin
perspektifiyle yapmaktadırlar. Bazı araĢtırıcılar, yaĢam kalitesinin tamamen kiĢiye özel, subjektif bir
kavram olduğunu, dolayısıyla değerlendiriminin de ancak o birey tarafından birey için o anda önemli
olan parametreler çerçevesinde yapılabileceğini ileri sürmektedirler. Bu durumda ya bireysel, hasta
perspektifiyle değerlendirme yapılabilir veya o hastalık ya da duruma özel olarak, hasta perspektifi ve
gereksinimlerine göre geliĢtirilmiĢ spesifik yaĢam kalitesi ölçekleri (RA QoL gibi) kullanılabilir.
Tıp alanında iĢlevsellik ve yaĢam kalitesi ölçümünün baĢlıca nedenleri, i) hasta tedavi ve izleminde
klinik karar vermek; ii) hizmet kalitesini değerlendirmek ve geliĢtirmek; iii) klinik ve epidemiyolojik
araĢtırmalarda tedavilerin etkinliklerini, hasta gruplarının gereksinimlerini belirlemek; iv) sağlık
politikalarını belirlemede plan ve değerlendirme yapmaktır. Sonuç olarak, tüm bu nedenlerle birçok
sağlık alanında hastaya yaklaĢımda hem iĢlevselliğin hem de yaĢam kalitesinin değerlendirilmesi büyük
önem taĢımaktadır.
Kaynaklar:
1. Andresen EM, Meyers AR. Health-related quality of life outcomes measures. Arch Phys Med
Rehabil 2000; 81 (suppl 2): S30-45.
2. Bellamy N. WOMAC: A 20-year experiential review of a patient-centered self-reported health
status questionnaire. J Rheumatol 2002; 29:2473-76.
3. Brazier J, Harper R, Jones N et al. Validating the SF-36 health survey questionnaire: new
outcome measure for primary care. Br Med J 1992; 305: 160-164.
4. Cohen ME, Marino RJ. The tools of disability outcomes research functional status measures.
Arch Phys Med Rehabil 2000; 81 Suppl 2: S21-S29.
62
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
5. Dijkers MP, Whiteneck G, El-Jaroudi R. Measures of social outcomes in disability research.
Arch Phys Med Rehabil 2000; 81 Suppl 2: S63-S80.
6. Dijkers MP. Individualization in quality of life measurement: Instruments and approaches.
Arch Phys Med Rehabil 2003; 84 (suppl 2): S3-14.
7. Fuhrer M. Subjectifying quality of life as a medical rehabilitation outcome. Disabil Rehabil
2000; 22: 481-489.
8. Garratt A, Schmidt L, Mackintosh A, Fitzpatrick R. Quality of life measurement: bibliographic
study of patient assessed health outcome measures. BMJ 2002; 324:1417-21.
9. Golomb BA, Vickrey BG, Hays RD. A review of health-related quality of life measures in stroke.
Pharmacoeconomics 2001; 19: 155-185.
10. Granger CV, Hamilton BB. The Uniform Data System for medical rehabilitation report of the
first admissions for 1991. Am J Phys Med Rehabil 1993; 72: 33-38.
11. Guillemin F. Functional disability and quality of life assessment in clinical practice.
Rheumatology 2000; 39 (suppl 1): 17-23.
12. Hays RD, Hahn H, Marshall G. Use of SF-36 and other health-related quality of life measures
to assess persons with disabilities. Arch Phys Med Rehabil 2002; 83 (suppl 2): S4-9.
13. International Classification of Functioning, Disability, and Health. World Health Organization,
Geneva, Switzerland, 2001.
14. Johnston MV, Miklos CS. Activity-related quality of life in rehabilitation and traumatic brain
injury. Arch Phys Med Rehabil 2002; 83 (suppl 2): S26-38.
15. Scott DL, Garrood T. Quality of life measures: use and abuse. Balliere‘s Clin Rheumatol
2000;14:663-87.
16. Wade DT. Outcome measures for clinical rehabilitation trials. Am J Phys Med Rehabil 2003;
82: S26-S31.
63
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ NEDĠR? HANGĠ ÖLÇEKLER
KULLANILIR VE GÜNCEL UYGULAMALAR NELERDĠR?
Doç. Dr. Gonca Mumcu1, Dr. Ümit Karaçaylı2
1
Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Yönetimi Bölümü, Istanbul, 2Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Ağız, DiĢ,
Çene Hast ve Cerr. AD, Ankara.
Günümüzde diĢhekimliğinde oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi ölçeklerinin klinik çalıĢmalarda ve hasta
izlem süreçlerinde kullanılması giderek artmaktadır. Geleneksel olarak diĢhekimleri, klinik bulgulara ve
objektif kriterlere bağlı olarak oral bölgede görülen hastalıklara tanı koyma ve tedavi etme iĢlevini
yaparlar. Oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi oral sağlık sorunlarından dolayı kiĢinin yaĢamının nasıl
etkilendiği boyutuna odaklanan bir değerlendirmedir. Oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi oral sağlıkta
ağrı deneyimi, oral fonksiyonların sınırlanması, psikolojik ve sosyal etkilenmenin subjektif olarak
belirtilmesidir. Oral bölgede görülen hastalıklar kiĢinin yüz görünümünü değiĢtirebilir, sosyal hayatta ve
aile hayatında kısıtlamalara neden olabilir. Bu açıdan oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi oral sağlığın
etkilerinin incelenmesi, tedavinin seçimi ve çıktılarının değerlendirilmesinde yaygın olarak
kullanılmaktadır.
DiĢhekimliğinin her alanında oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi ölçekleri kullanılmaktadır. Çocuk, eriĢkin
ve yaĢlılar olmak üzere farklı yaĢ gruplarına yönelik olarak geliĢtirilmiĢ ölçekler bulunmaktadır. Objektif
klinik parametreler ile subjektif yaĢam kalitesi ölçeklerinin birlikte kullanımı hastanın durumunun çok
yönlü değerlendirilmesini sağlamaktadır. Bu bakıĢ açısında, hastanın durumunu tanımlaması tedavi
çıktılarının değerlendirilmesinde diĢhekimine önemli bilgiler sağlamaktadır. YaĢam kalitesi ölçekleri ile
tedavinin etkinliğinin yorumlanmasında klinik açıdan minimal iyileĢme değerinin ne olacağının
tanımlanması da güncel olarak uygulanan yöntemlerdendir. Bu yöntem klinisyene tedaviyi
yorumlaması ve çıktıların değerlendirilmesi açısından en küçük değiĢimin ne olması gerektiği
tanımlanmaktadır.
Sonuç olarak, oral sağlıkla iliĢkili sorunların fiziksel fonksiyonları sınırlamasının yanı sıra, kiĢinin kendine
güvenini, diğer insanlarla iletiĢimini ve görünümünü etkileyebildiği unutulmamalıdır. Klinik uygulamalar
açısından oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi bu etkileĢimleri yansıttığı gibi uygulanan tedavi
protokollerinin etkilerinin değerlendirilmesi açısından da önemli katkılar sağlamaktadır.
64
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
PEDĠATRĠDE ALERJĠK HASTALIKLAR, ASTIM VE YAġAM KALĠTESĠ
Prof. Dr. Hasan YÜKSEL
Celal Bayar Üniversitesi, Tıp Fakültesi
Çocuk Alerji Bilim Dalı ve Solunum Birimi
hyukselefe@hotmail.com
www.cocukalerjiklinigi.com
www.cocukgogusklinigi.com
GiriĢ
Alerjik hastalıklar ve astım çocuklarda ve eriĢkinlerde en sık rastlanan kronik hastalık grubunu
oluĢturmaktadır. Mortalite açısından düĢük niteliğe sahip olsa da morbidite ve kronisite açısından
yüksek öneme sahiptirler. Bizim toplumumuz için bildirilen epidemiyolojik veriler bu hastalık grubu için
yaklaĢık kümülatif prevalansın çocukluk çağı için % 13-24, eriĢkinler için ise % 9-17 olduğunu
göstermektedir. Bu kadar yüksek prevalans epidemiyolojik anlamda oldukça yüksek bir sıklıktır. Bu
nedenledir ki; alerjik hastalıklar ve astım, sadece bu hastalıklarla ilgilenen uzmanlık disiplinlerinin değil,
genel tıp pratiğinin ve toplum sağlığının önemli bir sorunudur. Bu kadar yüksek sıklığa sahip hastalık
grubunun varlığı, doğaldır ki, bireysel ve toplumsal anlamda yaĢam kalitesinin de bozulmasına neden
olacaktır. Bu nedenle, bu yazıda astım, alerjik rinit ve atopik dermatit gibi bu grubun hemen hemen
tamamını kaplayan baĢlıca hastalıklarda yaĢam kalitesi ve değerlendirilmesi sunulacaktır.
Sağlık Hizmetinde YaĢam Kalitesi Niçin Ölçülmelidir ?
Sağlıkla ilgili yaĢam kalitesinin (SYK) [health-related quality of life (HRQL)] değerlendirilmesi, diğer
tüm klinik bilimlerde olduğu gibi, alerjik hastalıklar ve astımda da oldukça geç tıp pratiğine girmiĢtir.
Bunun en önemli nedeni astımı içeren klinik bilimlerle ilgilenen genel dahiliye, pediatri, göğüs
hastalıkları, çocuk ve eriĢkin alerji uzmanlarının, hasta izleminde, daha çok klinik semptomları ve
solunum fonksiyon testleri (SFT) gibi mekanik testleri kullanagelmesidir. Bir baĢka nedeni de, yaĢam
kalitesini değerlendirecek standart ölçeklerin bulunmayıĢı ve bulunan ölçeklerin de kültür ve dil
(linguistik) farklılıkları açısından yapı farklılığı nedeniyle her toplumda uygulanamayıĢıdır. Çocukluk
çağında ise, SYK ölçekleri çok daha geç kullanıma girmiĢtir. Bunun da nedeni, çocuğun soyut bir
kavram olan SYK ölçütlerini tanımlamada kognitif yetersizliği ve aileye bağımlı olunmasıdır. Ancak biyoteknolojik ilerleme ve yaĢam standartlarının evrensell olarak geliĢen ve değiĢen dünyada giderek
yükselmesi sağlık alanındaki uygulamalara yansımıĢtır. Bu yansıma değiĢik uygulamaları gündem
getirmiĢtir. Kronik hastalıkların daha iyi tedavi edilmesi ve hastaların yaĢatılabilmesi sonucunda,
fonksiyonel ölçümlerin tek baĢlarına (semptom skoru, tedavi skoru, hastane hizmeti alma sıklığı, nazal
akım hızı, SFT, radyolojik incelemeler…) hastaların kendilerini nasıl hissettiğini yansıtmadıkları
görülmüĢtür. Bu ölçütler, hastalığı iyileĢen ya da tam olarak iyileĢmeden hayata devam eden bireyin,
psikososyal dünyasında, kendini iyi hissedip hissetmediğini (well-being or not well-being)
belirleyememektedir. Oysa ki, organik beden yanında, onu varlık olarak bütünleyen psikososyal beden
de vardır ve asıl önemli olan “biyo-pisiko-sosyal bir yapı olarak insanın” hissettikleridir. Bu
nedenle, organik bedene ait parametreler yanında psikososyal bedene ait fonksiyonlar olan, psiĢik,
sosyal ve emosyonel parametrelerin de ölçülmesi gerekir. Ancak bu Ģeklide, biyopiskososyal bütüne
hastalığın etkileri, Ģiddeti, tedavi etkinliği ölçülebilir ve sağlık hizmetinin net sonucu ve nihai kararı
verilebilir. Fonksiyonel parametre olarak iyileĢen bir hasta eğer yaĢamdan beklentisiz ya da sosyal
olarak bir hiç haline gelmiĢse herhalde iyileĢmiĢ sayılmaz. Örneğin, astım yada alerjik rinit tanısı
konulmuĢ bir çocuk yada eriĢkin eğer kullanılan ilaçlar nedeniyle her gün konsantrasyon bozukluğu ya
da sosyal kayba uğruyorsa hastalığa ait semptomlar ve SFT‘ de düzelme olmasına rağmen tam
iyileĢme sağlanamamıĢtır. Çünkü sağlık, ruh, beden ve sosyal anlamda tam bir iyilik halidir.
Alerjik Hastalıklar ve Astım Açısından “Sağlıkla ilgili YaĢam Kalitesi (SYK)”
―Sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi‖ ya da ―yaĢamın kaliteli‖ olması hissedilen bir olgudur. Bu belki de tıp
pratiğinde bireysel felsefi bir olgudur. Hissedilen bir fenomen olması tanımı ve ölçülebilirliğini
65
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
zorlaĢtırmaktadır. Ancak mutlaka tanımlanması gerekirse Ģöyle tanımlanabilir: ―EriĢkin ise hastanın,
çocuk ise çocuğun ve ailesinin, çevresi, hastalığı ve hastalığı ile ilgili çeĢitli klinik uygulamaların
üstünde, hastanın kendisi tarafından algılanan, fiziksel, emosyonel ve sosyal yaĢam açısından uygun
miktarda muktedir olma (ability) ve tam bir iyilik hissetme (well-being perception) halidir.‖
Alerjik hastalıklar ve astım açısından ele alındığında ise, klinik semptomların ve tedavi uygulamalarının
hastanın biyo-psikososyal yapısına olan etkilerini değerlendirmek gerekir. Örneğin astımın klinik olarak
en önemli semptomları olan nefes darlığı, öksürük, hıĢıltılı solunum (wheezing), sigara dumanı ya da
benzeri çevresel irritanlardan etkilenme, hava durumu değiĢikliklerinin kötü etkileri, viral
enfeksiyonlarda geçirilen ataklar, uyku bozukluğu ve tedavi uygulamalarının oluĢturduğu yan etkiler,
zaman kısıtlanması vs hastanın yaĢam kalitesini etkileyen nedenlerdir. Bu, aslında, tıp pratiğini
uygulayan her kesimce bilinir. Ama bir değer olarak ölçülmesi en son akla gelir. Bu sağlık hizmeti
veren biz uzmanlarca ölçülmediği için örneğin astım nedeniyle yaĢam kalitesi alt üst olan bir çocuk
bunu resim ile anlatabilir. Ancak tıp pratiği açısından önemli olan bilimsel tarz, bunun ölçülebilir bir
hale getirilmesidir. Alerjik rinitte hapĢırma, burun akıntısı, tıkanıklığı, gözlerde yanma veya atopik
dermatit, ürtiker gibi dermatolojik alerjilerdeki ciddi kaĢıntı da aynı anlamdadır. Bunların varlığı
hastanın psiĢik, sosyal ve emosyonel yaĢamını bozacaktır. Hasta bunu eğer uygun sorular sorulursa,
anlatabilir hatta derecelendirebilir. Ancak çocuklar için, bu oldukça zordur. Çocuk tanım ve tarifte
yetersiz kalabilir, aileden bilgi almak gerekebilir. Bu ise tam değerlendirmeyi mümkün kılamayabilir.
Aynı FeV1 değerine sahip iki hasta arasında SYK farklı olabileceği gibi, düĢük FeV1 değerine sahip bir
hasta yüksek SYK sahip olabilir. Alerjik rinitte, burun tıkanıklığı ve hapĢırmaya, dermatoalerjilerde
kaĢıntıya da bu açıdan bakmak gerekir. Bu nedenledir ki, fonksiyonel ölçütler her zaman psikososyal
ölçekleri içeren SYK ile korele olmayabilir. Örneğin, alerjik rinit ve diğer alerjik hastalıklarda hastalığın
aktivitesini gösteren en önemli markerlardan biri serum ve mukozal ECP düzeyidir. Ancak, alerjik
rinokonjonktivitli çocuklarda serum ve nazal mukozal ECP hastalık bulgusu olan çocuklarda sağlıklı
çocuklara göre anlamlı yüksek olmasına karĢın, bu yükseklik yaĢam kalitesi skorları ile uyumlu
bulunmamıĢtır. Sonuç olarak, hem çocuk hem de eriĢkinde semptom skoru, SFT yada radyolojik
tetkiklerle organik iyileĢmeyi gösteren parametreler yanında, psikosoyal yön SYK ölçekleri ile
tamamlanmalıdır. Çünkü, yaĢam kalitesi insan varlığı için en üst fenomendir ve iyileĢtirilmesi sağlık
açısından en nihai hedef ve amaç olmalıdır.
Alerjik Hastalık ve Astımda Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesi Ölçümü: Biyolojik ve Psikososyal
YaklaĢım Bütünlüğü
Yukarıda belirtilenler ıĢığında, alerjik hastalık veya astımlı bir çocuk ve eriĢkinde, akut ve kronik
semptomlar ve bu semptomların hastanın psikososyal yapısına olan etkileri sınıflanabilir. Biyolojik ve
fiziksel anlamda astımlı bir çocuk ya da eriĢkin için özellikler benzerdir. Bunlar;
1. Hastanın yakınmaları ve semptomları
2. Fizik muayene bulguları (HapĢırma, hıĢıltı, ronküsler, raller, deride kaĢıntı…)
3. Günlük değiĢkenlikleri ve kayıtları (diary)
4. Antienflamatuvar ve diğer yardımcı tedavi yanıtları
5. Bronkodilatör, krotikosteroid, antihistaminik vb ihtiyaçları
6. Acil servis baĢvuruları, ekonomik ve sosyal kayıplar (oyun, okul, iĢ, toplu aktivite…)
7. Solunum fonksiyon testleri ve diğer fonksiyonel gösterge sonuçları
8. Doktor memnuniyeti (Hasta ve doktor açısından)
Sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi ise çocuğun yada eriĢkinin bu fiziksel durumlarla ilgili olarak ―algıladığı‖
biyo-psiko-sosyal boyutu yansıtır. Bu yansımada organik ve ruhsal boyutuyla kendisi (içsel ve dıĢsal
olarak), sağlık hizmetinden etkilenen yönüyle hastalığı ve bireyin bu iki önemli sağlık boyutunu
etkileyen çevre vardır (ġekil 3). Bu bileĢik boyutta bizim değerlendireceğimiz “algı” nın özellikleri
Ģunlardır;
1. Bu ölçülebilir bir algıdır
66
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
2. Sağlığa bakıĢı tamamlar: Biyokimyasal, klinik…vb ölçütlerle psikososyal ölçümü birleĢtirir
(Biyo-psikososyal bütünlük).
3. Fiziksel bakıĢı psikolojik bakıĢla (felsefi) tamamlar.
4. ―Semptom giderme ve yaĢam süresini uzatma yeterli mi ?‖ sorusuna yanıt verir.
5. ―Tedavide farmako-ekonomik avantaj hangi ilaç/larda ?‖ sorusuna yanıt verir.
Bu Ģeklide ―algı‖ değerlendirmesi sonucunda SYK ölçümünün sağlık hizmeti ve alerji-astım tıbbı
pratiğinde sağladığı farklılıklar Ģunlardır;
1.
2.
3.
4.
Semptom, bulgu, SFT vb organdaki hastalık derecesini belirlerken psikososyal boyut tamamlanır
Çocuğun her gün yaĢadığı fonksiyonel (fiziksel, emosyonel, sosyal) yaĢam hakkında ve,
Psikososyal mikro (aile içi) ve makroçevre (okul, oyun…) hakkında bilgi verir.
Aynı tedavi ile iyilik hali ayrı olabilir (farmako-ekonomik?). Bunu SYK ölçümü sağlayabilir.
Ancak tüm klinik bilimlerde olduğu gibi, SYK değerlendirilirken de, ―genel‖ ve ―özel‖ yaklaĢımlar
geçerlidir. Astım açısından bakılacak olursa, hastalıkta etiyo-patogenezde rol oynayan kronik bronĢiyal
enflmasyon ve akut ataklara yol açan sistemik etkenler, çocuk için genel pediatri yaklaĢımını, eriĢkin
için ise ―genel dahiliye‖ yaklaĢımını gerektirir. Yani hasta, yalnızca akciğer ve bronĢları değildir. Astım,
hem sistemik hastalıklardan etkilenebilir (diabet, obezite, kalp hastalıkları..), hem de sistemi
etkileyebilir (hipertansiyon, migren..). Ancak mutlaka profosyonel anlamda tanısı, tedavisi ve izlemi
özel bir uzmanlık alanına ihtiyaç vardır. Bu yaklaĢımdan yola çıkarak, astım için, genel SYK (generik)
ölçekleri ve özel SYK (disease-specific) ölçekleri birlikte kullanılmalıdır. Bu, alerjik rinit ve dermatoalerjiler için de böyledir.
Alerjik Hastalıklar ve Astımda Kullanılan Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesi Ölçekleri
Tüm SYK ölçeklerinin sağlık uygulamasında kullanımındaki genel yaklaĢım, astım için de geçerlidir. Bu
nedenle, yukarıda belirtildiği gibi, astımda da, çocuk ve eriĢkinde genel ve özel SYK ölçekleri birlikte
kullanılmalıdır.
1. Genel SYK (Generik) ölçekler: Çocuklarda genellikle kullanılan genel SYK ölçekleri, Childhood
quality of life index (CQLI), KINDL, PedQOL, CHQ, KidCOPE vb dir. Standardizasyon ve ergonomileri,
eriĢkin ölçeklerine göre daha geliĢmemiĢ haldedir. KINDL ölçekleri, Yüksel ve ark tarafından Türkçe‘ ye
valide edilmiĢtir. Güvenirlilik ve geçerlilik çalıĢmaları da bitirilmiĢtir (17). Bu ölçek kullanılabilir ve
referans gösterilebilir (17, 18). EriĢkinlerde en çok kullanılan SF-36 dır. Ancak WHOQOL, WHOQOLKısa vb da kullanılan diğer ölçeklerdir.
2. Hastalık spesifik (Disease specific) ölçekler: Çocuklarda en sık kullanılan ölçek, astım için
PAQLQ dur. Ancak, CAQ da kullanılabilir. Alerjik rinit için ise, en çok kullanılan PRQLQ dur. Adölesanlar
için, AdolRQLQ kullanılabilir. Hem PAQLQ hem de PRQLQ Yüksel ve ark tarafında valide edilmiĢ,
geçerlilik ve güvenirlik çalıĢması bitirilmiĢtir (19, 20). EriĢkinlerde ise astım için en çok kullanılan AQLQ
(Juniper) dir. Ayrıca AQLQ (Marks), LWAQ, St George, LAQ, RIQLQ vb da kullanılabilir. EriĢkin alerjik
rinit için ise hemen daima RQLQ kullanılmaktadır.
Jenerik ölçekler genel olarak tüm durumlardan (ekonomik, sosyal, diğer hastalıklar…)
etkilendiği için, hafif ya da orta Ģiddetteki astım bulgularında, hasta ve normal grup arasında farkı
algılayamayabilir. Ancak hastanın bir baĢka nedenle bozulan SYK‘ ni algılayabilir. Hastalık spesifik SYK
ölçekleri, diğer bir hastalık durumu için SYK deki değiĢiklikleri algılayamaz ama, hastalık için generik
ölçeklerin saptayamadığı SYK etkilenmesini belirleyebilir. Ayrıca, istenirse generik ölçek olarak, bunların
dıĢında hastalıktan etkilenmeyi yansıtan psikososyal diğer enstrümanlar da kullanılabilir. Bunlar SYK
ölçekleri ile korele edilebilir. Örneğin SIP (sickness impact factor) ve davranıĢsal kontrol listesi
(behavioral checklist) bunlardan en çok kullanılanlardır. Hatta daha da genel bir kavram olarak görselanalog skala (visual analog scale) bile kullanılabilir. Görsel-analog skalada bir kağıda ―1‖ den ―10‖ a
67
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
kadar rakam yazılır ya da bir cetvel üzerine dizilip, çocuğa, ailesine ya da eriĢkin bir hastaya, kendini
hissettiği iyilik hali vb nin hangi sayıya uyduğu sorulur.
Alerjik Hastalıklar ve Astımda Kullanılan Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesi Ölçeklerinin Elde
Edilmesi
Hem generik ölçeklerin, hem de özel ölçeklerin, her toplum, her kültür ve her yaĢ grubu için
geliĢtirilmesi gerekir. Bu oldukça zor ve uzun bir iĢlemdir. Bu nedenle, bir ölçek ya bu durumlar için
baĢtan geliĢtirilmeli ya da geliĢtirilmiĢ olan bir ölçek kullanılacak grup için valide edilmelidir. Bu
validasyon, ölçeğin sahibinden gerekli izin alındıktan sonra, o dile çevrilmesi, geriye çevrilmesi ve
kültürel adaptasyonu ile mümkün olur. Sonra da geçerlilik ve güvenirlik çalıĢmaları yapılır. Bu sonuçlar,
uluslarası ulaĢımı mümkün olan bir dergide yayınlandıktan sonra kullanılabilir ve bilimsel bir veri haline
gelmiĢ olur. Ancak yine de kullanımı öncesi özellikle ilaç endüstrisi ve primer sağlık hizmeti dıĢı
kullanımlar için orijinal ölçeğin sahibinden izin almak gerekir.
Alerjik Hastalıklar ve Astımda Kullanılan Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesi Ölçekleri Alt
Grupları (Domainleri)
Sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi ölçekleri, yukarıda da belirtildiği gibi, generik ve hastalık spesifik olmak
üzere ikiye ayrılmaktadır. Her bir geliĢtirilen ölçekte, benzer ve ayrı domainler (alt alan baĢlıkları)
vardır. Ölçekte, bu domainleri belli soru grupları temsil eder. Bu sorular, ölçekte, sıralı ya da karıĢık
olarak yerleĢtirilebilir. Ölçek için bildirilen değerlendirme yöntemi (syntax) ile, bu soru grupları ayrı ayrı
değerlendirilerek domain skorları; tüm sorular değerlendirilerek ise toplam skor elde edilir. Her bir soru
ve domain için temel amaç o alanı özel olarak belirlemektir. Bu ölçeklerde yanıt tipi önemlidir. Yanıtlar;
i.
Var / yok
ii.
Sıralı yanıt (Likert tipi)
iii.
VAS (Görsel EĢdeğerlik Skalası, visual analog scale) olabilir.
Her bir ölçeğin genellikle negatif ve pozitif cevap değerlerini içeren ve değerlendirmeyi standart hale
getiren olasılıkla otamatize formatı (syntax) vardır. Alerjik Hastalıklar ve Astımda kullanılan generik ve
hastalık spesifik ölçeklerin domainleri genellikle;
a. Semptoma yönelik
b. Günlük aktiviteye yönelik
c. Emesyonel durumuna yönelik
d. PsiĢik durumu yönelik
e. Kronisiteye yönelik
f. Fiziksel yönelik
g. Toplam skor
Ģeklindedir.
I. Astımda Kullanılan Sağlıkta YaĢam Kalitesi Ölçekleri
Ia. Çocukluk Çağında Astımda Kullanılan Generik SYK Ölçekleri
1. KINDL:
Çocuklar için, Türkçe‘ ye validasyonu yapılıp, geçerlilik ve güvenirlik çalıĢması bitirilmiĢ bir ölçektir. Bu
ölçeğin, çocuklar için üç, aileler için ise iki ayrı formu vardır. YaĢ grubuna göre Kiddy-KINDL 0-4 yaĢ
grubu için, Kid-KINDL 8-12 yaĢ grubu için görüĢmeci tarafından (interview-adinistrative) uygulanır.
Kiddo-KINDL ise 12-16 yaĢ grubu içindir ve çocuk tarafından doldurulur (self-administrative). Aile
anketi olarak da 4-8 yaĢ ve 8-16 yaĢ olarak iki ayrı formu vardır. Hastaların semptom skoru, solunum
fonkisyon testi ve diğer fiziksel ölçütleri ile karĢılaĢtırılabilir.
2. Diğer Ölçekler:
68
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Türkçe‘ye çevrilen ancak geçerlik ve güvenilirlik çalıĢmaları yapılmıĢ olan, yapılmamıĢ yada henüz
tamamlanmamıĢ birkaç ölçek daha mevcuttur. Bunlardan ilk çevirisi yapılan ―PedsQoL‖ dur. Ayrıca,
―Child Health Questionnaire‖ (CHQ) Türkçe‘ye çevrilmiĢtir ve validasyonu tam olarak yapılmıĢtır.
Dünya‘da kullanılan diğer bir ölçek ―KidCOPE‖ dur, ancak Tükçe çevirisi bile yoktur.
Ib. EriĢkinlerde Astımda Kullanılan Generik SYK Ölçekleri
1. SF-36:
EriĢkin hastalar için astımda en sık kullanılmıĢ generik ölçektir. DeğiĢik çalıĢmalarda, domainleri
ve toplam skorları, astım için fonksiyonel testlerle (ağırlık derecesi, semptom skoru, FeV1 değeri..vs)
korele bulunmuĢtur. Türkçe‘ye validasyonu yapılmıĢ, geçerlik ve güvenilirlik çalıĢmaları bitirilerek refere
edilebilir hale getirilmiĢtir.
2. Diğer Ölçekler:
WHOQOL ve WHOQOL-kısa daha az kullanılan çeviri aĢaması tamamlanmıĢ ölçeklerdir. Ancak geçerlilik
ve güvenilirlik çalıĢmaları bitirilmemiĢtir. Bunun dıĢında eriĢkinlerde SIP (Sickness Impact Factor) da
kullanılabilir, ama Türkçe‘ye validasyonu yapılmıĢ bir formu yoktur.
Ic. Çocukluk Çağında Astımda Kullanılan Hastalık Spesifik SYK Ölçekleri
1. PAQLQ
PAQLQ (Pediatric Asthma Quality of Life Questionnaire) 7–17 yaĢ çocuklar için Juniper ve ark
tarafından geliĢtirilmiĢ olup Türkçe‘ye H Yüksel ve ark tarafından valide edilmiĢtir. Bu ölçeğin geçerlik
ve güvenilirlik çalıĢmaları bitirilmiĢ ve yayın haline getirilmiĢtir. Ölçek 23 soru ve 3 domainden oluĢur:
semptom, aktivite kısıtlaması ve emosyonel fonksiyon. Bu 3 domain ve 1 toplam olmak üzere 4 skor
elde edilir. Her bir soru 7 puandır. PAQLQ‘ nun semptomatik ve asemptomatik astımlı çocuklarda
yaĢam kalitesi farkını ayırt edebildiği gösterilmiĢtir. Hastalardan elde edilen sonuçlar, hastaların generik
SYK ölçekleri ve hastalığın klinik ağırlığının göstergeleri olan PEF değiĢkenliği, beta-agonist
gereksinimleri ile korele bulunmuĢtur. Bunlar arasında en zayıf korelasyon FeV1 iledir. Hatta bazı
serilerde FeV1 ile skorlar arasında iliĢki saptanmamıĢtır. Bu da göstermektedir ki fonksiyonel
parametreler her zaman yaĢam kalitesi ile paralellik göstermemektedir.
2. CAQ
Bu ölçek (Childhood Asthma Questionnaire) ayrı yaĢ grupları için 3 form halinde geliĢtirilmiĢtir.
Form A: 4–7 yaĢ, Form B: 8–11 yaĢ, Form-C: 12–16 yaĢ. Hastaların yanıtı ―evet / hayır‖ olarak alınır.
Fonksiyonel yeti ―gülen yüz‖ Ģekli ile tanımlanır. Hastalık spesifik ölçek olmasına rağmen genel aktivite
soruları da vardır. Astım ağırlığı ile zayıf korelasyon saptanmıĢtır. Ölçeğin çocuklarda gece semptomları
ile anlamlı korelasyonu vardır, ancak, Türkçe‘ye validasyonu ve diğer çalıĢmaları yapılmamıĢtır. Bu
nedenle kullanımı mümkün değildir.
3. PADQLQ
Bu ölçek (Pediatric Allergic Disease Quality of Life Questionnaire) birden çok alerjik hastalığa sahip
olan çocukların yaĢam kalitelerini tek bir form ile değerlendirebilmek için geliĢtirilmiĢtir. Amaç, aslında,
alerjik hastalığın fizyopatolojisi ile uyumludur. Çünkü alerjik hastalık, sistemik bir hastalıktır. Bu
nedenle, bir hastada birden çok mukoza tutulumu olabilir. Bu en sık alerjik rinit ve astım birlikteliğinde
gözlenir. Genel popülasyonda % 5–10 olan astım sıklığı, alerjik rinitli popülasyonda % 20–70 e
çıkmaktadır. Bu nedenle, astımlı çocuğun yaĢam kalitesini, assosiye diğer alerjik hastalık etkileyebilir.
Bu ölçekte hem astım, hem rinit, hem de diğer deri, gastrointestinal vs sisteme ait sorular vardır.
Sonuçlar astımlı ve rinitli hastada hastalık spesifik skorlarla (PAQLQ, PRQLQ vs) ve semptomlarla
korele bulunmuĢtur. Bu ölçeğin diğer dillere çevrimi ve yaygın kullanımı kabul görmemiĢtir. Türkçe‘ye
de validasyonu yoktur.
69
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
4. Çocuklar Ġçin SYK yı Etkileyen Diğer Psikososyal Ölçekler
GiriĢ bölümünde belirtildiği gibi, çocuk ve eriĢkinler için, SYK ölçekleri dıĢındaki psikometrik ölçekler de,
yaĢam kalitesi ölçekleri ile birlikte ya da tek baĢlarına kullanılabilir. Bunları sonucu da, hastaların yaĢam
kalitesi konusunda indirekt bilgi verebilir. Bu açıdan bakıldığında, astımlı çocuklar için SYK yı etkileyen
psikososyal ölçekler arasında, VAS (görsel skala), çocuk davranıĢ kontrolü (child behaviour checklist),
kiĢisel kontrol ve rol yetenekleri skalası (Personal Adjustment and Role Skills Scale), semptom çizelgesi
(Brief Symptom Scale), algılanan stres skalası (Perceived Stress Scale), aile ortamı değerlendirme
skalaları (Familiy Environment Scale …) sayılabilir. Ayrıca astım ve kistik fibrozis gibi çocukluk çağının
kronik solunum yolu hastalıkları çocuğun yaĢam kalitesini kötü yönde etkilemesi yanında anne ve
babanın da yaĢam kalitesini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebilir. Bunlarında çocukluk çağı astımı
ve yaĢam kalitesi bağlamında göz önünde bulundurulması ve ölçümünün yapılması önerilmektedir.
II. Alerjik Rinitte Kullanılan Sağlıkta YaĢam Kalitesi Ölçekleri
Alerjik rinitli hastalarda kullanılan yaĢam kalitesi ölçeklerinin sayısı, astımda kullanılanlara göre
oldukça azdır. Bunun nedeni, olasılıkla morbidite açısından astımın günlük yaĢamı daha fazla
etkilemesi, komplikasyonlarının daha ağır olması ve sekel bırakması nedeniyle yaĢam kalitesi ölçümüne
ait ihtiyacın daha fazla olmasıdır. Bu nedenle, astıma ait yaĢam kalitesi ölçekleri daha erken
geliĢtirilmiĢ ve kullanılmıĢtır. Alerjik rinite ait yaĢam kalitesi ölçekleri çok daha geç geliĢtirilmiĢ ve
maalesef değiĢik seçenekler sunulamamıĢtır.
IIa. Çocukluk Çağında Alerjik Rinitte Kullanılan Generik SYK Ölçekleri
1. PRQLQ
Juniper ve ark tarafından geliĢtirilmiĢ olan PRQLQ (Pediatric Rhinoconjunctivitis Quality of Life
Questionnaire) Yüksel ve ark tarafından Türkçe‘ye çevrilmiĢ olup geçerlilik ve güvenilirlik çalıĢması
yayına hazırlanmıĢtır. Bu nedenle, Türkçe form kaynak gösterilerek kullanılabilir haldedir. Ölçeğin,
çocuğun algılama durumuna göre, kendisi ya da görüĢmeci tarafından doldurulacak iki ayrı kullanım
formu vardır. Ölçek, 23 sorudan ve 4 domainden oluĢmaktadır. Hem domain skorları, hem de toplam
skorlar, hastaların semptom skoru ve ilaç kullanım skoru ile korele bulunmuĢtur. Ancak astımda olduğu
gibi nazal akım hızları ve nazal yangı göstergeleri ile korelasyon saptanmamıĢtır. Ölçeğin Türkçe formu
ekler bölümünde verilmiĢtir.
2. AdolRQLQ
Adölesan yaĢ grubu da, çocukluk çağında değerlendirildiği için, AdolRQLQ (Adölesan
Rhinokonjunctivitis Quality of Life Questionnaire) dan da burada söz edilecektir. Ölçeğin adölesan yaĢ
grubunda, 12 yaĢ üzerinde, kullanımı söz konusudur. Bu nedenle, sadece çocuğun kullanabileceği
formu vardır. Ölçek 25 sorudan ve 6 domainden oluĢmaktadır. Ölçeğin PRQLQ‘da olduğu gibi semptom
skorları ve ilaç kullanım skorları ile korelasyonu mevcut ancak fonksiyonel ve biyokimyasal
parametrelere korelasyonu bulunmamıĢtır. Türkçe‘ye geçerlik ve güvenilirlik çalıĢması yoktur.
Çocukluk çağında, alerjik rinit ve konjonktivitli olgularda yaĢam kalitesini değerlendirmek için PRQLQ
dıĢında standardize edilmiĢ baĢka bir ölçek yoktur.
Sonuç
Çocukluk çağında alerjik hastalıklar ve astım en sık görülen kronik hastalıklardır. Mortalitesi düĢük
ancak morbiditesi yüksek olan bu kronik hastalık grubu, sadece bireysel biyo-psiko-sosyal yapıyı değil,
toplumun biyo-psiko-sosyal yapısını etkilemektedir. Bu nedenle, klinik izlemlerinde geleneksel
enstrümanlar yanında biyo-psiko-sosyal yapının ―psiko-sosyal‖ kısmını da içeren değerlendirmeyi
yapabilecek enstrümanlar da kullanılmalıdır. Bu, ancak, sağlık hizmetinin nihai hedefi olan ―yaĢam
kalitesi‖ nin değerlendirilmesi ile mümkün olabilir. Bu değerlendirme, alerjik hastalıklar ve astım için
geliĢtirilen generik ölçeklerle hastayı global anlamda, hastalık spesifik ölçeklerle de özel anlamda
birlikte değerlendirerek olabilir.
70
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Kaynaklar
1. Yuksel H, Dinc G, Sakar A, Yilmaz O, Yorgancioglu A, Celik P, Ozcan C. Prevalence and
comorbidity of allergic eczema, rhinitis, and asthma in a city in western Turkey. J Investig
Allergol Clin Immunol. 2008 ;18 :31-5.
2. Yuksel H, Sakar A, Dinç G, Yilmaz O, Gozmen S, Yorgancioglu A, Ozcan C. The frequency of
wheezing phenotypes and risk factors for persistence in aegean region of Turkey. J Asthma.
2007 Mar;44(2):89-93.
3. Juniper EF and Guyatt GH. Asthma and Allergy. In: Quality of life and Pharmacoeconomics in
clinical trials. Ed Spiker B. 2th edition. Lippincott-Ravens Publ. Philadelphia. 1996; 977-82.
4. Bowling A. Measuring health: a review of quality of life measurement scales. Open University
Press, Buckingham, 1997.
5. Yuksel H, Yilmaz O, Sogut A, Ertan P, Onur E. Correlation of quality of life with clinical
parameters and ECP levels in children with allergic rhinoconjunctivitis. Int arch allergy
immunol 2008 (baskıda)
6. Yilmaz O, Sogut A, Gulle S, Can D, Ertan P, Yuksel H. Sleep quality and depression-anxiety in
mothers of children with two chronic respiratory diseases: asthma and cystic fibrosis. J Cyst
Fibros 2008 (baskıda).
7. Eser E, Yuksel H, Baydur H, et al. Testing psychometric properties of the Turkish version of
the KINDL-R, generic HRQoL measure for children. Turkish J of Psychology 2008 (baskıda).
8. Yuksel H, Yilmaz O, Kirmaz C, Eser E. Validity and reliability of the turkish translation of
pediatric asthma quality of life questionnaire. Turkish J Pediatr 2009 Mar-Apr;51(2):154-60.
9. Yuksel H, Sogut A, Yilmaz O, Demet M, Ergin D, Kirmaz C. Evaluation of sleep quality and
anxiety-depression parameters in asthmatic children and their mothers. Respir Med. 2007;
101: 2550-4.
10. Juniper EF, Buist AS, Cox FM, Ferrie PJ, King DR. Validation of a standardized version of the
Asthma Quality of Life Questionnaire. Chest. 1999; 115: 1265-70.
11. Yüksel H, Yılmaz Ö, Söğüt Ö, Kırmaz C. Validation and realibility study of the Turkish version
of pediatric rhinitis qulaity of life questionnaire. Turk J Pediat 2009 Jul-Aug;51(4):361-6.
12. Yuksel H, Yilmaz O, Alkan S, Bayrak Değirmenci P, Kirmaz C. Validity and reliability of Turkish
version of rhinitis and mini-rhinitis quality of life questionnaires. Allergol Immunopathol
(Madr). 2009 Nov-Dec;37(6):293-7.
71
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ERĠġKĠN ALERJĠDE “SAĞLIKTA YAġAM KALĠTESĠ”
Doç.Dr. Cengiz KIRMAZ
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ġç Hastalıkları AD., Ġmmünoloji ve EriĢkin Alerji Birimi, Manisa
Alerjik hastalıklar; prevelanslarındaki artıĢ, belirgin morbidite ve sosyoekonomik harcamalara neden
olması açısından önemli bir sağlık sorunu oluĢturmaktadır. Alerjik hastalıklar 21. yüzyılın epidemisi
olarak tanımlanmaktadır. Yüksek oranda prevelansa sahip olan bu hastalıklar, hastaların günlük
yaĢamlarında huzursuzluk, fiziksel rahatsızlık, duygusal stres oluĢumuna katkıda bulunmaktadrılar.
YaĢam kalitesi araĢtırmaları, araĢtırmacıları ve klinisyenleri hastanın bakıĢ açısı ile klinik ve fonksiyonel
ölçümleri birleĢtiren kapsamlı bir yaklaĢımı benimsemeye itmiĢtir. Objektif değerlendirme sağlık
durumunu tanımlamak için önemli olduğu halde, hastaların subjektif algılaması sağlık durumunu
yaĢam kalitesi deneyimine çevirmiĢtir. Amaç hastalığın ve etkisinin tanımını (hastalık merkezliden,
hasta merkezli tıbba kaydırmak) daha global ve gerçekci yapmaktır. Sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi;
genelde kronik hastalıklarda olduğu gibi alerjik hastalıklarda da özel ilgi çeker; çünkü, bu hastalıklarda
tedavinin hedefi günlük yaĢamdaki fonksiyon kazanımını maksimum yapmak ve iyilik halini olası en
yüksek düzeye getirmektir.
Bu konunun önemi, solunumsal alerjiler için yazılan uluslararası tüzüklerde vurgulanmıĢtır. Hem GINA
hem de ARIA‘ da; hastanın yaĢam kalitesinin; sağlık bakım giriĢimlerinin seçimi ve tedavi
seçeneklerinin önerilmesi açısından bir anahtar olduğu vurgulanmaktadır.
1990 yılından bu yana alerjik rinit ve astım olan hastaların sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesini
değerlendirmeye yönelik artan bir eğilim vardır. Solunumsal alerji varlığından dolayı hastanın
deneyimlerini tanımlamak ya da derecesini belirlemek için çeĢitli hastalık-spesifik sorgulama formları
geliĢtirilmiĢ ve kullanılmaya baĢlanmıĢtır.
Alerjik riniti olan hastalar; klasik nazal ve oküler semptomlardan ayrı; performans bozukluğu ve iyilik
hali bozukluğundan Ģikayet ederler. ÇeĢitli klinik çalıĢmalar riniti olan hastaların uykusuna,
konsantrasyonuna, iĢ performansına, öğrenme ve okul aktivitelerine, sosyal hayata, seks ve spor
faaliyetlerine negatif etki ettiğini göstermektedir. Alerjik rinitin hastanın bakıĢ açısından ne anlama
geldiği hakkındaki ilk çalıĢma Bousquet ve arkadaĢları tarafından bildirilmiĢtir. ÇalıĢmada, ciddi
pereneal riniti olan hastalarda sağlıklı kontrollere göre fiziksel fonksiyonlarda, enerjide, genel sağlıkta,
fiziksel ve duygusal rol sınırlamalarında, mental sağlıkta ve ağrıda belirgin olarak düĢük skorlar
kaydedilmiĢtir. Meltzer ve arkadaĢları, SF-36 ve RQLQ kullanarak alerjik riniti olan hastalarda yaĢam
kalitesinde bozukluk saptamıĢlardır. Bu sonuçlar açıkça, rinitin belirgin olarak sağlık durumunun fiziksel
ve mental komponentlerine yük bindirdiğini belirtmektedir.
Astımı olan vakalar da semptomlarından dolayı rahatsız olmaktadır (nefes darlığı, öksürük, göğüs
sıkıĢması ve wheezing) ve günlük aktivitelerinde bozulma bildirilmektedir. Aynı zamanda uykuda
bölünme, yorgunluk ve konsantrasyon kaybı da vurgulamaktadırlar. Fonksiyonel ve pratik problemlerin
haricinde hastalığın yükü, bazı duygusal bakıĢ açılarına sahiptir: hastalar semptomlarından ve
tedaviden dolayı rahatsızlık hissedebilir ve psikolojik iyilik hali bozukluğundan dolayı sosyal
hayatlarında sınırlamalar bildirebilirler.
Astmatik hastalarda öksürüğün varlığı ailesi, partneri ve arkadaĢlarıyla olan iliĢkilerinde kötü etkiye
neden olmakla beraber uyku bozukluğu, irritabilite ve anksiyete bozukluğuna da sebep olur. Bu
rahatsızlığın boyutu kronik obstruktif akciğer hastalığı olanlardaki rahatsızlık ile karĢılaĢtırılabilecek
düzeydedir. Astım ciddiyetinin subjektif ölçümleri (günlük semptom skorları ve 2 agonist kullanımı) ile
sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi parametrelerinin kötüleĢmesi arasında güçlü korelasyon tanımlayan pek
çok çalıĢma mevcuttur.
Klinik tecrübeler deri alerjilerinin; fiziksel ve duygusal iyilik halinin yanı sıra sosyal iliĢkileri ve davranıĢı
da etkilediğini göstermektedir. Semptomların varlığı, hastalığın tahmin edilemeyen seyri ve tedavi ile
indüklenen kısıtlamalar, alerjik durumları hastanın bakıĢ açısı ile bir sorun haline getirebilir. Solunumsal
alerjilerin tersine daha yeni yeni alerjik deri bozukluklarında sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi araĢtırmaları
yapılmaktadır. Spesifik sorgulama formları ile ürtiker, dermatit ve egzema gibi durumları değerlendiren
bir kaç makale mevcuttur. ÇalıĢmalar alerjik deri bozuklukları olan hastalarda sağlıkla iliĢkili yaĢam
72
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
kalitesi parametrelerinin (iyilik hali, iliĢkiler, günlük fonksiyonlar, imaj, ruh hali) bozulduğunu
doğrulamaktadır.
Solunumsal ve deri alerjileri üzerine yapılan ileri düzeyde çalıĢmaların aksine, diğer alerjik durumlara
dair sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi hakında az Ģey bilinmektedir. Hasta hayatı üzerine büyük yükü
olduğuna dair klinik çalıĢmalar olsa da, arı sokması, besin alerjisi, ilaç alerjisi üzerine hasta ve
tedavisinin etkisi hakkında çok az veri vardır. Bu durumların hasta hayatını nasıl etkilediğine dair yeni,
spesifik bir sorgulama formunun varlığına ihtiyaç vardır.
Sonuç olarak; geçmiĢte, konvansiyonel klinik ölçümlerin hastalık etkisinin tanımlanmasına geniĢ bir
bakıĢ açısı sağladığı farzedilmekteydi; ancak son dönemlerde klinik ölçümler ve sağlıkla iliĢkili yaĢam
kalitesi arasında olan bağın çok ciddi olduğu görülmüĢtür. Alerjik durumlarda, sağlıkla iliĢkili yaĢam
kalitesinin kronolojik özeti kısadır ama literatürler zengindir bu da konuya olan ilgiyi göstermektedir.
Toplum çalıĢmaları ve deneysel ve klinik çalıĢmalar; alerjik hastaları içeren etkin kılınan sorgulama
formlarının varlığında hasta bakıĢ açısının değerlendirilmesini sağlar. Bununla beraber alerjik
bozukluklara dair olan sağlıkla iliĢkili yaĢam kalite verileri hayatı tehdit etmeyen bir hastalığın hasta
hayatını nasıl derinden etkileyebileceğini gösterir.
73
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ALLERJĠK HASTALIKLAR VE ASTIMDA YAġAM KALĠTESĠ TESTLERĠNĠN RUTĠN
KULLANIMI VE YORUMUNDAKĠ ZORLUKLAR
Uz. Dr. Özge Yılmaz
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Pediatrik Allerji Bilim Dalı ve Solunum Birimi
oyilmaz_76@ hotmail.com
GĠRĠġ
Alerjik hastalıklar ve astım, çocuklardaki en sık kronik hastalıklar arasında yer alır. Bu hastalıkların
bazıları mortalite ile sonuçlanabilmekle birlikte çoğunlukla sorun mortalite değil ortaya çıkardıkları
morbiditedir. Genel kapsamlı sağlıkta yaĢam kalitesi tanımının ―birey tarafından algılanan fiziksel,
emosyonel ve sosyal yaĢam açısından tam bir iyilik hissetme hali‖ olduğu göz önüne alınırsa, allerjik
hastalıkların çocukların hem fiziksel hem psikolojik hem de sosyal yaĢamına etkisinin sağlıkta yaĢam
kalitesine (SYK) olumsuz etkileri tahmin edilebilir. Bu nedenle, çocukluk çağında allerjik hastalıklar ve
astımda yaĢam kalitesi ölçümü tedavi ve klinik değerlendirmeyi tamamlar ve tüm diğer klinik
değerlendirme yöntemlerinden farklı bir bakıĢ açısı sağlar.
PEDĠATRĠK ALLERJĠ VE ASTIMDA RUTĠNĠNDE SYK KULLANIMI
Allerjik hastalıklar, çocuklarda günlük yaĢamın eriĢkinlerden birçok farklı yönünü de etkiler. Çocuk
büyüyen ve geliĢen bir varlıktır ve geliĢimde psikososyal bir çok etken rol oynar. Bunlar arasında
çocuğun hem sosyal hem de psikolojik geliĢiminde rolü olan oyun katılımı, okul devalılığı, öğrenme
bozuklukları yer alır. Bu nedenle çocukluk çağında SYK değerlendirmesinin okul, arkadaĢ iliĢkileri gibi,
yaĢamın eriĢkinlerden farklı yönlerini de gözetmesi önem taĢır. Bu nokta, astımlı çocuklarda, nefes
darlığı ve efor intoleransının yarattığı oyunda kaçınma davranıĢının sonucu olarak arkadaĢ iliĢkilerinde
bozulma gibi durumları içerir. Benzer Ģekilde astım atakları nedeni ile okul devamlılığı etkilenen
çocuğun SYK‘si olumsuz etkilenecektir. Alerjik rinitli çocuklarda ise nazal kaĢıntı ve tıkanıklık nedeni ile
uyku bozukluğu ve bunun sonucunda öğrenme bozuklukları ve hatta davranıĢ bozuklukları ortaya
çıkabilecektir. Atopik dermatitli bir çocuktaki cilt lezyonları ise hem yarattığı rahatsızlıktan dolayı
uykuyu etkileyebilmekte hem de arkadaĢları tarafından dikkat çekerek sosyal etkileĢimlerini
bozabilmektedir. Tüm bunlar göz önüne alınınca çocukluk çağında SYK ölçeklerinin,
eriĢkinlerdekilerden farklı olarak okul, arkadaĢ ve oyuna yönelik elemanları da içinde bulundurması
gereklidir.
PEDĠATRĠK ALLERJĠ VE ASTIMDA RUTĠNĠNDE SYK YORUMU
Çocuklarda SYK ölçümünün bir diğer önemli noktası, anlaĢılabilirliğidir. Bu nedenle çocuklarda SYK
ölçümlerinde iki farklı yöntem kullanılabilir. Çok küçük çocuklarda sıklıkla ebeveynlere yöneltilen
anketler ile çocuğun SYK hakkında bilgi edinilmeye çalıĢılır. Ancak bu yöntem doğrudan değerlendirme
olmadığı için yorumunda çocuğun hastalığının ebeveyn yaĢam kalitesini de etkileyebileceği ve bu
nedenle farklı etkenlerin de rol oynayabileceği göz önüne alınmalıdır. SYK, öznel etkenleri yansıttığı için
her zaman çocuğun değerlendirmesi ile korele olmayabilir. Daha büyük çocuklara yanıtlayabilecekleri
basitlikte sorulardan hazırlanan SYK ölçekleri uygulanabilir ve bu yöntem doğrudan çocuğa yönelik
olduğu için daha kabul görmektedir. Astım için doğrudan çocuğa sorularak uygulanan SYK ölçeği,
Pediatric Asthma Quality of Life Questionnaire‖ iken ARK için ise ―Pediatric Allergic Rhinoconjunctivitis
Quality of Life Questionnarie‖ dir. Her iki ölçek de Juniper et al tarafından geliĢtirilmiĢ ve Yuksel ve ark
tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği gösterilmiĢtir.
Sonuç olarak, çocuklarda allerjik hastalıklar ve astımın SYK değerlendirmesi, çocuğa özgü etkenlerin
göz önüne alınmasını gerektirir. Bir çocuğun yaĢamını ve geliĢmesini etkileyen durumların eriĢkinlerden
çok farklı komponentleri içereceği göz önüne alınarak ölçek seçilmesi gereklidir. Bunun dıĢında her
çocuğun yaĢı ile birlikte anlama kapasitesi göz önüne alınmalı ve olabildiğince doğrudan çocuğa ve
onun anlayabileceği Ģekilde ölçekler kullanılarak değerlendirilmelidir.
74
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Kaynaklar
1. Juniper EF and Guyatt GH. Asthma and Allergy. In: Quality of life and Pharmacoeconomics in
clinical trials. Ed Spiker B. 2th edition. Lippincott-Ravens Publ. Philadelphia. 1996; 977-82.
2. Yuksel H, Dinc G, Sakar A, Yilmaz O, Yorgancioglu A, Celik P, Ozcan C. Prevalence and
comorbidity of allergic eczema, rhinitis, and asthma in a city in western Turkey. J Investig
Allergol Clin Immunol. 2008 ;18 :31-5.
3. Yüksel H, Yilmaz O, Kirmaz C, Eser E. Validity and reliability of the Turkish translation of the
Pediatric Asthma Quality of Life Questionnaire. Turk J Pediatr. 2009; 51: 154-160.
4. Yüksel H, Yilmaz O, Söğüt A, Eser E. Validation and reliability study of the Turkish version of
the Pediatric Rhinitis Quality of Life Questionnaire. Turk J Pediatr. 2009; 51: 361-366.
5. Yuksel H, Yilmaz O, Sogut A, Ertan P, Onur E. Correlation of quality of life with clinical
parameters and eosinophilic cation protein levels in children with allergic rhinoconjunctivitis.
Int Arch Allergy Immunol. 2009; 148: 18-22.
6. Yuksel H, Dinc G, Sakar A, Yilmaz O, Yorgancioglu A, Celik P, Ozcan C. Prevalence and
comorbidity of allergic eczema, rhinitis, and asthma in a city in western Turkey. J Investig
Allergol Clin Immunol. 2008; 18: 31-35.
75
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
AKCĠĞER KANSERĠ TEDAVĠSĠNDE YAġAM KALĠTESĠ DEĞERLENDĠRMELERĠNĠN
YERĠ
Doç Dr Sevin BaĢer
Pamukkale Ü.T.F. Göğüs Hast. AD.
Akciğer kanseri hem insidans hem de mortalite açısından dünyada baĢta gelen malignitedir ve 2002 yılı
itibarı ile 1.35 milyon yeni vaka ile tüm yeni saptanan kanserlerin %12.4‘ünü temsil etmektedir. Aynı
zamanda, 1.18 milyon ölüm ile kanserden ölümlerin de en sık nedenini oluĢturmaktadır (1,2).
Türkiye‘de yaĢa standardize edilmiĢ akciğer kanseri insidansı; erkeklerde yüzbinde 74.9, kadınlarda
yüzbinde 10.7‘dir (3). Bu kadar sık görülen akciğer kanserinin tedavisinde ne yazık ki yıllar içinde çok
az geliĢme olmaktadır. Ġleri dönem KHDAK‘de kür Ģansı yoktur. Uygulanan tedavilerin
değerlendirilmesinde yanıt oranı veya sağ kalım süresi tek baĢına bir kriter değildir. Özellikle ileri evre
akciğer kanserli hastalarda uygulanan tedavi sonuçlarının değerlendirilmesinde hastanın yaĢam
kalitesindeki artıĢın en önemli noktalardan biri olduğu unutulmamalıdır. Tedavinin amacı semptomların
palyasyonu sonucunda yaĢam kalitesinde düzelme ve sağ kalımın uzaması olmalıdır (4).
YaĢam kalitesi; bireyin kendisi için önemli olan alanlarda doyum ve mutluluğudur. Sağlığa iliĢkin yaĢam
kalitesi ise, bireyin sağlığını etkileyen veya sağlığından etkilenen yaĢam alanlarındaki doyum ve
mutluluğudur (4). Akciğer kanseri hastasının tedavi sürecinde 4 cm lik bir kitlenin 2 cm e gerilemesi
doktor için bir zafer olabilir ama eğer hastanın kusma, bulantı, ağrısı, nefes darlığı hastayı yaĢmaktan
bezdiriyor ve yaĢam kalitesini oldukça bozuyorsa aynı zafer duygusunu hasta ne yazık ki yaĢamıyordur.
O yüzden hastanın tedaviye yanıtının değerlendirilmesinde radyolojik ve kan tahlillerinin yanında
mutlaka yaĢam kalitesi değerlendirmesi de yapılmalıdır.
Pek çok akciğer kanseri hastası ileri evrede tanı almaktadır ki bu aĢamada hastaya antineoplastik
tedavi seçenekleri sınırda iken destek tedavi hastanın maniplasyonunda ana rol oynar (5,6). Destek
tedavi hasta ve yakınları için semptomları azaltarak sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesini (HR-QOL) düzeltir
(5,7). Bu hedefler ileri akciğer kanseri hastalarında ana temellerdir, çünkü bu aĢamada bir akciğer
kanseri hastasının ortalama ömrü tedavi yeniklerindeki tüm geliĢmelere rağmen sadece 6 ay kadardır
(8). Bu açıdan bakıldığında HR-QOL değerlendirmeleri bu tip hastalarda klinisyene Ģu yardımları sağlar
1.
2.
3.
4.
Problemlerin erken farkına varılmasını
Tıbbi tedaviye yanıt olarak semptomlardaki değiĢikliklerin farkına varılmasına
Beklenmedik Ģekilde semptomların kötüleĢebileceği sub-grubların tespiti
Klinisyen, akciğer kanseri hastası ve ondan sorumlu yakını arasında hastalığa yönelik ve destek
tedavisi uygulanmasında tartıĢmanın karara varmasında kolaylık
Akciğer kanseri diğer kanserler ile kıyaslandığında daha ciddi semptomlar ve hasta stresi ile
seyretmektedir (9-11). Meme, kolon ve prostat kanserli hastalarla kıyaslandığında yaĢlı akciğer kanserli
hastaların semptomları daha fazla olmaktadır (11).
Akciğer kanserli hastalar bu semptomları değiĢken zamanlarda ve çoklu biçimde yaĢamaktadırlar (1216). Yeni tanı almıĢ akciğer kanseri hastasında en sık saptanan semptomlar; halsizlik, ağrı, öksürük,
iĢtah kaybı ve uykusuzluktur. Her ne kadar pek çok semptom zaman içinde gerilese de halsizlik ve ağrı
ne yazık ki devam etmektedir (5).
Progresif hastalığı olan akciğer kanseri hastalarının semptomları kontrol altında değildir. Kreech ve
arkadaĢları progresif hastalığı olan akciğer kanseri hastalarında semptom sayısını 9 a varan rakamlarda
bulmuĢlardır. En sık saptadıkları semptomlar ise ağrı, halsizlik ve nefes darlığı imiĢ (17). Diğer
kanserlerle kıyaslandığında dispne hissi akciğer kanseri hastalarında en yüksek imiĢ (18). Bütün bu
76
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
araĢtırmalar bize akciğer kanseri hastalarının rahatsız edici belirgin semptomları olduğunu
göstermektedir.
Semptomların yoğunluğuna benzer biçimde akciğer kanseri hastalarında psikolojik gerilim ve
depresyonda sık olarak görülmektedir. 14 değiĢik kanser türünü içeren 4496 hastanın değerlendirildiği
Zabora ve arkadaĢlarının çalıĢmasında psikolojik distres %43.4 ile en yüksek akciğer kanserinde,
%29.6 ile en düĢük jinekolojik kanserlerde görülmüĢtür (19). Normal populasyona kıyasla akciğer
kanserinde depresyon daha sıktır (20-22) ve kısalmıĢ sürvi ile iliĢkilidir (23).
Kontrolsüz semptomlar HR-OQL da azalma ve kısalmıĢ sürvi ile iliĢkilidir (10, 24, 25). YaĢlı akciğer
kanseri hastalarında, semptomların ciddiyetindeki artıĢ ile depresyon düzeyindeki artıĢ ve fiziksel ve
sosyal iĢlev kaybı iliĢkili bulunmuĢtur (24).
Ġnoperabıl 53 hastanın 3.5 yıl takip edildiği bir çalıĢmada yaĢ ve foksiyonel duruma göre ayarlama
yapıldıktan sonra tanı sonrası semptom endiĢesi sürvide önemli bir belirleyici imiĢ (10).
Semptom endiĢesine benzer bir Ģekilde QOL da sürvinin diğer bir prediktörüdür (5). Ganz ve
arkadaĢları ileri evre akciğer kanseri hastalarında QOL ın sürvi uzunluğu ile iliĢkisini göstermiĢlerdir
(26). Bu hastalarda yüksek QOL olanlarda median sürvi 24 hafta iken, düĢük QOL tarifleyenlerde 11.9
hafta imiĢ.
Bu tip hastalarda klinik gidiĢi düzeltmek için standardize anketler semptomların monitorize
edilmesinde, karĢılıklı iletiĢimi sağlamada ve HR-QOL ı artırmada yardımcı olabilir. Semptomu
yaĢamak-hissetmek semptomun ortaya çıkmasına ve endiĢeye bağlıdır (27-29). Semptomun ortaya
çıkması, semptomun sıklığı, süresi ve ağırlığı ile iliĢkili iken, semptom endiĢesi; özel bir semptomu
yaĢarken hasta tarafından hissedilen sıkıntı- huzursuzluktur. Akciğer kanserli hastalarda semptomun
yaĢanması-hissedilmesi karmaĢasının anlaĢılması için çok boyutlu semptom değerlendirme araçları
yararlı olabilir.
Semptomlar ve hayat kalitesi subjektif olduğundan, değerlendirilmesinde hastanın kendini ifade etmesi
kullanılır. Hastadaki semptolar ve hayat kalitesinin değerlendirilmesinde hasta ve hekim arasında
farklılıklar olabilir. Özellikle, semptomların Ģiddeti arttıkça hekimler tarafından daha göz ardı
edilmektedir (30). Benzer Ģekilde, ileri evre kanserli hastaların hayat kalitesi doktorlar tarafından göz
ardı edilmektedir (31).
Performans değerlendirmeleri için kullanılan Karnofsky ve ECOG hastaların sadece performansını
değerlendirir. Tüm olarak yaĢam kalitesini değerlendirmede yetersizdir ancak yaĢam kalitesi hakkında
bir fikir verir.
YaĢam kalitesinin sorgulanması tedavinin palyatif etkisini ya da tedavi ile iliĢkili sorunları
değerlendirmede ve klinik gidiĢe karar vermede önemli bir kriter haline gelmiĢtir. Ayrıca hastalara
tedavinin getireceği yarar ve zararları anlatırken hem hasta hem de hekim için kolaylık sağlayacak bir
araç olabilir. Bu nedenle birçok yaĢam kalitesi anketleri geliĢtirilmiĢtir. Bunlar;
1. EORTC QLQC30 (EORTC QOL-LC13 Lung Cancer Module),
2. MOS 36–Item Short Form Health Survey (MOS SF-36),
3. Functional Living Index Cancer (FLIC),
4. Functional Assessment of Cancer Therapy: (FACT-G v.4),
5. Holmes‘ Quality of Life Index,
6. Symptom Distress Scale (SDS),
7. Therapy Impact Questionnaire (TIQ), Daily Diary Card (Geddes),
8. Lung Cancer Symptom Scale (LCSS)
gibi anketlerdir.
77
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
EORTC QLQ-C30 (EORTC QOL-LC13 Lung Cancer Module) ve Lung Cancer Symptom Scale (LCSS) gibi
anketlerin Türkçe çevirileri yapılmıĢtır ve hasta takiplerinde kullanılabilmektedir.
Bazı hastalar tedavi yan etkilerinden kaçınmak isterken bazıları tedavi Ģansı için tüm yan etkileri
kabullenmektedir. Bir çalıĢmada hastaların %53‘ü %1 lik iyileĢme Ģansı için; %40‘ı ise yaĢamın 3 ay
uzama Ģansı için tüm tedavi yan etkilerini kabul ettiklerini bildirmiĢlerdir (32). Bu olgularda tedavinin
sonuçlarını değerlendirirken sağ kalım oranlarının yanı sıra semptom kontrolü ve yaĢam kalitesi de
büyük anlam kazanmaktadır. Bir çalıĢmada kemoterapiye yanıt veren olgularda yaĢam kalitesinin stabil
kaldığı gözlemlenmiĢtir (33).
Kemoterapi mi yoksa destek tedavisi mi yaĢam kalitesini daha iyi düzeltir? Bunu net bir Ģekilde
yanıtlamak zordur. Kaasa ve arkadaĢlarının (34) gerçekleĢtirdiği randomize çalıĢmada kemoterapi yada
radyoterapi alan olgularda yaĢam kalitesi karĢılaĢtırılmıĢtır. Radyoterapi kolunda hastaların kendini
psikolojik olarak daha iyi hissettikleri ve genel olarak yaĢam kalitesinin daha iyi olduğu gözlenirken,
fiziksel iĢlevlerde ve günlük etkinliklerde fark gözlemlenmemiĢtir.
Kemoterapiye oldukça iyi yanıt veren küçük hücreli akciğer karsinomunda standart tedavi uygulamaları
oldukça yoğun olmalarına rağmen palyatif uygulamalara göre daha iyi bir yaĢam kalitesi sağlamaktadır
(35).
Kanser hastalığının adı, adının verdiği korku, gelecek kaygısı, hastalık ve tedavi sürecinde
yaĢanabileceklerin yarattığı stres, hasta ve hasta yakınlarını hiçbir hastalık grubunda olamayacak kadar
çok olumsuz etkilemektedir. Kanser tedavisinin yaĢam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi
kanserin tedavisinin tüm aĢamalarında önemlidir. YaĢam kalitesi değerlendirilmesi geçtiğimiz yirmi
yılda artan bir ilerleme göstermiĢtir. YaĢam kalitesi değerlendirmesinin önemi hakkında kanıtlar
artmaktadır, ancak ölçülmesi muhtemelen en zor tarafıdır. Bunun da en önemli neden birçok faktörden
etkilenmesi yanı sıra subjektif yorumların değerlendirmesinin zor olmasıdır. Akciğer kanseri
hastalarında yaĢam kalitesini arttırmak önemli bir hedeftir. Hasta için en iyi, en yararlı olan ve yaĢam
kalitesini bozmayıp düzeltecek yaklaĢımlar her zaman tercih edilmelidir.
78
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Kaynaklar:
1. Ferlay J, Bray F, Pisani P, Parkin D. GLOBOCAN 2002: Cancer incidence, mortality and prevalence
worldwide. Lyon, France: IARC Press; 2004.
2. Spiro SG, Porter JC. Lung cancer-Where are we today? Current advances in staging and nonsurgical
treatment. Am J Respir Crit Care Med 2002;166:1166-96.
3. Göksel T, ve ark. Türk Toraks Derneği, Akciğer ve Plevra Maligniteleri ÇalıĢma Grubu. Türkiye‘nin
akciğer kanseri haritası projesi, 2005.
4. Akciğer Kanseri tanı ve Tedavi Rehberi. Toraks Dergisi ek Ağustos 2006; 7(2): 1-35.
5. Griffin JP, Koch KA, Nelson JE, Cooley ME; American College of Chest Physicians. Palliative care
consultation, quality-of-life measurements, and bereavement for end-of-life care in patients with lung
cancer: ACCP evidence-based clinical practice guidelines (2nd edition). Chest. 2007 Sep;132(3
Suppl):404S-422S.
6 Sarna, L, Riedlinger, M Assessment of quality of life and symptom improvement in lung cancer
clinical trials. Semin Oncol 2004;31,1-10
7. Abrahm, J Update in palliative medicine and end-of-life care. Annual Rev Med 2003;54,53-72
8.Pass, H, Carbone, D, Johnson, D, et al Lung cancer: principles and practice; 3rd ed. 2004 Lippincott,
Williams, and Wilkins. Philadelphia, PA:
9.McCorkle, R, Benoliel, JQ Symptom distress, current concerns and mood disturbance after diagnosis
of life threatening disease. Soc Sci Med 1983;17,431-438
10. Degner, L, Sloan, J Symptom distress in newly diagnosed ambulatory cancer patients and as a
predictor of survival in lung cancer. J Pain Symptom Manage 1995;10,423-431
11. Given, C, Given, B, Azzouz, F, et al Predictors of pain and fatigue in the year following diagnosis
among elderly cancer patients. J Pain Symptom Manage 2001;21,456-466
12. Cooley, ME Symptoms in adults with lung cancer: a systematic research review. J Pain Symptom
Manage 2000;19,137-153
13. Sarna, L, Brecht, M Dimensions of symptom distress in women with advanced lung cancer: a
factor analysis. Heart Lung 1997;26,23-30
14. Gift, A, Jablonski, A, Stommel, M, et al Symptom clusters in elderly patients with lung cancer.
Oncol Nursing Forum 2004;31,202-212
15. Cooley, ME, Short, T, Moriarty, H Patterns of symptom distress in adults receiving treatment for
lung cancer. J Palliat Care 2002;18,150-159
16. Cooley, ME, Short, T, Moriarty, H Symptom prevalence, distress, and change over time in adults
receiving treatment for lung cancer. Psycho Oncol 2003;12,694-708
17. Kreech, R, Davis, L, Walsh, D, et al Symptoms of lung cancer. Palliat Med 1992;6,309-315
18. Vainio, A, Auvinen, A Prevalence of symptoms among patients with advanced cancer: an
international collaborative study. J Pain Symptom Manage 1996;12,3-10
19. Zabora, J, BrintzenhofeSzoc, K, Curbow, B, et al The prevalence of psychological distress by
cancer site. Psycho Oncology 2001;10,19-28
20. Ginsburg, M, Quirt, C, Ginsburg, A, et al Psychiatric illness and psychosocial concerns of patients
with newly diagnosed lung cancer. Can Med Assoc J 1995;1152,1961-1963
21. Hopwood, R, Stephens, RJ Depression in patients with lung cancer: prevalence and risk factors
derived from quality of life data. J Clin Oncol 2000;18,893-903
22. Montazeri, A, Milroy, R, Hole, D, et al Anxiety and depression in patients with lung cancer before
and after diagnosis: findings from a population in Glasgow, Scotland. J Epidemiol Community Health
1998;52,203-204
23. Buccheri, G Depressive reactions to lung cancer are common and often followed by a poor
outcome. Eur Respir J 1998;11,173-178
24. Kurtz, M, Kurtz, J, Stommel, M, et al Predictors of depressive symptomatology of geriatric patients
with lung cancer: a longitudinal study. Psycho-Oncology 2002;11,11-22
25. Kukall, W, McCorkle, R, Driever, M Symptom distress, psychosocial variables and survival from
lung cancer. J Psychol Oncol 1986;4,91-104
79
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
26. Ganz, P, Lee, J, Siau, J Quality of life assessment: an independent prognostic variable for survival
in lung cancer. Cancer 1991;67,3131-3135
27. Armstrong, T Symptoms experience: a concept analysis. Oncol Nurs Forum 2003;30,601-606
28. McCorkle, R The measurement of symptom distress. Semin Oncol 1987;3,248-256
29. McDaniel, R, Rhodes, V Symptom experience. Semin Oncol 1995;11,232-234
30. Stephens, R, Hopwood, P, Girling, D, et al Randomized trials with quality of life endpoints: are
doctors‘ ratings of patients‘ physical symptoms interchangeable with patient self ratings? Qual Life Res
1997;6,225-236
31. Wilson, K, Dowling, A, Abdolell, M, et al Perception of quality of life by patients, partners and
treating physicians. Qual Life Res 2000;9,1041-1050
32. Yellen SB, Cella DF. Someone to live for: social well-being, parenthood status, and decisionmaking in oncology. J Clin Oncol. 1995 May;13(5):1255-64.
33. Pujol JL, Monnier A, Berille J, Cerrina ML, Douillard JY, Rivière A, Grandgirard A, Gouva S, Bizzari
JP, Le Chevalier T. Phase II study of nitrosourea fotemustine as single-drug chemotherapy in poorprognosis non-small-cell lung cancer. Br J Cancer. 1994 Jun;69(6):1136-40.
34. Kaasa S, Mastekaasa A, Thorud E. Toxicity, physical function and everyday activity reported by
patients with inoperable non-small cell lung cancer in a randomized trial (chemotherapy versus
radiotherapy). Acta Oncol. 1988;27(4):343-9
35. Göksel T, Güzelant A. Akciğer Kanserinde yaĢam kalitesi Değerlendirmaleri. Eds: Hastürk S, Yüksel
M. Akciğer Kanseri. Ġstanbul 2000. s:359-374.
80
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
HALK SAĞLIĞI’NDA YAġAM KALĠTESĠ; ETKĠNLĠK-EġĠTLĠK ÖDÜNLEġĠM PROBLEMĠ
Dr. Melih Kaan Sözmen
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Ġzmir.
Halk Sağlığı alanındaki son geliĢmelerden biri bireylerin sağlığının kavramsal olarak yorumlanması ve
değerlendirilmesindeki değiĢimdir. Sağlık durum değerlendirilmesinde yaĢam kalitesi ölçekleri giderek
daha çok kullanılmaktadır. Klasik sağlık çıktıları olan mortalite ve morbidite artık bu ölçeklerle
desteklenmekte; sağlığın anlaĢılması ve sağlık durumunu en iyiye getirme amaçlanmaktadır. ―Sağlıklı
toplum‖ tanımı ve çerçevesi değiĢmiĢ olup hastalık sıklıkları ya da aĢılama yüzdeleri gibi ölçütlerin
yanında halk sağlığı ve koruyucu hizmetlerinden yararlanan bireylerin ya da grupların sağlık
durumlarının ölçeklerle değerlendirilmesi yaygınlaĢmaktadır.
Günümüzde sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi araĢtırmalarında sadece sosyodemografik özellikler ve sağlığın
diğer belirleyicileri ile olan iliĢkisinin değerlendirilmesi değil, aynı zamanda sağlık politikası ile iliĢkili
olarak bir ülkede sağlık hizmetlerinde önceliklerin belirlenmesi, uygulanan ya da uygulanması olası
programların maliyet etkinliğinin değerlendirilmesi de hedeflenmektedir.
Halk sağlığı hizmetlerinin temel hedeflerinden biri toplumun sağlığını en üst düzeye çıkarmak ve
sağlığın eĢit olarak dağılımını sağlamaktır. Kaynakların sınırlı olduğu bir ortamda sağlık hizmetlerinde
öncelikleri belirlemek için kullanılacak yaklaĢım bütüncül olmalı; farklı sağlık çalıĢanları tarafından
sosyodemografik özellikleri, hastalıkların tipi ve ağırlık düzeyleri farklı olan hastalara verilen
hizmetlerden elde edilen yararların karĢılaĢtırılabilmesine olanak sağlamalıdır. YaĢam kalitesi ölçütleri
bu anlamda yardımcı olmaktadır. Ancak sonuçların değerlendirilmesi ve uygulanması doğal olarak
ülkeler ve değerlendirmeyi yapanlar arasında farklılıklar göstermektedir. Bunun baĢlıca nedenleri
etkinlik ya da eĢitsizliğe verilen önemdeki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Sağlık ekonomisi alanında
önemli tartıĢmalardan biri ―EĢitsizlikler artmadan toplumun toplam yaĢam kalitesini ya da sağlık düzeyi
artabilir mi?‖ sorusudur. Görevlerinden biri sağlık politikası üretmek halk sağlıkçılar yaĢam kalitesi
kavramını ve kullanımın alanlarını iyi değerlendirmeli, ve bu tartıĢmada yerini almalıdır.
81
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Ġġ SAĞLIĞI VE YAġAM KALĠTESĠ
Hakan Baydur, MPH.
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD. Ġzmir.
Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) sağlık tanımlamasını, yani ―bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumunu‖
(1, 2, 3) ölçebilecek uygun yöntemler henüz yaygın bir Ģekilde kullanılmamaktadır. Bu nedenle
uluslararası karĢılaĢtırmalarda halen sıklıkla geleneksel göstergeler (beklenen yaĢam umudu, ölüm ve
hastalık hızları gibi) kullanılmaktadır (2, 3). Fakat bu göstergelerin sağlığı tanımlamadaki yetersizliği,
bütünsel olarak sağlığın her yönünü ele alamayıĢı, yapılan giriĢimlerin sonuçlarının
değerlendirilmesinde kullanılacak olan farklı göstergelere olan gereksinim, hasta merkezli
değerlendirmelerin öneminin giderek artıĢı, algılanan sağlık ve yaĢam kalitesi gibi kavramların alternatif
değerlendirme yöntemleri arasında öne çıkmasını sağlamıĢtır.
Genel olarak ―kalite‖, iyiliğin bir derecesidir. YaĢam kalitesi, kiĢisel sağlık durumundan öte, kiĢisel iyilik
halini de içine alan daha geniĢ bir kavramdır. Mendola ve Pelligrini yaĢam kalitesini ―bireyin algıladığı
bedensel kapasite sınırları içinde baĢardığı tatmin edici sosyal durum‖ (2) olarak tanımlarken, DSÖ
yaĢam kalitesini ―bireylerin içinde yaĢadıkları kültür ve değerler sistemindeki kendi yaĢam algıları‖
Ģeklinde tanımlamıĢtır. Basitçe yaĢam kalitesi, belirli yaĢam koĢullarında bireysel tatmini etkileyen
rahatsızlıkların bedensel, ruhsal ve sosyal etkilerine günlük yaĢamda verilen bireysel yanıt olarak ifade
edilebilir. Bu nedenle yaĢam kalitesi ölçümü sağlık düzeyi ile ilgili ölçütlerden daha geniĢ kapsam ve
kavrayıĢa sahiptir (1, 2, 4).
ÇalıĢma, bireylerin sağlık durumunu belirleyen en önemli etkinliklerdendir. Bir iĢte çalıĢıyor olmak
olumlu ya da olumsuz sağlık sonucu oluĢturan etmenlerden biri iken, diğer taraftan kiĢinin çalıĢamıyor
olması da sağlık sonucu doğuran bir özelliktir. Bu açılardan bakıldığında çalıĢma birbiriyle çeliĢen ve
birbirinin etkisini artıran Ģekillerde sağlığı etkileyen insan yaĢamının en önemli değeridir.
Bu değeri bütünsel olarak ele aldığımızda çalıĢanın sağlığını etkiyen sistemi yalın bir Ģekilde dört baĢlık
altında inceleyebiliriz. Bunlar:
1-ÇalıĢma ortamı (üretimin yapıldığı ortam, alt yapı ve çevresi, üretim sistemi, kullanılan araç-gereç ve
makineler, ham maddeler, iĢlenmiĢ ve yarı iĢlenmiĢ maddeler, atıklar, üretim örgütlenmesi) ile
çalıĢanın etkileĢimi
2- ÇalıĢma KoĢulları (çalıĢma süresi, ücret, risk grupları, vb.)
3- ÇalıĢma iliĢkileri (bireysel veya toplu iĢ iliĢkiler, yasal düzenlemeler ve sağladığı haklar)
4- Mesleksel eğitim ve istihdam (çalıĢanın üretim ve korunmaya iliĢkin geliĢimi, istihdamın nitelik ve
nicelik açıdan durumu) (5).
Gösterge bir durum, süreç ya da karmaĢık oluĢumu dolaylı yoldan ve simgeleyerek dile getiren ölçüt
olarak tanımlanmaktadır(6). Diğer bir deyiĢ ile gösterge değiĢimi ölçmede kullanılan değiĢken olarak
adlandırılabilir. Doğru tanıya ulaĢmada amaca uygun ve ölçülebilen; kiĢi, yer ve zaman özelliklerini
tanımlayabilen; karĢılaĢtırmalar yapmaya olanak sağlayabilen göstergelerin kullanılması yararlıdır(5).
ÇalıĢma yaĢamında da sağlığın değerlendirilmesi için çeĢitli göstergeler kullanılmaktadır. Bunların
birçoğu geleneksel olarak sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesinde kullanılan göstergeler gibi mortalite
ve morbiditeye iliĢkin olanlardır. En sık bilinen Ģekliyle iĢ kazası ve meslek hastalığı en temel iĢ sağlığı
çıktı göstergeleri olarak kabul görmektedir. Bu iki göstergenin dıĢında çalıĢma yaĢamında değiĢime
iliĢkin durumu değerlendiren farklı göstergeler de kullanılmaktadır. Bunlar çoğunlukla sağlığı hastalık
ya da ölüm düzeyinde etkileyen dolaylı göstergeler olarak ele alınabilir. Bunlar arasında çalıĢanların
sosyodemografik özellikleri, üretilen mal ve hizmetler, üretim biçimleri ve kullanılan araç ve gereçler,
çalıĢma süreleri, en sık karĢılaĢılan hastalıklar, hastalık nedeniyle yapılan iĢe devamsızlıklar ve bunların
sıklık ve ağırlık dereceleri, iĢ ile iliĢkili hastalıklar, en sık sağlık hizmeti baĢvuru nedenleri vb. sayılabilir.
Son yıllarda sağlığın öz bildirime dayalı olarak ölçülmesinde görülen artıĢ eğilimi yalnızca belirlenmiĢ
hastalığı olanların değerlendirilmesinden öteye geçerek sağlıklı bireylerin izlemini de içine alacak
Ģekilde geniĢlemiĢtir. Gerek toplum standartlarının oluĢturulmasında gerekse genel toplumda yapılan
çalıĢmalarda öz bildirime dayalı yapılan değerlendirmelerin hem morbiditeyi hem de mortaliteyi
öngörmede etkin olduğuna yönelik bildirimler bulunmaktadır(7).
82
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ÇalıĢanlarda sağlığa iliĢkin öz bildirime dayalı değerlendirmelerde kiĢinin iĢlevsel durumunun
değerlendirildiği göstergelerin yanı sıra öznel iyilik durumu algılarının değerlendirilmesi de yaygın bir
Ģekilde kullanılmaktadır. En sık bilinen iĢlevsel durum değerlendirme göstergeleri kas-iskelet sistemine
iliĢkin olanlarıdır. Özellikle iĢ görebilme yeteneğinin değerlendirildiği durumlar (work ability) ile birlikte
hastalığa ya da bedenin belirli bölümlerine özel değerlendirmeler (Oswestry Disability Index, Neck
Disability Index, DASH, vb.) bu alanda kullanılanlar arasındadır. Bu tür ölçümler genellikle kiĢisel
iĢlevselliği değerlendirirler. Bazı çok boyutlu ölçüm yöntemlerinde (örneğin çalıĢma yetisi ölçümü) hem
bedensel hem de ruhsal açıdan değerlendirmeler yapılmaktadır. Bunların pratikte en bilinen kullanım
alanı iĢ görmezlik ve tazminat istemlerinin değerlendirilmesi, iĢe dönüĢ ve iĢ görme kapasitesinin
belirlenmesindedir. Bunun için kullanılan çeĢitli ölçüm gereçleri geliĢtirilmiĢ olup, çok boyutlu ya da
indeks tipi psikometrik ölçüm gereçleridir (8). Bu ölçüm gereçlerinin bir amacı kiĢideki bedensel yeti
yitiminin değerlendirmek iken diğer taraftan ruhsal ve sosyal iĢlevselliğin durumu da
değerlendirilmektedir.
Bunun dıĢında algılanan sağlığa iliĢkin değerlendirmeler için çalıĢma yaĢamına özgü bilinen ve sık
kullanılan farklı yaĢam kalitesi ölçütleri kullanılmaktadır. Sıklıkla kullanılan değerlendirme ölçütleri akıl
sağlığına iliĢkin olanlardır. Örneğin tükenmiĢlik sendromu, iĢ stresi, iĢe bağlı anksiyete, iĢ doyumu gibi
göstergeler bu kapsamda sayılabilir. Bununla birlikte bu göstergelerin birçoğunun yönetsel
uygulamalara yönelik olarak da kullanıldığı ve sağlık ile ilgili bir sonuç göstergesi olmaktan çok, sağlığı
belirleyen etmenler arasında yer alabilecekleri görülmektedir. Örneğin yukarıda sayılanlara ek olarak iĢ
doyumu, çalıĢma yaĢamı kalitesi, iĢ görebilme yeteneği gibi değerlendirmeler sıklıkla iĢ psikolojisinin
alanında kullanılan yönetsel içerikli değerlendirmelerdendir.
Bu grup içerisinde sayılan ve sağlığı etkilediği varsayılan göstergelerin hem geleneksel sağlık hem de
öz bildirime dayalı sonuç göstergelerini etkilediği bilinmektedir. Bu etki ya doğrudan ya da dolaylı
olarak gerçekleĢmektedir. Örneğin iĢ doyumunun sağlanamaması, tükenmiĢlik gibi etmenler olumsuz
sağlık sonuçlarının oluĢmasında ve algılanan sağlık ve yaĢam kalitesi üzerinden etkili olduğu birçok
çalıĢmada gösterilmiĢtir.
Bunlar içerisinde bilinen sağlık sonuçları açısından en sık araĢtırılanı ise psikososyal etmenler baĢlığı
altında olanlardır. ĠĢ stresi olarak da bilinen bu etmenlerin birçok geleneksel sağlık göstergesi üzerinde
etkili olduğu yapılan çalıĢmalarda gösterilmiĢtir. ĠĢ stresi ile iliĢkili olduğu öne sürülen bilinen en eski
sağlık sonucu kardiyovasküler sisteme iliĢki olanlarıdır (9). Bunun dıĢında kas-iskelet sistemine iliĢkin
sorunlarda da çok etmenli model içerisinde önemli bir yere sahip olduğu belirtilmektedir (10). Ayrıca iĢ
stresi algılanan sağlık ve yaĢam kalitesi üzerinde de etkilidir. Bu grup içerisinde en yaygın olarak
tanınan iĢ stresi modelleri Karasek‘in iĢtem/kontrol modeli ile Siegrist‘in çaba/ödül dengesizliği
modelidir(9).
Algılanan sağlığın iĢ sağlığı alanında bir sonuç göstergesi olarak değerlendirildiği çalıĢmalarda sıklıkla
genel amaçlı yaĢam kalitesi ölçekleri kullanılmaktadır. YaĢam kalitesinin bir sağlık göstergesi olarak iĢ
sağlığı alanında kullanımının hızla arttığı bilimsel yayınlardan görülmektedir(11, 12). Bununla birlikte
sağlıklı bir nüfusun daha çok hastalık durumunu ayırt etmeye odaklamıĢ bir ölçüm gereci ile
değerlendiriliyor olması önemli bir değerlendirme sorununu da beraberinde getirmektedir. YaĢam
kalitesine iliĢkin ölçüm gereçlerinden elde edilen sonuçlarda tavan veya taban etkisinin daha fazla
olması sağlıklı iĢçi etkisi açısından dikkat edilmesi gereken noktalardandır. Bu nedenle kullanılacak olan
yaĢam kalitesi ölçüm gerecinin seçimi önemlidir. Toplumu sağlık durumuna göre ayırt edebilme
yeteneği yüksek, belirlenmiĢ sağlık düzeyleri arasında duyarlı ve seçici ölçüm gereçlerinin kullanılması
yararlıdır.
Ayrıca rutin izlemde kullanılabilecek genel amaçlı yaĢam kalitesi ölçüm gereçlerinin uygulaması ve
değerlendirmesi kolay, geleneksel sağlık göstergeleri ile uyumlu sonuçlar veren özellikte olmasına
dikkat etmek gerekir.
Kaynaklar
1. Orley J., Kuyken W. Quality of Life Assessment: International Perspectives. Proceedings of The
Jointmeeting Organized by the WHO and the Foundation IPSEN in Paris, ss: 41-57, 1993.
83
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
2. Bowling A., Measuring Health, A review of Quality of Life Measurement. Open University Press. ss:
1-23, 1993
3. Dünya Sağlık Raporu 1998. (Çev. Ed. Metin B., Akın A., Güngör Ġ.) Sağlık Bakanlığı Sağlık Projesi
Genel Koordinatörlüğü, ss:45-70, Ankara 1998.
4. The WHOQOL Group. What Quality of Life. World Health Forum. 17:354-356, 1996.
5. Piyal B. Ġġ SAĞLIĞI SĠSTEMĠ VE SĠSTEM ÇÖZÜMLEMESĠ. YayımlanmamıĢ ders notları.
6. Muzaffer Sencer, Yöntembilim Terimleri Sözlüğü. Ankara : Türk Dil Kurumu Yayınları , 1981
7. Eser E. Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesinin Kavramsal Temelleri ve Ölçümü. Sağlıkta Birikim. Mayıs
2006, Cilt:1, Sayı:2, s:1-5
8. Chang YC, ChenSea MJ, Jang Y, Wang JD. A simple self-rating assessment method of residual work
capability for occupational permanent disabilities. Am J Ind Med. 2000 Nov;38(5):539-47.
9. Demiral Y. ÇalıĢma yaĢamında psikososyal etmenler. Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi. EkimKasım-Aralık 2004 s:22-26.
10 Wahlström J. Ergonomics, musculoskeletal disorders and computer work. Occupational Medicine
2005;55:168–176
10 I. Sağlıkta YaĢam Kalitesi Sempozyumu. Ege Üni. Atatürk Kültür Merkezi, Ġzmir, 8-10 Nisan 2004.
11. II. Sağlıkta YaĢam Kalitesi Kongresi. Ege Üni. Atatürk Kültür Merkezi, Ġzmir, 5-7 Nisan 2007.
84
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ERĠġKĠN SOLUNUM HASTALIKLARINDA YAġAM KALĠTESĠ
Prof.Dr.Arzu Yorgancıoğlu
Celal Bayar Üniversitesi
Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları AD
Sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi (SYK) yani kiĢinin yaĢam kalitesinin sağlık durumuyla iliĢkili olan ve daha
iyi sağlık bakımıyla geliĢtirilebilen kısmı giderek YK ölçümlerinin yerini almıĢtır (1,2). SYK, hastalığın
kiĢiningünlük yaĢamı ve iyilik hali üzerine etkisinin formal ve standardize bir Ģekilde ölçülmesidir,
yapılandırılmıĢ bir klinik öyküdür (2). Son yıllarda SYK konusundaki çalıĢmalar artmaya baĢlamıĢ, 20042005 arasında %10 artıĢ göstermiĢtir. 2007 de yapılan bir pubmed taramasında KOAH‘da SYK anahtar
sözcüğü ile 1607 çalıĢmaya ulaĢılabilmekte, rehabilitasyon eklendiğinde 567 atıf daha aldığı
görülmektedir ( (3).
YaĢam kalitesi değerlendirmesinde, kronik hastalıkların sonuçlarını değerlendirmek
için kullanılan metodlar ile akut hastalıklarda kullanılanlar farklı olmalıdır.
Akut hastalıklarda hedef, özellikle enfeksiyonlarda etkeni belirleyip ekarte etmek ve sonuçta tam
iyileĢme sağlamak iken, tam iyileĢmenin olmadığı kronik hastalıklarda ise hastalık yükünün
azaltılmasıdır. Bu nedenle akut hastalıklarda kullanılan biyolojik testler KOAH‘lı hastalarda hastalığın
tüm boyutunu yansıtmamaktadır. Kronik hastalıkları değerlendirirken bir dizi ölçüm kullanılmalıdır.
Kaplan bu nedenle KOAH‘lı hastalarda hastalığın temel mekanizmasının tanımlanmasını öngören
geleneksel biyomedikal model yerine, hastayı etkileyebilecek tüm tıbbi ve sosyal faktörleri
değerlendiren ‗‘Son Çıktılar Modeli (Outcomes Model)‘ini ‗‘ önermektedir. Bazı durumlarda hastalıktaki
morbiditenin tek bir biyolojik açıklaması yoktur, örneğin solunum hastalıklarında solunum fonksiyonları
yaĢam kalitesi için bir belirleyici olamamaktadır. Önerilen bu model hastalıklardaki biyolojik
mekanizmaların tam olarak bilinmediği gerçeğini kabul etmektedir (3).
Halen YK için 800‘ün üzerinde anket mevcuttur, ve bunların yaklaĢık 30 tanesi de kronik solunum yolu
hastalıklarında kullanılmaktadır (2). Kronik solunum hastalıklarında SYK anketleri genellikle tedavi
modalitelerinin etkinliğini ve klinik sonuçlarını değerlendirmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu yaklaĢımla
tedavi etkinliği iki Ģekilde değerlendirilmektedir. Bir yandan elde olunan istatistiksel farklar analiz
edilebilmekte, diğer yandan yaĢam kalitesindeki değiĢikliklerin klinik anlamı değerlendirilebilmektedir.
Anketlerin bazılarında hastaların yaĢam kalitelerinde değiĢiklik yaratacak minimum skor farkı
bilinmektedir. Bu minimum farkı aĢan herhangi bir değiĢiklik klinik olarak anlamlı değiĢiklik (KAD)
olarak tanımlanmaktadır (2,4). Bu Ģekilde SYK anketleri tedavi çalıĢmalarının klinik anlamına katkıda
bulunabilmektedir.
Bu amaçla anketler en sık KOAH ve astım daha sonra akciğer kanseri, interstisyel fibrosis, bronĢektazi
ve evde mekanik ventilasyon uygulanan kronik solunum yetmezlikli hastalarda kullanılmaktadır.
Anketler;
1-Genel (generik)
2-Hastalık hedefl i (spesifik)
olarak ayrılabilir. Genel ölçümler her populasyonda, diğerleri özel bir hastalıkta kullanılır. Genel amaçlı
anketlerin aksine solunum hastalıklarına özel anketler astım veya KOAH hastalığının semptomlar ve
kiĢinin günlük yaĢamında yaptığı sınırlamalarına dayanmaktadır. Bu ölçümün hastalık seyri süresince
oluĢan değiĢime duyarlı olması çok önemlidir. Bu da yanıt verebilirlik olarak tanımlanır (1,2,4).
Solunum alanında en sık kullanılan genel ve özel amaçlı anketler Tablo 1‘de belirtilmiĢtir(2).
85
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Tablo 1. Genel ve Özel amaçlı anketler
GENEL ANKETLER
*Sickness Impact Profile (SIP)
*Nottingham Health Profile (NHP)
*Short-form 36 (SF-36)
HASTALIĞA -ÖZEL ANKETLER
*Chronic Respiratory Questionnaire (CRQ)
*St.George
Respiratory
Questionnaire
(SGRQ)
*Maugeri Foundation Respiratory Failure
Questionnaire (MRF-28)
*Living with asthma Questionnaire
*Asthma Quality of Life Questionnaire
(AQLQ)
*Air index
*Airways Questionnaire 20 (AQ20)
86
Soru
sayısı
Süre
/dk
Yazar
136
45
36
25-30
10-15
10-15
Bergner,1976
Hunt,1981
Ware,1993
20
76
25-30
10-15
Guyatt,1987
Jones,1991
28
10
Carone,1999
68
32
10-15
5-10
Hyland,1991
Juniper,1993
63
20
10-15
Letrait,1996
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Tablo 2. SYTK Anketlerinin Tip ve Amaçları
ÖLÇÜT
TĠP
AMAÇ
Kronik Solunum Anketi (CRQ)
Profil
Tanımlayıcı
çalıĢmalar, KAD
UCSD Nefes darlığı (SOBQ)
Profil/Semptom
spesifik
Tanımlayıcı
çalıĢmalar, KAD
St George Solunum Anketi (SGRQ)
Profil
Tanımlayıcı
çalıĢmalar, KAD
SF-36
Profil
Tanımlayıcı
çalıĢmalar, KAD
Sickness Impact Profile(SIP)
Profil
Tanımlayıcı
çalıĢmalar, KAD
Nottingham Health Profile(NHP)
Profil
Tanımlayıcı
çalıĢmalar, KAD
Health Utilities Index(HUI)
KararTeori
Tanımlayıcı
çalıĢmalar, KAD
maliyet etkinlik
EuroQol(EQ-5D)
KararTeori
Tanımlayıcı
çalıĢmalar, KAD
maliyet etkinlik
EuroQol(EQ-5D)Quality of well being scale
(QWB)
KararTeori
Tanımlayıcı
çalıĢmalar, KAD
maliyet etkinlik
Health and Activities Limitations Index(HALex)
KararTeori
Tanımlayıcı
çalıĢmalar, KAD
maliyet etkinlik
Hastalık spesifik anketler
Generik Anketler
Tablo 2‘de görüldüğü üzere ise yaĢam kalitesi ölçümlerinde iki farklı tip yaklaĢım söz konusudur (3).
1.Profi l YaklaĢımı
Psikometrik olan bu yaklaĢımda yaĢam kalitesinin farklı boyutlarını özetleyen bir profil ortaya
konmaktadır. En iyi bilinen örneği Medical Outcomes Study Short Form (SF-36) dır; fiziksel fonksiyon,
fiziksel rol, vücut ağrısı, genel sağlık algısı, canlılık,sosyal fonksiyon, duygusal rol, ve mental sağlık gibi
8 ayrı sağlık durumu değerlendirilir ve buna ek olarak mental ve fi ziksel sağlığı özetleyen bir skor elde
edilir.
2.Karar Teorisi YaklaĢımı
Bu yaklaĢımda ise sağlığın farklı boyutlarının etkisi ve ağırlığı ölçülerek, sağlık durumu tek bir ifadeyle
ortaya konur. Bu yaklaĢımla farklı yönlerde değiĢiklik olan alanların toplamı alınarak hastanın daha iyi
87
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ya da kötü olduğuna iliĢkin değerlendirme yapılabilmektedir. Oysa karar teorisinde, subjektif
fonksiyonlar, bu durumların tercihi, morbidite ve mortaliteyi birleĢtiren tek bir yaĢam kalitesi ölçümü
verilmektedir. Profi l yaklaĢımında ise ölümle mükemmel sağlık arasında tek bir sayı verilememektedir
(3).
Solunumsal semptomların bazıları yaĢam kalitesini diğerlerine göre daha fazla etkiler. YaĢam kalitesini
en fazla etkileyen semptom olarak Ģiddetli dispne ve dispne atakları bulunmuĢtur (5). Yine yaĢam
kalitesini etkileyen faktörlerin etkisi kiĢiye özeldir, bu da o kiĢinin fiziksel, mali , sosyal ve duygusal
özellikleriyle çok bağlantılıdır (6). YaĢam kalitesi ölçümünde bazı yaklaĢımlar sağlık durumunu,
morbidite ve mortalite ölçütleriyle birleĢtirerek yaĢam kalitesini bozulduğu yaĢam yılı birimi olarak
vermektedir. Hastalık nedeniyle yaĢam kalitesinin bozulduğu yıllar hesaplanabilir. Sağlık ölçütleri
mevcut durum kadar geleceği de göz önüne almalıdır. Aynı DALY(Disability adjusted life years) de
olduğu gibi QALY (Quality adjusted life years)hesaplanabilir. Karar teorisini baz alan ölçütlerde bu
değer hesaplanabilmektedir.
Bu alanda en sık kullanılan da Quality of Well-Being (QWB)‘dir (3).
Tablo 2 de gözlenen bir diğer ayrım da testlerin amaçlarına göre sınıflanmasıdır;
1-Popülasyonunu tanımlama ve klinik değiĢiklikleri ölçme
2-Maliyet-etkinlik (sadece generik, karar teorisini temel alan ölçütler bu
amaçla kullanılabilir)
Amerikan Toraks Derneği‘nin (www.atsqol.org) sayfasında da belirtildiği gibi kullanılabilecek anketlerin
o dilde geçerlilik ve güvenilirliğinin olması gerekmektedir (3). ÇalıĢmaların çoğunda anket sonuçlarının
fonksiyonel ölçümlerle korelasyonu zayıf olarak bildirilmekte bu da SYK skorlarının bağımsız faktörler
olarak kullanılması gerekliliğini düĢündürmektedir. Ancak SYK skorlarının sağlık kaynaklarının
kullanımını belirlemede solunum fonksiyonlarına göre daha iyi ölçütler olması (hastaneye yeniden
yatıĢ, poliklinik konsültasyonu, atak sıklığı gibi) klinik çalıĢmalarda kullanımının yararını gündeme
getirmiĢtir (2).
KOAH’da Kullanılan anketler
SGRQ
KOAH‘ta hastalığa özel olarak en sık kullanılan ölçüt SGRQ‘dır. SGRQ, ayırt edici (hastalar arasındaki
farklı Ģiddet düzeylerini ayırt edebilen) ve tanımlayıcı (hastalığın progresyonu veya tedaviyle oluĢacak
değiĢiklikleri saptayabilen) özelliklere sahiptir. Skor aralığı 0 (mükemmel değiĢmekte ve minimum
klinik anlamlı değiĢiklik hem toplam skor hem de alt alanlar için 4 ünite olarak kabul edilmektedir
CRQ
Kronik Solunum Hastalıkları anketi değerlendirici özellikleri olan bir ankettir. 7 noktalı bir skaladır.
Yüksek skorlar daha iyi sağlık durumunu gösterir. Her bir skoru için 0.5 Ü fark KAD olarak kabul edilir
SF-36
Bir genel anket olan SF-36 KOAH‘lı hastalarda ilginç bir Ģekilde sıklıkla kullanılmıĢ ve geçerli ve
güvenilir bulunmuĢtur. Özellikle dispne Ģiddetinin SYK‘nın önemli bir belirleyicisi olduğu gösterilmiĢtir.
Bu tarz bir genel anket kullanımının faydası, KOAH ta yapılan çalıĢma sonuçlarının diğer akciğer
hastalıkları ile yapılan çalıĢma sonuçları ile karĢılaĢtırılabilmesini sağlamaktır.
Astımda Kullanılan anketler
Astım Ģiddeti ile en yakın iliĢkisi olan anketler SF-36 ve özellikle daha da ayırt edici olarak AQLQ olarak
belirtilmektedir.
Diğer Akciğer hastalıklarında kullanılan anketler
BronĢektazi, IPF, Solunum yetmezliği çalıĢmalarınde en sık SF-36 ve SGRQ kullanılmıĢtır.
Kaynaklar
1. Benito CS. Meauring Quality of Life ;Generic or specific questionnaires. Arch Bronchoneumol
2005;41:107-9.
2. Janssens JP. When and how to assess quality of life in chronic lung disease. Swiss Med
Weekly 2001;131:623-9.
3. Kaplan RM, Ries AL. Quality of Life: Concept and Definition COPD. Journal of Chronic
88
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Obstructive Pulmonary Disease 2007;4:263-71.
4. Wyrwich KW, Tierney WM, Babu AN et al. A comparison of clinically important differencesin health related quality of life for patients in chronic lung disease, asthma or disease. Health services research
2005;40:2.
5. Voll-Aaneru M, Eagan TML, Wentzel-Larsen T, Gulsvik A, Bakke PS. Changes in Respiratory
Symptoms and Health-Related Quality of Life. Chest 2007;131:1890-7.
6. Jones PW. Activity Limitation and Quality of life In COPD. COPD: Journal of Chronic
Obstructive Pulmonary Disease 2007;4:273-8.
89
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BENĠGN PROSTAT HĠPERPLAZĠSĠ YAġAM KALĠTESĠ (BPH-YK)
TÜRKÇE ÖLÇEĞĠNĠN KULLANIM KILAVUZU
Prof. Dr. Kamil ÇAM
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi
Üroloji Anabilim Dalı
Benign prostat hiperplazisinin (BPH) özellikle yaĢlı nüfus oranlarındaki artıĢ da dikkate
alındığında son derece sık ve önemli bir toplumsal sağlık sorunu olduğu aĢikardır. Yıllık milyonlarca
hekim baĢvurusu, binlerce operasyon ve bunun sonucunda ciddi bir mali portre oluĢturduğu da
gözlemlenmektedir. Pratikte ve hatta tedavi kılavuzlarında dahi hastanın BPH ile iliĢkili alt üriner sistem
yakınmalarının Ģiddetinin tespiti ki, genellikle de Uluslararası Prostat Semptom Skoru (IPSS)
kullanılarak ölçülmektedir, tedaviyi yönlendiren ve hatta cerrahi tedaviyi öngörebilen bir yöntem olarak
uygulanmaktadır. Öte yandan BPH‘nın hasta yaĢam kalitesini ciddi olarak etkileyen önemli bir sağlık
sorunu olduğu da bilinmektedir. Nitekim genel yaĢam kalitesi ölçeği olan 36 maddelik Kısa Sağlık
Anketi (SF-36) kullanılarak yapılan bir çalıĢmada, BPH nedeniyle ameliyat randevusu verilmiĢ hastaların
yaĢam kalitesinin aynı yaĢ grubundaki kontrol grubundan çok daha kötü olduğu gösterilmiĢtir. Bu
çalıĢmada çarpıcı olarak BPH‘nın genel iyilik halini belirgin olarak bozduğu da görülmüĢtür. GeniĢ sayılı
bir epidemiyolojik çalıĢmada alt üriner sistem yakınmalarının yaĢam kalitesini olumsuz etkilediği ve bu
etkileĢimin semptomların Ģiddeti ile paralellik gösterdiği de belirtilmiĢtir. Dolayısıyla esasen hastanın
semptom Ģiddetini bilmektense, yaĢam kalitesinin bu semptomlardan ne kadar etkilendiğinin bilinmesi
ve tedavi seçiminin buna göre yapılması daha makul ve gerçekçi bir yaklaĢımdır. Ayrıca BPH nadiren
yaĢamı tehdit eden bir hastalık olduğundan, çoğunlukla tedavide amaç da semptomları hafifleterek
kiĢinin yaĢam kalitesinin iyileĢtirilmesidir. Dolayısıyla, bu açıdan da BPH‘da yaĢam kalitesinin ölçülmesi
tedavide daha doğru bir yaklaĢımdır. YaĢam kalitesinin toplumsal ve ırksal bir farklılık gösterdiği de
bilinmektedir. Bu aĢamadan sonra en önemli sorun BPH‘ya özgü ve hatta tercihan toplumsal farklılıkları
da dikkate alan her topluma özgü bir yaĢam kalitesi ölçeği elde edilmesidir.
Bu gerekçelerle Üroonkoloji Derneği YaĢam Kalitesi ÇalıĢma Grubunca ülkemize ait 20 soruluk
BPH‘ya özgü bir yaĢam kalitesi (BPH-YK) ölçeği geliĢtirilmiĢ ve bu ölçeğin geçerlilik çalıĢması
yapılmıĢtır. Bu çalıĢmada BPH-YK ölçeğinin tedavi etkinliğini değerlendirmede de kullanılabileceği
gösterilmiĢtir. Yeni ölçeğin geçerlilik çalıĢması aĢamasında IPSS değerleri ve genel sağlık ölçeği olan
SF-36 ile de korelasyon gösterdiği, sağlıklı bireylerle BPH hastalarını ayırt edebildiği ve tedaviyi
izlemede de etkin olduğu izlenmiĢtir. Ġlaveten 20 soruluk bu anket için tıpkı IPSS gibi bir puanlama
yapıldığında (a Ģıkkı 0, b Ģıkkı 1, c Ģıkkı 2 ve d Ģıkkı 3 puan olmak üzere) BPH-YK ölçeğinin gerek
cerrahi, gerekse de medikal tedavinin baĢarısını ölçebildiği ve takip parametresi olarak da
kullanılabileceği de öngörülmüĢtür. Dolayısıyla söz konusu ölçeğin ülkemizde gerek klinik çalıĢmalarda
ve hatta gerekse de klinik uygulamalarda etkin olarak kullanılmasında bilimsel olarak bir sakınca
bulunmamaktadır. Ancak anket geliĢtirme çalıĢmalarının uzun soluklu olduğu, zamanla gözden
geçirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Dolayısıyla söz konusu BPH-YK anketini (Üroonkoloji Derneği
web sayfası olan http://www.uroonkoloji.org adresinden temin edilebilir) kullananların verilerini
çalıĢma Üroonkoloji Derneği YaĢam Kalitesi ÇalıĢma Grubuna iletmeleri gelecek uygulamalar açısından
önem taĢımaktadır. Bu bağlamda en önemli hedeflerden birisi de aynı IPSS değerlerine benzer Ģekilde
hastaların BPH-YK ölçeği için de örneğin ―hafif, orta, Ģiddetli yaĢam kalitesi bozulmuĢ‖ Ģeklinde
gruplandırılması ve tedaviyi yönlendirme imkanının elde edilmesidir. Bu açıdan da çok sayıda hasta
verisine ihtiyaç duyulacağı aĢikardır. Bu anketin kullanımının yaygınlaĢmasıyla gelecekte klinik
uygulamalarda esas teĢkil edecek değerli ve amaca uygun bir yöntem elde edilmiĢ olacaktır.
90
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
MESANE KANSERINDE YAġAM KALITESI ÖLÇEKLERININ KULLANIM
ZAMANLAMASI
Dr Gökhan ToktaĢ
Ġstanbul Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi Üroloji Kliniği
21. Yüzyılın baĢlarını sürdürdüğümüz bu zamanlarda, insan ömrü giderek uzamakta, tıbbi
bakım ve yardım gereksinimi olan insan sayısı giderek artmaktadır. Bu da tıbbi hizmet kalitesinde
iyileĢme beklentisinin yanı sıra, yaĢam kalitesini koruma hatta artırma taleplerini de birlikte
getirmektedir. Hastalıklarda tıbbi veya cerrahi tedavi teknikleri geliĢtikçe ve çeĢitlendikçe, bunların
sadece iyileĢtirici özellikleri değil yaĢam kalitesini nasıl etkilediği de hastalar tarafından özellikle
sorgulanır olmaya baĢlamıĢtır. Yani artık hasta klasik deyimiyle ‖ ne kadar yaĢayacağım doktor ― yerine
―ne kadar ve nasıl yaĢayacağım doktor‖ demeye baĢlamıĢtır. Biz hekimler de artık günlük pratiğimizde
bu soruların cevabını verecek donanımız olması için yeterli bilgiye sahip olmamız gereklidir. Yeterli bilgi
ancak bol ve doğru yapılmıĢ araĢtırmalarla sağlanabilir.
Aslında yaĢam kalitesi kavramı çok yeni değildir. 20. Yüzyılın baĢında ―Büyük Buhran‖ denilen
küresel ekonomik kriz sırasında NewYork belediyesinin dağıtacağı yardımlar için hastaları yaĢam
Ģekillerine göre sınıflandırması ile ilk olarak tariflenmiĢtir. Daha sonra 2. Dünya savaĢında yaralıların
sınıflandırılması Ģeklinde ortaya çıkmıĢ ve savaĢ sonrası ilk defa Karnofsky tarafından ölçütlenmiĢtir.
YaĢam kalitesi terimi literatürde ilk defa hemodiyaliz hastaları için yayınlanan bir makalede 1966
yılında kullanılmıĢtır.
YaĢam kalitesi sübjektif, karmaĢık ve aslında kolay ölçülemeyen, zaman ve ortam
bağımlı,değiĢken bir kavramdır. Bu kavram çok boyutlu olup, fiziksel, fonksiyonel, fizyolojik ve sosyal
sağlık gibi bileĢenlere sahiptir. Bu bileĢenleri etkileyenler arasında yaĢama bağlılık, ağrı , anksiyete ve
depresyon ve diğer davranıĢsal fonksiyonlar sayılabilir.
Mesane kanserinde yaĢam kalitesi araĢtırmaları son yıllarda yoğun olarak yapılmaya baĢlanmıĢtır. Bu
çalıĢmaların büyük bir çoğunluğu sistektomi ve diversiyon veya yeni mesane yapılmıĢ hastalar ile
ilgilidir. Aslında yüzeyel mesane kanserinin takip ve tedavisinde kullanılan metotlar çok çeĢitli olduğu
için bu konuda yapılan yaĢam kalitesi konusunda araĢtırma sayısı oldukça kısıtlıdır. ĠlerlemiĢ mesane
kanserlerinde ise aynı konuda yapılmıĢ çalıĢmaların neredeyse tamamı ise onkoloji bölümlerince
yapılmıĢtır ve bu hastalar ise tahmin edileceği gibi ileri derecede düĢkün ve performansları düĢük
hastalar olup takip süreleri de kısa sürvileri nedeniyle uzun değildir. Sistektomi hastaları ile yapılan
yaĢam kalitesi araĢtırmaları ise uzun takipli olup, genelde diversiyon çeĢitlerinin karĢılaĢtırılması veya
kontinan veya inkontinan hasta grupları arası farkı araĢtırmaya yönelik olmuĢtur. Bu hasta gruplarında
genellikle yapılan yaĢam kalitesine yönelik ölçümler genellikle spot ve retrospektif yapılmıĢtır. Yani
ardıĢık ölçümleri içeren, prospektif çalıĢmalar az sayıda bulunmaktadır.
Aslında tüm kanser hastaları radikal tedavi sonrası bir seri fizyolojik adaptasyon süreçlerinden
geçmektedirler 1Sistektomi yapılan hastalarda ise ek olarak bir de vücut bütünlüğünde bozulma ve
ostominin getirdiği vücut imaj sorunları vardır. Yazının baĢında da belirttiğimiz gibi günümüzde
tedaviler arasında karar verdirici unsurlardan biri de yaĢam kalitesi farkları olmaya baĢlamıĢtır. Radikal
sistektomi sonrası bir çok diversiyon alternatifi veya yeni mesane sunulabilecek hastalarda, bunlar
arası farkın ana karar verdirici noktalarından biri de yaĢam kalitesidir.
Çok bilindik bir söylem vardır ―Zaman her Ģeyin ilacıdır‖. Aslında bu yanlıĢ da değildir.
Ġlerleyen zaman içinde sistektomi hastaları adaptasyon sürecini tamamladıktan sonra , durumları
durağan bir sürece girdikçe, baĢta var olan anksiyete ve hayata bakıĢları çok daha pozitif olmaktadır
.Dolayısı ile akıp giden zaman içinde, hastanın yaĢam kalitesinin ne zaman ölçüleceği hususunda bir
görüĢ birliği yoktur. Aslında bu konuyu irdeleyen fazla çalıĢma da yoktur. Bu yazıda bu konuda
yapılmıĢ çalıĢmalar ıĢığında literatürün genel bir değerlendirilmesinin yapılması amaçlanmıĢtır.
Sistektomi Sonrası YaĢam Kalitesi
1
Fawzy FI, Greenberg DB. Oncology. In: Rundell JR, Wise MG, editors. Textbook of consultation-Liason Psychaitry.
Washington: American Psychaitric Press; 1996. p. 673-94
91
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Radikal Sistektomi kasa invaziv mesane kanserlerinde altın standarttır. Bu hayat kurtarıcı
tedavi beraberinde bir çok morbidite ve vücut imajında değiĢiklikler meydana getirir. Son iki dekatta
genel eğitim sistektomi sonrası kontinan diversiyonların veya yeni mesane kullanılması yaygınlaĢmaya
baĢlamıĢtır. Buna rağmen bir çok merkezde halen ileal loop yapılmaya da devam edilmektedir. Son
yıllarda halen deneysel safhada olduğu iddia edilmekte ise de laparoskopik radikal sistektomi serileri
de yayımlanmaya baĢlamıĢtır. Bahsedilen bu modern uygulamaların hastaların yaĢam kalitesini
yükseltmek için geliĢtirildiği iddia edilmekte ise de literatürde bu husus üstünde çeliĢkili sonuçları olan
bir çok çalıĢma mevcuttur. Sistektomi olan hastaların yaĢam kalitesini etkileyen çok çeĢitli faktörler
mevcuttur. YaĢam kalitesi ölçümlerinin hastalarda hastalık veya tedavi sonuçlarının yerine
oturmasından sonra yapılması daha doğru sonuçlar verecektir. Sistektomi sonrası için de bu görüĢ
geçerlidir ama bu hastalarda yaĢam kalitesi ölçümlerinin ne zaman yapılması konusunda görüĢ birliği
yoktur. Yapılan çalıĢmalar daha çok hastaların preoperatif ölçümlerinin sistektomi sonrası değiĢken
zamanlarda yapılan ölçümleri ; ki bu 3 aydan 5 yıla kadar değiĢen bir zaman dilimini içermekte,
karĢılaĢtırmaktan ibarettir. Gene yapılan bu çalıĢmalarda kullanılan ölçekleme metotları çok değiĢken
olup bu da meta analiz yapmayı güçleĢtirmekte, fikir birliğini zorlaĢtırmaktadır. Bir baĢka sorun da
ölçekleme enstrümanlarında, dil ve kültürel değiĢikliğin yarattığı yorum farklılığının zorluklarıdır. Bu
tüm sorgulama metotlarının araĢtırmanın yapıldığı ülkede valide edilmesini zorunlu kılmaktadır. Diğer
bir zorluk ise ölçeklerin çoğunlukla genel soruları kapsaması hastalığa özgü olmamasıdır. Aslında ideal
olan yaĢam kalitesi araĢtırmalarında hastalığa özgü ölçeklerin kullanılmasıdır. Yani bu araĢtırmalarda
çok ciddi bir metodoloji standardizasyonu problemi vardır. Tahmin edileceği gibi bu bahsettiğimiz
zorluklar ve standart birliğinin olmaması nedeni ile sistektomi sonrası diversiyonlar arası , tedavi
modaliteleri arası farklarda çeliĢkili sonuçlar bildirilmiĢtir. Bu da hiç ĢaĢırtıcı değildir.
Zamanımızda artık preoperatif değerlendirme yapılırken, tedavi sonrası kaliteli yaĢam beklentisi
önem kazanmıĢtır. Bu husus hakkında bilgi verirken hasta. aile ve hekim adaptasyon sürecini göz ardı
etmemelidir. Bu konu hakkında konuĢabilmek için postoperatif yaĢam kalitesi araĢtırmaları gereklidir.
Erken tanı, hastalığın kabullenmesi, ağrı, psikolojik stres yaĢam kalitesi üzerinde etkin iken , organ
kaybının veya hastalığın süresinin etkisi olmadığı söylenmiĢtir.2Hastalığın süresinin etkisinin olmaması
ile tanıya kadar olan süre kastedilmektedir. Hastalığın tanıdan sonra olan süresi Ģüphesiz yaĢam
kalitesi üzerinde doğrudan bir etmendir ve aslında süre uzadıkça adaptasyon mekanizmaları nedeniyle
yaĢam kalitesinde düzelme beklenmelidir. Sistektomi sonrası bu fenomenden ilk bahsedenlerden biri
de Kulaksızoğlu ve arkadaĢları olmuĢtur.3ÇalıĢmalarında 17 adet kontinan ve 51 adet inkontinan
diversiyon uygulanan toplam 68 tane sistektomi hastası postoperatif 3.,6., 12 aylarda ve daha sonra 6
ayda bir; ortalama 2 yıl boyunca yaĢam kaliteleri ve depresyon yönünden izlenmiĢtir. Sonuçta 12. ay
sonunda hastaların yaĢam kaliteleri açısından belli değerlere oturdukları , durağanlaĢtıkları ve bundan
sonraki yıllarda çok önemli değiĢimler göstermediklerini ortaya koymuĢlardır. Sonuçta sistektomi
hastalarında yaĢama kalitesini 1 yıllık adaptasyon sürecinin sonunda değerlendirilmesinin doğru
olacağı, daha evvel yapılan ölçümlerin değerli olmayacağı söylenmiĢtir. Almanya‘dan Mainz ‗da buna
çok benzer bir çalıĢmada da aynı sonuçlara varılıp 1. yıl sonundaki değerlerin esas alınması gerektiği
söylenmiĢtir. 4 Benzer sonuçlar radikal prostatektomi sonrası için de geçerlidir. Radikal
sistektomi
sonrası esas mesaneye benzer iĢlevde ve kapasitede rezervuarlar yapmak esas amaçtır. Bu yüzden
günümüzde ürologlar giderek daha fazla ortotopik mesane ameliyatları yapmaya baĢlamıĢlardır ve
küresel çapta bu tip diversiyonlar çoğunluğu oluĢturmuĢlardır. Her ne kadar bu eğilim giderek
artmakta ise de yaĢam kalitesinde gerçekten ilerleme sağladığını söylemek Ģu an için mümkün
değildir.5 Bunun en büyük nedenlerinden biri aslında ortotopik mesanede inkontinans problemlerinin
daha az olması beklenirken bunun tam tersinin olması, yani ileal kondüitli hastalarda çok daha az idrar
2 The relationship between disease features and quality of life in patients with cancer--I.Isikhan V, Güner P, Kömürcü S, Ozet A, Arpaci F,
Oztürk B. Cancer Nurs. 2001 Dec;24(6):490-5.
3When should quality of life be measured after radical cystectomy? Kulaksizoglu H, Toktas G, Kulaksizoglu IB, Aglamis E, Unlüer E. Eur Urol.
2002 Oct;42(4):350-5.
4 Quality of life in patients with bladder carcinoma after cystectomy: first results of a prospective study.Hardt J, Filipas D, Hohenfellner R,
Egle UT. Qual Life Res. 2000 Feb;9(1):1-12.
5Urinary diversion: evidence-based outcomes assessment and integration into patient decision-making. Lee CT, Latini DM. BJU Int. 2008
Nov;102(9 Pt B):1326-33.
92
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
akıntısının gözlenmesi ve bu yüzden sosyal aktivitelere daha rahat katılmalarıdır6 . Bunun tersini
söyleyen 102 hastalık bir baĢka çalıĢmada ise ortotopik mesane yapılan hastalarda daha iyi adaptasyon
olduğu, bu hastaların %97‗sinin aynı ameliyatı baĢkalarına da tavsiye edeceği saptanmıĢ ama bu
çalıĢma valide edilmemiĢ QLQ-30 ile yapılması ve gruplar arası farklı takip süreleri nedeni ile tenkit
almıĢtır7.Literatürdeki çoğu araĢtırmada ise ileal kondüit ve ortotopik mesane arası yaĢam kalitesi
farkının önemli olmadığı önemli olanın preoperatif konuĢmada diversiyondan ne beklendiğinin
hastaya iyi anlatılması olduğu irdelenmiĢtir8,9,10.
Son zamanlarda seri oluĢturmaya baĢlayan robotik radikal sistektomi ile yapılan bir çalıĢmada
ise ameliyat sonrası yaĢam kalitesinin daha çabuk düzeldiği 6. ayda preoperatif seviyeye geldiği
bildirilmiĢtir. Böylece fonksiyonel durumları iyileĢen bu hastalara gerekirse daha erken dönemde
kemoterapi verilebileceği söylenmiĢtir11.
Mesane koruyucu tedavilerde yaĢam kalitesi
Bu tip tedavilerde araĢtırmalar intravezikal BCG tedavisinin etkisi, seksüel fonksiyon, radyasyon
tedavisi ve kemoterapinin etkileri üzerine yoğunlaĢmıĢtır. Esas olarak yüzeyel mesane kanserinde
hastanın yaĢam kalitesini idrar problemleri ve seksüel disfonksiyon etkilemektedir. AraĢtırmaların
büyük çoğunluğu da bunu incelemiĢtir.
BCG tedavisi ve yaĢam kalitesi
85 hastalık bir seride TUR sonrası BCG verilen hastalar incelenmiĢ ve hastaların %84‗ünde
çeĢitli(hematüri, dizüri vb.) Ģikayetlerin geliĢtiği saptanmıĢtır. BCG tedavisinde hastaların sadece
%13‗ünde aktivite kısıtlanması olduğu , 1. yıl sonunda yaĢam kalitelerinin tanı öncesi seviyeye geldiği,
3. yılda ise hafif düĢtüğü bulunmuĢtur12. 30 hastalık baĢka bir seride ise TUR sonrası BCG alan
hastalara BCG aldıkları 6 hafta boyunca her gün semptomlarını kaydetmeleri istenmiĢtir. En sık
rastlanan Ģikayet dizüri olmuĢ, hastaların ortalama yaĢam kalitesi normal toplumun ortalamasının %84
ile %100‘ü olarak bulunmuĢ, her ne kadar BCG tedavisi sırasında çokça idrar Ģikayeti görülmekte ise
de sonuçta yaĢam kalitesi üzerine fazla etkisi olmadığı söylenmiĢtir.
Seksüel fonksiyonlar
Yüzeyel mesane kanseri nedeniyle tedavi olmuĢ hastalarda seksüel disfonksiyon fazla
gözlenmemiĢtir. Ġntravezikal tedavinin de etkisi olmamıĢtır13,14,15. Fakat aynı yazarlar sık sistoskopinin
peniste eğrilmeye ve ağrılı iliĢkiye neden olabileceğini de söylemiĢlerdir. Seksüel fonksiyonlar için
ölçeklemenin ne zaman yapılması gerektiği hakkında literatür bilgisi bulunmamaktadır.
Radyasyon tedavisi ve yaĢam kalitesi
Her ne kadar radikal sistektomi invaziv mesane kanserinin altın tedavisi ise de bunu istemeyen
veya yapılamayan hasta grubu için çeĢitli seçenekler geliĢtirilmiĢtir. Radyoterapi de bu seçeneklerden
bir hatta Ġngiltere gibi ülkelerde standart tedavi türüdür. Radyoterapi ile tedavi edilen hastalarda
yapılmıĢ çeĢitli çalıĢmalar olmakla birlikte bunların çoğu valide edilmemiĢ ölçeklerle yapılmıĢ ve yetersiz
6 Quality of life after cystectomy and urinary diversion: an evidence based analysis. Gerharz EW, Månsson A, Hunt S, Skinner EC, Månsson
W. J Urol. 2005 Nov;174(5):1729-36
7 Life after cystectomy and orthotopic neobladder versus ileal conduit urinary diversion. Hobisch A, Tosun K, Kinzl J, Kemmler G, Bartsch G,
Höltl L, Stenzl A.
Semin Urol Oncol. 2001 Feb;19(1):18-23.
8 Hautmann RE, Abol-Enenin H,Hafez K et al. World Health Organnization Consensus Conference on Bladder Urinar Diversion. Urology
2007; 69(Suppl.):17-49
9Quality of life in patients with bladder cancer. Gerharz EW, Månsson A, Månsson W. Urol Oncol. 2005 May-Jun;23(3):201-7
10 Health related quality of life assessments for patients with bladder cancer.Parkinson JP, Konety BR.J Urol. 2004 Dec;172(6 Pt 1):2130-6
11Short-term quality-of-life assessed after robot-assisted radical cystectomy: a prospective analysis.Yuh B, Butt Z, Fazili A, Piacente P, Tan
W, Wilding G, Mohler J, Guru K. BJU Int. 2009 Mar;103(6):800-4. Epub 2008 Nov 20.
12 Quality of life in patients undergoing bacille Calmette-Guérin therapy for superficial bladder cancer. Mack D, Frick J.Br J Urol. 1996
Sep;78(3):369-71.
13 Sexuality and fertility in urologic cancer patients. Schover LR.Cancer. 1987 Aug 1;60(3 Suppl):553-8.
14 Nerve and seminal sparing radical cystectomy with orthotopic urinary diversion for select patients with superficial bladder cancer: an
innovative surgical approach. Colombo R, Bertini R, Salonia A, Da Pozzo LF, Montorsi F, Brausi M, Roscigno M, Rigatti P. J Urol. 2001
Jan;165(1):51-5
15 Sexual rehabilitation and male radical cystectomy. Schover LR, Evans R, von Eschenbach AC. J Urol. 1986 Nov;136(5):1015-7.
93
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
çalıĢmalardır16,17,18. Bu çalıĢmalarda sistektomiye oranla yaĢam kalitesi ve seksüel fonksiyonların çok
daha erken zamanda düzeldiği fakat 18. ayda sistektomi ile eĢitlendiği bildirilmiĢtir19. Yani
radyoterapideki yaĢam kalitesi avantajı kısa sürelidir.
Kemoterapi ve yaĢam kalitesi
Kemoterapi adjuvan, noeadjuvan olarak, radyoterapi ile birlikte veya metastatik hastalıkta tek
baĢına kullanılmaktadır. Yapılan çeĢitli araĢtırmalarda daha çok kullanılan kemoterapi rejimleri
açısından yaĢam kalitesi araĢtırılmıĢtır20.Bu araĢtırmalarda takip süreleri genellikle sürvi kötü olduğu
için uzun olamamaktadır. Bu araĢtırmalarda yaĢam kalitesi ölçümü zamanlaması hakkında bilgi
verilmemiĢtir. Literatürde de bu yönde bilgi yoktur.
Sonuç
Mesane kanserinde yaĢam kalitesi çalıĢmaları diğer onkolojik hastalıklar kadar çok değildir.
Metodoloji yönünden bu tip araĢtırmalarda kullanılan ölçeklerin standart olmaması, hastalığa özgü
ölçeklerin kısıtlılığı, ölçeklerin valide edilmeden kullanılması literatürdeki araĢtırmaların çoğunun
değerinin azalmasına neden olmaktadır. Ölçeklemenin zamanlaması konusundaki çalıĢmalar son
derece kısıtlıdır. Genelde söylenen tedaviler sonucu 1. yılda genelde bazal yaĢam kalitesi düzeylerine
dönüldüğü ve bundan sonra düzeyinin pek değiĢmediği yönündedir. Yüzeyel mesane kanseri tedavileri
yaĢam kalitesini fazla etkilememektedir. Ġnvaziv tedavilerde değerlendirme için acele edilmemeli,
adaptasyon süreci beklenmeli, en az bir yıl geçtikten sonra karĢılaĢtırmalı araĢtırmalar yapılmalıdır.
16 The quality of life after radical radiotherapy for bladder cancer. Lynch WJ, Jenkins BJ, Fowler CG, Hope-Stone HF, Blandy JP. Br J Urol.
1992 Nov;70(5):519-21.
17 Sexual function following radical radiotherapy for bladder cancer. Little FA, Howard GC. Radiother Oncol. 1998 Nov;49(2):157-61.
18 Assessment of quality of life after cystectomy or conservative therapy for patients with infiltrating bladder carcinoma. A survey by a selfadministered questionnaire. Caffo O, Fellin G, Graffer U, Luciani L. Cancer. 1996 Sep 1;78(5):1089-97. Erratum in: Cancer 1996 Nov
1;76(9):2037.
19 Organ-conserving approaches to muscle-invasive bladder cancer: future alternatives to radical cystectomy.Zietman AL, Shipley WU,
Kaufman DS. Ann Med. 2000 Feb;32(1):34-42.
20 Gemcitabine monotherapy as second-line treatment in cisplatin-refractory transitional cell carcinoma - prognostic factors for response
and improvement of quality of life. Albers P, Siener R, Härtlein M, Fallahi M, Haeutle D, Perabo FG, Steiner G, Blatter J, Müller SC; German
TCC Study Group of the German Association of Urologic Oncology. Onkologie. 2002 Feb;25(1):47-52.
94
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
TÜRK TOPLUMUNA ÖZGÜ YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠNĠN GEREKLĠLĠĞĠ HAKKINDA
BĠR YORUM
Dr. Oğuz Mertoğlu
Tepecik Eğitim Hastanesi
Artık doktorun kendi baĢına, hastası için karar verdiği ve uyguladığı bir çağda değiliz.
ġikâyetlerin anlatıldığı, tartıĢıldığı bir doktor odasında, hastanın da söz sahibi olması gerektiği bir
dönemdeyiz. Hastanın klinik bulgularıyla önünüze geldiği, bütün Ģikâyetlerinin netleĢtiği bu ortamda,
bu Ģikâyetlerin hastanın günlük yaĢantısına etkisinin öğrenilmesi,
doktor için büyük gereklilik
olmalıdır.
Ürolojide hasta Ģikâyetleri belli bir düzendedir. Bir kaç kliĢe soruda Ģikâyetleri anlayabilirisiniz.
Günümüzde bu Ģikayetleri toparlayan, puanlayan ve gruplayan sorgu formları mevcuttur; Uluslararası
prostat semptom skoru (I-PSS)1, Uluslararası inkontinans konsültasyonu kısa form (ICIQ-SF)2,
Ürogenital distres envanteri (UDI-6)3 vb. Tedavinin baĢlangıcı ve takibinde standardizasyon açısından
çağdaĢ bir kullanım aracı olmaktadırlar. Önemli olan Ģudur; Bu Ģikâyetlerden bahseden hasta aynı
derecede sıkıntı çekmekte midir?
YaĢam kalitesi sorgulaması burada devreye girmektedir. Aynı oranda Ģikâyeti olan ama yaĢam
kalitesini kötü Ģekilde etkilenmeyen hastaya farklı, yaĢam kalitesi daha bozulmuĢ hastaya farklı tedavi
seçenekleri önerebiliriz. Bu da yaĢam kalitesi sorgulamasının amaçlarından biri olan ― Sağlık alanında,
teknik konulardan daha farklı, hasta ile ilgili konulara direk profesyonel bakıĢ4 ― anlamına gelmektedir.
YaĢam kalitesi kavramı genellikle ―araĢtırma‖ sözcüğüyle birleĢtirilerek, üzerine akademik bir
anlam yüklenmektedir.
YaĢam kalitesi fikri,
klinik çalıĢmalar üzerinden yoğun olarak devam
etmektedir. Özellikle ― değiĢik terapötik modellerin karĢılıklı değerlendirilmesi4‖ amacıyla yaĢam
kalitesi ölçeklerinin kullanılması,
önemli çıkarımlar sağlanmıĢtır. YaĢam kalitesini değerlendirme
anlayıĢı, yine de, akademik alanda kalmaması, günlük klinik pratiğe de girmesi gerekmektedir.
Ülkemizde, özellikle idrar kaçırma ile ilgili yaĢam kalitesi sorgulaması, yurtdıĢında kullanılan
bazı formların Türkçe‘ye adaptasyonu ve geçerliliği yapılmasıyla sağlanmaktadır. Bu da çok özel bir
konuya yaklaĢımda standardizasyonun sağlanması, yaĢam kalitesi araĢtırmalarının amaçlarından biri
olan, ― hizmet sağlayanlar için ortak bir dil‖ anlayıĢını karĢılamaktadır. Yalnız ülkemizdeki günlük
yaĢam koĢullarının diğer ülkelerle farklı olması,
sorgulamanın tam anlamıyla amacına ulaĢmasını
sağlamayabilir.
Türkiye‘de aĢırı aktif mesane ve idrar kaçırma konularıyla ilgili, baĢta ―AMAÇ‖ çalıĢması olmak
üzere önemli çalıĢmalar yapılmıĢtır ve yapılmaktadır. Bu konuya ülke çapında ilgi, yadsınmayacak bir
potansiyele sahiptir. Bu nedenle ülkemizde idrar kaçırma ve aĢırı aktif mesane konularında bu ilginin
pekiĢtirilmesinde, ― ortak bir dil‖ olabilecek, bize özgü yaĢam kalitesi sorgulamasıyla ilgili bir form, bir
ölçek oluĢturmanın faydası olacaktır.
Ülkemiz koĢullarında hazırlanmıĢ bir yaĢam kalitesi ölçeği, formu, hastalarımızın kliniğini daha
ayrıntılı araĢtırmamıza, bu Ģikâyetler içinde gizli kalmıĢ problemleri daha iyi ortaya çıkarmamıza,
böylece hasta Ģikâyetlerine ― hasta merkezli‖ bir yaklaĢımda bulunmamıza olanak sağlayacaktır. Böyle
bir form, günlük pratikte daha rahat kullanılıp, ulusal bir form olarak benimsenebilir. Böylece Türk
halkına, idrar kaçırma konusunda ― daha duyarlı bir yaklaĢım ― sağlamıĢ oluruz.
Türk halkına özgü yaĢam kalitesi ölçeği hazırlarken, ortak bir dil oluĢturma çabası, güvenilirlik,
yeterlilik açısından tam benimsenmesi gerekmektedir.
Hazırlanacak olan ölçeğin, aynı zamanda
yurtdıĢında da, bize ait bir standart olarak değer görmesi önemlidir. Böyle titiz bir çalıĢmayı,
konusunda uzman olmuĢ kiĢilerin hazırlamasına ihtiyaç vardır.
Sorun idrar kaçırma, amaç Türk halkı için daha duyarlı, ona hitap eden, hasta merkezli, ortak
bir dil olarak kabul edilen, esas kriterler hazırlamaksa, yapılacak olan, dengeli, güvenilir ve yeterli bir
yaĢam kalitesi ölçeği hazırlamaktır.
Kaynaklar
1-Barry MJ, Fowler FJ Jr, O‘Leary MP, et al. The American Urological Association symptom index for
95
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
benign prostatic hyperplasia. J Urol 1992;148:1549
2- Çetinel B, Özkan B, Can G: ICIQ-SF Türkçe Validasyon (geçerlilik) ÇalıĢması. Türk Üroloji Dergisi.
30: 332-338, 2004.
3- Cam C, Sakalli M, Ay P, Cam M, Karateke A .Validation of the short forms of the incontinence
impact questionnaire (IIQ-7) and the urogenital distress inventory (UDI-6) in a Turkish population.
Neurourol Urodyn.;26(1):129-33 2007.
4- Rapley M. Quality of Life Research ; a critical intoduction. Sage publications Ltd, London. 84-85,
2003.
5- Cetinel B, Demirkesen O, Tarcan T, Yalcin O, Kocak T, Senocak M, Itil I. Hidden female urinary
incontinence in urology and obstetrics and gynecology outpatient clinics in Turkey: what are the
determinants of bothersome urinary incontinence and help-seeking behavior? Int Urogynecol J Pelvic
Floor Dysfunct. Jun;18(6):659-64, 2007.
96
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ANESTEZĠ VE ALGOLOJĠDE YAġAM KALĠTESĠ KAVRAMI
Doç Dr idil Tekin Mirzai
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, Algoloji Ünitesi, Manisa
YaĢam kalitesi kavramı ―YaĢama yıllar değil, yıllara yaĢam katma‖ düĢüncesini yansıtmaktadır. Medline
veri tabanında MeSH (konu baĢlıkları) listesine 1977 yılında alınan ―yaĢam kalitesi (quality of life) bu
güne dek 140 binden fazla bilimsel dokümanın herhangi bir yerinde yer almaktadır. Ülkemiz sağlık
bilimleri ortamında da YaĢam Kalitesi artık giderek daha fazla konuĢulur olmuĢtur. Sağlık ve yaĢam
kalitesi araçları, gerek klinik gerekse toplum düzeyinde rutin değerlendirme araçları arasında yerini
almaya baĢlamıĢtır. Yine de -öznel sağlık algısı da diyebileceğimiz- yaĢam kalitesinin, bazı tıp
disiplinlerinde ülkemizde henüz daha istenilen öneme kavuĢamadığı gözlenmektedir.
YaĢam kalitesi terimi, sağlık durumu ile fonksiyonel kapasite arasındaki iliĢkiyi ve bu konularda kiĢinin
kendisini nasıl algıladığını göstermek için kullanılmaktadır. Sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi, kiĢinin kendisini
iyi hissetmesi ve sağlık durumuna genel bir çerçeveden bakıĢ açısı ile ilgilidir. Sağlık ile ilgili yaĢam
kalitesi hastalığın olmaması yanında, kiĢinin fiziksel, sosyal ve psikolojik açıdan aktif olmasını,
kendisini iyi hissetmesini ve yaĢam memnuniyetini kapsar. Fonksiyonel kapasite ise kiĢinin gün boyu
yaĢamını sürdürebilmesi için gerekli olan kendine bakım, yemek yeme, giyinme, ev iĢleri , alıĢveriĢ
yapma ve sosyal aktivitelerde kimseden yardım almadan bağımsız olabilme yeteneğini gösterir.
YaĢam memnuniyeti, özsaygı, iyilik hali, mutluluk, sağlık, itibar, yaĢamın önemi, fonksiyonel durum ve
düzen terimleri yaĢam kalitesi kavramının içinde yer almaktadır.
YaĢam kalitesi, yaĢamın pek çok alanını ve kiĢiden kiĢiye değiĢen farklı değerleri kapsamaktadır.
Fiziksel ve maddi iyilik hali, sosyal yaĢama katılımı sağlayan aktivitelerde tatminkarlık, boĢ zaman
aktiviteleri, psikolojik durum, fonksiyonel yetenek, emosyonel, manevi ve cinsiyet açısından iyi olma
hali, aile ve arkadaĢlarla iliĢkilerde tatminkarlık, gelecek ile ilgili oryantasyon gibi yaĢam kalitesi
göstergeleri, kiĢinin karakterine, yaĢamı algılayıĢ biçimine, sosyo-kültürel alıĢkanlıklarına bağlı olarak
değiĢim gösterir. Bu nedenle yaĢam kalitesinin ne düzeyde olduğunun belirlenmesi için değiĢik alanları
sorgulayan farklı değerlendirme yöntemleri geliĢtirilmiĢtir.
Benzeri sorunları olan iki kiĢinin aynı problemi algılayıĢ biçimleri farklıdır. Örneğin aynı düzeyde bel
ağrısı olan iki kiĢinin emosyonel açıdan iyi olma durumları farklı olabilir. Birisi bu problemle daha kolay
baĢ ederek yaĢamını sürdürürken diğeri kendini çok kötü hissederek günlük yaĢam aktivitelerine
katılmak konusunda kendisini engelli hisseder ve ağır depresyona girebilir.
Ağrının öznel ve çok boyutlu yaĢantısı duyusal, duygusal, davranıĢsal ve biliĢsel bileĢenleri içerir. Bu
bileĢenlerin tamamen doku hasarına bağlı olması da gerekmez.
Ağrı yakınması olan hastaların tıbbi bulgularının yanı sıra, durumları hakkındaki inançları, baĢa çıkma
yöntemleri, psikolojik uyumlarına giderek artan bir önem verilmektedir.
Kronik ağrısı olan kiĢilerin önemli bir bölümünde psikiyatrik belirti ya da bozukluklar mevcuttur.
Fiziksel ağrı ile psikiyatrik bozuklukların birlikteliğindeki neden-sonuç iliĢkisi genellikle
belirlenememektedir. Kronik ağrı ile iliĢkili olarak ortaya çıkan psikiyatrik tablolar ise, çoğu zaman
ağrının öncülü olmaktan çok ağrının bir sonucu olarak geliĢir. Kronik ağrı en baĢta depresyon olmak
üzere anksiyete, insomni, tükenmiĢlik, endiĢe gibi ağrı belirtilerini artıran ve ağrı eĢiğini düĢüren
psikiyatrik sorunlara yol açar.
Ağrı aslında bir kavramdır ve kiĢiden kiĢiye büyük farklılıklar gösterir, çünkü birçok faktör (cinsiyet,
din, dil, ırk, sosyokültürel çevre...) ağrı eĢiğini, dolayısıyla da ağrılı uyarana tepkiyi belirler. Bu
bakımdan hekimler tarafından ağrı gerçek olarak ele alınmalı, objektif bir bulgu tespit edilmese bile
hemen psikolojik olarak değerlendirilmemelidir. Örneğin bir beyin cerrahı için ağrı yalnız nöroanatomik
ve nörofizyolojik bir süreç iken, bu sürecin psikolojik boyutu ağrıyı fiziksel, ruhsal ve sosyal faktörlerin
toplamı olarak gören psikiyatr için değerlidir. Bu iki farklı uzmanlık alanı için bile hastanın ağrısı farklı
ele alınmaktadır.
Ağrı duyumu, ağrı davranıĢı, kiĢinin evdeki ve iĢteki iĢlevsel durumuyla hastanın duygusal durumu gibi
bileĢenleri içerir. Kronik ağrı ile karĢımıza çıkan sorun, ağrının hastanın sağlık ve iyileĢme hakkındaki
düĢünceleri, davranıĢları ve yaĢam Ģekli ile yakın etkileĢimde bulunmasıdır. Hastanın vücudundaki ağrılı
97
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
bölgeyi, ağrının kronikleĢmesi için gereken süreyi, sinir sisteminin ağrıya verdiği yanıtı, davranıĢsal
olarak geliĢebilecek olumsuzlukları ve akut ağrıyı iyileĢtirecek giriĢimlerin bazen kronik ağrıyı
kötüleĢtirebileceği akılda tutulmalıdır.
Modern tıp, ağrının psikolojik, sosyal ve kültürel boyutu olduğunu vurgulamaktadır. Biyomedikal
mekanizmaların birinci basamağı santral sensitizasyondur. Santral sensitizasyon periferal uyarılara
karĢı santral sinir sisteminde nöronal hipereksitabilite oluĢmasıdır. Ġkinci basamak desenden inhibitör
kontrolün azalması veya inhibisyonudur. Bunu otonom sinir sistemi degiĢiklikleri, nörotransmitter
degiĢiklikleri ve stres yanıtı izler.
Fiziksel patoloji olmadığı durumlarda ağrı olması veya fiziksel patoloji olduğu halde hastanın ağrı
hissetmemesi kronik ağrının sadece biyomedikal model ile açıklanamayacağının kanıtıdır.
Biyopsikososyal modelde biliĢsel, emosyonel, davranıĢsal ve çevresel faktörlerden söz edilmektedir.
BiliĢsel Faktörler: Hastanın inançları, beklentileri, ağrı ile baĢ etme yetileri,sosyal destekleri,
hastalıkları, sağlık güvenceleri ve hatta iĢverenlerin yaklaĢımı hastanın ağrı kontrolü üzerinde etkilidir.
Algılama hataları pesimistik düĢüncelere yol açar. Felaket düĢünceleri kronik ağrı sürecini olumsuz
etkiler.
Emosyonel Faktörler: Ağrı-psikolojik durum iliĢkisi iki yönlüdür. Kronik ağrının algılanmasında
psikolojik faktörlerin rolü olduğu bilinmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki ağrının da kiĢinin psikolojik
durumu üzerinde olumsuz etkileri vardır. Kronik ağrıda en sık depresif belirtiler görülür. Ayrıca
anksiyete, çaresizlik, kızgınlık, saldırganlık ve ümitsizlik belirtileri de görülebilir. Buna karĢın depresif
kiĢilerde ağrı ön plana çıkabilir.
DavranıĢsal Faktörler: KiĢinin ağrı deneyimi ile ilgili bilgiler hastanın sözel ifadelerinden ve davranıĢ
paternlerinden elde edilir. Çevrenin yanıtı ağrı davranıĢını destekler ve kalıcı hale gelmesine neden
olur. Ağrı davranıĢları verbal, motor, yardım arama ve fonksiyonel limitasyon Ģeklinde olabilir.
Çevresel Faktörler: Sosyal çevre ağrı yanıtının öğrenilmesinde önemli rol oynar. BaĢka deyiĢle ağrı
öğrenilmis bir davranıĢ biçimidir. Kronik ağrı hastanın ailesi üzerinde de olumsuz etki gösterir. Sosyal
iliĢkilerde bozulma, iĢ kaybı, cinsel yaĢam ve evlilik iliĢkisinde uyumsuzluk olur. Eğitim durumu, ırk,
sigara içme alıĢkanlığı kiĢilerin ağrı algılamasında önemlidir. DüĢük eğitim düzeyi olan kiĢiler eğitimi
yüksek olan kiĢilere göre ağrıya daha az dayanıklıdırlar. Sigara içenler daha fazla ağrıdan
yakınmaktadırlar(6).
Teknolojinin ilerlemesiyle sağlıkta baĢarılı adımlar atılmıĢ ve hastalıkların tedavisinde mesafeler kat
edilmiĢtir. Buna bağlı olarak yaĢam süresi uzamıĢ ve kronik hastalıklar ile daha uzun süre birlikte
yaĢama zorunluluğu doğmuĢtur. Hastalıkların biyolojik yönden tedavisinde bu geliĢmeler sağlanırken,
hastaların psikososyal sorunları ile daha fazla ilgilenme zorunluluğu gündeme gelmiĢtir
Ağrı öyle bir tecrübedir ki insanın hayatının her alanını tüketir. Klinisyenler, araĢtırmacılar ve özellikle
hastalar için ağrı, yaĢam kalitesini etkileyen ana etkendir.
Ağrı ile ilgili bilgimiz; klınik tecrübe model programlar ve literatür artıĢıyla beraber artarken, ağrı ve
yaĢam kalitesi de son yüzyıl içinde palyatif bakımın ana öğeleri olmuĢtur. Hastalar hekime yalnızca
ağrının hafifletilmesi için değil, sosyal, fiziksel ve psikolojik durumlarını, dolayısıyla da gerek
kendilerinin gerekse ailelerinin yaĢam kalitesini olumsuz yönde etkilediği için baĢvururlar.
Son yüzyılda birçok araĢtırmanın sonuçları, hastalar, hasta aileleri ve sağlık çalıĢanlarının görüĢleri
katılarak ağrının yaĢam kalitesi üzerine etkileri ile ilgili bir model ortaya çıkarılmıĢtır. Model 4
boyutludur; psikolojik boyut, fizyolojik boyut, sosyal boyut ve spirütüel boyut.
Fiziksel boyut: Ağrının fiziksel fonsiyonlara etkisidir. Ağrının; yorgunluk, anoreksia, uykusuzluk,
konstipasyon ve bulantı gibi pek çok fiziksel semptomu arttırdığı ve neden olduğu bilinmektedir. Ağrı
bütün fiziksel semptomlarla iliĢkilidir ve araĢtırmalar göstermiĢtir ki semptomların hepsi ağrı kontrol
altına alınmazsa artmaktadır.
Psikolojik boyut: Ağrı, anksiyete ve depresyonla yakından iliĢkilidir. Ağrı kontrolü kaybetme, yararsız
hissetme, hayattan zevk almama gibi psikoljik etkilere yol açar. Bunlara ek olarak azalmıĢ
konsantrasyon gibi kognitif duruma da negatif etkisi vardır.Tüm bunların yanı sıra araĢtırmalar ağrının
aĢırı derecede korkutucu bir durum olduğunu ortaya koymuĢtur. Ağrının artacağı korkusu ağrının,
psikolojik sağlıktaki en önemli faktörüdür.
98
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Sosyal iyi olma: Kronik ağrı konusunda göz ardı edilmiĢ bir konu da aile bireyleri ve akrabalardır.
Ağrı hem hasta hem de aile reisi için her Ģeyi tüketen, korkutan ve darmadağın eden bir deneyimdir.
Ağrısı olan hastalar, ağrısı daha da kötüleĢeceği korkusu ile, normal günlük aktivitelere katılmakta
tereddüt ederler. Hastaların sürekli ağrı korkusu nedeniyle, kiĢiler arası iliĢkilerden kaçınmaları veya
kiĢilik değiĢimine uğramaları nedeniyle, sosyal ve ailevi iliĢkileri zarar görebilir. Snelling‘in yürüttüğü
bir çalıĢmada kronik ağrının hastanın ailesini nasıl etkilediği ortaya konmuĢtur; kronik ağrının hastada
sosyal izolasyon, gerginlik, öfke, anksiyete, alınganlık, umutsuzluk gibi durumlara yol açtığını
göstermiĢ, bununla birlikte, aile bireylerinin bu durumla baĢ etme stratejilerinin ağrının tedavisi
açısından da büyük önem taĢıdığı, sempati ve duygusal desteğin hastanın kendini daha iyi hissetmesini
sağladığı ve yalnızlık, kenara itilmiĢlik duygusunu azalttığını ortaya koymuĢtur.
Spiritüel (manevi) boyut: Ağrının maneviyata ve özellikle dini gelenekler üzerine büyük etkisi
vardır. Ağrı bir güvensizlik hissi uyandırır, hasta ve ailesi için ölümün mecazıdır. Ağrı hastalığın daha
kötüye gittiği ve ölümün yakın olduğu Ģeklinde adlandırılır. Ağrı ek olarak hastalara ümitsizlik duygusu
vermektedir ve hastalar ağrı içinde yaĢanacaksa hayatı yaĢamaya değmez bulmaktadırlar. Diğer
taraftan bazı hastalar ise ağrı ve hayatı tehdit eden hastalıktan olumlu bir yön çıkartarak yaĢamında
olumlu değiĢikliklere yol açabilmektedir.
Anestezi uygulamaları için eskiden insanlar ölümden korkarken günümüzde ameliyat sonrası hızlı
uyanma, konforlu derlenme ve erken taburculuk - fonksiyonları geri kazanma gibi beklentiler
gündemdedir. Yoğun bakım hastalarının erken ve geç dönem yaĢam kalitesi, akut ve kronik ağrı ile
iliĢkili yaĢam kalitesi, ameliyathane ve ameliyathane dıĢı uygulamalar ile ilgili yaĢam kalitesi anestezi
uygulamaları için hedef oluĢturmaktadır.
Anestezi sırasında sırasında iĢlevsel yetersizlikle ilgili üç kavram olan bozulma (impairment), yeti yitimi
(disability) ve sakatlık (handicap) ortaya çıkabilmektedir. Bu sorunlarla baĢa çıkabilmek için hekimlerin
bilgi ve deneyimleri artırılmalı, teknolojik destek sağlanmalı, eğitim – araĢtırmaya önem verilmeli ve
standard kılavuzlar oluĢturulmalıdır.
Sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi, hastalıklar ve hastalıkların tedavisiyle etkilenebilen durumlarla ilgilidir.
Doktorların bir hastalığın ya da tedavi uyguIamalarının kiĢinin yaĢamını nasıI etkiIediğini daha iyi
anIamaIarını sağlar. YaĢam kalitesinin araĢtırılması, yaĢam kalitesini yükseltmek için giriĢim
yapılabiIecek alanların saptanmasına yardımcı olabiIir. Örneğin, bir hastanın verdiği yanıtlar, tekerlekli
iskemleye bağımlı olmanın getirdiği kısıtlamalara iliĢkin kaygıIarını yansıtıyorsa, hastanın buIunduğu
ortam, tekerlekli iskemleye uygun hale getiriIebiIir. YaĢam kalitesiyle ilgiIi temel sorunun sürekli ağrı
olduğu anlaĢıIdığında, ağrının daha iyi kontroI altına alınabiImesi için, hastanın ağrı yönünden
değerlendiriImesi ve tedavi seçeneklerinin yeniden gözden geçiriImesi gerekir.
AraĢtırmacıIar, yaĢam kalitesiyle ilgiIi olarak ileride yapıIacak çalıĢmaların, insanların daha anlamlı ve
keyifli bir yaĢam sürmelerine yardımcı olmasını ümit etmektedir.
Kaynaklar
1. Parris WC. Recent Trends And Future Ġn:Raj Pp eds. Pain Management; Practical Management
of Pain, 2nd Ed. Philadelphia: Mosby Year Book, 1992:1005.
2. Güleç G, Güleç S. Ağrı ve Ağrı DavranıĢı. Agrı. 2006;18(4):5–9.
3. Çeliker R. Kronik Agrı Sendromları. Türk Fiz Tıp Rehab Derg. 2005;51:14-8.
4. Akdeniz C, Akdeniz F, Aydemir Ö, Gülseren ġ, Kültür S. Sağlık Düzeyi Ölçeği‘nin Türkçe‘ye
Uyarlanması ve Güvenilirliği. Klınik Psikofarmakoloji Bülteni.1999;9(2): 104-8.
5. Ferrel BR. The Impact of Pain on Quality Of Life. Nursing Clinics Of North America. 1995;
30(4): 609-16.
6. Loeser JD, Melzack R. Pain. An Overview. Lancet. 1999;353:1607-1609.
7. Snelling J. The Effect Of Chronic Pain On The Family Unit. J Adv Nurs. 1994;19: 543-51.
8. Guyatt G, Feenz D, Patrıck D. Measuring Health Related Quality Of Life. Ann Intern Med.
1993; 118:622–9.
99
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ANESTEZĠ VE YAġAM KALĠTESĠ
Doç. Dr. Altan ġahin
Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ankara
YaĢam Kalitesi genel tanımında kiĢilerin ve toplumların refah, mutluluk ve iyilik durumlarını irdeleyen
bir kavramdır. Sağlıkta yaĢam kalitesi ise bir toplumun ya da kiĢilerin aynı parametrelerle fiziksel ve
mental durumlarını inceler. Çoğunlukla kronik hastalıkların yaĢam kalitesi üzerine etkileri incelenmesine
karĢın, anestezi alarak cerrahi operasyon geçirecek hastaların yaĢam kalitesine yönelik özgün
çalıĢmalar çok kısıtlı olmakla birlikte, yaĢam kalitesine yönelik sorgulamalar anestezi ile ilgili birçok
çalıĢmada uygulanan yöntemlerin kabul edilebilirlik ve uygulanabilirliğini belirlemede önemli
parametreler olmaktadır.
Cerrahi iĢlem uygulanacak hastaların ameliyat öncesi, sırası ve sonrasındaki konforları, cerrahinin
baĢarısında da önemli bir faktördür. Anestezinin dönemlerine göre hasta konforu ve yaĢam kalitesini
etkileyen faktörler:
Preoperatif dönem:
Ameliyat öncesi dönemde hastaların anksiyete, ağrı ve primer hastalıklarına bağlı sorunlardır.
Intraoperatif dönem:
Ameliyat sırasında uyanıklık ve farkındalık, postoperatif dönemde de hastanın mental yaĢantısını
etkileyebilmektedir.
Postoperatif dönem:
Ameliyat sonrasında anestezi ya da cerrahiye bağlı olarak geliĢen sorunlardır. Bunlar arasında olan
ağrı, ileus, bulantı-kusma, deliryum ve idrar retansiyonu gibi erken dönem sorunları, hastanın
mobilizasyon ve hastanede yatıĢ sürelerini uzatarak normal yaĢantısına dönmesini
geciktirebilmektedirler. Bunların yanında özellikle erken dönemde uygun analjezik tedavinin verilmediği
ameliyat ağrısı çeken hastalarda, uzun vadede kronik ağrı sendromlarının ortaya çıkması da ileride
yaĢam kalitesini azaltabilecek bir unsurdur.
Sonuç olarak anestezi alan hastalarda erken ve geç dönem yaĢam kalitesi parametrelerinin
değerlendirilerek daha optimum yaklaĢımların seçilmesi perioperatif hasta bakımınında temel prensip
olmalıdır.
100
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KRONĠK BENĠGN AĞRIDA YAġAM KALĠTESĠ
Prof. Dr. Elvan Erhan
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, Algoloji Bilim Dalı, Ġzmir
“Pain upsets and destroys the nature of the person who feels it”,
Aristotle, Nicomachean Ethics
Disabilite yaratan kronik ağrı yaygın görülen önemli bir sağlık sorunu ve sosyal bir problemdir. Kronik
ağrı ızdırap çekme ve disabilitenin en önemli nedeni olarak yaĢam kalitesini ciddi ölçüde
etkilemektedir. Tedavi edilmeyen ağrı fiziksel, psikolojik, davranıĢsal değiĢiklikler oluĢturarak kiĢinin
yaĢam kalitesini düĢürür (1).
Her bireyin fizyolojik, psikolojik, sosyokültürel, geliĢimsel ve ruhsal değiĢkenlere sahip olduğu ve bu
değiĢkenlerin birbiri ile bağlantısı düĢünüldüğünde; herhangi bir stres faktörünün bu değiĢkenlerden
bir veya daha fazlasını etkilemesi dolaylı olarak tümüne etki oluĢturabilmektedir (2). Sonuçta bireyin
çalıĢabilmesi, para kazanabilmesi, mesleğini yapabilmesi olumsuz etkilenebilmektedir. Kronik benign
ağrılı hastalarda üretken bir yaĢam sürmek aslında tedavi baĢarısını değerlendirmede en önemli ölçüm
olmaktadır.
Kronik benign ağrı kiĢinin yaĢamını engelleyen, stres oluĢturan bir sorun olarak sık görüldüğü ve ciddi
ekonomik sonuçlar doğurduğu halde hangi faktörlerin kronik benign ağrıda yaĢam kalitesini etkilediği
az araĢtırılmıĢ bir konudur (3,4). Bu konuda yapılmıĢ sınırlı çalıĢmada kronik benign ağrılı hastaların
sağlık ve fonksiyonel durumları, aileleri, psikolojik, ruhsal, sosyoekonomik durumları, yaĢ, cinsiyet, gelir
düzeyi, medeni durum, çalıĢma koĢulları, meslekleri, aylık tedavi giderleri ve sosyal güvenceleriyle
yaĢam kaliteleri arasındaki iliĢki araĢtırılmıĢtır. Yapılan bir çalıĢmada kronik benign ağrılı bireyler içinde
iĢ sahibi, ileri yaĢta ve bayan olanların yaĢam kalitesinin daha yüksek, gelir düzeyi düĢük, tedavi
giderleri yüksek, sağlık güvencesi olmayanların ise yaĢam kalitesinin daha düĢük olduğu bildirilmiĢtir
(1). Bu çalıĢmada doğrulanan cinsiyete bağlı yaĢam kalitesinde farklılık gerek ağrının
değerlendirilmesinde, gerekse ağrı kontrolüne yönelik giriĢimlerde kadın ve erkek olgulara farklı bakıĢ
gerekliliğini düĢündürebilir. Stres faktörlerinin yaĢam kalitesiyle iliĢkilerinin ileri çalıĢmalarla ortaya
konması kronik benign ağrılı hastaların bu stres faktörleriyle baĢa çıkma ve güçlenmelerinde stratejiler
geliĢtirebilmeleri için yol gösterici olacaktır.
Kaynaklar:
1. Gerstle DS, All AC, Wallace DC (2001). Quality of life and chronic nonmalignant pain. Pain
Manag Nurs. 2001;2:98-109.
2. Neuman, B. (1995). The Neuman systems model (3rd ed.). Stanford, CT: Appleton & Lange.
3. Hitchcock, L. S., Ferrell, B. R., & McCaffery, M. (1994). The experience of chronic
nonmalignant pain. Journal of Pain and Symptom Management, 9, 312-318.
4. Won, A., Lapane, K., Gambassi, G., Bernabei, R., Mor, V., & Lipsitz, L. (1999). Correlates and
management of nonmalignant pain in the nursing home. Journal of the American Geriatrics
Society, 47, 936-942.
101
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
YAġLILIK DÖNEMĠNDE ÖNEMLĠ BĠR KAVRAM: YAġAM KALĠTESĠ
Doç. Dr. Dilek ASLAN
Türk Geriatri Derneği Genel Sekreteri
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı
YaĢam kalitesi (Quality of Life; QoL); yaĢamla ilgili niceliksel iyiliğin (ölçütlerde iyileĢme) yanı sıra
nitelik açısından en üst düzeydeki hedeflerin yakalanabilmesi olarak tanımlanmaktadır. Dünya Sağlık
Örgütü (DSÖ) yaĢam kalitesini bireylerin yaĢadıkları kültür ve değerler sistemi içerisinde amaçları,
beklentileri, ilgi alanları, standartları doğrultusunda yaĢamdaki durumlarını algılama biçimleri üzerinden
ifade etmektedir. Üretken ve baĢarılı bir yaĢlanma süreci için doğuĢta beklenen yaĢam süresinin uzun
olmasının eksik bir yaklaĢım olduğu; buna ek olarak yaĢanan yıllara ―yaĢam bir baĢka ifadeyle anlam‖
katmanın en az birincisi kadar önemli olduğu son dönemlerde benimsenen bir yaklaĢımdır. Bu önemli
gerekçeyle planlar, eylemler, stratejilerin kapsayıcılığının artması temel bir yaklaĢım olmalıdır.
Türkiye‘de toplam nüfusun yaklaĢık %7‘si 65 yaĢ ve üzeri gruptur. Bir baĢka ifadeyle, ülkemizde beĢ
milyon civarından insan yaĢlı nüfus kategorisindedir. Kırsal kesimde (%10) bu pay kentsel bölgelere
göre (%6) daha yüksektir. Niceliksel olarak geçmiĢ yıllara göre artma eğiliminde olan bu sayı yaĢlılık
dönemi ile ilgili önemli ipuçları vermesine rağmen bu dönemi değerlendirmek için daha fazlasına
gereksinim duyulmaktadır. Bir biçimde ―yaĢam kalitesi‖ kavramına da güncel bir yaklaĢım kazandıran
bu gibi değerlendirmeler için kavramın klasik tanımını hatırlamakta yarar bulunmaktadır. Bu kavram
baĢlıca
üç temel alana yoğunlaĢmıĢtır:
1. ―var olma-(being); kiĢinin, bir birey olarak kim olduğuna yanıt arar‖. Fiziksel, psikolojik, vb.
açılardan kim olduğunu tanımlamak ister.
2. ―ait olma-(belonging); toplumla ve çevreyle etkileĢimi vurgular‖. Aidiyet, bireyin güvende
olduğunu hissetmesi için güçlü bir duygudur.
3. ―gerçekleĢtirme-(becoming); bireyin yaĢamda kendisini tanımlamasına yardımcı olur‖. Bir
baĢka ifadeyle birey amaçlarına yönelik olarak bazı eylemleri tanımlar. Örneğin; mutlu
olabilmek için boĢ zamanlarını üretken bir biçimde geçirmeyi amaç edinir.
Son 30-40 yıldır sağlığın korunması ile birlikte tartıĢılan ―sağlığın geliĢtirilmesi‖ yaklaĢımı da nitelikli bir
yaĢamın gereğini vurgular. Sağlığın geliĢtirilmesi aynı zamanda nitelik kavramının çok da kolay bir
hedef olmadığını, çok farklı yaklaĢımların birlikte ele alınması gerektiğini de önceler.
GeniĢ boyutları olan yaĢam kalitesinin değerlendirilmesi konusunda da geçmiĢten bu güne farklı
yöntemlerin geliĢtirilmesi söz konusu olmuĢtur. Bu konuda sayısal açıdan en sık kullanılanları arasında
doğuĢta beklenen yaĢam süresi ve sağlığa ayarlanmıĢ yaĢam yılı (HALE) bulunmaktadır. Bu iki değer
arasındaki fark yaĢam kalitesine dair bazı ipuçları verebilir. Bir toplum ya da ülkede HALE; doğuĢta
beklenen yaĢam süresine ne kadar yakın ise o toplumda yaĢayan bireylerin nitelikli yaĢama olasılığının
da yüksek olduğu ifade edilebilir. DSÖ verilerine göre Türkiye‘de 2006 yılı itibarıyla doğuĢta beklenen
yaĢam süresi 73 (kadınlar için 75,0 ve erkekler için 71,0); HALE değeri ise 2003 yılı için 62‘dir (kadınlar
için 63 ve erkekler için 61 yıldır.
HALE ve doğuĢta beklenen yaĢam süresi arasındaki farktan da anlaĢılacağı gibi ülkemizde bireyler
yaĢlılık dönemini herhangi bir sağlık sorunu yaĢayarak geçirmektedirler. Bir baĢka ifadeyle yaĢlılık
dönemi; yaĢam kalitesinin gerilediği bir dönemdir. Bu dönemde bireysel özelliklerin olumsuzluğu
(sosyo-ekonomik durumun kötülüğü, öğrenim düzeyinin düĢüklüğü, cinsiyet gibi), fonksiyonel
bozukluk, günlük yaĢam aktivite düzeyinin azalması, hareket yeteneğinin gerilemesi, hareket ve görme
sorunlarından kaynaklanan düĢme kaygısı, uyku sorunları, engelliliğe neden olan diğer koĢul ve
durumlar yaĢam kalitesini azaltmaya yol açmaktadır. YaĢlı bireylerde kronik dejeneratif hastalıkların
sıklığının artması bu süreci hızlandıran önemli bir etken olarak kabul edilmektedir. Objektif ölçekler
102
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
aracılığı ile yapılan yaĢam kalitesi değerlendirmelerde sağlığı ilgilendiren durumlara yönelik algısal
boyutun yaĢam kalitesini etkilediği ortaya çıkmaktadır. Örneğin 65 yaĢ ve üzeri hekimler arasında
yapılan bir çalıĢmada yaĢam kalitesi SF-36 ölçeği kullanılarak değerlendirilmiĢ, ölçeğin genel sağlık
boyutundan alınan düĢük puanın nedeni olarak katılımcıların sağlığın kötüye (olumsuza) doğru
ilerlemesiyle ilgili algısal boyutun önemive vurgu yapılmıĢtır.
Yukarıda yaĢam kalitesi ile ilgili tanımlanan genel baĢlıklara yönelik fiziksel, sosyal, ruhsal, algısal
boyutlarda kanıta dayalı çalıĢmaların sonuçları ön plana çıkmaktadır. AĢağıda bu çalıĢmaların bazılarına
iliĢkin bilgiler sunulmuĢtur:
1. Sağlığın sosyal ve algısal boyutunun önemli bir konusu olan ―yaĢamda amaç edinmek‖ kiĢilerin
daha uzun yaĢamalarını sağlamaktadır. Bu konuda biyolojik temelli açıklamalar kısıtlı olmasına
rağmen kiĢilerin var olan biyolojik, fizyolojik, vb. kapasitelerini en iyi Ģekilde kullanma
gayretlerinin süreci olumlu etkileyebildiği üzerinde durulmaktadır.
2. Sosyo-demografik belirleyiciler yaĢam kalitesini etkilemektedir. Örneğin, Çin‘de yapılmıĢ bir
çalıĢma sonucuna göre kırsal kesimde yaĢamak kentsel kesimde yaĢamaya göre yaĢlıların
yaĢam kalitesini daha olumsuz etkilemiĢtir.
3. Ekonomik koĢulların iyileĢmesi yaĢam kalitesini artıran bir faktördür. Bu iliĢkiyi belirleyen ve bu
iliĢkiden etkilenen değiĢkenler de bulunmaktadır (örneğin, baĢkalarına bağımlı olmayan yaĢam
sürme, günlük yaĢamı kendi baĢına sürdürebilme gibi).
4. Kronik hastalığı olan yaĢlılarda ağrı önemli bir sorundur. Giderilmemesi yaĢam kalitesini
yakından etkilemektedir.
5. DüĢmelerin engellenmesi yaĢlılık döneminde yaĢam kalitesini geliĢtiren bir müdahaledir.
Gelecek için öneriler:
YaĢlılık döneminde yaĢama dair niteliğin artırılması için uygun zamanda doğru müdahalelere
gereksinim bulunmaktadır. Bu süreçte 1999 yılından bu yana DSÖ tarafından yapılan ―Aktif YaĢlanma
Fark Yaratır‖ vurgusu da öncelenmelidir. Doğum öncesinden baĢlayıp ölüme kadar yaĢam süresinin
tamamını kapsayan ―aktif yaĢlanma‖ yaklaĢımının amacı ileri yaĢlarda beklenmeyen ve erken ölümlerin
önlenmesi, kronik hastalıkları olan bireylerin hastalıklarına bağlı engellilik durumu yaĢamamaları,
bireylerin ileri yaĢlarında da yaĢamdan zevk alabilmeleri, yaĢlı bireylerin toplumun sosyal, politik,
ekonomik içerikli aktivitelerine katılabilmeleri, sağlık harcamalarının daha az maliyetli olması ve bu
giderler için devletin sorumluluğunun sağlanmasıdır.
Aktif yaĢlanma bileĢenleri geliĢtirilirken yaĢlıların yaĢamları ile ilgili aĢağıdaki baĢlıklara özen
gösterilmesi gerekir:
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
Saygın bir yaĢam sürmek
Fiziksel, sosyal ve ruhsal açıdan ihmal ve istismarla karĢılaĢmamak
Ayrımcılıkla karĢılaĢmamak
Güçlü sosyal iliĢkiler içinde olmak
Rehabilite edici hizmetler dahil olmak üzere sağlık hizmetlerinin tamamına ulaĢılabilirliği
kolaylaĢtırmak
Sosyal güvenlik sistemlerinin yaĢlılık dönemi için de var olmasını sağlamak
Fiziksel ve sosyal çevre koĢullarının yaĢlılara yönelik olarak düzenlemek
YaĢlılara toplumda verilen değerin artmasını destekleyen koĢullar yaratmak
Günlük yaĢamı bağımsız olarak sürdürebilmek
Müdahale programları sağlığın korunması ve geliĢtirilmesi felsefesinin basamaklarını kapsayan bir
bütünlük içinde olmalı ve yaĢamın erken dönemlerinde baĢlamalıdır. Sağlığın geliĢtirilmesi sekiz temel
adımı içeren bir uygulamalar bütünüdür. Bu bütün içinde; yeterli ve dengeli beslenme, fizik egzersiz,
103
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
düzenli uyku, boĢ zamanları ―üretken‖ aktivitelerle değerlendime, güvenli bir cinsel iliĢki, sigara, alkol
ve madde bağımlılığından uzak durabilme, güneĢ ıĢınlarının zararlarından korunma, kaza ve
yaralanmalardan korunma, stresle baĢedebilme baĢlıkları yer almaktadır.
Sonuç olarak yaĢlılık döneminde niceliksel değerlendirmelerin yanı sıra yaĢam niteliksel açıdan da
önemsenmeli, bu bakıĢ açısının gereği müdahaleler kurumsal ve bireysel düzeylerde tamamlanmalıdır.
Yararlanılan baĢlıca kaynaklar
1. Active
Ageing,
A
Policy
Framework.
WHO
publications
2002.
http://whqlibdoc.who.int/hq/2002/WHO_NMH_NPH_02.8.pdf. EriĢim Tarihi: 3 Ocak 2010.
2. Aslan D. Aktif YaĢlanma ve YaĢam Boyu YaklaĢım. In: Temel Geriatri 2008. Ankara, 2008; 1624.
3. Aslan D. YaĢlılık Döneminde YaĢam Kalitesi Kavramı In: Gerontoloji ve Geriatri II Kurs Kitabı.
BM-INIA, HÜ-GEBAM, Geriatri Derneği Yayınları (Yayına hazırlayanlar: Aslan D, Özbek M.).
Rekmay ofset basımı, 2009; pp. 199-204.
4. Aslan D, Kanuncu S, Gökçe-Kutsal Y. Ankara Tabip Odasına Kayıtlı 65 YaĢ ve Üzeri Hekimlerin
Profili AraĢtırması. AraĢtırma Raporu. ATO Yayınları, Mattek Matbaacılık, 2009.
5. Boyle PA, Barnes LL, Buchman AS, Bennett DA.Purpose in Life Is Associated With Mortality
Among Community- Dwelling Older Persons. Psychosom Med. 2009 June ; 71(5): 574–579.
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2740716/pdf/nihms-133740.pdf. EriĢim: 5
ġubat 2010.
6. BölükbaĢı N. YaĢam Kalitesi Kavramı. Geriatri Kitabında. TTB ve Geriatri Derneği Yayınları,
Mart 2007; 45-50.
7. Caltagirone C, Spoletini I, Gianni W, Spalletta G. Inadequate pain relief and consequences in
oncological elderly patients. Surg Oncol. 2009 Dec 14. [Epub ahead of print].
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/20015635?itool=EntrezSystem2.PEntrez.Pubmed.Pubm
ed_ResultsPanel.Pubmed_RVDocSum&ordinalpos=15. EriĢim: 8 ġubat 2010.
8. Detailed
database
search.
http://apps.who.int/whosis/data/Search.jsp?countries=%5bLocation%5d.Members
EriĢim: 8 ġubat 2010.
9. Dong X, Simon MA.Health and aging in a Chinese population: urban and rural
disparities.Geriatr Gerontol Int. 2010 Jan;10(1):85-93.
10. Health at a Glance Turkey, Minsitry of Health, Turkey (Yardım N, Mollahaliloğlu S, Hülür Ü,
Özbay H, Çaylan AK, Ünüvar N, Aydın S. Eds). RSHC, School of Public Health, 2007; pp. 3738.
11. Saygun M. Geriatride YaĢam Kalitesi. Geriatride Multidispliner YaklaĢım Sempozyumu.
Sempozyum Kitabı (BaĢar MM, Çakmak A, Eds). Geriatri Derneği ve Kırıkkale Üniversitesi
Yayını, 2008; 23-35.
12. Spoelstra S, Given B, Von Eye A, Given C. Fall Risk in Community-Dwelling Elderly Cancer
SurvivorsJ
Gerontol
Nurs.
2010
Jan
28:2-10.
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/20128528?itool=EntrezSystem2.PEntrez.Pubmed.Pubm
ed_ResultsPanel.Pubmed_RVDocSum&ordinalpos=1. EriĢim: 8 ġubat 2010.
13. Takemasa S.Factors affecting QOL of the home-bound elderly disabled. Kobe J Med Sci. 1998
Jun;44(3):99-114.
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/10209931?itool=EntrezSystem2.PEntrez.Pubmed.Pubm
ed_ResultsPanel.Pubmed_RVDocSum&ordinalpos=8
14. Yazgan Ç, Kora K, Topçuoğlu V, KuĢçu K. Huzurevinde Kalan Demansı Olmayan YaĢlılarda
YaĢam Kalitesini Etkileyen Faktörler. Türk Geriatri Dergisi 2006; 9 (3): 143-149.
104
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
YAġLILARDA YAġAM KALĠTESĠ-DEĞERLENDĠRME VE ÖLÇEKLER
Doç. Dr. Rezzan GÜNAYDIN
Ġzmir Bozyaka Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği
Dünyada ―demografik devrim‖ oluĢmakta ve popülasyonun demografik profili yaĢlılara doğru yer
değiĢtirmektedir. Hem geliĢmiĢ hem de geliĢmekte olan ülkelerde yaĢlı popülasyonun sayısında büyük
oranda ve süregen bir artıĢ söz konusudur. Bu olgu hem fertilite oranlarında hem de tüm yaĢlardaki
mortalite hızlarında azalmanın bir sonucudur. ġu anda ≥ 60 yaĢ üzeri kiĢilerin sayısının 629 milyon
olduğu ve bunun 2/3‘ünün geliĢmekte olan ülkelerde yaĢadığı tahmin edilmektedir. Bu sayının 2025‘de
iki kat, 2050‘de üç kat artacağı düĢünülmektedir. YaĢlı popülasyonundaki artıĢın geliĢmekte olan
ülkelerde geliĢmiĢ ülkelere göre daha fazla olacağı, 2050‘de dört kat artarak tüm dünyadaki yaĢlı
popülasyonun %75‘nin bu ülkelerde yaĢayacağı da bildirilmektedir. Oldukça hızlı bir Ģekilde artan yaĢlı
popülasyonda yaĢam kalitesinin korunması ve artırılması hem bu yüzyıl hem de önümüzdeki yüzyılda
sağlık alanındaki en önemli hedeflerden biri olmalı ve geriatrik rehabilitasyonun temel prensipleri
arasında yer almalıdır.
Daha uzun yaĢam hem önemli fırsatlar hem de zorluklar ortaya çıkarır. Pek çok arzu ve isteğini
gençliğinde elde etmiĢ olan yaĢlı birey kiĢiselliği ve sosyalliğine katkı sağlayacak ve geliĢtirecek önemli
fırsatlara sahiptir. Bu fırsatlar yaĢam doyumu sağlayarak oldukça pozitif etkiler oluĢturur. Bununla
birlikte ilerleyen yaĢ ile bağımsızlık, sosyal iletiĢim, sağlık hizmetleri ve topluma katılım ile iliĢkili
güçlüklerle de karĢılaĢılır. YaĢlı bireyler; azalmıĢ fiziksel ve mental beceriler, emeklilik ve emekli
maaĢına bağımlı olmak, eĢ, aile bireyleri ya da arkadaĢ kaybı sonucu yalnız kalma nedeniyle daha
hassas ve korunmasızdır. YaĢlı bireylerin eksponansiyel olarak artan sayısı ve yaĢlanmanın getirdiği
fırsatlar ve güçlükler dikkate alındığında yaĢam kalitesi yaĢlı bireylerin yaĢam deneyimlerini saptamada
anahtar son noktadır. Bu nedenle yaĢlı bireylerde kullanılan yaĢam kalitesi ölçümleri güvenilir ve
geçerli olmalıdır. YaĢlıların yüksek oranda kronik hastalıklara sahip olmaları, kronik kalp hastalıkları ve
demans gibi bazı hastalıkların daha sonraki yaĢamı etkilemesi nedeniyle yaĢlılarda sağlıkla iliĢkili yaĢam
kalitesinin (SYK) uygun bir Ģekilde değerlendirilmesi daha da önemlidir.
Sağlık son durumunun mortalite ve teknik baĢarının değerlendirilmesi gibi geleneksel ölçümler ile
değerlendirilmesi hastanın iyilik halinin yeterli bir göstergesi değildir. Tedavi sonuçlarının sadece
semptomatoloji ve teknik baĢarı açısından sunulması oldukça basittir ve tedavi uyumsuzluğuna neden
olabilecek ve kiĢinin yaĢam kalitesini bozabilecek faktörleri açıklamaz. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖWHO) 1947‘de sağlığı, sadece hastalığın veya yetersizliğin bulunmaması olarak değil aynı zamanda
fiziksel, mental ve sosyal iyilik halinin de varlığı olarak tanımlamıĢtır. Bu nedenle SYK‘da düzelme
sağlamayan sadece geleneksel biyomedikal özellikleri düzelten bir tedavinin baĢarısı kısıtlıdır. Bunun
sonucu olarak yaĢam kalitesi son üç dekattan beri önemli bir sağlık son durum değiĢkeni olmuĢtur.
Literatürde 1973 öncesi yaĢam kalitesi ile ilgili yayın yokken 1980 ortalarına doğru eksponansiyel bir
artıĢ olduğu ve sadece 2004‘de 1600 yayın olduğu gözlenmektedir. Son beĢ yılda 65 yaĢ üzeri kiĢilerde
yaĢam kalitesi ile ilgili 3151 yayın olduğu bunların da 79‘unun derleme olduğu gözlenmektedir
YaĢam kalitesinin tanımlanması ve ölçülmesi
YaĢam kalitesini ifade eden pek çok tanımlama olmasına rağmen bunlar tanımlayıcı olmaktan çok
betimleyicidir. Tanımlama olmaması yaĢam kalitesi ile ilgili araĢtırmalarda ortaya çıkan uyuĢmazlıkların
nedeni olmuĢtur. YaĢam kalitesini değerlendirmeyi amaçlayan pek çok ölçüm geliĢtirilmiĢtir fakat çok
azı yaĢam kalitesini oluĢturan boyutların neler olduğunu belirlemeye çalıĢmıĢtır. Son zamanlarda yaĢam
kalitesi değerlendirmelerinin çok boyutlu olması ve subjektif özellikleri içermesi ile ilgili fikir birliği
vardır. Ayrıca yaĢam kalitesi ve SYK‘nın ayrı ayrı belirlenmesi ile ilgili de görüĢ birliği oluĢmuĢtur.
YaĢlılarda yaĢam kalitesi ölçümü ile ilgili fikir birliği yoktur. Arnold; bu popülasyonda yaĢam kalitesi
değerlendirmelerinin fiziksel fonksiyon ve semptomlar, emosyonel, davranıĢsal, kognitif ve entelektüel
105
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
fonksiyonlar, sosyal fonksiyon ve destek varlığı, yaĢam doyumu, sağlıkla ilgili algılar, ekonomik durum,
ilgi alanlarını ve boĢ zamanları değerlendirebilme, seksüel fonksiyon, enerji ve vitaliteyi içermesi
gerektiğini vurgulamıĢtır. Darnton-Hill yaĢlılarda hem yaĢam kalitesi hem de yaĢam beklentilerini
belirlemede sosyoekonomik faktörlerin özellikle de gelirlerin önemli olduğunu belirtmiĢtir.
YaĢlılarda yaĢam kalitesinin ölçülmesinde problemler
YaĢlılarda yaĢam kalitesi ile ilgili araĢtırmaların çoğu genç popülasyonlarda veya spesifik hasta
gruplarında kullanım için geliĢtirilmiĢ ölçeklerle yapılmıĢtır. Üstelik çalıĢılan popülasyonlar sıklıkla
huzurevlerinden seçilmiĢtir. Bu nedenle bulguların genelleĢtirilmesi kısıtlı olabilir. YaĢlı popülasyon hem
sağlıklı hem de sağlığı bozulmuĢ bireyleri kapsar. Sağlıkta azalma olurken psikolojik iyilik hali gibi
SYK‘nın subjektif boyutlarının değiĢkenliğinde artıĢ olduğu gözlenmektedir. YaĢlı popülasyonun
heterojen olması nedeniyle tüm uygulamalar için uygun olabilecek tek bir ölçümün kullanılması zordur.
Ayrıca hastalıkların etkisini değerlendirmek üzere geliĢtirilmiĢ ölçekler sağlıklı popülasyonu
değerlendirmek için uygun değildir. Farklı uygulama tipleri için farklı ölçekler gereklidir. Eğer uygulanan
ölçek o popülasyon için geliĢtirilmemiĢ ise tavan ve taban etkilerinin ortaya çıkma olasılığı yüksektir.
Örneğin; depresyonu değerlendiren pek çok ölçek somatik sorular içerir ve yaĢ ile ilgili fonksiyonel
kısıtlılığı olanlarda abartılı skorlar ortaya çıkabilir. Hastaları değerlendiren ölçeklerin çoğunun orijini
dikkate alındığında, sağlıklı yaĢlıların çoğu gerçekte yaĢam kalitelerinin çok iyi olduğunu düĢündükleri
için bu bireyleri değerlendirmede çok az değere sahiptirler.
YaĢlılarda sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi
SYK kavramı DSÖ‘nün sağlıkla ilgili olarak 1947 yılında yaptığı orijinal tanımlamaya dayanır. WHOQoL
çalıĢma grubu 1993 yılında yaĢam kalitesini bireyin içinde yaĢadığı kültürel değerler sistemi ve kendi
beklentileri açısından yaĢamdaki durumu ile ilgili algısı olarak tanımlamıĢtır. Patrick ve Erickson SYK‘yı;
hastalık, yaralanma, tedavi veya kurallar tarafından etkilenen yetersizlik, fonksiyonel durum, algı ve
sosyal fırsatlar tarafından modifiye edilen yaĢam süresine biçilen bir değer olarak tanımlamıĢtır. Genel
olarak kabul edilen görüĢe göre SYK‘nin ölçülmesinde fiziksel fonksiyon, psikolojik durum, ağrı gibi
somatik semptomlar, iliĢkileri içeren sosyal fonksiyon, seksüel fonksiyon, meslekle ilgili fonksiyon ve
finansal durum gibi çok sayıda önemli alan değerlendirilmelidir.
Hickey ve arkadaĢları yaĢlılarda SYK ölçekleri ile ilgili derlemelerinde hem jenerik hem de spesifik
ölçeklerin bu amaçla kullanıldığını bildirmiĢlerdir. Bu derlemede 37 çalıĢma değerlendirilmiĢ ve
çalıĢmaların 33‘ünde jenerik, 8‘inde ise hastalık spesifik ölçek kullanıldığı saptanmıĢtır. En sık kullanılan
jenerik ölçeğin SF-36, spesifik ölçeğin ise Minnesota Kalp Yetmezliği ile YaĢam Ölçeği (Minnesota
Living with Heart Failure Questionnaire-MLHFQ) olduğu gözlenmiĢtir. Ancak yazarlar çalıĢmaların hiç
birinde ileri yaĢa spesifik olarak geliĢtirilmiĢ bir ölçek kullanılmadığını ve kısmen bunun sonucu olarak
SYK‘nın ileri yaĢ gruplarında önemli olabilen diğer boyutlardan çok fiziksel fonksiyonun etkisi altında
kalmıĢ olabileceğini bildirmiĢlerdir.
SYK‘nın aynı çalıĢmada gençler ve yaĢlılar arasında karĢılaĢtırılması bu problemlerden bazılarını ortaya
çıkarmak için kullanılabilir. Bu çalıĢmalardan bir tanesi Trief ve arkadaĢları tarafından insülin ile tedavi
edilen diyabetik hastalarda yapılmıĢ ve yaĢlı hastalar ile gençlerin SYK‘ları karĢılaĢtırılmıĢtır. Beklenildiği
gibi yaĢlı hastaların jenerik ölçeğin mental bölümünde daha iyi oldukları ancak fiziksel bölüm açısından
kötü durumda oldukları gözlenmiĢtir. Hastalığa spesifik ölçeklerde yaĢlıların daha fazla doyuma, daha
az emosyonel etkiye ve daha iyi baĢa çıkma yeteneğine sahip olduğu da saptanmıĢtır.
YaĢam kalitesinin kullanımı
YaĢam kalitesi ile ilgili tartıĢmalar iki bin yıl önce Aristo tarafından baĢlatılmıĢtır ancak ne anlam ifade
ettiği ile ilgili tartıĢmalar hala devam etmektedir. Aristo‘ya göre iyi yaĢam kalitesi sadece iyi bir yaĢama
sahip olmak değil aynı zamanda onu devam ettirmektir. Bu durum yaĢam kalitesini sürdürmek için
taktiklerin oluĢturulduğu yaĢam olarak tanımlanan ileri yaĢlarda daha çok geçerlidir. YaĢlıların çoğu bu
taktikleri geliĢtirme konusunda ustalaĢmıĢtır. Hasta tedavi hedefleri içine yaĢam kalitesini dahil etmek
106
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
klinisyene fikir verebilir. Bir tedavi sonrasında klinik olarak anlamlı bir değer oluĢturması için yaĢam
kalitesi skorlarındaki farklılığın ne olması gerektiği ile ilgili güçlük vardır. Hastalar en az değiĢim olan bir
değeri faydalı olarak algılar ve onu yerine koymak için tedavilerini değiĢtirme gereksinimini belirtirler.
Klinisyen için ise bir müdahale önerebilmek için değiĢimin en küçük etki büyüklüğüne sahip olması
gereklidir. Ancak anlamlı değiĢim; değiĢimin nasıl kavramsallaĢtırıldığı, kullanılan yaĢam kalitesi
ölçeğinin ne olduğu, pozitif veya negatif değiĢim olup olmadığı ve baĢlangıç skorlarının ne olduğu gibi
çeĢitli durumlara bağlıdır.
YaĢam kalitesi ölçekleri
Hasta tarafından bildirilen sağlık üzerine odaklanmanın sonucu olarak pek çok ölçek geliĢtirilmiĢtir ve
çeĢitli sağlık ve hastalık durumları için seçilmiĢ ölçekler mevcuttur. Hasta tarafından bildirilen sağlık
ölçekleri (HBSÖ) iki kategoride sınıflandırılabilir: jenerik ve spesifik. Jenerik ölçekler yaĢ, hastalık veya
tedaviye spesifik değildir, hem hasta hem de genel popülasyon ile ilgili SYK‘nın çok yönlü kavramlarını
kapsar. Bu nedenle her iki popülasyonda da uygulanabilir. Popülasyon temelli normal değerler
hesaplanabilir ve böylece genel popülasyon ve spesifik hastalık gruplarından elde edilen verilerin
yorumlanması sağlanabilir.
Jenerik ölçekler iki grupta sınıflanır: sağlık profilleri ve yararlılık ölçekleri. Sağlık profillerinde SYK‘nin
farklı alanları ayrı ayrı skorlanır. Bazen tek ya da özet skor oluĢturulabilir ancak profil kullanımını
destekleyenler ölçümün ayrı alanlar içinde yapılmasının daha anlamlı olduğunu ileri sürerler. SF-36 en
sık kullanılan jenerik sağlık profilidir. Fiziksel ve sosyal fonksiyon ile mental sağlığı içeren sekiz alandan
oluĢur. Yararlılık ölçekleri SYK‘nin genellikle birkaç alanını içermesine rağmen ağırlıklı olarak tek bir
indeksten oluĢur ve 0 ölümü 1 mükemmel sağlığı ifade eder. EuroQoL (EQ-5D) yararlılık ölçeğine bir
örnektir ve sağlık durumunun indirekt değerinin saptanmasını kapsar. Yararlılık ölçeklerinin avantajı
maliyet-yarar ekonomik analizlerinde kullanım için önerilmesidir. Dezavantajı ise tek bir skora sahip
olmasının verilerin yorumlanmasını kısıtlamasıdır.
Spesifik ölçekler özel bir hastalığa (diyabet gibi), hasta popülasyonuna (yaĢlılar gibi), spesifik bir
probleme (ağrı gibi) veya tanımlanmıĢ bir fonksiyona (günlük yaĢam aktiviteleri gibi) spesifik olabilir.
Hastalık spesifik ölçekler içeriğinin spesifik olması nedeniyle daha fazla klinik uygulamaya sahiptir ve
duruma spesifik değiĢikliklere artmıĢ duyarlılık ile iliĢkilidir. Jenerik ölçeklerin geniĢ içeriği spesifik
ölçeklerle elde edilemeyen tedavi yan etkilerini ve eĢlik eden bulguların saptanmasını sağlar. Bu
nedenle bu ölçekler tedavi etkinliği belirsiz olan yeni sağlık bakım teknolojilerinin etkisini
değerlendirmede yararlıdır. Bununla birlikte geniĢ içerik küçük ancak önemli değiĢikliklere duyarlılığı
azaltabilir. Bu nedenle sağlık son durum değerlendirmelerinde jenerik ve spesifik ölçeklerin birlikte
kullanılması önerilir.
HBSÖ; rutin hasta bakımı, klinik araĢtırmalar, denetim ve kalite güvencesi, popülasyon araĢtırmaları,
kaynakların paylaĢımı gibi konularda giderek artan bir Ģekilde kullanılmaktadır. Ancak hangi ölçeğin
kullanılması gerektiği ile ilgili fikir birliği yoktur. Ölçek özelliklerinin yapısal olarak incelenmesi ölçeğin
seçimi ve standardizasyonu için ön gerekliliktir. Spesifik popülasyonlarda (yaĢlı bireyler gibi)
uygulanacak ölçeklerin özelliklerinin saptanması gereklidir. Ölçeğin güvenilir ve detaylı bilgi sağlaması
için güvenilirlik, geçerlilik, tekrarlanabilirlik, yanıt verilebilirlik, kabul edilebilirlik, doğruluk ve
uygulanabilirlik özelliklerine sahip olması gerekir.
Pek çok çalıĢmacı yaĢlılarda sağlık ile iliĢkili yaĢam kalitesinin çok boyutlu değerlendirilmesinin gerekli
olduğunu (yaĢlılara spesifik ölçeklere ek olarak jenerik ve hastalık spesifik ölçekler) bildirmektedir.
YaĢlılarda SYK değerlendirilirken dikkat edilmesi gereken iki önemli nokta vardır. Ġlki, yaĢlılarda yaygın
olarak kullanılan SYK ölçekleri yaĢlı bireyler için geliĢtirilmemiĢtir. Bu ölçekler fiziksel yeteneği normal
olan daha genç eriĢkinler için geliĢtirilmiĢtir. Bu nedenle yaĢlıların SYK değerlendirimleri fiziksel
fonksiyonların aĢırı vurgulanması nedeni ile daha düĢük olarak değerlendirilecektir. Ġkincisi, günümüze
kadar yaĢlı spesifik yaĢam kalitesi ölçeği geliĢtirmeye yönelik çok az uğraĢı olmasıdır. Son zamanlarda
107
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
erken yaĢlılık dönemindeki kiĢilerde sosyolojik bakıĢ açısından kullanım için 19 soru içeren bir anket
olan CASP-19 geliĢtirilmiĢtir. YaĢlı gruplar için bir diğer ölçek WHO tarafından uluslararası 22 merkezin
katılımı ile geliĢtirilmiĢtir. WHOQOL-Old; WHOQOL-100‘ün yaĢlı spesifik bir versiyonudur. Hem CASP-19
hem de WHOQOL-Old yaĢam kalitesinin jenerik ölçekleridir ve SYK‘nin ölçümü olarak
tasarlanmamıĢlardır.
Sonuç olarak; jenerik veya hastalığa spesifik ölçeklerin genç popülasyonlarda gösterdikleri iyi ölçüm
özelliklerini yaĢlı popülasyonda da aynı derecede gösterecekleri varsayılamaz. Bu nedenle
araĢtırmalarda veya klinik pratikte kullanmak için hasta tarafından değerlendirilen bir ölçek seçilirken;
öğe içeriğinin uygunluğu, önerilen uygulama ve hasta popülasyonu ile bağıntısı ve seçilen popülasyon
ve ortam için ölçek özelliklerinin uygunluğu dikkate alınmalıdır.
Yararlanılan baĢlıca kaynaklar
1. Hickey A, Barker M, McGee H, O'Boyle C. Measuring health-related quality of life in older
patient populations: a review of current approaches. Pharmacoeconomics 2005;23:971-93.
2. Arslan ġ, Gökçe Kutsal Y. Geriatride yaĢam kalitesinin değerlendirimi. Geriatri 1999; 2: 173-78.
3. Netuveli G, Blane D. Quality of life in older ages. Br Med Bull 2008;85:113-26.
4. Haywood KL, Garratt AM, Fitzpatrick R. Quality of life in older people: a structured review of
generic self-assessed health instruments. Qual Life Res 2005;14:1651-68.
5. O'Boyle CA. Measuring the quality of later life. Philos Trans R Soc Lond B Biol Sci
1997;352:1871-9.
6. Trief PM, Wade MJ, Pine D, Weinstock RS. A comparison of health-related quality of life of
elderly and younger insulin-treated adults with diabetes. Age Ageing 2003; 32: 613–18.
7. Haywood KL, Garratt AM, Schmidt LJ, Mackintosh AE, Fitzpatrick R. Health status and quality
of life in older people: a structured review of patient-reported health instruments report from
the patient-reported health instruments group to the department of health, 2004.
(http://phi.uhce.ox.ac.uk). EriĢim tarihi: 30 Ocak 2010.
108
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
YAġLILIKTA YAġAM KALĠTESĠNĠ ETKĠLEYEN NEDENLER
Dr. Pembe KESKĠNOĞLU, PhD
Ġzmir Ġl Sağlık Müdürlüğü
Doğurganlığın azalması ve doğumda beklenen yaĢam süresinin uzaması ile yaĢlı nüfus tüm dünyada
artmaktadır. 2000 yılında 600 milyon olan 60 yaĢ üzerindeki kiĢi sayısının 2050 yılında 2 milyara
ulaĢacağı öngörülmektedir. Ülkemizde de yaĢlı nüfus artmaktadır; 2000 yılında %5.6 olan 65 yaĢ ve
üzeri nüfus oranı, 2009 yılında %7.0‘a ulaĢmıĢ, yaĢlı kiĢi sayısı 5 milyonun üzerine çıkmıĢtır. Bu sayının
2020-2025‘te 8 milyonu bulacağı tahmin edilmektedir. GeliĢmekte olan ülkelerde tüm nüfus içindeki
yaĢlı nüfus oranı kadar, yaĢlı nüfusun hacimsel (sayısal) büyüklüğü de dikkate alınmalıdır. YaĢlı nüfus
tüm dünyada artmakla birlikte geliĢmekte olan ülkelerde artıĢ hızı daha fazladır. 2025 yılında tüm
yaĢlıların %70‘inin geliĢmekte olan ülkelerde yaĢayacağı düĢünülmektedir. Uzun yıllardır nüfusun
yaĢlanması olgusu ile karĢı karĢıya olan geliĢmiĢ ülkeler sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerini yaĢlı
nüfusun sorunlarının çözümü için ayarlamıĢtır. Buna karĢılık geliĢmekte olan ülkeler, belli bir refah
düzeyine eriĢmeden ve diğer yaĢ gruplarının sağlık problemlerini çözmeden nüfusun yaĢlanması
problemi ile karĢı karĢıya kalmıĢtır.
Olumlu olmayan bir bakıĢ açısıyla tanımlama yapılırsa, yaĢlılık dönemini, bireyin üretimden çekildiği,
rol, statü kayıpları yaĢadığı, bağımlılığın ve kaza riskinin arttığı, fiziksel gücün azaldığı, yeti yitimlerinin
arttığı, bedenin dıĢ çevreye uyumunun zayıfladığı, bağıĢıklık sisteminin zayıflamasından dolayı
hastalıklara yatkın olduğu, dejeneratif ve kronik hastalıkların yaĢandığı, ilaç tüketiminin arttığı bir
dönem ve bu dönemin hem sağlık sistemini hem de sosyal ve ekonomik sistemleri ilgilendiren çok
sektörlü ve çok disiplinli bir hizmet gerektiren önemli bir toplum sağlığı sorunudur. YaĢlılık dönemine
olumlu bir tanımlama yapmayan yukarıdaki yaklaĢım, özünde yaĢlılıkla ilgili gerçeklik ve temel çözüm
önerisini barındırmaktadır. YaĢlılık, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da ―çevresel faktörlere uyum
sağlayabilme yeteneğinin azalması‖ olarak tanımlanmıĢtır. YaĢlılıkta uyum yeteneğinin azalmasına ek
olarak kronik hastalıklar, bağımlılık ve özürlülük artmaktadır. Bu durumda yaĢlılıkta sağlıklı yaĢlanma,
özürlülük ve bağımlılıkla geçirilen yılların azaltılması, yaĢanılan yılların kalitesi gibi konular öne
çıkmaktadır.
YaĢlılık dönemine bakıĢ açısı, yalnızca yaĢlıya gereksinimi olan sağlık ve bakım sağlamayı değil,
toplumla bütünleĢme, kaybolan statü ve rollerin yeniden kazanımı, iĢlevlerin artırılması, boĢ zamanların
etkili değerlendirilmesi, üretken, baĢarılı ve bağımsız bir yaĢlanma, psikolojik
ve sosyal yönden de iyilik halinin sağlanması, geliĢtirilmesi ve yaĢamdan zevk alma gibi konuları da
içermelidir. Bu nedenle, günümüzde yaĢlılık ile ilgili hazırlanan politika ve programlar yaĢam kalitesinin
arttırılmasını hedeflemelidir.
YaĢam kalitesi genel anlamda bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal iyilik hali olarak ifade edilmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü yaĢam kalitesini kendi amaçları, beklentileri, standartları ve ilgilerini göz önüne
alarak bireylerin içinde yasadıkları kültür ve değerler sisteminde kendi konumlarını algılamaları
biçiminde tanımlamaktadır. YaĢlılık dönemi yaĢam kalitesinin azaldığı dönemlerin baĢında gelmektedir.
Bu dönemde yaĢam kalitesinin değerlendirilmesi önem kazanmaktadır. YaĢlılık döneminde geçirilen
yılların kalitesini de değerlendirmede göz önünde bulunduran çeĢitli ölçütler oluĢmuĢtur. Bu ölçütlere
bir örnek, ülkelerin geliĢmiĢliklerinin değerlendirildiği doğumda beklenen yaĢam süresi ile birlikte,
sağlığa ayarlanmıĢ yaĢam yılının birlikte değerlendirilmesi gereğidir. Bu iki sürecin uzaması ve
arasındaki farkın azaltılması, sağlıklı yaĢlanma ve yaĢam kalitesinin arttırılması ile ilgilidir.
YaĢlılarda yaĢam kalitesini azaltan nedenlerin baĢında, yaĢla birlikte artan sağlık sorunları ve sağlık
durumu değiĢkenleri akla gelir. Ancak yaĢam kalitesini etkileyen pek çok neden bulunmaktadır. Bu
nedenler Ģu Ģekilde gruplandırılabilir.
109
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
1.
2.
3.
4.
5.
a.
b.
YaĢlının bireysel özellikleri: Cinsiyet, yaĢ ve doğuĢtan getirilen bazı kalıtsal özellikler yaĢam
kalitesini etkilemektedir.
Sosyal değiĢkenler: Toplum içerisinde yaĢlıların yaĢamlarını uyum içinde sürdürmelerini ve
toplumun da yaĢlıya karĢı olan sosyal desteğini gösteren değiĢkenlerdir. Toplumda yaĢlının
kendisi ile ilgili kararlara ve önemli süreçlere katılımının sağlanması olarak da ifade edilebilecek
sosyal aktiflik, sosyal güvence ve yaĢlının kendini güvende hissetmesi, kamu güvenliğinin
bütünsel olarak sağlanması, yaĢlı bireyin yaĢamını rahat sürdürmesine olanak tanıyan alıĢtığı
bir ortamda yaĢamını sürdürebilmesi, yaĢadığı toplumda sosyal izolasyona maruz kalmaması,
yaĢlı bireyin bilgi ve deneyimlerinden yararlanma ve saygınlığının sağlanması, toplumda her
alanda yaĢa bağlı ayrımcılığın engellenmesi, toplumsal/bireysel örselenme ve ihmalin
önlenmesi gibi çok geniĢ değiĢkenleri içermektedir. Sosyal olarak aktif, katılımcı bir yaĢlılık için,
yaĢlı bireyin yaĢlanma öncesinden itibaren okuryazarlığın sağlanması, eğitim düzeyinin
yükseltilmesi ve yaĢlanma sürecinde de eğitsel-biliĢsel etkinliklerin sürekliliğinin yaĢlının
durumuna uygun olarak sağlanması önemlidir. YaĢlının eğitimi, yaĢam kalitesini etkileyen tüm
değiĢkenlerle etkileĢim içindedir. Ülkemizde yaĢanmakta olan sosyo-demografik değiĢim,
yaĢlının sosyal yaĢamı için önemli değiĢkenlerden birisini oluĢturmaktadır. Kırdan kente göç ile
birlikte geniĢ aile yapısından çekirdek aile yapısına doğru evrilme, yaĢlının ailesinden aldığı
gerekli ilgi, bakım ve destekten yoksun kalması, bu destek yerine kurumsal destek ve
aktivitelerin sağlanamaması ile yaĢlının sosyal açıdan yalnızlaĢması bu demografik dönüĢümün
olumsuz sonuçları olarak dikkati çekmektedir.
Ekonomik değiĢkenler: En önemli değiĢken, yaĢlının emeklilik döneminde insani koĢullarda
yaĢamını sürdürecek düzeyde geçimini sağlayacak bir gelir varlığı ve bu gelirin sürekliliğidir.
Sosyal güvenlik sistemlerin varlığı ve sistemin tüm yaĢlıları kapsaması, sosyal güvenlik
sistemlerinin yaĢlının gereksinim duyduğu tüm sağlık hizmetlerini ve gerektiğinde bakım
hizmetlerini de karĢılayabilmesi önem taĢımaktadır. YaĢlılıkta iĢgücüne katılım ekonomik
değiĢkenler arasındadır ve iki yönlü olarak incelenmelidir. ĠĢgücüne zorunlu katılım sosyal
güvenliğin yetersizliği ile ilintilidir. Tersi durum yani yaĢlının iĢgücüne isteyerek katılımının
engellenmesi ise yaĢa bağlı ayrımcılıktır ve yaĢlının saygınlığının olmaması durumunda daha
çok görülmektedir. Her iki durumun da önlenmesi gerekir. Üretken bir yaĢlılığın yaĢam
kalitesini arttıracağı düĢünülse de, yaĢlının çalıĢma yaĢamı ile ilgili durumlar, yukarıdaki iki
özellik dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Özellikle geliĢmekte olan ülkelerde yaĢlıların
iĢgücünde güvencesiz, düĢük ücretle ve ucuz iĢgücü olarak çalıĢtırılması yaĢlının yaĢam
kalitesini arttırmaz. YaĢlının yoksulluğunun ve uygunsuz koĢullarda çalıĢtırılmasının önlenmesi
için, emekli olup çalıĢma yaĢamından ayrılan bireylere uygun düzeyde yaĢam kalitelerini
sağlayabilecek yeterli emekli maaĢı ödemesi yapan, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkeleri
dıĢında, pek fazla ülke yoktur. Ülkemizde memur, iĢçi ve esnaf emeklileri ile 2022 sayılı yasaya
göre altmıĢ beĢ yaĢ ve üstü muhtaç yaĢlılara ödenen aylıklar oldukça düĢüktür. Ülkemizde
yaĢlıların emeklilik sonrası yaĢamlarını kendi koĢullarına göre yeterli bir düzeyde
sürdürebilmeleri için gerekli ekonomik güvenceden yoksun oldukları, ekonomik sıkıntılar
yaĢadıkları ve bu durumunun yaĢam kalitelerini olumsuz etkilediği söylenebilir.
Psikolojik, moral değiĢkenler: YaĢlının genel mutluluk ve doyum duygularının yer aldığı
değiĢkenlerdir. YaĢlı bireyin sosyal (aile, akraba ve arkadaĢ çevresi) çevresinden aldığı doyum,
kendi sağlık durumundan duyduğu memnuniyet, yaĢlının psikolojik durumunu dolayısıyla da
yaĢam kalitesini olumlu etkiler.
Sağlık durumu değiĢkenleri:
Fonksiyonel durum: YaĢlının temel ve yardımcı yaĢam aktivitelerini yerine getirebilmesi,
bağımlılık durumu varsa bağımlı olduğu fonksiyonlarının yeterli Ģekilde desteklenmesi yaĢam
kalitesini olumlu etkiler. Manisa‘da yapılmıĢ bir çalıĢmada yaĢlıların günlük yaĢam
aktivitelerinde baĢkalarına bağımlı olması, yaĢam kalitesini en çok etkileyen etken olarak
saptanmıĢtır.
YaĢlanma ile ilgili sağlık sorunlarına etkin yanıt verebilecek sağlık hizmeti ve sağlık örgütünün
varlığı: Sağlık hizmeti sunulan tüm kurum ve kuruluĢlarda yaĢlanma ile ilgili sağlık sorunlarının
110
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
c.










d.





farkındalığının ve uygun yaklaĢımların sağlanmasının yanı sıra yaĢlı sorunlarına yönelik özel
merkezlerin de oluĢturulması gerekmektedir. YaĢlının gereksinim duyduğu sağlık hizmetinin
ulaĢılabilir ve kapsayıcı olması önem taĢır. YaĢlının yaĢam kalitesini etkileyen sağlık hizmeti,
yalnızca sağaltım ve rehabilite edici hizmetler Ģeklinde algılanmayıp, yaĢlının daha sağlıklı ve
aktif yaĢlanmasını sağlayacak koruyucu ve sağlığı geliĢtirici hizmetlerin etkin olarak sunulduğu
yaĢlı sağlığına bütüncül yaklaĢan bir sağlık hizmeti olarak anlaĢılmalıdır.
YaĢlanma ile ortaya çıkan ve kontrol edilmesi gereken önemli sağlık sorunları:
Kalp damar hastalıkları
Hipertansiyon
Ġnme
Diyabet
Kanserler
Kronik obstriktif akciğer hastalıkları (KOAH)
Mental ve psikolojik sağlık sorunları (Demans, Alzheimer, depresyon)
Ġnkontinans
Osteoporoz ve artrit gibi kas ve hareket sistemi sorunları
ĠĢitme, görme ve diĢ sağlığı sorunları
DüĢme ve kazaların engellenmesi
YaĢlının yeterli ve sağlıklı beslenmesi, kilo kontrolü
Fiziksel eylemsizlik
YaĢlının sağlığını olumsuz etkileyen alıĢkanlıklar: sigara, alkol ve diğer madde kullanımının
kontrolü
YaĢlı sağlığının korunması ve geliĢtirilmesi: yaĢlılık dönemi öncesinden baĢlayarak yaĢamın tüm
evrelerinde sağlık eğitimi ile birlikte gerekli tüm giriĢimlerin (örneğin yaĢlılık döneminde
bağıĢıklama programları) yaĢlının katılımı sağlanarak, uygulanabilmesi gerekir.
Bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinin sunulması
6. YaĢlının yaĢadığı çevresel değiĢkenler: YaĢlının yaĢadığı fiziksel çevrenin, yaĢlının sağlığı ve
azalan fonksiyonel durumu gözetilerek oluĢturulması ve gerekli çevresel düzenlemelerin
sağlanması yaĢlının yaĢam kalitesini olumlu etkiler. YaĢlı dostu sağlık kurumları, yaĢlı dostu
kent uygulamaları bu çevresel düzenlemelere örnek olarak verilebilir. Ayrıca yaĢlının yaĢadığı
evin kaza ve düĢmeler açısından güvenli olması sağlanmalıdır.
Sonuç olarak; yaĢam kalitesi her ne kadar yaĢlı bireyin kendi algısı etrafında Ģekillense de
değiĢtirilebilir, önlenebilir pek çok neden yaĢlının yaĢam kalitesini etkilemektedir. YaĢlı sağlığı ile ilgili
politikalar geliĢtirilirken, yaĢlının yaĢam kalitesini etkileyen nedenlerin birbiri ile olan etkileĢimleri de
göz önünde bulundurularak, bütünsel bir risk yaklaĢımı ile yaĢlının yaĢam kalitesini etkileyecek
giriĢimler planlanmalıdır.
Yararlanılan baĢlıca kaynaklar
1. Active
Ageing,
A
Policy
Framework.
WHO
publications
2002.
http://whqlibdoc.who.int/hq/2002/WHO_NMH_NPH_02.8.pdf. EriĢim: 1 ġubat 2010.
2. Ageing. http://www.who.int/topics/ageing/en/. EriĢim: 31 Ocak 2010.
3. Arun Ö. YaĢlı Bireyin Türkiye Serüveni: Kaliteli YaĢlanma Ġmkânı Üzerine Senaryolar Gaziantep
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2008;7(2): 313-330.
4. Aslan D. YaĢlılık döneminde yaĢam kalitesi kavramı: Kadın sağlığı bakıĢı
http://www.huksam.hacettepe.edu.tr/Turkce/SayfaDosya/YaslilikDonemindeYasamKalitesiKavr
ami.doc. EriĢim: 3 ġubat 2010.
5. Baran AG. Yaslılıkta sosyalizasyon yaslılıkta ve yasam kalitesi. Yaslı Sorunları Arastırma Dergisi
2008;2:86-97.
111
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
6. DanıĢ
MZ.
YaĢlılık,
Yoksulluk
ve
Yalnızlık.
http://www.gebam.hacettepe.edu.tr/sosyal_boyut/yaslilik_yoksuluk_yanlizlik.pdf. EriĢim: 1
ġubat 2010.
7. Hacettepe Üniversitesi Geriatrik Bilimler AraĢtırma ve Uygulama Merkezi. YaĢlılıkta Kaliteli
YaĢam. http://www.gebam.hacettepe.edu.tr/yaslilikta_kaliteli_yasam_son.pdf. EriĢim: 1 ġubat
2010.
8. World
Development
Indicators
2009.
http://web.worldbank.org/WBSITE/EXTERNAL/DATASTATISTICS. EriĢim: 1 ġubat 2010
9. Kaya M, Aslan D, Acar-Vaizoğlu S, Doruk C, Dokur U, Biçici V, Gülen T, Dursun A, Erayman
A., Ertekin E. Ankara Keçiören Ġlçesine Bağlı Bir Mahallede YaĢayan 65 YaĢ ve Üzeri Bireylerin
YaĢam Kalitesi Özellikleri ve Etkileyen Faktörler. Turkish Journal of Geriatrics 2008;11(1):1217.
10. Özyurt BC, Eser E, Çoban G, Akdemir S N, Karaca Ġ, Karakoç Ö. Manisa Muradiye bölgesindeki
yaĢlıların yaĢam kalitesini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi. Turkish Journal of Geriatrics
2007;10 (3):117-123.
11. Sönmez Y, Uçku R, Kıtay ġ, Korkut H, Sürücü S, Sezer M, Çalık E, Kayalı D, YetiĢ Ç, ġentürk E,
Kuralay M, Gülcan M A. Ġzmir‘de Bir Sağlık Ocağı Bölgesinde YaĢayan 75 YaĢ Ve Üzeri
Bireylerde YaĢam Kalitesi ve Etkileyen Etmenler. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi
2007;21(3);145–153.
12. Telatar T, Özcebe H. YaĢlı nüfus ve yaĢam kalitelerinin yükseltilmesi. Turkish Journal of
Geriatrics 2004;7(3):162-165.
112
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ YAġLILAR ĠÇĠN YAġAM KALĠTESĠ MODÜLÜ (WHOQOLOLD) ve AVRUPA YAġLI TUTUM ANKETĠ (AAQ) TÜRKÇE SÜRÜMLERĠNĠN
GELĠġTĠRĠLME SÜREÇLERĠ
Dr. Sultan Eser
Ġzmir KĠDEM.
sultan.eser@gmail.com
Dünya Sağlık Örgütü YaĢlılar için YaĢam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD )
Dünyanın çeĢitli ülkelerinden 15 merkezin katılımı ile baĢlayan WHOQOL projesi, daha sonraki
merkezlerin de katılımı ile, Türkiye grubu dahil, 40 ülkeyi aĢan bir katılıma ulaĢmıĢtır. Genel amaçlı
WHOQOL ölçeği 24 bölüm (facet) ve 6 alan (domain) dan oluĢan 100 soruluk WHOQOL-100 (The
WHOQOL Group 1998) ve bunun kısa sürümü, 4 alandan oluĢan 26 soruluk WHOQOL-BREF olmak
üzere
iki
sürümden
oluĢmaktadır.
WHOQOL
ile
ilgili
daha
ayrıntılı
bilgiye
www.bayar.edu.tr/~saykad/whoqol.html (veya www.saykad.org) adresinden ulaĢılabilir.
Ana gerecin üretimini izleyen dönemde bu ölçeğin modüler ekleri çeĢitli projelerle sürdürülmektedir.
Bunlar, WHOQOL-Spirituality, WHOQOL-AIDS ve WHOQOL-OLD ölçekleridir. Halen sürmekte olan son
modül projesi de bedensel ve zihinsel engellilerde yaĢam kalitesi ile ilgili olan WHOQOL-DIS projesidir.
Türkiye‘den araĢtırmacılar, WHOQOL-AIDS dıĢındaki bütün projelerde yer almıĢlardır.
Avrupa Birliği 5inci çerçeve programı (QLRT-2000-00320) tarafından desteklenen, D.S.Ö. nün
himayesindeki WHOQOL çalıĢma grubu tarafından yürütülen WHOQOL-OLD projesi de bu zincirin bir
parçasıdır. Bu projenin amacı, WHOQOL yetiĢkin sürümünün yaĢlılar üzerindeki geçerliliğinin test
edilmesi ve gerekmesi durumunda değiĢiklikler ve/veya ekler yapılmasıdır. Proje 1999 yılında birçok
merkezin katılımı ile baĢlamıĢtır (tablo 2).
Halen yayımlanma aĢamasında olan proje sonunda tablo 1‘de izlenen modüler yapıya ulaĢılmıĢtır. 6
alandan oluĢan her bir modül dörder sorudan oluĢmaktadır. WHOQOL-OLD modülünün WHOQOL
ölçeğinin tamamlayıcısı olarak kullanılması önerilmektedir.
Tablo 1. WHOQOL-OLD Modül yapısı.
Soru
Boyut
sayısı
Duysal yetiler
4
Otonomi
4
GeçmiĢ, bugün ve geleceğe ait 4
aktiviteler
Sosyal katılım
4
Ölüm ve ölmek
4
Yakınlık
4
Soru no
1 + 2 + 10 + 20
3 + 4 + 5 + 11
12 + 13 + 15 + 19
Olası puan aralığı
(Min - Max)
4 - 20
4 - 20
4 - 20
14 + 16 + 17 + 18
6+7+8+9
21 + 22 + 23 + 24
4 - 20
4 - 20
4 - 20
113
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
WHOQOL-OLD GeliĢtirilme Süreci (eĢ zamanlı çapraz kültürel yaklaĢım):
AraĢtırma yöntemi konusunda katılımcı merkezlerin fikir birliğine varma sürecinde Delfi egzersizleri
yapılmıĢtır. Buna göre, Türkiye Ġzmir merkezinin de içinde olduğu 22 merkezin ortak yürüttüğü
araĢtırma yöntemi Ģu aĢamalardan oluĢmuĢtur:
1-Odak Gruplar
Odak grup tartıĢmaları 4 kısımdan oluĢmaktaydı:
a) yaĢlılar için önemli olan, yaĢam kalitesinin çeĢitli boyutları üzerinde genel (yapılandırılmamıĢ)
tartıĢma;
b) WHOQOL-100 ölçeğindeki soru ve boyutlar üzerindeki tartıĢmalar;
c) Önceden koordinatör merkez tarafından Delfi egzersizlerine dayanarak önerilmiĢ olan ve ölçekte
bulunmayan EK boyutlar hakkındaki görüĢlerin toplanması ve
d) Eksik olduğu ve ölçekte bulunması gerektiği düĢünülen ek boyutların her bir merkez tarafından
önerilmesi.
Her bir merkez, en az 4 yaĢlı grubu, 1 profesyonel grup ve 1 bakım veren grubu olmak üzere toplam 6
odak grup tartıĢması gerçekleĢtirmiĢtir. Türkiye merkezi WHOQOL-OLD psikometrik sonuçları
yayımlanmıĢtır (Erhan Eser, 2005).
2-Soru üretimi (Ġngilizce soru havuzu) : 6 boyuta ayrılacak olan toplam 40 soru üretilmiĢtir.
3- Çeviri aĢamaları (ileri ve geri çeviriler)
4- Pilot deneme (Bullinger ve ark. 2002), toplam 22 merkezin katılımıyla 40 soruluk anket üzerinde
gerçekleĢtirilmiĢtir (tablo 2).
Tablo 2. WHOQOL-OLD modulü projesine katılan merkezler
Merkez
Ülke
Pilot çalıĢma(n)
Edinburgh
Ġskoçya
303
Bath
Ġngiltere
331
Leipzig
Almanya
433
Barcelona
Ġspanya
302
Copenhagen
Danimarka
467
Paris
Fransa
130
Prague
Çek Cum.
350
Budapest
Macaristan
304
Oslo
Norveç
372
Victoria
Kanada
430
Melbourne
Australya
364
Seattle
ABD
235
Beer-Sheva
Israil
312
Tokyo
Japonya
410
Umea
Ġsveç
315
Guangzhou
Çin
478
Hong Kong
Çin
319
Porto Alegre
Brezilya
339
Montevideo
Uruguay
256
Ġzmir
Türkiye
345
Geneva
Ġsviçre
161
Vilnius
Litvanya
445
WHOQOL-OLD Grup
7401
Alan çalıĢması (n)
116
145
354
271
384
164
325
333
324
202
376
295
250
188
455
328
248
327
139
342
5566
5- Alan uygulaması ve psikometrik analizler (Power ve ark 2005).
Türkiye merkezi alan uygulaması anket kitinde, WHOQOL-Bref (WHOQOL kısa sürüm), WHOQOL-OLD
modülü, YaĢlı Depresyon Ölçeği (GDS-30) ve YaĢlı Tutum Ölçeği (AYTA-TR) ve sosyodemografik
114
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
sorular bulunmaktaydı. Türkiye merkezi WHOQOL-OLD psikometrik sonuçları yayımlanmıĢtır (Sultan
Eser, 2009). Ölçek psikometrik analizler sonucunda 24 soru ve 6 boyuttan oluĢmuĢtur.
Dünya Sağlik Örgütü – Avrupa “YaĢlanma Tutumu Anketi (AAQ)” Türkçe Sürümü (AYTATR)
Avrupa YaĢlı Tutumu Anketi (AYTA) (Attitudes of Aging Questionnaire AAQ), Türkiye adına Ġzmir
merkezinin de içinde bulunduğu, yukarıda sözü edilen WHOQOL projesi sürecinde 22 merkezin aynı
anda geliĢtirmiĢ olduğu diğer bir gereçtir. Ölçeğin Türkçe sürümü de dahil olmak üzere AYTA son alan
sürümünün oluĢturulma süreci AYTA global çalıĢmasında yayınlanmıĢtır (Laidlaw, 2007).
AYTA‘nin özellikleri:
BOYUT
Psikososyal Kayıp
Bedensel DeğiĢim
3
6
9
12
15
17
20
22
7
8
11
13
14
16
23
24
1
2
4
5
10
18
19
21
Madde (Soru)
Psikososyal GeliĢim
Madde (Soru) no
AYTA, her biri sekizer soru içeren üç boyut (Psikososyal Kayıp, Bedensel DeğiĢim ve Psikososyal
GeliĢme) olarak toplam 24 sorudan oluĢmaktadır. Her bir soru 1-5 arası değer alan 5‘li Likert tipi yanıt
ölçeği ile değerlendirmektedir. Boyut skorları en küçük 8, en büyük 40 puan arasındadır. Puan
yükseldikçe tutum iyileĢmektedir. AYTA boyutlarının içeriği Tablo 3‘de sunulmuĢtur.
AAQ geliĢtirilme sürecinde WHOQOL-OLD yönteminde kullanılan sürecin aynısı izlenmiĢtir. AAQ Türkçe
sürümü (AYTA-TR) psikometrik analizleri,genel olarak ATYA-TR‘nün Türk yaĢlılarının yaĢlılık tutum ve
algısını değerlendirmede kullanılabileceğini ancak AYTA boyutlarından Psikososyal GeliĢme boyutundan
elde edilecek sonuçların dikkatle yorumlanması gerektiğini ortaya koymuĢtur. Bu ölçek ile ileride
yapılacak çalıĢmaların sonuçları ölçeğin performasının daha iyi değerlendirilebilmesine olanak
verecektir.
Tablo 3. Avrupa YaĢlanma Tutumu Anketi Türkçe sürümünün (AYTA-TR) madde yapısı
YaĢlılık yalnızlık zamanıdır
YaĢlılık hayatın keyif kaçıran (içe kapanma) dönemidir.
YaĢlandıkça duygularım hakkında konuĢmak daha zor geliyor.
Ġleri yaĢı esas olarak kayıpların olduğu zaman olarak görüyorum.
YaĢlandıkça fiziksel bağımsızlığımı kaybediyorum.
YaĢlanınca yeni arkadaĢlar bulmak daha zor oldu.
YaĢlı olduğum için Ģimdi kendimi toplumun içinde hissetmiyorum.
YaĢım nedeniyle kendimi bazı Ģeylerden dıĢlanmıĢ hissediyorum.
Her yaĢta egzersiz yapmak (hareket etmek, spor yapmak) önemlidir.
YaĢlanıyor olmak, sandığımdan daha kolaymıĢ.
Kendimi yaĢlı hissetmiyorum.
Kimliğimi sahip olduğum yaĢ belirlemez.
YaĢımdan beklediğimden daha fazla enerjim var.
Fiziksel sağlığımla ilgili sorunlar yapmak istediklerimi engellemiyor.
Sağlığım bu yaĢımda beklediğimden daha iyi.
Egzersiz yaparak kendimi mümkün olduğu kadar dinç ve canlı tutuyorum.
Ġnsanlar yaĢlandıkça yaĢamla daha iyi baĢa çıkabilir.
YaĢlanmak bir ayrıcalıktır.
Bilgelik yaĢla edinilir.
YaĢlanıyor olmakla ilgili pek çok hoĢa giden (güzel) Ģey vardır.
YaĢlandıkça kendimi daha çok kabulleniyorum.
Tecrübelerimle kazandıklarımı gençlere aktarmak çok önemlidir.
Hayatımın bir fark yarattığına inanıyorum.
Gençlere iyi örnek olmak istiyorum.
115
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Yararlanılan baĢlıca kaynaklar
1. Bullinger M, Power MJ, Aaronson NK, Cella DF, Anderson RT, Creating and evaluating crosscultural instruments. In B Spilker B (ed), Quality of life and pharmacoeconomics in clinical
trials (2nd ed). Hagerstown, MD: Lippincott-Raven, 1996
2. Eser E, Eser S, Özyurt BC, Fıdaner C, Perceptıon of Qualıty of Lıfe By a Sample of Turkısh
Older Adults: Whoqol-Old Project Turkısh Focus Group Results, Turkish Journal of Geriatrics,
2005; 8 (4): 169-183.
3. Eser S, Saatlı G, Eser E, Baydur H, Fidaner C, YaĢlılar Ġçin Dünya Sağlık Örgütü YaĢam Kalitesi
Modülü Whoqol-old: Türkiye Alan ÇalıĢması Türkçe Sürüm Geçerlilik ve Güvenilirlik Sonuçları,
Türk Psikiyatri Dergisi, GeliĢ Tarihi: 02.02.2009 - Kabul Tarihi : 05.08.2009
4. Laidlaw K., Power MJ., Schmidt, S & the WHOQOL-OLD Group. The attitudes to ageing
questionnaire (AAQ): development and psychometric properties. Int J Geriatr Psychiatry, 2007
;22(4):367-79.
5. Power M, Quinn K, Schmidt S & the WHOQOL-OLD Group, Development of the WHOQOL-Old
module, Quality of Life Research 2005; 14: 2197–2214
6. The WHOQOL Group, Development of The World Health Organization WHOQOL-BREF quality
of life assessment. Psychological Medicine 1998; 28: 551 - 558.
116
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
HEMOFĠLĠ ÖRNEĞĠNDE BAKIM VERENLERĠN YAġAM KALĠTESĠ
Yrd.Doç.Dr. Selmin ġenol
Ege Üniversitesi Ġzmir Atatürk Sağlık Yüksekokulu, Bornova-ĠZMĠR
Günümüzde ilerleyen teknolojik geliĢmeler sağlık alanına da yansıyarak pek çok yeni tedavi
yöntemlerine fırsat tanımaktadır. Böylece kronik hastalıkların çoğunda kayıpların önüne geçilebilmekte
ve yaĢam süresi uzatılabilmektedir. Kronik hastalıkların tedavi edilebilirliği ile birlikte bakımın sunulması
da yaĢam boyu devam etmektedir.
Bakım Verme Kavramı;
Hastalıklarda bakımın sunulması çoğu kez hastanın kendisi dıĢındaki aile bireyleri tarafından bakımını
gerektirmektedir. Bakım verenler sıklıkla özel tıbbi bakım gereksinimi olan çocukların/bireylerin
bakımını üstlenmiĢ kiĢilerdir. Aile bakım verenleri olarak tanımlanan anne, baba, kardeĢler ya da yakın
akraba üyelerinden birinin hastaya bakım vermesi, sadece tedavinin uygulanması değil hastanın yaĢam
konforunu artırmayı da hedefler (Hunt 2003). Bu eylem çoğu kez; besin alıĢveriĢi ve yemek yapma, ev
temizliği, faturaların ödenmesi, ilaçların verilmesi, tuvalete götürme, banyo yaptırma, giydirme,
besleme, ödemenin ve duygusal desteğin sağlanması anlamını taĢır. Aile bakım vereni olarak
tanımlanan;
anne veya baba tarafından kronik hastalığı olan çocuk, yetiĢkin bakımı
anne, baba veya diğer aile üyeleri tarafından özürlü çocukların, yetiĢkinlerin bakımı
büyük anne, büyük baba, abla, teyze amca gibi akrabalara verilen yetiĢkin bakımı,
yaĢlı eĢlerin bakımı (karı-koca)‘dır. Aile bakım verenleri iliĢkisini profesyonel bakım vericiden
ayıran ilk özellik ―gönüllülük‖, diğeri ise ―bakım vermenin karĢılığında para ödemesinin‖
olmayıĢıdır (Hileman, Lackey, Hassanein,1992; Schumacher 1995; Heller, Caldwell, Factor
2007).
Gönüllülük esası ile bakım veren aile üyelerinin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Türkiye‘de bakım
verenlere iliĢkin rakamsal kayıtlar henüz olmamakla birlikte örneğin Amerika BirleĢik Devletleri‘nde pek
çok Amerika'lı hayatlarının bir kısmında aile bakım vereni rolüne girmektedir. 44 milyondan fazla 18
yaĢ üstü Amerika'lı (yetiĢkin nüfusun %21'i) hasta/özürlü veya yaĢlı bakımını uzun zamanlı bir gönüllü
olarak sürdürmektedir.
Bu ülkedeki bakım verenlerin;
%61 i kadın,
Çoğu orta yaĢlı olmakla birlikte % 13‘ü 65 yaĢ ve üstündedir.
Bakım verenlerin %59‘unun bakım vermek dıĢında ayrı bir meslekleri vardır. ÇalıĢmakta olan kadın
bakım verenlerin yarısından fazlası, bakım vermek için harcadıkları zaman yüzünden iĢlerinden erken
ayrılmak, geç gitmek, daha az saatli çalıĢmak ya da iĢi bırakmak gibi değiĢikliklere gitmiĢlerdir (McLeod
2006).Bakım verme sürecinde birey fiziksel, duygusal ve zihinsel bir enerji harcar. Bu nedenle bakım
vermek zordur ve kronik hastalığı olan kiĢilerin bakım verenleri sıklıkla stres altındadırlar. Onlar günde
24 saat bakıma hazır konumda olmanın duygusal ve fiziksel gerginliğini yaĢarlar. Bakım verme stresi
olarak ta tanımlanan bu gerilim duygusu pek çok Ģekilde yansıyabilir. Örneğin;
Kronik hastalığı olan hastalara bakım verirken, boĢuna didiniyormuĢ duygusu içinde olmak,
Yapmak zorunda olduğunuz tüm diğer Ģeylere rağmen, daha iyi bir bakım sağlayabileceğinizi
düĢünerek suçluluk duygusuna kapılmak,
Bakım vermek için harcanan zaman yüzünden, sosyal hayatın olumsuz etkilenmesi ile yalnızlık
hissetmek,
AkĢam yattığınızda kendinizi çok yorgun hissetmeniz Ģeklinde olabilir.
Bakım verenlerin karĢılaĢtığı stresin, erkeklerden çok kadınları etkilediği gözlenmiĢtir. Duygusal, fiziksel
ve finansal anlamda gerginliklerini ifade eden bakım verenlerin %75‘i kadındır. Bakım vermek her ne
kadar zorlayıcı olsa da, olumlu geri dönüĢleri olduğu da unutulmamalıdır. Size ihtiyaç duyulmasının
verdiği his sayesinde, hasta ile aranızda güçlü bir iliĢki ve sevgi oluĢabilir. Bakım veren aile üyelerinin
pek çoğu bu konuda ―bakım verme deneyimleri sayesinde hayattan daha çok keyif aldıklarını‖ ve
117
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
―bakım verdikleri için kendilerini daha iyi hissettiklerini‖ belirtmiĢlerdir. Ancak bu olumlu geri bildirime
rağmen bakım verme stresi, bakım veren rolünü üstlenmiĢ aile bireylerini ve özellikle de kadınları
olumsuz yönde etkilemektedir (Kızılcı 1999; Newton at al.2002; Chuansumrit 2006).
Yapılan çalıĢmalar aile bakım verenlerinin;
depresyon veya anksiyete semptomlarına daha yatkın olduklarını,
kalp rahatsızlığı, kanser, diyabet veya artrit gibi kronik sağlık sorunlarına daha yatkın
olduklarını,
stres hormonlarının yüksek seviyede seyrettiğini,
enfeksiyonlu hastalıklarda daha uzun süre hastalığın etkisinde kaldıklarını,
grip, nezle veya aĢıya karĢı immün sistemlerinin daha zayıf olduğunu,
yaraların daha yavaĢ iyileĢtiğini,
obezitenin daha yaygın gözlendiğini,
hafıza ve dikkat konusunda zihinsel zayıflık riskinin daha fazla görüldüğünü belirtmektedir.
Bakım verenlerin sağlık sorunlarıyla karĢılaĢmalarının bir nedeni de, kendi sağlıklarıyla daha az
ilgilenmeleridir. Örneğin, bakım verme rolü olmayan kadınlarla kıyaslandığında, bakım veren
kadınların; daha az medikal bakıma gereksinim duydukları, ücret ödeme nedeniyle daha az reçete
doldurdukları ve daha az mamogram çektirdikleri belirtilmiĢtir.
Ayrıca, bakım verenlerin bu rolü üstlenmeden önceki zamanlarına kıyasla;
daha az uyudukları,
kendi beslenmelerinin daha az sağlıklı olduğu,
daha az fiziksel aktivitede bulundukları saptanmıĢtır (Kohler at al. 2004; Klassen at al. 2004).
Aile bakım verenlerinin gönüllü olarak ve çoğu kez de güçlü bir duygu bağı ile bakım verdikleri hasta
aile üyesinin yaĢam kalitesini yüksek tutma çabaları sürerken, kendi sağlıklarını iliĢkin sorunlarla
karĢılaĢmaktadırlar. Bakım verenin kendisini;
sorumluluklar altında ezilmiĢ, bezmiĢ hissetmesi,
çok az veya çok fazla uyuması,
çok fazla kilo kaybetmesi ya da alması,
çoğu zaman yorgun hissetmesi,
eskiden yapmaktan hoĢlandığı aktivitelere olan ilgisini kaybetmesi,
kolayca sinirlenebilmesi,
sık sık endiĢe duyması,
genellikle mutsuz hissetmesi,
belli sıklıkta baĢ ağrısı, vücut ağrısı veya baĢka fiziksel sorunlarla karĢılaĢması,
reçeteli ilaçlar dahil, alkol veya uyuĢturucu kullanması (McLeod 2006), ilerleyen zaman içinde bakım
verenlerin yaĢam kalitesini tehdit etmektedir.
YaĢam Kalitesi Kavramı;
YaĢam kalitesi, kiĢinin yaĢadığı yerde amaçları, beklentileri, standartları ve ilgilerini kapsar. YaĢam
kalitesi kavramı içerisinde fiziksel sağlık, ruh sağlığı, bağımsızlık düzeyi, sosyal iliĢkiler, çevre etkenleri
ve kiĢisel inançlar öznellik temelinde yer alır. YaĢam kalitesi bireysel iyilik durumunun bir göstergesi
olmuĢtur. YaĢamın farklı alanlarına iliĢkin öznel doyum ifadelerini kapsamaktadır (Eser ve ark.1999;
Schwartz 1999; ArslantaĢ 2006). Bu tanımlar doğrultusunda, bireyin sağlıklı olduğunu gösteren fiziksel
iyilik haline, duygusal, zihinsel, sosyal ve çevresel iyilik halinin de eĢlik etmesi beklenmektedir. Ancak
bu iyilik alanlarının her zaman ve her koĢulda bireylerde olumlu olmadığı görülmektedir. Dünya Sağlık
Örgütü (DSÖ)‘nün geliĢtirdiği YaĢam Kalitesi Formunu(WHOQOL-BREF)‘nun Türkiye‘de yapılan
geçerlik, güvenirlik çalıĢmaları ile WHOQOL-BREF Türkçe (TR) formu kullanıma sunulmuĢtur.
WHOQOL-BREF TR Ölçeğinde;
I: Fiziksel alan (gündelik iĢleri yürütebilme, ilaçlara ve tedaviye bağımlılık, canlılık ve bitkinlik, bedensel
hareketlilik, ağrı ve rahatsızlık, uyku ve dinlenme, çalıĢabilme gücü)
II: Psikolojik alan (beden imgesi ve dıĢ görünüĢ, olumsuz duygular, bellek, dikkatini toplama) III:
Sosyal iliĢkiler alanı (diğer kiĢilerle iliĢkiler, sosyal destek, cinsel yaĢam)
118
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
IV: Çevre alanı (maddi kaynaklar, fiziksel güvenlik, sağlık hizmetlerine ulaĢılabilirlik, ev ortamı,
dinlenme ve boĢ zaman değerlendirme fırsatı, fiziksel çevre ve ulaĢım) olmak üzere dört alan
tanımlanmıĢtır (Eser 1999; Fidaner 2004).
Hemofili’de Bakım Verenlerin YaĢam Kalitesi;
Tüm kronik hastalıklarda, hastalığın varlığı bireylerin günlük sorumluluklarının yerine getirilmesini
engellemekte ve bu engellerle fiziksel, duygusal, sosyal sorunlar ortaya çıkmaktadır. Yüz yüze gelinen
sorunlar sadece kronik hastalığa sahip bireyi etkilemekle kalmayıp bir süre sonra aile bakım
verenlerine de yansımaktadır. YaĢam boyu süren hastalıklardan biri olan hemofilide ise Faktör VIII
veya IX plazma koagülasyonun yokluğu ya da eksikliği ile uzayan, tekrarlayan kanamalar vardır.
Kanamanın tedavi edilmediği durumlarda ağrıyla ilerleyen eklem hasarı ve kas atrofisi geliĢir. Bu sonuç
günlük aktivitede sınırlılıklar ve sosyal katılımda kısıtlayıcılık ile yaĢam kalitesini tehdit etme
potansiyeline sahiptir. Hemofili tedavisinde Faktör ürünlerinin kullanımı ön koĢuldur. Düzenli Faktör
tedavisi ve kapsamlı tıbbi bakımın yaygınlaĢmasındaki hedef, hemofilili bireylerin yaĢam kalitelerini
sağlıklı bireylerle benzer duruma ulaĢtırmaktır (Kavaklı, Balkan, Karapınar 2006; Kavaklı 2003; Shail,
Heinjnen 2001). Hemofili hastalarının kanama riski altında olmaları, hastaların yaĢam kalitesi alanlarını
olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle düzenli tedavi alma olanaklarından yoksun hastaların, yaĢam
kalitesi tüm alanlarında olumsuz etkilendikleri görülmüĢtür. Benzer Ģekilde hemofili hastasına bakım
verenlerin de yaĢam kalitesi alanları içinde özellikle duygusal ve sosyal alan etkilenimleri olduğu
saptanmıĢtır. Ege Hemofili Merkezinde izlenmekte olan Hemofili hastaları/ bakım verenlerinde yaĢam
kalitesi alan puanları araĢtırılmıĢ (bedensel alan puanı 13,892±2,923, ruhsal alan 13,933±2,913,
sosyal alan 14,000±3,581, çevresel alan 13,181±2,630) ve bulunan sonuçların WHOQOL-BREF TR
genel toplum puanlarından çok düĢük olmadığı saptanmıĢtır. AraĢtırma sonuçlarına göre bazı sosyoekonomik faktörlerin yaĢam kalitesi üzerine etkili olduğu belirlenmiĢtir. Hemofili bakım verenlerinin
gelir düzeyine bağlı olarak yaĢam kalitesi bedensel, ruhsal, sosyal ve çevresel alan puanları
etkilenmiĢtir. Aile üyesi(anne-baba) bakım verenlerinde düzenli gelire sahip olanların yaĢam kalitesi
bedensel alan puanları olumlu etkilenmiĢtir. Benzer Ģekilde bu grupta yaĢam kalitesi ruhsal ve sosyal
alan puanları da artıĢ göstermiĢtir. Emekli sandığı ve sigortalı bakım verenlerin yaĢam kalitesi çevresel
alan puanları yüksek bulunmuĢtur (ġenol ve ark.2006). Hemofilide bakım verenlerin duygusal
etkilenmelerine iliĢkin çalıĢmada ise, bakım veren anneler bakım veren babalardan daha fazla
depresyon eğilimi göstermiĢtir. Ayrıca emekli sandığı ve sigorta güvencesi dıĢında kalan bakım
verenlerin umutsuzluk ve depresyon eğiliminin arttığı saptanmıĢtır(ġenol ve ark 2008). Hemofili hastası
Faktör tedavisini düzenli olarak yaĢam boyu kullanmak zorundadır. Faktörü alarak tedavisini düzenli
sürdürebilmesi ise gelir durumuna ve sağlık güvencesine bağlıdır. Ancak bu iki etkenin Faktör
tedavisini düzenli olarak sürdürmeye fırsat tanımamıĢ olması hemofili bakım verenlerinin yaĢam kalitesi
alanlarının tümünü olumsuz etkilemektedir. Kronik hastalıklarda özellikle çocukluk döneminden
baĢlayarak gerekli tedavinin zamanında ve yeterli oranlarda düzenli olarak sağlanabilmesi, bakım
verenlerin psikososyal iyilik durumuna katkıda bulunmaktadır (Deeken 2003). Yapılan çalıĢmalarda
düĢük gelir grubundaki bakım verenlerin depresyona eğilimli oldukları ve güçlü sosyal destek almaları
halinde baĢetme durumlarının güçlenerek yaĢam kalitesini desteklediği belirtilmiĢtir(Haley ve
ark.).Benzer Ģekilde yıl içinde en az üç ve üzeri sağlık ekibi üyeleri ile birlikte programlanmıĢ sosyal
destek etkinliğine katılan hemofili bakım verenlerin, katılmayanlara oranla depresyon eğilimlerinin
düĢük olduğu saptanmıĢtır (ġenol ve ark 2008).
Sonuç
Hemofili bakım verenlerinin yaĢam kalitesini korumak ve yükseltmek amacıyla; Hemofili hastalığında
hastanın zamanında ve etkin tedaviyi alabilmesini sağlayacak sağlık güvencesinin kazandırılması ön
koĢuldur. Bu güvence için, bakım verenlerin ya da hemofili hastalarının düzenli bir gelir ve iĢinin olması
gerekmektedir. YaĢam kalitesini etkileme gücüne sahip bu iki etmenin yanı sıra bakım verenlere sosyal
destek olanaklarının sağlanması ve bakım verme stresi ile baĢ edebilmeleri için planlanmıĢ eğitim
programlarının sunulması yaĢam kalitesinin yükseltilmesinde katkıda bulunacaktır.
119
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Kaynaklar
1. Hunt KC. Concepts Ġn Caregiver Research, Journal Of Nursing Scholarship.2003;35:1:27-32.
2. Hileman J, Lackey N, Hassanein R. Identifying The Needs Of Home Caregivers Of Patient With
Cancer. Oncology Nursing Forum 1992;19(5):771-77
3. Schumacher KL. Family Caregiver Role Acquisition: Role-Making Through Situated Ġnteraction.
Sch Inq Nurs Pract. 1995;9(3):211-26
4. Heller T, Caldwell J, Factor A. Aging Family Caregivers: Policies And Practices. Mental
Retardation And Developmental Disabilities Research Reviews 2007;13:136-142
5. Mcleod
W.B. As A Caregiver You May Be At Risk For Depression,
(http://Www.Nlm.Nih.Gov/Medlineplus/Caregivers)
6. Kızılcı S. Kemoterapi Alan Kanserli Hastalar Ve Yakınlarının YaĢam Kalitesini Etkileyen
Faktörler. C.Ü. HemĢirelik Yüksekokulu Dergisi 1999;3:18-26
7. Newton M, Bell D, Lambert S, Fearing A. Concerns Of Hospice Patient Caregivers. ABNF J.
2002;13:140-44
8. Chuansumrit A. Lack Of Global Access To Care And Therapy: A Caregiver Perspective.
Haemophilia 2006;12:70-71
9. Kohler KJ, Anderson AE, Oravecz L, Braun B. Relationship Constellations And Dynamics Of
Low-Ġncome Rural Mothers. AFFĠLĠA 2004;19:160
10. Klassen FA, Lee KS, Raina P, Lisonkova S. Psychological Health Of Family Caregivers Of
Children Admitted At Birth To A NICU And Healthy Children: A Population-Based CrossSectional Survey, BMC Pediatrics 2004; 4:24
11. Eser E., Fidaner H., Fidaner C., Ve Ark. 3 P Dergisi, 1999;7(Ek 2):23-40.
12. Schwartz P., ―Quality Of Life Ġn The Coming Decades‖, Society, 1999(36):2:56-61.
13. ArslantaĢ D, MetintaĢ S, Ünsal A, Kalyoncu C. EskiĢehir Mahmudiye Ġlçesi YaĢlılarında YaĢam
Kalitesi, Osmangazi Tıp Dergisi 2006; 28 (2):81-89
14. Fidaner C. Sağlıkta YaĢam Kalitesi Kavramı: Bir GiriĢ Denemesi, 1. Sağlıkta YaĢam Kalitesi
Sempozyumu Ġzmir, 2004:1-3
15. Kavaklı K, Balkan C, Karapınar YD. Hemophilia Ġn 2000‘s: The Latest Developments Ġn
Hemophilia Care. Türkiye Klinikleri J Int Med Sci 2006;2:1-7
16. Kavaklı K. Hemofili Hasta Okulu, Ege Hemofili Derneği Yayınları Meta Basımevi, Ġzmir: 2003:
4-17
17. Shail MT, Heinjnen L. ―Comprehensive Hemophilia Care Ġn Developing Countries‖ With
Emphasis On Musculoskeletal Aspects Mehran Heights, Main Cifton Road, Karachi, Pakistan:
2001:71-4
18. ġenol S, Ekti G.R, Balkan C, Güngör N, Kavaklı K. Ege Üniversitesi Hastanesinde Tedavi Gören
Hemofili Hastalarının Sosyo-Demografik Özellikleri Ġle YaĢam Kalitelerinin Ġncelenmesi, Ege
Pediatri Bülteni 2006:13(2):91-95
19. ġenol S, Seyfioğlu U, Kavaklı K. Hemofili Hastalarına Bakım Verenlerin Umutsuzluk Ve
Depresyon Düzeylerinin Ġncelenmesi. Ege Pediatri Bülteni 2008:15(3): 187-196
20. Deeken JF, Taylor KL, Mangan P, Yabroff KR, Ingham JM. Care For The Caregivers: Are View
Of Self-Report Ġnstruments Developed To Measure The Burden, Needs And Quality Of Life Of
Ġnformal Caregivers. J Pain Symptom Manage 2003;26:922-53
21. Haley WE, Lamonde LA, Han B, Burton AM, Schonwetter R. Predictors Of Depression And Life
Satisfaction Among Sposual Caregivers Ġn Hospice: Application Of A Stres Process Model. J
Palliat Med. 2003;6:215-24
120
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONU UYGULANAN ÇOCUKLARDA YAġAM KALĠTESĠ
Yrd.Doc.Dr.Hüsniye ÇALIġIR
Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu,
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları HemĢireliği Anabilim Dalı, Aydın
Kök Hücre Transplantasyonu (KHT) çocukluk çağında maling ve maling olmayan hastalıkların
sağaltımında kullanılan bir tedavi yöntemidir. Lösemi, myelodisplastik sendrom (Forinder et al., 2005),
lenfomalar, kemik iliği yetmezlikleri, primer immün yetmezlikler, metabolik hastalıklar,
hemoglobinopatiler, otoimmün hastalıklar ve solid tümörlerı içeren geniĢ bir hastalık grubunda KHT
uygulanabilmektedir (Patzer et al 2003; Hazar 2008).
Son yıllarda transplantasyon biyolojisi ve destek tedavisi uygulamalarındaki hızlı geliĢmelere rağmen
hala kök hücre transplantasyonu ve uygulanan yüksek doz hazırlık tedavisinin, hastalarda ciddi
morbidite ve mortalite oluĢturma potansiyeli bulunmaktadır (Göker et al 2005). KHT sonrasında
morbidite ve mortaliteyi arttıran pek çok istenmeyen etki ve komplikasyon geliĢebilmektedir. Erken
dönemde (ilk 100gün) en sık gözlenen komplikasyon enfeksiyonlar ve allojeneik KHT‘dan sonra
görülen ve hayatı tehdit eden Graft Versus Host Hastalığı (GVHH) (Göker et al 2005), renal
disfonksiyon (Patzer et al 2003), veno-oklüziv hastalık (Göker et al 2005) ve pulmoner disfonksiyon
(akciğer hasarı, akciğer ödemi vb ) geliĢebilir (Jenkins 2001; Gower et al., 2007).
.KHT‘nun geç döneminde (100. günden sonrası) ise hastalarda nörolojik semptomlar (özellikle
nöbetler), kognitif problemler, kronik GVHH (Pidala et al 2009), enfeksiyon (Pidala et al 2009),
pulmoner fonksiyon bozuklukları (Socie´ et al 2003), alopesi ve görünümle ilgili sorunlar, iskelet
ağrısı/osteonekrozis, büyüme yetersizliği ve renal disfonkisyon (Forinder et al., 2005;), infertilite ve
katarakt (Socie´ et al 2003; Fish et al 2009; Pidala et al 2009) gibi çeĢitli yan etkiler geliĢebilir. Ayrıca
kök hücre transplantasyonu öncesi total vücut ıĢınlaması (TBI) uygulanan çocuklarda geliĢimsel
anomaliler meydana gelebilir (Kambek ve Akal 2001).
KHT sonrası geç yan etkiler arasında maling hastalık geliĢimi önemli bir sorundur.
Normal
popülasyona göre KHT hastalarında sekonder malinite için relatif risk oranı çeĢitli çalıĢmalarda 4–11kat daha fazla bulunmuĢ ve 15 yıldaki kümülatif insidans %10–12 olarak bildirilmiĢtir. Sekonder
malinite geliĢiminde neden olan faktörler yoğun kemoterapi ve radyoterapi, allojenik
transplantasyonlarda immnünsüpresyon, EBV, HBV ve HCV gibi virüslere bağlı enfeksiyon ve genetik
hastalıklar gösterilmektedir (Ortega et al 2005).
Parsons ve arkadaĢlarının çalıĢmada (2006) KHT sonrası erken dönemde çocukların %53‘ünde sistemik
ve yaygın enfeksiyon, %70‘inde toksisite ve allojeniklerin %27‘sinde akut GVHH geliĢtiği; geç dönemde
çocukların %16‘sında kronik GVHH ve %18‘inde sistemik/yaygın enfeksiyon geliĢtiği bildirilmiĢtir.
Yapılan bir baĢka çalıĢmada KHT uygulanan çocukların %8‘inde nörolojik semptomlar, %22‘sinde
kognitif problemler, %14‘ünde GVHH,
%27‘sinde pulmoner disfonksiyon, %15 iskelet
ağrısı/osteonekrosis, %16‗sında alopesi, %51‘inde büyümede yavaĢlama ve %2‘sinde renal
disfonksiyonu içeren geç yan etki geliĢtiği bildirilmiĢtir (Forinder et al., 2005).
Transplantasyonun bu değiĢik Ģiddetteki istenmeyen etkileri çocuğun fiziksel, emosyonel ve eğitimsel
alanlardaki fonksiyonel performansının sınırlanmasına neden olabilir (Ness et al 2005). Bu sınırlılıklar
hastanın yaĢamdaki rollerini (sosyal etkileĢim, günlük yaĢam aktiviteleri vb) gerçekleĢtirmesini olumsuz
olarak etkileyebilir. KHT sonrası çocuklar depresyon ve anksiyete gibi psikolojik sorunlar da
yaĢayabilirler (Phipps et al 1999; Cohen et al 2001; Peykerli 2008). Böylece hastanın fonksiyonel
sağlığı, kendi sağlık algısı, iyilik hali (Cohen et al 2001) ve sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi olumsuz olarak
etkilenir (Pidala et al 2009).
YaĢam kalitesi, belirli yaĢam koĢullarında bireysel doyumu etkileyen rahatsızlıkların bedensel, ruhsal ve
sosyal etkilerine günlük yaĢamda verilen bireysel yanıt olarak ifade edilebilir (The WHOQOL Group
1995; Bowling 2001). Sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesinin tanımı, tıbbi durum ve onun tedavisinden
etkilenen bireyin olağan ya da beklenen fiziksel, emosyonel ve sosyal iyilik halidir. Sağlıkla iliĢkili yaĢam
121
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
kalitesinin alt boyutları, fiziksel, kognitif, emosyonel ve sosyal iĢlevsellik ile genel sağlık algısıdır (Pidala
et al 2009).
Transplantasyon iĢlemi sonrası (transplantasyonun tipine, progenitör hücre kaynağına ve hazırlık
rejimine bağlı olarak) hasta çocuk için uzun süre hastanede kalmayı gerektiren hastane bakım süreci
ve bunu takiben yoğun poliklinik izlem süreci baĢlar. Transplantasyon sonrası dönemde hastalar
fiziksel, psikolojik ve sosyal uyum problemleri yaĢayabilirler (Baker et al 1999). Hemopoetik Kök Hücre
Transplantasyonu (HKHT) sonrası dönemde alıcılarda sosyal ve emosyonel olarak da izole olma hissi
yaratan fiziksel (koruyucu) izolasyonun uygulanmasıı gerekir. Transplantasyonu takiben ilk birkaç ay
süreyle hastaların evde de koruyucu izolasyon kurallarına uymaları gerektiği için normal rol ve
aktivitelerini yerine getirmeleri zorlaĢır (Cohen et al 2001). Transplantasyondan ancak 6-12 ay sonra
çocuk ve ailesi yavaĢ yavaĢ normal aktivitelerine geçerler (Baker et al 1999; Parsons et al 1999).
Transplantasyondan birkaç ay sonra ancak okuluna dönebilir. Çocuk ve ebeveyn yeniden sosyal
çevrelerine girmek için giriĢim yaparlar, çocuğun okula dönmesi ve akranlarıyla tekrar kaynaĢması
gerekebilir. Aile ve çocuğun eski yaĢamlarına dönmeleri ve değiĢen duruma yani KHT‘nun uzun süreli
psikolojik, fiziksel ve sosyal etkilerine uyum sağlamaları gerekir (Parsons et al 2006). Çocukların evdeki
yaĢama uyum sağlamaları çeĢitli sorunlar nedeniyle engellenebilir. Okul içi ve dıĢındaki fiziksel
aktivitelere katılımları kısıtlanabilir. Okulla ilgili kognitif problemler yaĢayabilir, okuldaki becerileri
gerçekleĢtirmede zorluk çekebilirler.
KHT uygulanan adolesan ve çocuklarda yaĢam kalitesinin değerlendirildiği birçok çalıĢma
bulunmaktadır. Bunların çoğu kesitsel özellikte ve hasta beklentilerini içeren çalıĢmalardır. Bazıları da
transplantasyon öncesi ve sonrası dönemde sağlıkta yaĢam kalitesindeki değiĢimlerin değerlendirildiği
çalıĢmalardır. Literatürde yer alan çalıĢmalarda KHT uygulanan çocukların yaĢam kalitesini
değerlendirmede farklı ölçeklerin kullanıldığı görülmüĢtür (Tablo 1). Bu sunuda KHT ile sağlıkta yaĢam
kalitesinin fiziksel, psikososyal, kognitif alt bileĢenleri arasındaki iliĢki tartıĢılacaktır.
KHT ve Fiziksel iĢlevsellik: KHT sonrası özellikle erken dönemde iĢtahsızlık, bulantı, kusma, diyare,
mukozit, ağrı, kemik iliği baskılanması, saçlarda dökülme, sıvı-elektrolit dengesizlikleri, enfeksiyonlar,
güçsüzlük/yorgunluk, hematolojik anormallikler, karaciğer, böbrek ve solunum yetersizliği gibi sorunlar
yaĢam kalitesini bozar. Bu sorunların çoğu çocuğun fiziksel iĢlevlerini olumsuz yönde etkiler. KHT
sonrası sağlıkla ilgili yaĢam kalitesinin fiziksel alanı GVHH (Kanabar et al 1995; Parsons et al 1999),
ağrı (Kanabar et al 1995; Matthes-Martin et al 1999), organ toksisitesi (Kanabar et al 1995), somatik
semptamlar (Phipps, Dunavant, Garvie, et al 2002; Phipps, Dunavant, Lensing, et al 2002), büyüme
ve pubertel geliĢimde duraklama (Matthes-Martin et al 1999), uyku alıĢkanlıklarında değiĢiklik (Schmidt
et al 1993) ve fiziksel semptomlarla iliĢkili olabilir (Schmidt et al 1993). Transplantasyondan sonraki ilk
100 günde emosyonel ve fiziksel iĢlevsellik oldukça düĢüktür (Chao 1992; Syrjala et al 2004). Yeni
yapılan çalıĢmada transplantasyondan sonra ortalama 10. aylarda çocukların toplam yaĢam kalitesi
puanları, fiziksel fonksiyonları ve evdeki fonksiyonları karĢılaĢtırma grubuna göre düĢük çıkmıĢtır
(Vrijmoet-Wiersma et al 2009) Yapılan bir çalıĢmada KHT uygulanan farklı yaĢ gruplarından hastaların
geç dönemde, rutin günlük aktiviteleri ve bireysel bakımı bağımsız bir Ģekilde gerçekleĢtirmede sınırlılık
yaĢadığı saptanmıĢtır. Çocuk yaĢ grubu hastaların yaklaĢık %17‘sinin sosyal becerilerde zorlandığı
belirlenmiĢtir (Ness et al 2005). TBI uygulanan çocuklarda fiziksel performans yetersizliği daha fazla
görülmüĢtür (Ness et al 2005). Transplantasyon sırasında 3-14 yaĢlarda olan çocukların aynı yaĢ ve
cinsiyetteki sağlıklı çocuklarla karĢılaĢtırıldığı baĢka bir çalıĢmada gruplar arasında; fiziksel fonksiyon,
otonomi ve sosyal fonksiyon açısından majör farklılık saptanmamıĢtır (Ortega et al 2005).
KHT ve Psikososyal iĢlevsellik: 1995-1998 yıllarında Phipps ve arkadaĢları, çocuklarda somatik
sıkıntılar, uyum, mood bozuklukları ve etkileĢim kalitesi ile ilgili yaptıkları çalıĢmada transplantasyon
için hastaneye yatırılan çocukların sıkıntı/üzüntü düzeylerinin yüksek olduğunu, bunun
transplantasyonu takiben birinci haftada biraz daha arttığını ve transplantasyondan sonraki dördüncü
haftada azaldığını ve 4-6.aylarda belirgin olarak azaldığını tespit etmiĢlerdir. BaĢka bir çalıĢmada
allojenik KHT‘den iki yıl sonra adolesan ve genç yetiĢkinlerin psikososyal uyumları, kemik kanserli
hastalarla karĢılaĢtırılırmıĢ ve KHT grubunun genel yaĢam kalitesi puanının iyi olduğu, % 85‘inin okula
veya iĢine dönebildiği, fakat % 35‘inin anksiyete düzeyinin yüksek olduğu, % 62‘inin kendilerini aĢırı
hassas ve kırılgan algıladıkları bildirilmiĢtir. Genel popülasyonla karĢılaĢtırıldığında, bu grubun okul
122
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
performansı, öz-saygısı, aile ve akranlarıyla olan iliĢkilerinde farklılık saptanmamıĢtır. Fakat
araĢtırmacılar yine de KHT uygulanan çocuk ve adolesanların uzun vadede emosyonel ve sosyal
problem yaĢama risklerinin bulunduğunu bildirmiĢlerdir (Felder- Puig et al 1999).
KHT ve kognitif fonksiyonlar: Bazı çalıĢmalarda KHT‘dan sonra çocukların kognitif zorluklar
yaĢadığı sonuçlarına ulaĢılmıĢtır (Kramer et al 1997; Kupst et al 2002). Kramer ve arkadaĢları (1997),
çoğunluğu 6 yaĢın altındaki çocuklarla yaptığı çalıĢmada HKHT öncesine göre, transplantasyonu takip
eden bir yıllık sürede IQ puanlarında azalma olduğunu (ortalama düĢüĢ 6 puan), fakat üçüncü yılda
değiĢiklik görülmediğini tespit etmiĢler. Aynı çalıĢmada uyumsal fonksiyonlar, bir yılda belirgin olarak
düĢmüĢ; fakat 1 - 3 yıl arasındaki takipte değiĢiklik saptanmamıĢtır. Phipps ve arkadaĢları (2000)
HKHT sonrası birinci yıl ve üçüncü yılda çocukların kognitif ve akademik iĢlevselliğini değerlendirmiĢler;
genel zeka ölçümünde ve akademik baĢarıda değiĢiklik saptamamıĢlardır. Ayrıca TBI alan ve
almayanlar arasında da anlamlı farklılık saptamamıĢlardır. Fakat 6 yaĢın altındaki hastalar, özellikle de
3 yaĢın altındakiler için kognitif düzeyde düĢme riskinin olduğunu saptamıĢlardır. Transplantasyon
sırasında 3-14 yaĢlarda olan çocukların aynı yaĢ ve cinsiyetteki sağlıklı çocuklarla karĢılaĢtırıldığı baĢka
bir çalıĢmada KHT uygulanan çocukların kognitif fonksiyonlarının diğer gruba göre çok az düĢük
olduğu, öz-saygı ve emosyonel kapasitelerinin yüksek olduğu bulunmuĢtur (Ortega et al 2005).
Literatürde TBI‘nın, çocukların kognitif performansını azaltan önemli bir faktör olduğu belirtilmektedir
(Smedler ve Bolme 1995; Smedler et al 1995; Phipps et al 2008).
KHT’den sonra YaĢam Kalitesi ile ĠliĢkili Faktörler:
Çocuğun transplantasyon sonrası yaĢam kalitesini etkileyen en önemli faktörler arasında, çocuğun yaĢı,
cinsiyeti, ailenin sosyoekonomik düzeyi, hastalığın tipi, transplantasyonun tipi, GVHH‘nın varlığı ve
transplantasyondan sonra geçen süre sayılabilir. Çocukların yaĢları ile fiziksel ve emosyonel iĢlevsellik
iliĢkilidir. ÇalıĢmalarda özellikle çocuğun yaĢının daha büyük olması, cinsiyetinin kadın olması ve ailenin
düĢük sosyoekonomik düzeyde olması iĢlevselliğini olumsuz etkilediği bulunmuĢtur (Andrykowski et al
1990; Schmidt et al 1993; Wingard 1994; Parsons et al 2006). BaĢka çalıĢmalar da transplantasyon
tipinin, GVHH varlığının ve altta yatan hastalığın transplantasyon sonrası iyileĢmeyi dolayısıyla uzun
süreli yaĢam kalitesini etkileyen önemli faktörler olduğunu göstermiĢtir (Schmidt et al., 1993; Wingard
1994; Bush et al 2000; Syrjala et al., 2004; Phipps et al 2008). Transplantasyon sonrası geçen süre,
transplantın tipi ve hastalıksız sağ çocukların yaĢam kalitesini etkilemektedir (Parsons et al 2006;
Phipps et al 2008).
Yan etkiler ve yaĢam kalitesi arasındaki iliĢki: YaĢam kalitesi değiĢkenleri ile KHT sonrası geliĢen yan
etkiler arasında iliĢki varlığının araĢtırıldığı bir çalıĢmada toplam yan etki puanı ile yaĢam kalitesi
değiĢkenleri arasında korelasyon bulunmamıĢ. Fakat orta ve Ģiddetli GVHH olan çocukların genel sağlık
ve öz-saygı alt ölçek puanları, genel KHT grubuna göre daha düĢük çıkmıĢtır. Kognitif yetersizliği olan
grubun ise psikososyal alt ölçek puanı genel transplantasyon grubuna göre düĢük çıkmıĢtır. Aynı
çalıĢmada büyüme geriliği olan çocukların yaĢam kalitesi puanlarının etkilenmediği saptanmıĢtır
(Forinder et al 2005).
Transplantasyon sonrası geçen süre ile yaĢam kalitesinin iliĢkisi: Phipps ve ark (1999)‘nın çalıĢmasına
göre KHT ‗nu takiben bir haftaya kadar sağlıkta yaĢam kalitesinin dramatik olarak düĢtüğü
saptanmıĢtır. Barrera ve arkadaĢları (2000) yaptıkları çalıĢmada çocukların yaĢam kalitesinin, KHT
öncesi ile karĢılaĢtırıldığında KHT‘den altı ay sonrasında belirgin derecede iyileĢme olduğunu
saptamıĢlardır. Parsons ve arkadaĢları KHT sonrası çocukların sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesini
değerlendirdikleri çalıĢmada transplantasyon sonrası geçen sürenin yaĢam kalitesini değiĢtirdiğini ve
iĢlevselliğin en fazla transplant sonrası üç ayda düĢtüğünü göstermiĢlerdir (Parsons et al 2006).
-Transplantasyonun tipi: Allojenik transplantasyon yapılan çocukların ruhsal sıkıntı düzeylerinin otolog
ve sinjeneiklerle karĢılaĢtırıldığında daha yüksek olduğu saptanmıĢtır (Phipps, Dunavant, Garvie, et al
2002; Phipps, Dunavant, Lensing, et al 2002), Transplantasyon sonrası iĢlevselliğin (Parsons et al.,
2006) ve kognitif becerinin (Phipps et al 2008) en fazla akraba dıĢı allojenik transplant alıcılarında
düĢtüğü gösterilmiĢtir
-YaĢ: KHT uygulanan çocukların yaĢı transplantasyon sonrası sağlıkla ilgili yaĢam kaltesini etikleyen bir
faktördür. Yakın zamanda yapılan bir çalıĢmada küçük yaĢtaki çocukların daha büyük çocuk ve
adolesanlara göre transplantasyon sonrası yaĢam kalitesi puanları daha yüksek bulunmuĢtur (Vrijmoet-
123
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Wiersma et al 2009). BaĢka bir çalıĢmada daha küçük yaĢtakilerin ruhsal sıkıntı düzeylerinin, büyük
çocuk ve adolesanlardan daha düĢük ve yaĢam kalitesinin daha yüksek olduğu saptanmıĢtır (Phipps,
Dunavant, Garvie, et al 2002; Phipps, Dunavant, Lensing, et al 2002). Fakat yine de, KHT sırasında 3
yaĢtan küçük olmanın psikososyal zorlukların geliĢiminde önemli risk faktörü olduğu ve daha çok
kognitif yetersizliğe neden olduğu bildirilmiĢtir (Smedler and Bolme 1995).
-Sosyoekonomik durum: DüĢük sosyoekonomik düzeye sahip hastaların daha fazla sıkıntı yaĢadığı ve
bir yıl süreyle sağlıkta yaĢam kalitesinin bozuk düzeyde devam ettiği bildirilmiĢtir (Phipps, Dunavant,
Garvie, et al., 2002; Phipps, Dunavant, Lensing, et al 2002).
Son yıllarda KHT tedavisi uygulanmasındaki değiĢiklikler ve tedavi protokollerindeki geliĢmeler
(örneğin düĢük yoğunlukta hazırlık rejimi gibi değiĢimler) yan etkilerin azalmasına ve sağlıkta yaĢama
kalitesinin daha iyi olmasına katkı sağlayabilir (Felder-Puig et al 2006).
SONUÇ
Maling olan ve olmayan bir çok hastalığın tedavisinde kullanılan HKHT, yaĢam kurtarıcı etkisi yanında
bir çok istenmeyen etki ve komplikasyonlara yol açmaktadır. KHT sonrası ortaya çıkan yan etki ve
komplikasyonlar çocukların yaĢam kalitesini etkilemektedir. Transplantasyon sonrası yaĢam kalitesi ile
iliĢkili en önemli faktörler; çocuğun yaĢı, hastalığın tipi, ailenin sosyoekonomik düzeyi, GVHH varlığı,
hazırlık rejiminde TBI uygulanması ve transplantasyondan sonra geçen süredir. Bu sonuçlara göre
transplantasyon öncesi ve sonrasında yaĢam kalitesinin değerlendirilmesi, çocukların transplantasyon
sonrası yaĢam kalitelerini arttırmak için destekleyici bakımın sağlanması önerilebilir. Ayrıca, Türkiye‘de
KHT uygulanan çocukların yaĢam kalitelerinin değerlendirildiği çalıĢmaların yapılması, kültürel
özelliklerimizi ve farklıklarımızı ortaya koyması bakımından önemlidir. Buna göre destekleyici bakım
hedef gruba uygun olarak arttırılabilir.
Tablo 1‘de yapılan yurt dıĢı çalıĢmalarda, HKHT uygulanan çocukların sağlıkla ilgili yaĢam kalitelerini
değerlendirmede kullanılan ölçeklerin adları, uygulandığı yaĢ grubu, alt faktörleri ve ölçeği geliĢtiren
araĢtırmacıların isimleri gösterilmiĢtir.
124
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Tablo 1. HKHT uygulanan çocukların sağlıkta yaĢam kalitelerini değerlendirmek için kullanılan bazı
ölçekler;
Ölçek adı
YaĢ grubu
Alt faktörler
GeliĢtiren
the Behavioral,
-somatik rahatsızlık,
Phipps et al., 1994.
Affective, and Somatic
-mood /davranıĢ
Phipps et al., 1999
Experiences Scale
-etkileĢim kalitesi,
(BASES)
-aktivite,
-uyum
the Disease Impairment
5–12 yaĢ ve 13–21 HKHT‘ spesifik modül
Parsons et al., 1999
Inventory–HSCT (DSII–
yaĢ
HSCT)‖
―the Child Health
5–12 yaĢ ve 13–21 Fiziksel fonksiyon
Kaplan et al., 1995
Ratings Inventories
yaĢ için iki ayrı
Rol fonksiyon
(CHRIs)
form
Emosyonel iyilik
Genel yaĢa kalitesi
the Child
Behavior Checklist
2-3 yaĢ ve 4-18
için iki ayrı form
Lansky ölçeği
16 yaĢ altı yaĢ
grubunda
16 yaĢ ve
üzerinde kullanılır
5–18 yaĢlar
Karnofsky ölçeği
Child Health
Questionnaire
(SCHQ-CF)
-Sosyal geri çekilme,
-Somatik yakınmalar,
-Anksiyete/Depresyon,
-Sosyal Problemler,
-DüĢünce Problemleri,
-Dikkat Problemleri,
-Suçlu davranıĢ ve
-Agresif davranıĢ
Oyun aktivite düzeyi.
Hastanın aktivite düzeyi
ve tıbbi bakım
gereksinimi
Çocukların fiziksel ve
piskososyal sağlık
durumları
Achenbach 1991
Lansky et al 1987
Karnofsky et al 1949
Landgraf et al 1996
Kaynaklar
Achenbach TM. (1991). Manual for Child Behavior Checklist/ 4-18 and 1991 Profile. Burlington, VT:
University of Vermont, Dept. of Psychiatry.
Andrykowski MA, Altmaier EM, Barnett RL, Otis ML, Gingrich R, Henslee-Downey PJ. (1990). The
quality of life in adult survivors of allogeneic bone marrow transplantation. Correlates and comparison
with matched renal transplant recipients. Transplantation; 50:399–406.
Baker F, Zabora J, Polland A, Wingard J. (1999). Reintegration after bone marrow transplantation.
Cancer Practice ; 7(4):190-199.
Barrera M, Boyd-Pringle LA, Sumbler K, Saunders F. (2000). Quality of life and behavioural
adjustment after pediatric bone marrow transplantation. Bone Marrow Transplant; 26: 427–435.
Bowling A. (2001). Measurıng Dısease A Revıew Of Dısease-Specıfıc Qualıty Of Lıfe Measurement
Scales. 2nd Ed., Open University Pres, Buckingham. Philadelphia.
Bush NE, Donaldson GW, Haberman MH, Dacanay R, Sullivan KM. (2000). Conditional and
unconditional estimation of multidimensional quality of life after hematopoietic stem cell
transplantation: A longitudinal follow-up of 415 patients. Biology of Blood and Marrow
Transplantation;6:576-591.
Cohen MZ, Ley C, Tarzian AJ. (2001). Isolation in blood and marrow transplantation. Western
Journal of Nursing Research, 23 (6): 592–609.
125
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Felder-Puig R, Peters C, Matthers-Martin S et al.(1999). Physicosocial adjustment of pediatric
patients after allogeneic stem cell transplantation. Bone Marrow Transplant; 24: 75–80.
Felder-Puig R, Gallo A, Waldenmair M, Norden P, Winter A, Gadner H, Topf R. (2006). Healthrelated quality of life of pediatric patients receiving allogeneic stemcell or bone marrow
transplantation: results of a longitudinal, multi-center study. Bone Marrow Transplantation;38, 119–
126.
Fish
JD, Raval GG, Mehta P. (2009). Bone marrow transplantation, long-term effects.
http://emedicine.medscape.com/article/989518-print EriĢim Tarihi:01.02.2010
Forinder U, Löf C, Winiarski, J. (2005). Quality of life and health in children following allogeneic
SCT. Bone Marrow Transplantation; 36, 171–176
Gower WA, Collaco JM, Mogayzel PJ. (2007). Pulmonary dysfunction in pediatric hematopoietic
stem cell transplant patients: Non-ınfectious and long-term complications. Pediatr Blood
Cancer;49:225–233.
Göker H, Aksu S, Haznedaroğlu ĠC, BüyükaĢık Y, Sayınalp N, Turgut M, Özatlı D, Koca E, Çetiner D,
Özcebe OĠ. (2005). EriĢkinlerde hematopoietik kök hücre transplantasyonu: Hacettepe hematoloji
deneyimi 2001-2005 . http://www.medinfo.hacettepe.edu.tr/tebad/dergi/doc/2005_4/206-212.doc
EriĢim tarihi:01.02.2010
Hazar V. (2008). Çocukluk çağı kanserlerinde kemik iliği transplantasyonu. Güncel Pediatri.
Supplement 1;69-77. http://www.guncelpediatri.com/eng/sayilar/17/69-77.pdf
EriĢim tarihi:
10.02.2009.
Jenkins TL. (2001). Oncologic Critical Care Problems. Ed:Martha AQ Curley, Patricia A MoloneyHarmon, In: Critical Care Nursing of Infants and Children. 2.nd ed., Saunders Company, Philadelphia,
, p:868-872.
Kambek S, Akal N. (2001). Kemik iliği transplantasyonunun çocuk ağız-diĢ sağlığı üzerine etkileri.
Cumhuriyet Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi Dergisi; 4(1):57-60.
Kanabar DJ, Attard-Montalto S, Saha V et al. (1995). Quality of life in survivors of childhood cancer
after megatherapy with autologous bone marrow rescue. Ped Hematol Oncol ; 12: 29−36.
Kaplan SH, Barlow S, Spetter D, Sullivan L, Khan A, Grand R. (1995). Assessing functional status
and health-related quality of life among school-aged children: Reliability and validity of a new selfreported measure. Quality of Life Research;4:
Karnofsky DA, Burchenal JH. (1949). The clinical evaluation of chemotherapeutics in cancer. In:
MacLeod CM (ed.). Evaluation of Chemotherapeutic Agents. Columbia University Press: New York, pp
191–205.
Kramer JH, Crıttenden MR, Desantes K, Cowan MJ. (1997). Cognitive And Adaptive Behavior 1 and
3 years following bone marrow transplantation. Bone marrow Transplantation;19(6): 607-613.
(abstract).
Kupst MJ, Penati B, Debban B, Camitta B, Pietryga D, Margolis D, Murray K, Casper J. (2002).
Pyschosocial considerations Cognitive and psychosocial functioning of pediatric hematopoietic stem
cell transplant patients: A prospective longitudinal study. Bone Marrow Transplantation; 30: 609-617
Landgraf JM, Ware JE. (1996). The CHQ User‘s Manual, 2nd printing. The Health Institute, New
England Medical Center: Boston.
Lansky SB, List MA, Lansky LL. (1987). The measurement of performance in childhood cancer
patients. Cancer; 60:1651–1656.
Matthes-Martin S, Lamche M, Ladenstein R, Emminger W, Felsberger C, Topf R, Gadner H, Peters
C. (1999). Organ toxicity and quality of life after allogeneic bone marrow transplantation in pediatric
patients: a single centre retrospective analysis. Bone Marrow Transplant;23(10):1049-53. (Abstract).
Ness K K, Bhatia S, Baker KS, Francisco L, Carter A, Forman SJ, Robison LL, Rosenthal J, Gurney
JG. (2005). Performance limitations and participation restrictions among childhood cancer survivors
treated with hematopoietic stem cell transplantation. Arch Pedıatr Adolesc Med.;159:706-713.
Ortega JJ, Olive T , de Heredia CD, Llort A. (2005). Secondary malignancies and quality of life after
stem cell transplantation. Bone Marrow Transplantation; 35, S83–S87.
126
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Parsons SK, Barlow SE, Levy SL, Supran SE, Kaplan SH. (1999). Health-related qualıty of lıfe ın
pedıatrıc bone marrow transplant survıvors: accordıng to whom? Int. J. Cancer: Supplement 12, 46–
51
Parsons S K, Shih M-C, DuHamel KN. et al. (2006). Maternal perspectives on children‘s healthrelated quality of life during the first year after pediatric hematopoietic stem cell transplant. Journal of
Pediatric Psychology ;31(10):1100–1115.
Patzer L, Kentouche K, Ringelmann F, Misselwitz J. (2003). Renal function following hematological
stem cell transplantation in childhood. Pediatr Nephrol; 18: 623–635.
Peykerli G. (2008). Transplant ünitelerinde hastalarda ve ĢalıĢanlarda psikolojik problemler ve
çözüm yolları. Türk Hematoloji Derneği 5. Ulusal Kemik Ġliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri
Kongresi. Kongre Kitabı. Antalya; s:106-109.
Phipps S, Hinds PS, Channell S, Bell GL. (1994). Measurement of behavioral, affective, and somatic
responses to pediatric bone marrow transplantation: Development of the BASES scale. Journal of
Pediatric Oncology Nursing;11(3);109-117.
Phipps S, Dunavant M, Jayawardene D, Srivastiva DK. (1999). Assessment of the health-related
quality of life in acute in-patient settings: use of the bases instrument in children undergoing bone
marrow transplantatiion. Int J Cancer Suppl; 12:18–24.
Phipps S, Dunavant M, Srivastiva DK, Bowman L, Mulhern RK. (2000). Cognitive and academic
functioning in survivors of pediatric bone marrow transplantation. Journal of Clinical
Oncology;18(5):1004.
Phipps S, Dunavant M, Garvie PA, Lensing S, Rai SN. (2002). Acute health-related quality of life in
children undergoing stem cell transplant: I. Descriptive outcomes. Bone Marrow Transplant; 29: 425–
434.
Phipps S, Dunavant M, Lensing S, Rai SN. (2002). Acute healthrelated quality of life in children
undergoing stem cell transplant: II. Medical and demographic determinants. Bone Marrow Transplant;
29: 435–442.
Phipps S, Rai SN, Leung WH, Lensing S, Dunavant M.(2008).. Cognitive and academic
consequences of stem-cell transplantation in children. J Clin Oncol.; 26(12):2027–2033;
Pidala J, Anasetti C, Jim H. (2009). Quality of life after allogeneic hematopoietic cell
transplantation. Blood;114(1):7-19.
Schmidt GM, Niland JC, Forman SJ, Fonbuena PP, Dagis AC, Grant MM, et al. (1993). Extended
follow-up in 212 long-term allogeneic bone marrow transplant survivors. Issues of quality of life.
Transplantation;55:551–557.
Smedler AC, Nilsson C, Bolme P. (1995). Total body irradiation: a neuropsychological risk factor in
pediatric bone marrow transplant recipients. Acta Paediatr; 84:325-330.
Smedler AC, Bolme P. (1995). Neuropsychological deficits in very young bone marrow transplant
recipients. Acta Paediatr;84:429-433.
Socie´ G, Salooja N, Cohen A, Rovelli A, Carreras E, Locasciulli A, Korthof E, Weis J, Levy V,
Tichelli A. (2003). Nonmalignant late effects after allogeneic stem cell transplantation.
Blood;101(9):3373-3385.
Syrjala KL, Langer SL, Abrams JR, Storer B, Sanders JE., et al. (2004). Recovery and long-term
function after hematopoietic cell transplantation for leukemia or lymphoma. JAMA.
2004;291(19):2335-2343.
WHOQOL Group (1995). The World Health Organization Quality of Life Assessment: Position paper
from the World Health Organization. Social Science & Medicine, 41(10), 1403–1409.
Wingard JR. (1994). Functional ability and quality of life of patients after allogeneic bone marrow
transplantation. Bone Marrow Transplantation; 14(Suppl. 4), S29–S33.
Vrijmoet-Wiersma J, Kolk A M, Grootenhuis M A, Spek EM, van Klink JMM, Egeler RM, et al.
(2009). Child and parental adaptation to pediatric stem cell transplantation. Support Care Cancer,
17:707–714
127
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
PEDĠATRĠK ONKOLOJĠ HASTALARINDA YAġAM KALĠTESĠ
Doç. Dr. Mehmet Kantar
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi
Pediatrik Onkoloji Bilim Dalı
Çocuk ve ergenlerde kanser tedavisinde uygun tedavilerle yaĢam Ģansı belirgin olarak artmıĢtır.
Günümüzde genel olarak %70 baĢarıdan söz edilebilir. Bazı kanser tiplerinde ise baĢarı çok daha
yüksektir (Ör; akut lenfoblastik lösemi, erken evre non-Hodgkin lenfomalar, Hodgkin lenfomalar,
retinoblastom, Wilms tümörü, erken evre rabdomyosarkom, düĢük dereceli beyin tümörleri gibi).
Dolayısıyla uzun dönemde yaĢayan hasta sayısında tüm dünyada artıĢ vardır. Günümüzde 20 yaĢını
geçen her 600 bireyden biri çocukluğunda kanser tedavisi görmüĢ bireydir. Bu nedenle uzun dönem
yan etkilerin tanımlanması ve bunların bireyin yaĢam kalitesine etkilerinin araĢtırılması önemlidir.
YaĢam kalitesi ölçekleri kullanılarak tanımlanacak sorunlar ile her duruma özgü çözümler üretilmeye
çalıĢılmalıdır.
Çocukluk çağında kanser tanısı konulması, hem çocuk hem de aile için ciddi bir travmadır. Kanser
tanısı alan çocuklarda, kanserin kendisi, uygulanan tedavi ve tedaviyle iliĢkili akut ve geç yan etkiler
yaĢam kalitesini olumsuz etkiler. Özellikle geç dönemle ilgili çok sayıda yaĢam kalitesini değerlendir en
çalıĢmalar vardır. Burada PEDQOL ölçeği sıklıkla kullanılır.
Yapılan çalıĢmalarda geç dönemde solid tümörü olan çocuklarda lösemi/lenfomalı çocuklara göre
daha fazla iskelet deformitesi (kısalık, protez sorunları, spastisite), skar, infeksiyöz sorunlar (kronik
hepatit B ve C), organ disfonksiyonu (görme, iĢitme sorunları, kalp yetmezliği, overlerin-testislerin
olmaması, nörojenik mesane) ve hormonal yetersizlikler (hipotiroidi, hipogonadizm) olduğu
gösterilmiĢtir. Ciddi geç yan etkiye sahip çocukların yaĢam kalitesi ölçeklerinde belirgin beden algısı,
emosyonel ve fiziksel fonksiyonlar ve kognitif alanda sorunlar ortaya çıkmaktadır. Emosyonel sorunlar
arasında eğitim, iĢ, evlilik ve fertilite konularında yaĢanan sıkıntılar sayılabilir. Beyin tümörü tedavisi
görüp yaĢayan çocuk ve ergenlerde ciddi nörokognitif bozukluklar vardır. Hem uygulanan cerrahi,
hem de yüksek dozlarda uygulanan kraniyal radyoterapinin uzun dönemde yan etkisi beligindir. Bu
nedenle beyin tümörü tedavisi gören bireylerin yaĢam kaliteleri daha düĢüktür.
Kanser tedavisi görmüĢ çocuklara belli aralıklarla yaĢam kalitesi ölçeklerinin uygulanması, somatik ve
psikososyal yan etkilerin tanımlaması ve baĢa çıkma yöntemlerinin ve rehabilitasyon giriĢimlerinin
planlanması açısından yararlı olacaktır. Kanser tedavisi görmüĢ bireylerde kısa semptom envanteri-18
(BSI-18) psikososyal yaĢam kalitesi ölçeği (PSQOL) , sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi ölçeği (HR-QOL) ve
nörokognitif yaĢam kalitesi (CCSS-NCQ) ölçekleri sıklıkla kullanılmaktadır.
128
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ÇOCUKLUK ÇAĞI LÖSEMĠLERĠNDE YAġAM KALĠTESĠ
Yrd. Doç. Dr. ġebnem Yılmaz
Dokuzeylül Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı
Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı
Lösemi çocukluk çağı kanserlerinin önemli bir kısmını oluĢturur ve kansere bağlı ölümlerin önemli
nedenlerinden biridir. Akut lenfoblastik lösemi ise çocukluklarda ve adolesanlarda en sık görülen lösemi
tipi olup bu çağda görülen kanserlerin % 30‘unu oluĢturur. Son 20 yılda 15 yaĢ altı çocuklarda lösemi
sıklığı artmıĢ ancak bunun yanında lösemili hastalarda sağ kalım ve kür oranları da büyük ölçüde
artmıĢtır. Tüm lösemi tipleri göz önüne alındığında lösemi tedavisinde 20 yaĢ altı çocuklarda 5 yıllık sağ
kalım oranları % 61- 77 arasında değiĢmekte iken, sadece akut lenfoblastik lösemide bu oran %80-86
gibi yüksek oranlara ulaĢmıĢtır. Çocukluk çağı lösemi tedavisinde kaydedilen bu geliĢme klinik
onkolojideki en büyük baĢarı öykülerinden biridir. Sağ kalım ve kür oranlarda elde edilen bu dramatik
değiĢim sonucunda yaĢam kalitesinin klinik pratikteki önemi belirgin olarak artmıĢtır.
Lösemi tanısı çocuğu fiziksel, sosyal ve psikolojik olarak birçok açıdan etkiler. Tanı ve tedavi süreci
boyunca kiĢinin ailesinden ve sosyal çevresinden uzaklaĢmasına neden olabilir. Bunun yanında
kemoterapi ve radyoterapiye bağlı fiziksel etkiler (saç dökülmesi, kilo alma vb. ), geç yan etkiler
(büyüme geliĢmenin etkilenmesi, endokrinolojik bozukluklar, kısırlık, entelektüel kapasitede bozukluk),
hastalıkla ilgili kaygılar ve daha sonra sosyal hayata uyum güçlüğü çocuğun yaĢam kalitesini olumsuz
yönde etkileyebilir.
YaĢam kalitesi fiziksel, duygusal, psikolojik ve sosyal bileĢenlerden oluĢan çok boyutlu bir kavram olup
objektif durumların ötesinde bireyin kendi yaĢamına iliĢkin subjektif doyumudur. Dünya Sağlık Örgütü
sağlığı sadece hastalık ve sakatlığın olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve toplumsal yönden tam bir iyi
olma hali olarak tanımlamaktadır. Bu tanımın kanserli çocuklara ve kanserden kurtulan çocuklara
yönelik önemi, fiziksel duruma ek olarak sırasıyla tüm alanlardaki yaĢam kalitesini etkilemesidir.
Çocukluk çağı kanserli hastalarda yaĢam kalitesi ölçümü son yıllarda yapılan klinik çalıĢmalarda gittikçe
daha çok vurgulanmaktadır. Bu sonuç çocuk ve ebeveyn açısından kiĢinin yaĢam kalitesi, ‗iyi olma hali‘
ile ilgili bir veri sağlaması açısından önemlidir. YaĢam kalitesinin ölçümü ebeveynlere ve çocuklara ve
sağlık çalıĢanına bununla ilgili bir tedavi strateji belirlemesi açısından yardımcı olabilir.
129
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KRONĠK KAN HASTASI ÇOCUKLARDA YAġAM KALĠTESĠ VE PSĠKO-SOSYAL
YAKLAġIM
Psik. Ufuk Solak
Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi Psikologu
Talesemi ve hemofili kronik gidiĢli hemotolojik bir hastalıktır. Düzenli aralıklarla yapılan kan
transfüzyonları ve buna bağlı olarak geliĢecek demir depolanmasını engellemek için selasyon tedavileri
uygulanmaktadır. Hemofili ise kanın pıhtılaĢma sisteminde rol alan faktörlerin kalıtsal olarak eksikliği,
yokluğu veya iĢlevlerinin bozuk olmasına bağlı ortaya çıkmaktadır.
Kronik kan hastalıklarında; sürekli tedaviye gereksinim duyma, tedavilerin etkileri, sık kanama, ağrı,
hareket kısıtlılığı ve bedensel değiĢiklikler bireyde psiko-sosyal etkilere yol açabilmektedir. Bu nedenle
kronik kan hastalarında tıbbi durum, tedavilerin yan etkileri bireyin günlük iĢlevlerini ve yaĢam
kalitesini etkileyebilmektedir.
Kronik kan hastalıklarında bireyin etkilenmesi tıbbi parametreler kadar yaĢ, kiĢilik özellikleri ve
psikolojik sağlamlık vb. birçok faktör rol oynamaktadır.
Sonuç olarak kronik kan hastalıkları bireyin tıbbi durumu ve benlik algısını, sosyal destek sistemlerini,
yaĢam kalitesini etkileyebilmektedir. Bireyin tıbbi duruma uyumunu sürdürmek ve artırmak için yaĢam
kalitesini, sosyal destek sistemlerini ve baĢ etme becerilerini geliĢtirmek önem kazanmaktadır. Bireyin
tıbbi durumu ve yaĢam kalitesi arasında çift yönlü bir etkileĢim olduğu söylenebilir
130
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
THE FAMILY IMPACT OF SKIN DISEASE
Professor Andrew Y Finlay
Cardiff University, Cardiff, UK
Every dermatologist is aware that when a person has a chronic skin disease, it is likely that that
person‘s quality of life will be impaired (1). However what is not so well appreciated is that the
affected person‘s partner and other family members are also likely to experience an impact on their
life quality. This presentation will explain this impact, describe the concept of the ―Greater Patient‖,
and discuss how understanding these concepts could improve your quality of clinical care.
The partner and close family of a person with skin disease, who closely share each other‘s lives, may
experience a major impact on their own quality of life, even though it is their relative, not themselves,
who have the condition. Our research across all skin diseases (2) and also specifically in psoriasis (3)
and atopic dermatitis (4) has demonstrated the impact of skin disease on the social life, work,
sporting activities and personal relationships of family members. Furthermore it is clear that skin
disease not only affects people ―in the present‖, but that having skin disease may influence major life
changing decisions (5). The lives of those close to the patient will inevitably be influenced by the
outcome of those decisions. In the many interviews that were carried out as part of this research,
family members frequently stated that no health professional had ever enquired previously about how
their quality of life had been affected by their relative‘s disease, and often described profound effects.
So skin disease not only affects the quality of life of patients, but of their partner and close relatives.
In order to draw attention to this wider secondary impact of skin disease, we have suggested the
concept of ―The Greater Patient‖ (2). This describes the close and interrelated social unit of the
partner and family who ―surround‖ the patient‘s life.
It is now possible to measure this secondary impact of skin disease, by using the Family Dermatology
Life Quality Index (6,7)(available at www.dermatology.org.uk), in psoriasis by using the Psoriasis
Family Index (8) and in childhood atopic dermatitis by using the Dermatitis Family Impact
questionnaire (4).
Now that this secondary impact of skin disease is recognised and can be measured, there is the
potential to understand the problems experienced by patients‘ family members in more detail, and to
assess how different therapies and strategies may be of benefit to the patient and to members of the
Greater Patient. It is also possible to compare the secondary impact between different skin diseases.
It is likely that the relationship of the physician to the patients, and to the family members closely
involved in assisting the patient‘s care, influences patient adherence to therapy. Addressing the
relatives‘ concerns may therefore improve compliance. However, understanding an issue often raises
new challenges. There is now the need to develop new types of intervention, for example educational
opportunities, to try to alleviate this secondary impact of chronic skin disease.
References
1. Finlay AY, Smith C. General aspects of treatment. In: Rook‘s Textbook of Dermatology (Editors
Burns DA, Breathnach SM, Cox NH, Griffiths CEM), Chapter 72, Oxford, 2010.
2. Basra MKA, Finlay AY. The family impact of skin diseases: the Greater Patient concept. Br J
Dermatol 2007; 156: 929-937.
3. Eghlileb AM, Davies EE, Finlay AY. Psoriasis has a major secondary impact on the lives of family
members and partners. Br J Dermatol 2007; 1245-50.
4. Lawson V, Lewis-Jones MS, Finlay AY, Reid P, Owens RG. The family impact of childhood atopic
dermatitis: the Dermatitis Family Impact Questionnaire. Br J Dermatol 1998; 138: 107-13.
5. Bhatti ZU, Finlay AY, Salek S. Chronic skin diseases influence major life-changing decisions: a new
frontier in health outcomes research. Br J Dermatol 2009; 161 (Suppl 1): 58-59.
6. Basra MKA, Sue-Ho R, Finlay AY. Family Dermatology Life Quality Index: measuring the secondary
impact of skin disease. Br J Dermatol 2007; 156: 528-538. Erratum: Br J Dermatol 2007; 156: 791.
131
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
7. Basra MKA, Edmunds O, Salek MS, Finlay AY. Measurement of family impact of skin disease: further
validation of the Family Dermatology Life Quality Index (FDLQI). JEADV 2008; 22: 813-821.
8. Eghlileb AM, Basra MK, Finlay AY. The Psoriasis Family Index: preliminary results of validation of a
quality of life instrument for family members of patients with psoriasis. Dermatology 2009; 219: 6370.
132
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
PSORĠAZĠS VE YAġAM KALĠTESĠ
Prof.Dr.Serap Öztürkcan
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Dermatoloji Anabilim Dalı, MANĠSA
Psoriazis kadınlarda ve erkeklerde eĢit sıklıkta görülen, tüm dünyada populasyonun yaklaĢık olarak %
2‘sini etkileyen bir hastalıktır. Psoriazis yaĢam süresini etkilemeyen, ancak hastalarda sağlıkla ilgili
yaĢam kalitesi üzerine belirgin negatif etkiye ve belirgin psikososyal morbiditeye sahip bir hastalıktır.
Hastalık, sosyal stigmatizasyon (damgalanma), ağrı, rahatsızlık (huzursuzluk), fiziksel iĢlev kaybı,
psikolojik sıkıntı, depresyon ve intihar eğilimi ile iliĢkilidir.
Deri hastalıklarının diğer hastalıklara göre daha az ciddi olduğu konusunda yaygın bir yanlıĢ kanı
bulunmaktadır. Bu, kısmen deri hastalıklarının sıklıkla kronik, fakat hayatı tehdit etmemesine
bağlanabilir. Fakat Psoriazis hastaları tarafından yaĢanılan iĢlev kaybı, kalp hastalığı, diabet, kanser ve
depresyon gibi diğer kronik hastalıklarla karĢılaĢtırılabilir düzeydedir.
Psoriazisli olgularda, doktorlar sıklıkla hastalığa eĢlik eden psikolojik ve sosyal morbiditenin derecesini
küçümserler. Hastalar bu durumun farkındadırlar ve hastalıklarının, yaĢamları üzerindeki tüm etkilerinin
doktorlar dahil olmak üzere diğer kiĢiler tarafından küçümsendiğini hissederler.
Psoriazisli hastalarda, hastalığın yarattığı sıkıntının, hastaların yaĢadığı fiziksel semptomların ötesine
uzandığı açıktır. Psoriaziste tedaviler, hastalığı kontrol etmekte gerekli olduğu kadar, hastanın
yaĢamındaki kariyer, mali durum, boĢ zamanlardaki aktiviteler, iliĢkiler ve fiziksel temas gibi alanları da
etkileyebilir. Günlük aktivitelerindeki değiĢikliklerle hastaların yaklaĢık % 75‘inde yaĢam kalitesinin orta
dereceden Ģiddetliye kadar negatif olarak etkilendiğine inanılmaktadır. Hastaların en azından %
20‘sinde intihar düĢüncesi olduğu rapor edilmiĢtir. Psoriazisin fiziksel ve emosyonel etkilerinin,
hastaların mesleklerini de belirgin olarak olumsuz etkilediği gösterilmiĢtir. Psoriazisli hastaların yaklaĢık
olarak % 60‘ı, psoriazis bulunmayan iĢ arkadaĢlarına göre yılda ortalama 26 gün direkt olarak
psoriazisle iliĢkili olarak iĢyerinden uzak kalmaktadır. Psoriazisli hastaların tedavi masraflarına ek olarak
iĢ kaybı da mali yüklerini artırmaktadır.
Psoriazis ve depresyon arasındaki iliĢkiyi araĢtıran çalıĢmalar, aralarındaki karĢılıklı iliĢkiye iĢaret
etmektedir. YaĢ, eğitim düzeyi ve hastalık Ģiddetinin, psikolojik sıkıntı açısından önemli belirleyiciler
olmak üzere, psoriazisli hasta grubunun normal populasyona göre daha depresif olduğu görülmüĢ ve
yapılan çalıĢmalarda hastaların % 9.7‘sinin ölmeyi istediği, % 5.5‘inin ise aktif intihar fikrine sahip
oldukları saptanmıĢtır. Bu çalıĢmaların sonucunda psoriazisli hastaların tedavisinde psikososyal
stratejilere ve hastaların yaĢam kalitelerinin iyileĢtirilmesine yardımcı olunmasının gerekli olduğu
belirtilmiĢtir.
Psoriaziste hastanın yaĢam kalitesinin düzeltilmesi ve potansiyel psikososyal sekeller için agresif
müdahale gerekir. Bu nedenlerden dolayı Psoriazis hastalarının klinisyen tarafından değerlendirilmesi
ve tedavisinde, sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi ölçümlerinin geleneksel klinik değerlendirmelere eklenmesi
gerekli hale gelmiĢtir.
Psoriaziste hastaların sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesinin ölçümünde ve psoriazis tedavisinde kullanılan
ajanların etkinliklerinin belirlenmesi amacıyla hastaların yaĢam kaliteleri üzerine etkilerinin
değerlendirilmesinde genel, dermatolojiye özgü ve psoriazise özgü olarak geliĢtirilen çok sayıda yaĢam
kalitesi ölçüm yöntemleri kullanılmaktadır. Bununla birlikte psoriazisli hastalarda sağlıkla iliĢkili yaĢam
kalitesinin ölçümünde hangi yöntemlerin kullanılacağı konusunda halen bir görüĢ birliği
bulunmamaktadır. Tedavilerin etkinlikleri klinik olarak genellikle PASI skorları ile ölçülmektedir. Fakat
birçok ilaç tedavisi deri lezyonlarının Ģiddetinde azalmaya neden olsa da hastaların psikososyal
durumlarında istenen düzelmeyi sağlayamayabileceğinden, sadece PASI ölçümü hastanın sağlık
durumunu her zaman tam olarak göstermez. Bu nedenle psoriazisli hastaların yaĢam kalitesinin
ölçülmesinde, tedavilerin etkinliklerinin değerlendirilmesinde ve karĢılaĢtırılmasında PASI ölçümü ile
birlikte psoriazise spesifik ölçüm yöntem(ler)i ve ayrıca genel yaĢam kalitesi ölçüm yöntemleri ve/veya
dermatolojiye spesifik ölçüm yöntemlerinin kullanılması uygun olacaktır.
133
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ÜRTĠKERDE YAġAM KALĠTESĠ
Uzm. Dr. Cemal Bilaç
Ürtiker geçici dermal ödem ve vazodilatasyona bağlı olarak, kısa süreli, eritemli ve kaĢıntılı deri
kabarıklıklarının görüldüğü bir hastalıktır. Altı haftadan daha uzun süre devam etmesi durumunda
kronik ürtiker olarak tanımlanır. Ürtiker, kiĢilerin %15‘inden fazlasını yaĢamlarının bir döneminde
etkilemektedir. Kronik ürtikerin uyku bozukluğu, kaĢıntılı lezyonlar, yorgunluk, sosyal izolasyon, enerji
kaybı, emosyonel/seksüel zorluklar, meslek ve ev iĢlerinde yaĢanan kısıtlanmalar yoluyla kiĢilerin
yaĢam kalitesini bozduğu bilinmektedir. Kronik ürtikerde en sık rastlanan psikiyatrik bozukluklar olan
depresyon, anksiyete ve somatoform bozukluklar da yaĢam kalitesini etkileyebilir.
Ürtikerli hastalarda yaĢam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla genel yaĢam kalitesi ölçekleri
(Kısa Form-36, Nottingham Sağlık Profili, Dünya Sağlık Organizasyonu YaĢam Kalitesi Değerlendirme
Özeti), dermatolojiye spesifik yaĢam kalitesi ölçekleri (Dermatolojide YaĢam Kalite Ġndeksi,
Dermatolojide YaĢam Kalitesi [VQ-Dermato], Skindex-29) ve son zamanlarda ürtikere spesifik bir test
olan Kronik Ürtiker YaĢam Kalitesi Anketi (Chronic Urticaria Quality of Life Questionnaire, CU-Q2oL)
kullanılmaktadır. Ürtikerde yaĢam kalitesi düzeyinin belirlenmesinde en sık kullanılan ölçek
Dermatolojide YaĢam Kalite Ġndeksi (Dermatology Life Quality Index, DLQI)‘dir.
Kronik idiopatik ürtikerli hastalarda yaĢam kalitesindeki olumsuz etkilenmenin akneli hastalarla benzer,
vitiligolu hastalardan ise daha fazla olduğu bildirilmiĢtir. Ayrıca kronik idiopatik ürtikerin fiziksel
rahatsızlık ve günlük yaĢamda kısıtlanmaya psoriasisten daha fazla neden olduğu bilinmektedir.
YaĢam kalitesini ileri derecede olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olduğu bilinen ürtikerde, hastalığın
klinik Ģiddetini gösteren ürtiker aktivite skorlaması yanında, tedavi etkinliğinin değerlendirilmesi,
uygulanan farklı tedavilerin etkinliklerinin karĢılaĢtırılması ve izlenecek tedavi stratejilerinin planlanması
amacıyla yaĢam kalitesi ölçeklerinin kullanılması son derece faydalı olacaktır.
134
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KALP YETERSĠZLĠĞĠNDE YAġAM KALĠTESĠ
Prof. Dr. Mehdi ZOGHĠ
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardiyoloji AD, Ġzmir
Dr. Serap ÖZER
Ege Üniversitesi HemĢirelik Yüksek Okulu, Ġç Hastalıkları HemĢireliği AD, Ġzmir
GĠRĠġ
Kronik hastalıklar, normal fizyolojik fonksiyonlarda yavaĢ ve ilerleyici bir sapmaya, geri
dönüĢümsüz değiĢikliklere neden olan, yaĢamın uzun bir dönemini kapsayan, sürekli tıbbi bakım ve
tedavi gerektiren hastalıklardır. GeliĢmiĢ ve geliĢmekte olan ülkelerde, kronik hastalıklar içerisinde kalp
yetersizliğinin (KY) önemli bir yeri bulunmaktadır. Ġlerleyici ve yaygın görülen bir hastalık olan KY
mortalite ve morbiditenin majör nedenleri arasında yer almaktadır. ĠlerlemiĢ KY‘li hastalar en kritik
hastalar arasındadır ve sağlık bakım maliyetlerinin büyük bir bölümünü oluĢturmaktadır.
Günümüzde teknolojik geliĢmelere parelel olarak; tıbbi tanı, tedavi ve koruma yöntemlerindeki
ilerlemeler, insanların sağlık bakım gereksinimlerindeki değiĢiklikler, kronik hastaların ve hastane
bakımını gerektiren bireylerin sayısındaki artıĢlar, artan sağlık harcamalarının birey ve ülke
ekonomisine getirdiği zorluklar, sağlık bakımının bireylerin yaĢam kalitelerini arttırma amaç ve bakıĢ
açısıyla sunulmasını zorunlu kılmıĢtır. Bu bağlamda yaĢam kalitesi; doyum-memnuniyet verici bir
yaĢam için, bireylerin sağlık bilinçlerinin güçlendirilmesine, sağlık bakım yeteneklerinin arttırılmasına,
sağlık konusundaki yeteneklerini sonuna kadar kullanabilmelerine olanak verecek davranıĢ ve
becerilerin geliĢtirilmesini gerektirmektedir.
Ġyi bir yaĢam kalitesini sürdürmek kronik, ilerleyici bir hastalıkla yaĢayan hastaların çoğunun daha uzun
bir süre yaĢaması için oldukça önemlidir. KY‘li hastalar sağlıklı bireyler ve diğer kronik hastalığı (Kronik
Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Hipertansiyon, Ġnfarktüs, Artrit vs.) olan bireyler ile kıyaslandığında önemli
derecede bozulmuĢ bir yaĢam kalitesine sahiptirler. YaĢam kalitesi klinik bir durumun ve tedavisinin
hastanın günlük yaĢamı üzerindeki çok boyutlu etkisini yansıtmaktadır. KY‘li hastalar dispne,
yorgunluk, ödem, uyku bozuklukları, depresyon ve göğüs ağrısı gibi çeĢitli fiziksel ve emosyonel
semptomlar deneyimlemektedir. Bu semptomlar hastaların günlük fiziksel, sosyal aktivitelerini
sınırlamakta ve yaĢam kalitesini bozmaktadır. Kötü/bozulmuĢ yaĢam kalitesi yüksek hastaneye yatıĢ ve
mortalite oranlarıyla iliĢkilidir. Bu yüzden KY‘li hastalarda hastalığın günlük yaĢam üzerindeki etkisini
belirlemek için yaĢam kalitesinin uygun bir Ģekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.
KALP YETERSĠZLĠĞĠ VE ÖNEMĠ
KY kardiyak rahatsızlıkların son evresi olarak tanımlanmaktadır ve birçok kanser türünden bile daha
kötü bir prognoza sahiptir. Bu nedenle de medikal bir sorun olarak önemsenmesi gerekmektedir.
Uygulanan tedavilere rağmen KY düzenli bir paterne sahip değildir ve hastaların çoğu
dekompanzasyon periyotlarıyla stabilitenin bozulduğu periyotlar deneyimlemektedir.
KY‘nin görülme sıklığı tüm toplumlarda giderek artmaktadır. GeliĢmiĢ ülkelerde prevalans % 1-2 iken
yaĢın artmasıyla birlikte % 6-10‘a ulaĢmaktadır. Amerika BirleĢik Devletleri‘nde beĢ milyon KY
hastasının olduğu ve bu sayıya her yıl 550.000‘nin üzerinde yeni vakanın eklendiği rapor edilmiĢtir.
Dünya‘da olduğu gibi ülkemizde de KY insidansının (~1,4 milyon kiĢi) arttığı tahmin edilmekte ancak
bu konuyla ilgili güvenilir istatistikler bulunmamaktadır. Hastaların bir ve beĢ yıllık mortalite oranlarının
sırasıyla % 30-40 ve % 60-70 olduğu belirtilmektedir.
YAġAM KALĠTESĠ
Kronik hastalarda geleneksel bakım, istendik bir metabolik duruma ulaĢmak ve sürdürmek amacıyla
uygulanacak eğitim programlarına uyum gösterme üzerine temellenmiĢtir. Geleneksel tedavi ve
bakımda kronik hastaların psikososyal yönden incelenmeleri ihmal edilmiĢtir. Ancak son yıllarda kronik
hastaların bakımında, psikolojik faktörlerin rolü giderek kabul görmekte, bakımda odak nokta;
metabolik esenlikten, hastaların psikososyal yönlerine ve yaĢamlarının kalitesine doğru kaymaktadır.
135
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Günümüzde yaĢam kalitesi her alanda yaygın bir Ģekilde kullanılan bir kavramdır. Tıp alanında, hayat
standardı ölçümünden farklı olan bu değerlendirmede hastalıkların ve tedavi stratejilerinin etkinliğini
ölçen nispeten yeni bir bilimsel ölçüm tekniğidir. YaĢam kalitesi (YK), mutlu olma ve yaĢamdan hoĢnut
olmayı içeren, genel olarak ―iyi olma durumu‖ olarak kullanılan bir terimdir. YK özgül ve nesnel
olmaktan çok genel ve öznel bir kavramdır. Temelde, kiĢinin, yaĢam koĢullarına uyumda kiĢisel
tatminini etkileyen, hastalığın günlük yaĢam üzerindeki fiziksel, mental ve sosyal etkilerine verdiği
bireysel yanıtları temsil eden bir kavram olarak görülmelidir. Sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi (SYK) ise; bir
bireyin ve grubun bedensel ve ruhsal sağlık algısıdır. SYK, bir bütün olarak yaĢam kalitesinin ve onun
belirleyicilerinin, gerek bedensel gerekse ruhsal sağlığı etkilediği açıklıkla gösterilmiĢ olan yönlerini
içerir.
Kronik hastalıklar ve tedavisi, bireyin yaĢam Ģeklinde değiĢiklik yapmasını gerektirdiği için YK‘ni
doğrudan etkilemektedir.
KALP YETERSĠZLĠĞĠ VE YAġAM KALĠTESĠ
KY‘li hastalarda transplantasyon sonrası yaĢam kalitesinin geliĢtiği rapor edilmesine karĢın, hastalar
genellikle düĢük bir yaĢam kalitesi tanımlamaktadırlar. KY‘de yaĢam kalitesinin bozulmasına yol açan
faktörler fiziksel semptomlar, psikososyal problemler, tedavi yan etkileri ve sosyal sınırlamalardır.
YK‘nin bozulması KY‘li hastaların
Yaşam Kalitesi
tedaviye olan uyumunu olumsuz
yönde etkilerken psikolojik problemleri
de beraberinde getirmektedir. Klinik
araĢtırmalarda hastaların son altı aylık
Depresiyon var
yaĢamlarında fiziksel ve psikolojik
semptomlarda belirgin bir artıĢ olduğu
Depresiyon yok
gösterilmiĢtir. Psikolojik problemlerin
baĢında ise depresyon gelmektedir.
Kalp Yetersizliğinde YaĢam Kalitesini
Etkileyen Faktörler
Cinsiyet
Diğer kronik hastalıklarda olduğu gibi KY‘de de kadınlarda yaĢam kalitesi daha kötüdür. Kadınlarda
erkeklere göre semptomlar, fiziksel fonksiyon bozuklukları, uyku ve emosyonel bozukluklar daha fazla
olduğu için hastane yatıĢları da daha sık olmaktadır.
Bireysel Özellikler
Aynı KY ciddiyetine sahip kiĢilerde tutarlılık, öz değerlilik ve olaylarla baĢ etme yetisi gibi bireysel
özellikler, eĢ veya çevreden gelen desteğin varlığı YK‘ni etkileyebilmektedir.
YaĢ
Ġleri yaĢ tek baĢına YK‘ni olumsuz etkileyen bir faktör iken KY‘de yaĢam kalitesi için de kaçınılmaz bir
unsur olmaktadır. KuĢkusuz genç hastaların yaĢam kalitesi ileri yaĢ grubuna göre daha iyi olmaktadır.
Ancak ilginç bir araĢtırmanın verisi ıĢığında genç hastalarda daha çok psikolojik sorunlar ön planda iken
>55 yaĢ grubunda hastane yatıĢları daha ön plana çıkmaktadır. Ġki yaĢ grubu arasındaki fark
muhtemelen yaĢama olan bakıĢ açısının değiĢikliğinden kaynaklanmaktadır.
Kalp Yetersizliği Evresi
YK‘deki değiĢiklikler hastalığın ilk evrelerinde, hasta asemptomatik iken bile baĢlamaktadır. Hastalığın
Ģiddeti ve evresi arttıkça her iki cinste de YK bozulmaktadır.
Uyku
136
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
YaĢamın üçte biri uykuda geçmektedir. Uyku vücudun dinlenmesini ve beynin bir gün önce aldığı bilgiyi
iĢlemesini sağlar. KY‘de uyku apne sendromu ve depresyon gibi nedenlerle hastaların % 50‘sinde
çeĢitli düzeylerde uyku problemleri ortaya çıkmaktadır. Bu konuda çok fazla klinik araĢtırma
olmamasına karĢın insan hayatındaki uykunun önemi dikkate alındığında KY‘de ne denli YK‘ni
değiĢtireceği aĢikardır.
Egzersiz –Psikolojik Sorunlar
Major ve minör egzersiz yetisi KY hastalarında sınırlanmıĢtır. Bu durum bir kısır döngü olarak
fonksiyonların progresif bozulmasına yol açmaktadır.
Sosyoekonomik Düzey
Sosyoekonomik durumlar da YK etkileyen faktörler arasında yer almaktadır.
Kalp Yetersizlikli Hastalarda YaĢam Kalitesinin Değerlendirilmesi
KY için hastalığa özgü bir takım ölçümler geliĢtirilmiĢtir. Her bir ölçümün, geçerlilik ve güvenilirlik
ölçümlerine iliĢkin bazı kanıtlar bulunmaktadır. KY‘de SYK‘deki bozulmayı gösteren hastalığa özgü iki
ölçek bulunmaktadır. Bu ölçeklerden ilki Minnesota KY Ġle YaĢam Anketidir (Minnesota Living With
Heart Failure Questionnaire). Toplam 21 maddeden oluĢan ölçek yaĢam kalitesinin fiziksel, sosyal ve
ekonomik boyutlarını içeren soruları kapsamaktadır. Leary ve Jones tarafından geliĢtirilen Sol Ventrikül
Disfonksiyonu Anketi (Left Ventricular Dysfunction Questionnaire (LVD-36)) de KY‘li hastalarda sol
ventrikül disfonksiyonunun YK üzerindeki etkisini inceleyen diğer bir ölçektir. Bu ölçek aynı zamanda
hastalığın etkisi ve tedavinin etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır ve 36 ifadeden oluĢmaktadır.
Son yıllarda bu ölçümlerin KY‘deki klinik çalıĢmalarda kullanımı artmıĢtır ve KY‘li hastalarda YK ve
etkileyen faktörler konusunda pek çok çalıĢma yapılmıĢtır.
Kalp Yetersizlikli Hastalarda YaĢam Kalitesinin ĠyileĢtirilmesi
KY‘nin baĢarılı bir Ģekilde yönetimi hastalar ve ailelerinin yaĢam Ģekli değiĢikliklerine uyumunu
gerektirmektedir. Ġlaçla tedavi hastaların günde iki veya daha fazla kez kullanmaları gereken ilaçları
içerebilir. Diyet ve günlük yaĢam aktiviteleri hastaların arzu ettikleri, gelenekleri ve kültürel yapıları ile
çatıĢmalar yaratabilecek değiĢiklikler gerektirebilir. Bu nedenle, KY semptomlarının izlenmesi ve uygun
tedavinin yapılması böylece hastaneye yatmayı gerektirecek ciddi ilerlemelerin önlenmesi
gerekmektedir. Hastalar yeni kısıtlamalarla, sınırlılıklarla yaĢama fikrine ve sorumluluğuna psikolojik
olarak uyum sağlamalıdır. Bu önlem ve gerekliliklerden herhangi birini baĢarmada yetersizlik yaĢam
kalitesinde düĢmeye, gereksiz hastane yatıĢlarına ve erken ölümlere yol açmaktadır. Bu yüzden önemli
bir hedef olarak bu hastalarda yaĢam kalitesini yükselten ve semptomları düzelten non-farmakolojik
giriĢimlerin geliĢtirilmesi gerekmektedir. Bu noktada;
Hastaların kendilerini daha yeterli, verimli ve huzurlu hissetmeleri için psikolojik danıĢmanlık
hizmetlerinin verilmesi, sosyal destek gruplarının oluĢturulması ve bu gruplara katılım konusunda
hastaların cesaretlendirilmesi,
Hastaların sosyal aktivitelere sınırlılıkları ölçüsünde katılımının sağlanması,
Planlı egzersiz programlarının düzenlenmesi ve hastaların bu programlara uyumlarının
değerlendirilmesi (Kontrollü klinik araĢtırmalar hastane içi ve evde yapılan egzersiz programlarının KY
hastalarının yaĢam kalitelerini önemli ölçüde iyileĢtirdiğini göstermiĢtir)
Hastalara hastalık, hastalığa bağlı oluĢabilecek Ģikayetler, ilaçların etki ve yan etkileri, düzenli
aralıklarla nabız sayma, tansiyon, kan kolesterol düzeyini ölçtürme, düzenli kilo kontrolünün önemi ve
aĢılanma gibi konularda eğitim yapılması,
Eğitim programının bireye özgü olarak ve yaĢam Ģekilleri dikkate alınarak hazırlanması,
Hasta eğitiminin hastanın hastaneye yatması ile birlikte baĢlatılması ve taburculuk eğitiminin planlanıp
uygulanması,
Yapılan eğitimin etkililiğinin değerlendirilmesi,
Farklı uzmanlık alanlarındaki bilgilerin aktarımı için disiplinlerarası iĢbirliği ve ekip yaklaĢımının
sağlanması,
KY‘li hastaların yaĢam kalitesi ile ilgili araĢtırmaların arttırılması,
137
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KY‘li hastaların bakım ve tedavisini üstlenen sağlık bakım profesyonellerinin, yaĢam kalitesi ve yaĢam
kalitesini etkileyen faktörler konusunda bilgilendirilmesi ve bu bilgileri uygulamalarına yansıtması için
desteklenmesi,
Hastaların yaĢam kalitelerinin düzenli olarak değerlendirilmesi,
Hastalık ve tedavi programlarına uyumda güçlük yaĢayan hastaların yaĢam kaliteleri azalabilir. Bu
doğrultuda uyum sürecinde hastalara destek verilmesi ve yardımcı olunması,
Hasta yoğunluğunun fazla olduğu merkezlerde deneyimli sağlık bakım personellerinin yer aldığı özel KY
ünitelerinin kurulması önerilebilir.
Özet olarak;
KY popülasyonunda SYK azalmakla beraber önemli bir mortalite ve morbidite göstergesidir. SYK‘nin
fiziksel ve sosyal boyutlarındaki azalmalar otonomi ve yaĢam kontrolünün kaybına neden
olabilmektedir. Bu durum beraberinde anksiyete ve depresyon gibi psikolojik sorunları da
getirmektedir. Uyku bozukluklarıyla birlikte depresyon zayıf prognozla sonuçlanan ve SYK‘ni olumsuz
yönde etkileyen yaygın olarak bildirilen semptomlardır. KY‘li hastalarda YK‘ni iyileĢtirmek için sağlık
bakım profesyonelleri destek ve eğitim üzerine temellenmiĢ giriĢimleri multidisipliner boyutta
uygulayabilmelidir.
Kaynaklar
American Heart Association Heart Disease and Stroke Statistics; (2005) Update. Dallas, Tex;
American Heart Association; 2005. EriĢim: ACC/AHA 2005 Guideline Update for the Diagnosis and
Management of Chronic Heart Failure in the Adult. A Report of the American College of
Cardiology/American Heart Association Task Force on Practice Guidelines (Writing Committee to
Update the 2001 Guidelines for the Evaluation and Management of Heart Failure)
http://www.acc.org/clinical/guidelines/news/hf.htm eriĢim tarihi 2005.
Berry C, McMurray J (1999). A Review of Quality of Life Evaluations in Patients with Congestive
Heart Failure. Pharmacoeconomics, 16 (3), 247-271.
Bristow MR (2000). Best Practices For Optimally Treated Advanced Heart Failure. Clinical
Cardiology, 23 (3), ( Supplement III ).
Brotons C, et al (2009). Randomized Clinical Trial of The Effectiveness of a Home-Based
Intervention in Patients with Heart Failure: The IC-DOM Study. Rev Esp Cardiol. 62(4), 400-8.
Chin MH, Goldman L (1998). Gender Differences in 1-year Survival and Quality of Life Among
Patients Admitted with Congestive Heart Failure. Med. Care, 36(7), 1033-46.
Cline CM, et al (1999). Health-Related Quality of Life in Elderly Patients with Heart Failure‖, Scand
Cardiovasc J, 33 (5), 278-285.
Dracup K, et al (1992). Quality of Life in Patients with Advanced Heart Failure. Heart Lung
Transplantation, 1 (2 pt 1), 273-9.
Durademir A (1999). Kronik Kalp Yetmezlikli Hastaların YaĢam Kaliteleri ve Öz Bakım DavranıĢları.
Yoğun Bakım HemĢireleri Dergisi, 3 (1), 16-20.
Eser E (2007). Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesinin Kavramsal Temelleri ve Ölçümü. 2. Sağlıkta YaĢam
Kalitesi Kongresi Kurs Kitabı.
Grady KL (1993). Quality of Life in Patients with Chronic Heart Failure. Critical Care Nursing Clinic
North America, 5 (4), 661-70.
Guyatt GH (1993). Measurement of Health-Related Quality of Life in Heart Failure. Journal
American Collage of Cardiology, 22 (4 Suppl A), 185A-191A.
Heo S, Lennie TA, Okoli C, Moser DK (2009). Quality of Life in Patients with Heart Failure: Ask the
Patients. Heart & Lung 38(2), 100-108.
Jaarsma T, et al (1999). Quality of Life in Older Patients with Systolic and Diastolic Heart Failure.
European Journal of Heart Failure, 1 (2), 151-60.
Johansson P, Dahlström U, Broström A (2006). Factors and Interventions Influencing HealthRelated Quality of Life in Patients with Heart Failure: A Review of The Literature. European Journal of
Cardiovascular Nursing, 5, 5-15.
138
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Leary CJO, Jones PW (2000). The Left Ventricular Dysfunction Questionnaire (LVD 36): Reliability,
Validity and Responsiveness. Heart, 83 (6), 634-639.
Martensson J, Karlsson JE, Fridlund B (1997). Male Patients with Congestive Heart Failure and
Their Conception of The Life Situation. Journal of Advanced Nursing, 25, 579-586.
Nalbantgil I (2003). Kalp Yetersizliği: Kalp Yetersizliğinin Tanım ve Epidemiyolojisi. K. Büyüköztürk,
N Koylan (Ed.), Uniform Matbaacılık, 1. Baskı.
Özer S, Argon G (2005). Kalp Yetmezliğinde Sağlık DavranıĢları, Sağlığa Verilen Önem ve YaĢam
Kalitesi ĠliĢkisinin Ġncelenmesi. Ege Üniversitesi HemĢirelik Yüksekokulu Dergisi, 1(1), 63-77.
Özpancar N, Fesçi H (2008).Hipertansiyon ve YaĢam Kalitesi. Üniversite ve Toplum, Aralık 2008,
Cilt 8, Sayı 4.
Rector TS, Kubo SH, Cohn JN (1987). Patients‘ Self-Assessment of Their Congestive Heart Failure:
Part 2: Content, Reliability and Validity of a New Measure The Minnesota Living with Heart Failure
Questionnaire, Heart Failure, 198-209.
Riedinger MS, Dracup KA, Brecht ML (2000). Predictors of Quality of Life in Women with Heart
Failure. SOLVD Investigators. Studies of Left Ventricular Dysfunction. Heart Lung Transplantation, 19
(6), 598-608.
139
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
PERKÜTAN KORONER GĠRĠġĠMLERĠN YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠLERĠ
Doç. Dr. Cevad ġekuri
Kent Hastanesi, Kardiyoloji Bölümü
GiriĢ
Kardiyovasküler hastalıklar tüm dünyada ölüm nedenlerinin baĢında gelmekte olup sıklığı giderek
artmaktadır. Kardiyolvasküler hastalıkların en sık sebebi ateroskleroza bağlı koroner arter hastalığıdır
(KAH). Ülkemizde Türk Kardiyoloji Derneği Tarafından yapılan Türk EriĢkinlerinde Kalp Hastalığı ve Risk
Faktörleri (TEKHARF) çalıĢmasının sonucuna göre Türkiye‘de yaklaĢık iki milyon kiĢide KAH
bulunmaktadır. Bu çalıĢmanın baĢka bir sonucuna göre ülkemizde yılda yaklaĢık 80 bin kiĢi miyokard
enfarktüsü geçirmektedir (1). KAH seyrinde ortaya çıkan kalp yetmezliği, kapak hastalığı, aritmik
olaylar ve özellikle egzersizle ortaya çıkan göğüs ağrıları olguların fiziksel ve ruhsal durumlarını
etkileyerek yaĢam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Aterosklerotik koroner kalp hastalığının
tedavisinde yaĢam biçimi önlemleri yanı sıra, ilaç tedavisi, perkütan koroner giriĢimleri ve koroner
bypass greft op.u uygulanmaktadır. Bu güncel tedavi yaklaĢımlarının amacı, olguların yaĢam süreleri,
semptomların giderilmesi ve fonksiyonel kapasitesi üzerine olumlu etki göstermesi yanı sıra hastaların
global yaĢam kalitesini arttırmalıdır.
Sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi (SYK) kavramı, hastalıkların yaĢam üzerine olumsuz etkileri ve çeĢitli
farmakolojik ve non-farmakolojik tedavilerin hasta ve hastalıklar üzerine etkisinin araĢtırılmasında son
zamanlarda giderek artan bir Ģekilde kullanılmaktadır. SYK kavramı 70‘li yıllardan bu yana
kullanılmasına rağmen son yıllarda daha çok önem kazanmıĢtır. SYK, fiziksel ve ruhsal iyilik durumu
olarak tanımlanabilir. Son zamanlarda yayınlanan NHLBI (National Heart, Lung and Blood Institute)
Kardiyovasküler araĢtırma çalıĢma grubu sonuçlarına göre, SYK‘nin, araĢtırma ve klinik uygulamalar
arasında hasta merkezli bir köprü görevi yapabileceği ortaya çıkmıĢtır (2). Akut ve Kronik kalp
hastalıklarının değerlendirilmesi ile ilgili çeĢitli SYK ölçekleri tasarlanmıĢtır. BozulmuĢ SYK‘nin mortalite
ve hastaneye yatıĢ için bir risk faktörü olmasına rağmen henüz geleneksel risk faktöleri yanında yerini
alamamıĢtır.
KV hastalıklarda SYK ölçekleri
SYK ölçekleri ‗‗Genel amaçlı =jenerik‘‘ veya ‗‗hastalığa özgü‘‘ ölçekler olarak iki gruba ayrılmaktadır.
Genel amaçlı ölçekler değiĢik hastalık ve hasta gruplarının yaĢam kalitesini ortaya koyan genel ve çok
amaçlı ölçeklerdir. Hastalığa özgü ölçekler ise genel sağlık kavramının ötesinde hastalığın özelliklerine
göre tasarlanmıĢ ve sağlık durumundaki değiĢimin ve tıbbi müdahalenin etkisinin ortaya konulmasında
jenerik ölçeklere göre daha duyarlı ve daha yanıt verici ölçeklerdir (3).
Genel SYK ölçekleri
Kalp damar hastalığı tanısı alan olgularda, araĢtırma veya klinik amaçlı uygulamalarda sağlık durumu
veya SYK‘nin değerlendirilmesinde birkaç genel ölçek kullanılmaktadır. Bu hasta grubunda Nottingham
sağlık profili (Nottingham health profile, NHP)(çalıĢmaları %40‘ında kullanılmakta) (4), SF-36 (Medical
Outcomes Study 36-Item Short Form Health Survey) ve hastalık etki profili (Sickness Ipact profile)
(ikisi çalıĢmaların %24‘ünde kullanılmakta) en sık kullanılan genel ölçeklerdir. Son zamanlarda
geliĢtirilen Dünya Sağlık Örgütü ölçeği olan WHOQOL de sık kullanılmaya baĢlanmıĢtır. AraĢtırmaya
yönelik yapılan bu çalıĢmalara alınan olgularda, angina pectoris, miyokard enfarktüsü, koroner arter
hastalığı, koroner by-pass cerrahisi ve anjiyoplasti öyküsü mevcuttu. .
Hastalığa Özgü Ölçekler
Anjina pektoris, miyokard enfarktüsü ve kalp yetmezliği tanısı alan olguların yaĢam kalitesinin
değerlendirilmesi amacıyla birkaç ölçek geliĢtirilmiĢtir. Hastalığa özgü ölçeklere, Seattle Angina
Questionnaire (Seattle anjina anketi, SAQ), Miyokard Ġnfarktüsü Sonrası YaĢam Kalitesi Anketi
(MacNew Questionnaire), YaĢam Kalitesi Ġndeksi (QLI)-kardiyak versiyonu, angina pectoris yaĢam
kalitesi anketi (APQLQ) ve Minnesota Kalp Yetmezliği ile YaĢam Anketi örneklerini verilebiliriz.
140
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Perkütan Koroner GiriĢimlerin SYK’nin üzerinde etkileri
Son yıllarda , Perkütan koroner giriĢimleri (PKG) akut miyokard infarktüsü, kronik kalp damar hastalığı
tedavisinde sık bir Ģekilde uygulanmaktadır. Bu alanında yapılan büyük ve çok merkezli çalıĢmalarda
yaĢam kalitesinin değerlendirilmesi çok önemli bir sağlık çıktısı haline gelmiĢtir. Kaul ve arkadaĢları
tarafından yapılan bir çalıĢmada akut koroner sendrom tanısıyla hastaneye yatırılan olgulara uygulanan
erken koroner angiografi ve invazif giriĢim, olguların yaĢam kalitesini olumlu yönde etkilediği
saptanmıĢtır. (5). Koroner bypass cerrahisi (CABG) ile perkütan balon anjiyoplasti ve stent
implantasyonunu karĢılaĢtıran bir çalıĢmada bazal, 6. ve 12. ayda ‗‗Seatle Angina Questionnaire‘‘ ölçeği
kullanılmıĢır. Bu çalıĢmanın sonucuna göre, uygulamanın 6.ve 12. ayında, fiziksel kısıtlılık skoru, angina
skoru ve yaĢam kalitesinde, her iki tedavi yaklaĢımıda faydalı bulunmuĢtur. Ancak; angina ve fiziksel
kısıtlılık skorunda, CABG uygulaması daha üstün bulunmuĢtur (6). Son zamanlarda yayınlanan
DANAMI-2 çalıĢmasının analizinde, trombolitik tedavi uygulananlara göre primer koroner giriĢim (PCI)
yapılan olgularda klinik yarar ile birlikte yaĢam kalitesininde daha üstün olduğu gösterilmiĢtir (7).
Koroner bypass cerrahisi (CABG) ile perkütan koroner giriĢimin karĢılaĢtırıldığı bir baĢka çalıĢmada SF–
36‘nın kısa formu kullanıldı. Bu çalıĢmanın sonucuna göre bir yıllık fonksiyonel kapasitede CABG
uygulamasının PKG‘e göre daha üstün olduğu ancak ruhsal sağlık durumunda iki grup arasında anlamlı
bir fark olmadığı saptanmıĢtır. Elde edilen bu sonucun PKG grubunda kararsız angina,
revaskülarizasyon sıklığı ve hastaneye yatıĢ sayısının daha fazla olduğuna bağlandı (8). Stabil koroner
arter hastalığı olan 2287 hasta içeren COURAGE çalıĢmasında optimal medikal tedavi alan hasta grubu
ile buna ilave olarak PKG uygulanan hasta grubu karĢılaĢtırıldı. Bu çalıĢmada anginanın
değerlendirilmesi amacıyla Seattle Angina Anketi kullanılırken genel fiziksel ve ruhsal fonksiyonların
değerlendirilmesi için RAND-36 anketi kullanıldı. Bu çalıĢmanın en önemli sonucu optimal ilaç
tedavisine ilave olarak yapılan PKG‘in ölüm ve MĠ riskini düĢürmediğidir. Bununla birlikte, ilk 1-2 yıl
içinde PKG uygulanan olgularda Seattle Angina anketi sonuçlarının zaman geçtikçe daha olumlu olduğu
gözlenmiĢtir. Bu sonuç RAND-36 anketi ve daha önce COURAGE çalıĢmasında yayınlanan Canadian
Cardiovasvular Society Angina sınıflaması sonuçları ile paralellik göstermektedir. Ayrıca göğüs ağrısı
daha sık ve daha Ģiddetli olanlar PKG‘in daha fazla yarar sağladığı gözlendi (9).
Pedersen ve arkadaĢları tarafında yapılan çalıĢmada PKG‘den sonra erken dönemde (ilk 6 ay)
bozulmuĢ SYK‘nin bağımsız bir öngördürücü olduğu, altı ay sonraki ortaya çıkan kardiyak olaylar için
bir öngördürücü özellik göstermediği saptanmıĢtır. Bu çalıĢmada MacNew Heart Disease SYK anketinin
Dutch versiyonu kullanılmıĢtır (10).
Sonuç: Koroner arter hastalıklarının tedavisinde ve uygulanan perkütan giriĢimlerin izlem
protokollerinde konvansiyonel sonuç göstergeleri yanında yaĢam kalitesi değerlendirmeleri de yerini
almıĢtır. SYK ölçeklerinin kullanılması ile hastaların genel sağlık ve ruhsal durumu yanı sıra risk
stratifikasyonu ve prognozu hakkında önemli bilgiler elde edilmektedir. Ülkemizde yapılan perkütan
giriĢimlerin ve diğer klinik uygulamaların sonuçlarının değerlendirilmesinde algılanan sağlık ve yaĢam
kalitesi ölçeklerini de kullanmalıdır. Bu modern yaklaĢımın yaygınlaĢtırılması, yaĢam kalitesi kavramının
klinik rutine girmesi ve ülkemiz kültürü için uyarlanmıĢ geçerli ve güvenilir ölçeklerin kardiyoloji
ortamına kazandırılması ve hatta bu alanda ulusal ölçekler geliĢtirilmesi ile mümkün olacaktır.
Kaynakça
1- Onat A. Dursunoğlu D, Kahraman G. ve ark. Türk EriĢkinlerinde Ölüm ve Koroner Olaylar:
TEKHARF ÇalıĢması Kohortunun 5-Yıllık Takibi Türk Kardiyoloji Derneği ArĢivi 1996; 24 (1): 815
2- Krumholz HM, Peterson ED, Ayanian JZ, Chin MH, DeBusk RF, Goldman L, Kiefe CI, Powe NR,
Rumsfeld JS, Spertus JA, Weintraub WS; National Heart, Lung, and Blood Institute working
group. Report of the National Heart, Lung, and Blood Institute working group on outcomes
research in cardiovascular disease. Circulation. 2005 Jun 14;111(23):3158-66.
3- Guyatt GH, Feeny DH, Patrick D: Measuring health-related quality of life.
Ann Intern Med 1993; 118: 622-9.
141
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
4- Hunt SM, McKenna SP, McEwen J, Backett EM, Williams J, Papp E. A quantitative approach to
perceived health status: a validation study. J Epidemiol Community Health. 1980
Dec;34(4):281-6.
5- Kaul P, Armstrong PW, Fu Y, Knight JD, Clapp-Channing NE, Sutherland W, Granger CB, Mark
DB; GUSTO-IIb investigators. Impact of different patterns of invasive care on quality of life
outcomes in patients with non-ST elevation acute coronary syndrome: results from the
GUSTO-IIb Canada-United States substudy. Can J Cardiol. 2004 Jun;20(8):760-6.
6- Zhang Z, Mahoney EM, Stables RH, Booth J, Nugara F, Spertus JA, Weintraub WS. Diseasespecific health status after stent-assisted percutaneous coronary intervention and coronary
artery bypass surgery: one-year results from the Stent or Surgery trial. Circulation. 2003 Oct
7;108(14):1694-700.
7- Mortensen OS, Bjorner JB, Oldenburg B, Newman B, Groenvold M, Madsen JK, Andersen HR.
Health-related quality of life one month after thrombolysis or primary PCI in patients with STelevation infarction. A DANAMI-2 sub-study. Scand Cardiovasc J. 2005 Sep;39(4):206-12.
8- Szygula-Jurkiewicz B, Zembala M, Wilczek K, Wojnicz R, Polonski L. Health related quality of
life after percutaneous coronary intervention versus coronary artery bypass graft surgery in
patients with acute coronary syndromes without ST-segment elevation. 12-month follow up.
Eur J Cardiothorac Surg. 2005 May;27(5):882-6.
9- Weintraub WS, Spertus JA, Kolm P, Maron DJ, Zhang Z, Jurkovitz C, Zhang W, Hartigan PM,
Lewis C, Veledar E, Bowen J, Dunbar SB, Deaton C, Kaufman S, O'Rourke RA, Goeree R,
Barnett PG, Teo KK, Boden WE; COURAGE Trial Research Group, Mancini GB. Effect of PCI on
quality of life in patients with stable coronary disease. N Engl J Med. 2008 Aug 14;359(7):67787.
10- Pedersen SS, Martens EJ, Denollet J, Appels A. Poor health-related quality of life is a
predictor of early, but not late, cardiac events after percutaneous coronary intervention.
Psychosomatics. 2007 Jul-Aug;48(4):331-7.
142
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ĠDRAR ĠNKONTĠNANSI OLAN ÇOCUKLARI YAġAM KALĠTESĠ
Doç Dr. Ġpek Akil
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi
YaĢam kalitesi ölçümü iyi olma halinin çok boyutlu olarak, psikolojik, felsefik, ekonomik ve sosyolojik
olarak değerlendirilmesi yöntemidir. Sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi, hastalığı ile ilgili olarak çocuğun ve
ailesinin algıladığı fiziksel, duygusal ve sosyal yaĢam açısından iyi olma halini anlatmaktadır. Çocuk
sağlığı ve hastalıkları alanında yaĢam kalitesi ölçümleri genel olarak pratik uygulamaya eriĢkin
hastalıklara oranla çok daha geç girmiĢtir. Bunun nedenleri arasında çocuk sağlığı alanında yaĢam
kalitesini değerlendirecek ölçeklerin daha geç geliĢmesi, kültürel ve dil farklılığı nedeniyle mevcut olan
ölçeklerin kullanılamaması, çocuğun kognitif fonksiyonlar nedeniyle aileye bağımlı olması
bulunmaktadır. Bugüne kadar çocuklarda yaĢam kalitesinin değerlendirildiği araĢtırmalar astım, kanser,
epilepsi, diabet, artrit, Crohn hastalığı, spina bifida, nöromüsküler hastalıklar, kronik böbrek yetmezliği
ve renal transplantasyon gibi belli alanlarla sınırlı kalmıĢtır.
Çocuk sağlığı ve hastalıkları alanında yaĢam kalitesini değerlendirmeye yönelik genel ve hastalıklara
özel ölçekler bulunmaktadır. Genel ölçekler ―çocuğun iyi olma halinin‖ değiĢik hastalıklar açısından
karĢılaĢtırılmasına olanak sağlar. Özel ölçümler ise hastalığa özgü sorunların yaĢam kalitesine etkisini
değerlendirmeyi mümkün kılar. Çocuklarda uygulanan genel yaĢam ölçekleri arasında KINDL, Child
Health Questionare (CHO), PedQol, KidScpoe, Disabkid bulunmaktadır. Bunlardan KINDL, CHO ve
PedQol‘un Türkçe validasyonu bulunmaktadır.
Ġdrar inkontinansı olan çocuklar arasında en yoğun araĢtırmalar enürezis nokturnası olan çocuklar
üzerinde yapılmıĢtır. Enürezis nokturna gece uykuda aralıklı olarak idrar kaçırılmasıdır. Enürezis
nokturna toplumumuzda genellikle küçük yaĢtaki çocuklar için aile tarafından tolere edilebilir bir
bozukluktur; çocuğun yaĢı büyüdükçe geçeceği düĢünülür. Ancak enürezis nokturna devam ettiği
taktirde çocuk ve ailesi için kronik bir stres kaynağı haline gelir; çocuğun benlik kavramı üzerinde
negatif etki gösterir. Bu çocuklarda benlik saygısında azalma, davranıĢsal problemler, olgunlaĢmada
gecikme gibi sorunların geliĢebileceği bildirilmektedir. Bu çocukların ailelerinde de yaĢam kalitesi
etkilenebilmektedir.
Diğer taraftan idrar inkontinansı olan çocuklar sadece gece değil gündüz de idrar kaçırma problemi
yaĢamaktadır. Gündüz idrar inkontinansı bir semptomdur, çok değiĢik patolojilere bağlı olarak ortaya
çıkabilir. Ġlkokul çocuklarında idrar inkontinansı prevalansı % 2-19.2, pubertede % 5 olarak
bildirilmektedir. Gündüz idrar inkontinansı olan çocuklar enürezis nokturnalı hastalardan daha fazla
bulguya sahiptir. Okulda geçen saatler, oyun saatleri, sosyal yaĢamları daha çok etkilenir, bu durumun
saklanması da daha zordur. Ancak ilginç olarak bu grup çocukta yaĢam kalitesi değerlendirmesine ait
bilgiler oldukça sınırlıdır. Göze çarpan ilk çalıĢmada eriĢkinler için hazırlanıp çocuklara uyarlanan
Hörnqvist yaĢam kalitesi ölçeği kullanılmıĢ, idrar inkontinansı olan çocukların yaĢam kalitesi kontrol
grubundaki çocuklara oranla hem inkontinansa yönelik hem de genel amaçlı sorularda düĢük
bulunmuĢtur. Özellikle küçük yaĢtaki çocuklarda olmak üzere bu çocuklarda sosyalleĢme, benlik
saygısı, öz güven azalması gibi etkilenmeler saptamıĢtır.
EriĢkinlerde inkontinansa özel bir yaĢam kalitesi ölçeği ve bunun Türkçe validasyonu vardır. Çocuklarda
ise Boyer WF isimli araĢtırmacı ve ekibi tarafından 2006 yılında idrar inkontinansı alanına özel bir
yaĢam kalitesi ölçeğinin geliĢtirilme çalıĢmaları baĢlatılmıĢtır. PinQ (Kontinans spesifik pediatrik yaĢam
kalitesi ölçeği) adı verilen bu ölçekte akranları ile sosyal iliĢkiler, benlik saygısı, aile ve ev iliĢkileri,
vücut algısı, bağımsızlık ve mental sağlığın değerlendirildiği 6 alan ve 21 soru bulunmaktadır. Bu
araĢtırıcıların takibeden çalıĢmalarında özellikle inkontinanslı erkek çocuklarda, hem gece hem gündüz
idrar inkontinansı olduğunda, buna barsak eliminasyon bulguları da eĢlik ediyorsa PinQ‘da azalmanın
daha belirgin olduğu bildirilmiĢtir. Bu çocuklarda en fazla benlik saygısı, daha sonra bağımsızlık ve
mental sağlık alanlarında bozulma saptanmıĢ.
Yakın zamanda yapılan bir çalıĢmada idrar inkontinanslı çocuklar, idrar tutma sorunu olan çocuklar
(voiding postponement) ve sağlıklı çocuklarda KINDL ve ILK ölçekleri uygulanmıĢ. YaĢam kalitesi en
143
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
fazla idrar tutması olan çocuklarda (bu çocuklarda diğer davranıĢsal sorunlarda bulunabilmektedir)
etkilendiği bildirilmiĢ.
Sonuç olarak çocukluk çağında idrar inkontinansı ve yaĢam kalitesi iliĢkisini araĢtıran az sayıda
araĢtırma bulunduğu görülmektedir. Bu araĢtırmalara göre ne klinisyen ne de aile idrar inkontinansı
olan çocukların yaĢam kalitesine iliĢkin değerlendirmeyi çocuğun algıladığı gibi tahmin edememektedir.
Ġdrar inkontinansı olan çocuklarda baĢta benlik saygısı, mental sağlık ve bağımsızlık alanlarında olmak
üzere yaĢam kalitesinde azalma olduğu anlaĢılmaktadır. Ġlginç olarak genel yaĢam kalitesi ölçekleri ile
değerlendirildiğinde toplam yaĢam kalitesi skoru bu çocuklarda en az astım, atopik dermatit, diabet ve
epilepsi gibi bazı kronik hastalıklar kadar etkilenmiĢ görülmektedir. YaĢam kalitesinin objektif olarak
ölçülmesinin aile ve çocuğun motivasyon ve uyumunu arttıracağı ve tedavi baĢarısını olumlu yönde
etkileyeceği düĢünülmektedir.
Kaynaklar:
1. Butler RJ, Redfern EJ, Holland P Children's notions about enuresis and the implications for
treatment. Scand J Urol ephrol 1994; Suppl 163:39–47.
2. Egemen A, Akil Ġ, Canda E, Ozyurt BC, Eser E. An evaluation of quality of life of mothers of
children with enuresis nocturna. Pediatr Nephrol 2008; 23:93-98.
3. Gladh G, Eldh M, Mattson S. Quality of life in neurologically healthy children with urinary
incontinence. Acta Peadiatr 2006;95(12):1648-1652.
4. Bower WF, Wong EMC, Yeung CK. Development of a validated quality of life tool specific to
children with bladder dysfunction. Neurology and Urodynamics 2006;25:221-227.
5. Boyer WF, Self-reported effect of childhood incontinence on quality of life. J Wound Ostomy
Continence Nurs 2008; 35(6):617-621).
6. Bower WF, Sit FKY, Bluyssen N, Wong EMC, Yeung CK. PinQ: A valid, reliable and reproducible
quality-of-life measure in children with bladder dysfunction. Journal of pediatric urology,
2006;2:185-189.
7. Natale N, Kuhn S, Siemer S, Stöckle M, von Gontard A. Quality of life and self-esttem for
children with urinary urge incontinence and voiding postponement. The journal of urology,
2009; 182:692-698.
144
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ÇOCUK DĠYALĠZ HASTALARI , RENAL TRANSPLANTASYON ALICILARINDA VE
EBEVEYLERĠNDE YAġAM KALĠTESĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
(Çok merkezli bir çalıĢmanın ıĢığında literatürün gözden geçirilmesi)
Prof. Dr. Necla Buyan
Gazi Üniversitesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı ANKARA
nbuyan@gazi.edu.tr
Çocukluk çağında kronik böbrek hastalığı (KBH) böbrek fonksiyonlarının geri dönüĢü olmayacak Ģekilde
bozulmasıdır ve ilerleyici bir Ģekilde geliĢir . BeĢ evrede incelenmekte olup son dönem böbrek
yetmezliği (SDBY) denilen beĢinci evrede hastaların yaĢamlarının devam ettirebilmeleri için renal
replasman tedavisine gereksinimleri vardır. Bu tedaviler hemodiyaliz(HD) , periton diyalizi(PD) veya
böbrek transplantasyonu (TR)olabilmektedir.
Son 10-15 yıl içinde diyaliz ve transplantasyondaki geliĢmeler diyaliz hastaları (DH) ve transplantasyon
alıcıları (TA) ‘nın yaĢam sürelerini uzattığı için bu hastaların tıbbi bakımları yanısıra daha iyi bir yaĢam
kalitesi(YK) sağlanması da önem kazanmaya baĢlamıĢtır. Ayrıca KBH‘na sahip olanların çocukluk ve
ergenlik çağındaki YK‘nin eriĢkin çağdaki YK üzerine de çok etkili olduğu yapılan çalıĢmalarla
gösterilmiĢtir. Bu nedenle son yıllardaki birçok çalıĢma pediatrik nefrologların tedavi ettikleri DH ve
TA‘nın çocukluk ve ergenlik dönemi yanısıra eriĢkin hayatta da sosyal hayata aktif olarak katılabilmeleri
için YK konusuna gerekli önemi vermeleri gerektiğini vurgulamaktadır. Bu konuda yabancı literatürde
eriĢkin hastalar ile yapılan çalıĢmalar oldukça fazla olduğu halde KBH olan çocuk ve adolesanlarda
yapılan YK çalıĢmalarının sayıları sınırlı olup son yıllarda artıĢ göstermektedir. Diyaliz öncesi dönem,
PD veya hemodiyaliz HD hastaları ve TA bu çalıĢmalarda incelenmiĢtir. Çocuklarda karĢılaĢılan en
önemli sorun bu yaĢ grubuna ait generik veya hastalığa özgül testlerin sınırlı olmasıdır.
Türkiye‘de de bu konudaki çalıĢmalar sınırlıdır.YK ölçümünde en önemli sorunlardan birisi Türkçe‘ye
çevrilmiĢ ve geçerliliği yapılmıĢ çocuk yaĢ grubuna ait testlerin az olması ve KBH‘na spesifik testlerin
olmaması nedeniyle generik testlerin kullanılmasıdır. Short- Form 36(SF 36) ve KINDL çocuklarda YK
çalıĢmalarında en çok kullanılan generik testlerdir.
KBH olan çocuklara uygulanan çok sıkı yaĢam tarzı değiĢiklikleri, diyet tedavisi, sık aralıklarla hastane
kontrolleri yanısıra eĢlik eden fiziksel, nöro-geliĢimsel ve psiko-sosyal problemler YK‘lerini olumsuz
olarak etkilemektedir. KBH olan çocukların YK ile ilgili çeliĢkili sonuçlar vardır. Genel olarak değiĢik
ölçekler kullanılsa da birçok skalada (alt ölçek ) KBH hastalarının YK skorları sağlıklı çocuklardan düĢük
bulunmaktadır. Ancak SDBY geliĢtikten sonra TA ve DH ‗nın YK‘nin karĢılaĢtırılması ile ilgili olan
sonuçlarfarklılıklar göstermektedir. Genel olarak beklenen TA nın YK skorlarının DH‘dan anlamlı olarak
yüksek olması iken bazı çalıĢmalarda sonuçlar bunun tersini göstermektedir. BaĢarılı bir
transplantasyondan sonra bile yaĢam boyu kronik hastalığın devam ediyor olması , sık olarak
hastaneye tıbbi kontrollara gitmek zorunluluğu, sık hastaneye yatıĢlar ve çok sayıda ilaç almak zorunda
olunması TA‘da sağlıklı akranlarından farklı olma duygusuna neden olmaktadır.Bunlara ilaveten organ
bulmanın zorlukları, organı kaybetme korkusu gibi nedenler ile hastaların anksiyete düzeylerinin
artması, ailelerin aĢırı koruyuculuğu gibi parametrelerin de TA da YK‘nin olumsuz etkilenmesinde rolü
olduğu birçok çalıĢmada gösterilmiĢtir
Hem TA hem de DH‘da çok sayıda ilaç almanın YK‘nin fiziksel iyilik hali skalasında anlamlı olarak düĢük
skorlara neden olduğu
saptanmıĢtır. Alınan ilaçların
fazlalığının kronik hastalık duygusunu
hatırlatması,hastalığın ciddiyeti duygusunu uyandırması veya komplikasyonlara yol açması bu
sonuçlardan sorumlu tutulmaktadır.
PD ve HD hastalarının YK değerlendirilmelerinde de farklı sonuçlar vardır.HD ve PD hastalarının
tedavileri gereği arkadaĢ ve aile iliĢkilerinin bozulduğu , okula devam ve okul baĢarısının olumsuz
etkilendiği ve bu durumun diyaliz süresi uzadıkça daha olumsuz olduğu bilinmektedir. Hasta yaĢı
büyüdükçe hastalığı daha iyi anlayarak YK skorları düzelmektedir. Bu bilgiler hastalık ile ilgili eğitimin
küçük yaĢ gruplarında sadece ebeveyne değil hastaya da verilmesinin gerekliliğini göstermektedir.
YaĢ gruplarına göre sonuçlar incelendiğinde ergen KBH hastalarının öz-saygı skorlarının küçük yaĢ
gruplarından daha düĢük olduğunu gösteren çalıĢmalar vardır. Bu sonuçta da hayat boyu süren bir
145
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
hastalık nedeniyle eriĢkinlere bağlı kalmanın ve hastalığın vücut görünümünde yarattığı problemlerin
rol oynadığı ve hastaların akranları ile arkadaĢlığının da bu nedenlerle olumsuz etkilendiği
gösterilmiĢtir. Ergen KBH larına öz-saygılarını arttıracak Ģekilde vücut görünümleri ile ilgili önerilerin
yapılması(kozmetik öneriler, diyet-egzersiz önerileri gibi) ve akranları ile grup tedavilerinin
uygulanmasının hasta uyumunu da geliĢtireceği önerilmektedir.
YaĢam kalitesinin değerlendirilmesinde diğer bir konu da çocukların kendi değerlendirmeleri ile
ebeveynlerin çocukları değerlendirmelerinin farklılıklar göstermesidir. ÇalıĢma gruplarının sayılarına
veya uygulanan ölçeklere göre sonuçlar farklılıklar göstermekle birlikte ortak olan nokta ; ebeveynçocuk değerlendirmelerinin korelasyonu düĢük veya orta düzeydedir.Bu nedenle KBH veya baĢka
hasta grupları veya sağlam çocukların YK değerlendirilmesinde çocukların kendi skorlamaları yanısıra
ebeveynlerin çocukların YK‘i değerlendirmesini de mutlaka incelemek ve her ikisi arasında hangi
skalalarda farklılık varsa psiko-sosyal desteği sağlarken bu sonuçları göz önüne almak ve sadece
çocuğa değil ebeveyne de destek sağlamak gerekmektedir.Ebeveynler ile ilgili sonuçlarda anketi
dolduranın çocuğun organ vericisi olup olmaması , anne veya baba olması , kiĢilik yapıları, eğitim
düzeyleri veya sosyo-kültürel faktörler etkili olabilmektedir. Canlı organ nakillerinde ebeveynlerden
birisi donör ise diğer ebeveynin psiko-sosyal riskinin yüksek olduğu unutulmamalı ve bu ebeveyne özel
destek
sağlanmalıdır.
Ebeveynlerin
çocuklarını
değerlendirmelerinin
çocukların
kendi
değerlendirmelerinden yüksek veya düĢük olduğu KBH hastaları yanısıra değiĢik hasta gruplarında
veya sağlam çocuklarda da saptanmıĢtır. Bu farklılıkların yaĢ büyüdükçe azaldığı da saptanmıĢ olup
çocukların yaĢ büyüdükçe daha olgunlaĢmaları, biliĢsel becerilerinin geliĢmesi ve ebeveynlerine daha
yaklaĢmasının bu sonuçlara etkisi olduğu düĢünülmektedir.
Bu konuĢmada konu ile bağlantılı olduğu için Çocuk Nefroloji Derneği‘nin Çocuk Transplantasyon
ÇalıĢma Grubu‘nun yönettiği KBH olan çocuk ve eregenlerde yaĢam kalitesini değerlendiren bir
çalıĢmanın sonuçları tartıĢılacaktır.( Ref.10)
Bu çalıĢmaya Türkiye‘den 11 üniversite hastanesinden 4-18 yaĢ arası (ort. yaĢ: 13.7±3.5 yaĢ ) 211
KBH olan çocuk ve ergen (139 TA ve 72 DH ;21 HD ve 51 PD) katılmıĢtır. . Buna ilaveten bu
hastaların 129 ebeveyni ( 100 TA, 29 DH) de kendilerine ait anket formlarının doldurarak çalıĢmaya
katılmıĢlardır. ÇalıĢmanın diğer kısmını yaĢ ve cinsiyet olarak hasta grubuna uyum gösteren 4-18 yaĢ
arası ( ort. yaĢ. 13.1±3.5) 232 sağlıklı çocuk ve bunların 156‘sının ebeveyninin doldurduğu anket
sonuçları oluĢturmaktadır.
YaĢam Kalitesinin değerlendirilmesi KINDL (Kiddy; 4-7 yaĢ, Kid; 8-11yaĢ, Kiddo: ergen versiyonu ; 1216 yaĢ için ve ebeveyn anketleri) generik testinin Dr. Erhan Eser ve arkadaĢları tarafından Türkçe
geçerliliği yapılmıĢ olan ve www.kindl.org.tr adresinde yer almakta olan Türkçe versiyonu kullanılarak
yapılmıĢtır. Hasta ve sağlıklı çocuklar hasta sayıları nedeniyle 4-11 ve 12-18 yaĢ grubu olarak ikiĢer
grupda incelenmiĢ ve KINDL anketleri her çocuğun yaĢına uygun olarak verilmiĢtir. 17 ve 18 yaĢ için
de KINDL ‘ın uygulanabileceğini gösteren literatür verilerinden faydalanılarak bu yaĢlar da çalıĢmaya
dahil edilmiĢtir.
Sonuçlarımızda TA ve DH‘nın YK skorları sağlıklı kontrol grubundan daha düĢük bulundu. Buna karĢılık
transplantasyonun tüm alanlarda YK skorlarını yükselteceği düĢünülürken sadece ―fiziksel iyilik
hali―,―öz-saygı―,―arkadaĢ iliĢkileri― skalaları ve total skorlar DH‘dan anlamlı yüksek bulunmuĢ diğer
alanlarda DH ve TA‘nın YK skorları arasında önemli bir fark saptanmamıĢtır.―Hastalık algısı― skorunun
DH ve TA da istatistiksel bir farklılık göstermemesi de çarpıcı sonuçlardan birisidir. Ayrıca TA‘ da
―hastalık algısı― skorları transplantasyon sonrası izlem süresi ile pozitif ancak zayıf bir korelasyon da
göstermektedir (r=0.300, p=0.006). Bu sonuçlara göre baĢarılı bir organ naklinden sonra bile kronik
hastalığın devam etmesi, hayat boyu tıbbi tedaviye devam etme zorunluluğu hastaların kendilerini
sürekli olarak sağlıklı akranlarından farklı görmelerine neden olmaktadır.
DH arasında HD ve PD‘nin YK üzerine etkisini araĢtıran çalıĢmaların sonuçları çeliĢkilidir. Bizim
sonuçlarımızda ―fiziksel iyilik hali―,―okul baĢarısı― skorları ve total skorlar PD hastalarında daha yüksek
bulunmuĢtur ve PD‘nin beklenen olumlu etkilerini yansıtmaktadır.
YaĢ gruplarına göre sonuçlar incelendiği zaman DH arasında 4-11 yaĢ grubunun ―aile iliĢkileri―
skalasında 12-18 yaĢ grubundan daha düĢük skorlara sahip olduğu saptanmıĢtır. TA ise ―fiziksel ve
duygusal iyilik hali― ve ―aile iliĢkileri― skalalarında büyük gruptan daha düĢük skorlar aldığı
146
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
saptanmıĢtır. Küçük yaĢ grubu sağlıklı geçirdiği çocukluk yaĢamının kısalığı nedeniyle aile iliĢkilerinde
daha az deneyime sahiptir. Büyük çocukların tedavi yöntemlerini daha iyi anlaması ve hastalıkla
baĢedecek mekanizmaları daha iyi geliĢtirmiĢ olması da bu sonuçları açıklamaktadır.
Hastaların büyük kısmı okul çağında olduğu halde DH‘nın %50‘si TA‘nın %37.9‘u okula gitmemektedir
ve bu oranlar istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0.21). Okula devam konusunda etkili olabilecek
parametreler incelendiğinde; pre-emptif veya re-transplantasyonun , diyaliz tedavisine baĢlama yaĢı ile
transplantasyon sırasındaki yaĢın etkisi olmadığı, ancak transplantasyondan sonraki izlem süresi ve
diyaliz tedavisinin süresinin okula devam konusunda istatiksel olarak önemli parametreler olduğu
saptandı ((p=0.013, p=0.035). Tx sonrası daha uzun süre izlenen ve Tx öncesi kısa süre diyaliz
uygulanan hastalarda okula devam daha iyi bulundu.
Hastalarda YK‘ni etkileyebilecek ko-morbidite faktörleri de incelendi. TA‘nın %12.2 ‗sinde DH‘nın
%4.1‘inde psikiyatrik problemler,opere tethered cord, dilate kardiyomiyopati, temiz intermittant
kateterizasyona gereksinim gösteren nörojenik mesane, hidrosefali gibi böbrek ile ilgili veya böbrek
dıĢı ko-morbid nedenler vardı. Ancak bunların hastaların YK skorlarına etkisi olmadığı gösterildi.
Çocuk ve ebeveyn skorları karĢılaĢtırıldığı zaman toplam KBH hasta grubunda ve DH grubunda
ebeveynlerin skalaların çoğunda çocukların YK‘ni çocukların kendi değerlendirmelerinden daha iyi
değerlendirdikleri, TA grubunda ise sadece ebeveynler öz-saygı skalasında daha yüksek puanlar
verdikleri saptanmıĢtır. Kontrol grubunda sağlam çocuklar kendilerini ―duygusal iyilik hali―,―özsaygı―,―okul― skalaları ve toplam skorlarda ebeveynlerinin görüĢüne göre daha düĢük puanlar
vermiĢlerdir. Çocuk-ebeveyn skorları arasındaki korelasyona bakıldığında KBH grubu( TA+DH), TA, DH
ve kontrol grubunda skalaların çoğunluğunda orta düzeyde (r= 0.41 - 0.61)bir uyum saptanmıĢtır.
Bu durum da çocuk ve ebeveyn değerlendirmelerinin eĢdeğer kabul edilemeyeceğini, her zaman ayrı
ayrı değerlendirilmeleri gerekliliğini vurgulayan literatür bilgilerini desteklemektedir.
Bu analizler yaĢ gruplarına göre ayrı ayrı yapılınca KBH grubunda 4-11 yaĢ grubunda ebeveynlerin
―fiziksel iyilik‖, ―duygusal iyilik‖ skorları ve total skorlarda çocuklarına çocukların kendilerine
verdiklerinden daha yüksek skorlar verdiler.12-18 yaĢ grubunda ise bu fark sadece ―öz-saygı‖
skalasinda mevcuttu. Kontrol grubunda ise 4-11 yaĢ grubunda ebeveyn skorları tüm skalalarda
çocuklardan yüksek iken 12-18 yaĢ grubunda ebeveyn ve çocuk arasında fark kalmamıĢtı. Bu veriler
de yukarıda bahsedilen literatür bilgilerini desteklemektedir.
Sonuç olarak:
a)KBH olan çocukların ( diyaliz öncesi, DH veya TA) YK skorları sağlıklı çocuklardan düĢük
bulunmaktadır. Bu hastalara uygulanan çok sıkı yaĢam tarzı değiĢiklikleri, diyet tedavisi, sık aralıklarla
hastane kontrolleri yanı sıra eĢlik eden fiziksel, nöro-geliĢimsel ve psiko-sosyal problemler YK‘lerini
olumsuz olarak etkilemektedir
b)Transplant alıcılarında beklenilenin aksine YK skorları bazı skalalarda DH‘dan daha düĢük
bulunabilmektedir.TA‘da organ bulmaktaki zorluklar nedeniyle organlarını kaybetme korkusu, ailelerin
aĢırı koruyucu davranıĢı, sık sık hastaneye kontrola gidilme zorunluluğu, çok sayıda ilaç alınması bu
sonuçlarda rol oynamaktadır.
c)Küçük yaĢ gruplarındaki çocuklarda veya ergenlerde farklı skalalarda YK skorları değiĢiklikler
gösterebilmektedir.Küçük yaĢlarda hastalığı anlama, hastalıkla baĢetme zorlukları, ergenlikte ise fiziksel
görünüme önem vermek, kendini akranlarından farklı görmek gibi nedenlerle bu farklılıklar geliĢebilir.
Hastalara psikososyal yaklaĢım yapılırken bu sonuçların göz önüne alınması gerekir.Hastalık ile ilgili
eğitim ise küçük yaĢ gruplarında sadece ebeveyne değil çocuğa da verilmelidir.
d) Çocukların kendi YK skorları ile ebeveynlerin çocukları değerlendirdikleri skorlar arasında düĢükorta düzeyde korelasyon bulunması nedeniyle KBH veya baĢka hasta gruplarında çocukların kendi
skorlamaları yanısıra ebeveynlerin çocukların YK‘i değerlendirmesini mutlaka değerlendirmek ve her
ikisi arasında hangi skalalarda farklılık varsa psikososyal desteği sağlarken bu sonuçları göz önüne
almak ve sadece çocuğa değil ebeveyne de destek sağlamak gerekmektedir.Bu yaklaĢım pre ve posttransplantasyon dönemindeki hasta izleminde hasta uyumu ve tedavinin etkinliği açısından büyük
önem taĢımaktadır.
147
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Kaynaklar:
1) Goldstein SL, Rosburg NM, Warady BA, Seikaly M, McDonald R, Limbers C, Varni JW. Pediatric end
stage renal disease health-related quality of life differs by modality: a PedsQL ESRD analysis.Pediatr
Nephrol. 2009;241553-60.
2)Goldstein SL, Graham N, Burwinkle T, Warady B, Farrah R, Varni JW (2006) Health-related quality of
life in pediatric patients with ESRD. Pediatr Nephrol. 21:846-850
3) Goldstein SL, Graham N, Warady BA, Seikaly M, McDonald R, Burwinkle TM, Limbers CA, Varni JW
(2008) Measuring health-related quality of life in children with ESRD: performance of the generic and
ESRD-specific instrument of the Pediatric Quality of Life Inventory (PedsQL). Am J Kidney Dis 51:285297
4) Manificat S, Dazord A, Cochat P, Morin D, Plainguet F, Debray D (2003) Quality of life of children
and adolescents after kidney or liver transplantation: child, parents and caregiver's point of view.
Pediatr Transplant 7:228-235
5) Eijsermans RM, Creemers DG, Helders PJ, Schröder CH (2004) Motor performance, exercise
tolerance, and health-related quality of life in children on dialysis. Pediatr Nephrol 19:1262-1266
6) McKenna AM, Keating LE, Vigneux A, Stevens S, Williams A, Geary DF (2006) Quality of life in
children with chronic kidney disease-patient and caregiver assessments. Nephrol Dial Transplant
21:1899-905
7)Falger J, Landolt MA, Latal B, Rüth EM, Neuhaus TJ, Laube GF (2008) Outcome after renal
transplantation. Part II: quality of life and psychosocial adjustment. Pediatr Nephrol 23:1347-1354
8)Ravens-Sieberer U, Bullinger M (1998) Assessing the health-related quality of life in chronically ill
children with the German KINDL: first psychometric and content analytical results. Qual of Life Res
9) Eser E, Yüksel H, Baydur H, Erhart M, Saatli G, Cengiz Ozyurt B, Ozcan C, Ravens-Sieberer U (2008
Winter) The psychometric properties of the new Turkish generic health-related quality of life
questionnaire for children (Kid-KINDL). Turk Psikiyatri Derg 19: 409-417
10) Buyan N, Turkmen MA, Bilge I ve ark. (2010) Quality of Life in Children with Chronic Kidney
Disease (with child and parent assessments) Pediatr Nephrol ( baskıda)
148
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
HEMODĠYALĠZ HASTALARINDA ĠLETĠġĠMĠ GÜÇLENDĠRME VE PSĠKOSOSYAL
DESTEK GRUBU
Prof. Dr. IĢıl Bulut
BaĢkent Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi
Sosyal Hizmet Bölüm BaĢkanı
GiriĢ
Böbrek hastalıkları, böbreklerin normal iĢlevselliğini geçici veya sürekli olarak kaybetmesi ile
sonuçlanan rahatsızlıklardır. Akut böbrek hastalıkları beklenmedik bir Ģekilde ortaya çıkabilir ve
potansiyel olarak geri dönüĢü vardır. Kronik böbrek hastalıkları ise yavaĢ seyreder ve üç ay içinde kalıcı
böbrek hastalığına dönüĢür( www.muschealth.com).
Hemodiyaliz, akut veya kronik böbrek hastalarına veya böbrek hastalığının son döneminde olanlara
rutin olarak uygulanan bir süreçtir. Hemodiyaliz hastalarının tedavisinde önemli teknolojik değiĢmeler
sağlanmıĢ olmasına rağmen, tedaviye bağlı olarak ortaya çıkan stres faktörleri teknoloji aracılığıyla
ortadan kaldırılamamaktadır. Hemodiyaliz sürecinde diyet yapma zorunluluğu ve sıvı almada getirilen
sınırlamalar, adale krampları, yakın gelecek için plan yapmada zorluklar, bitkinlik hissi ve zaman kaybı
gibi faktörler hastaların stresini arttırmaktadır( Welch,1999).
Welch‘in araĢtırmasına göre (n=86) en sık tekrarlanan sorunlar yaĢam tarzının değiĢmesi (%33),
günlük aktivitelerin sınırlanması (%20), yiyeceklerin sınırlanması (%16) ve bireysel kararların
sınırlandırılmasıdır (%16). Aynı çalıĢmada öğrenim düzeyi yüksek olan bireylerin, belki de daha çok Ģey
kaybettikleri için, bu stres faktörlerinden daha çok etkilendikleri ortaya çıkmıĢtır.
Aile Sorunları
Hastalık sürecinde birey ve ailesi iĢlevselliğini korumak amacıyla stresi ortadan kaldırmak için çeĢitli
yöntemler denemektedir. Ancak birçok olguda aile yaĢamı bozulmakta ve yeni bir yapının kurulmasına
ihtiyaç duyulmaktadır. Ailede yeni bir yapının oluĢturulması, diyaliz hastaları için çok önemlidir, çünkü
hasta birey büyük bir olasılıkla ömür boyu eski iĢlevselliğine kavuĢamayacaktır.
Hemodiyaliz süreci her iki eĢin de evlilik rollerinde değiĢiklik yapmasını gerektirir. Bu süreçte ego tehdit
altındadır, anksiyete düzeyi yükselir ve birey kendi egosunu korumak için savunma mekanizmalarına
baĢvurur. EĢlerden birinin uzun süreli hastalığı nedeniyle evlilik iliĢkilerinin değiĢime uğraması ailenin
dengesini bozar ve krize neden olur( Akyol ve diğerleri,2008).
Son dönem böbrek hastalarında psikolojik desteğin Ģu konularda odaklanması gerekir: Fonksiyonel
statü; hasta tarafından algılanan yaĢam kalitesi; hastanın doyumu ve rehabilitasyonu (Callahan,1998).
Fonksiyonel statü, özellikle aileden gelen sosyal destek ile güçlenir ve hastalığın seyrini etkiler.
Hemodiyaliz süreci evlilik rollerini ve aile sisteminin iĢlevselliğini etkileyerek aile dıĢı diğer iliĢkileri de
değiĢtirir. YaĢam kalitesi fonksiyonel statü ve iyi olma hali ile yakından bağlantılıdır ve medikal
tedavinin etkisinin de önemli göstergelerinden biridir. YaĢam kalitesi fiziksel fonksiyonlar kadar sosyal
ve duygusal fonksiyonları ve depresyonu da etkiler. Hastanın doyumu sınırlamalar getirilen yeni
yaĢamına rehabilitasyonu ile mümkündür. Rehabilitasyon kavramı iĢ yaĢamı dıĢında ele alındığında
yeni duruma uyum sağlamaya yönelik restorasyonu ifade eder.
Depresyon ve Anksiyete
Hemodiyaliz hastaları, çalıĢma olanakları kısıtlandığı ve uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç duydukları için
ekonomik sorunlar da yaĢarlar. Bu durum onların kendine saygı ve kendini kabul fonksiyonlarında bazı
sorunlar yaratır. Her ne kadar diyaliz hastalarında psikiyatrik rahatsızlıklara yakalanma riski genel
popülasyondan farklı değilse de gerek bedensel, gerekse psiko-sosyal yoksunluklar çevreye uyumlarını
güçleĢtirdiği için depresyona yakalanma risklerini arttırmaktadır. Ġktidarsızlık/güçsüzlük ve evlilikteki
bozulmalar da bu konuda etkili olmaktadır(Hailey and Moss,2001).
Yapılan çalıĢmalara göre, son dönem böbrek hastalarında depresyon, yaĢam kalitesinin en önemli
göstergesidir. Bu tanı intihar riskini de beraberinde getirmektedir. Missisipi yöresinde yapılan bir
çalıĢmaya göre (1998), böbrek hastası olup da yaĢamını kaybedenlerin %11inde ölüm nedeni, ―diyalizi
bırakma‖dır. Bu da depresyon göstergesi olarak tanımlanmaktadır. Son dönem böbrek hastası
olanlarda rastlanan diğer bir semptom da anksietedir. Günlük beslenme ve sıvı tüketimindeki
149
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
sınırlamalar bu sorunu yaratmaktadır. Depresyon ve anksiete, büyük bir olasılıkla hastalığın yarattığı
stresörlerden kaynaklanmaktadır. Stresle baĢetme, kendini güçlendirme/yönetme ile olasıdır. Stres
durumunda kendini yönetme kapasitesi düĢük olan hastalar yüksek olanlara oranla depresyon ve
anksieteyi daha yoğun yaĢamaktadır (Takaki ve Nishi,2003). Tüm bu bozukluklar tedavi süreci ile
birleĢince hastanın yaĢam kalitesi düĢmekte ve uyum gösterme kapasitesi azalmaktadır. Daniel ve
Friedman‘a göre (2005) bu uyumsuzlukların giderilmesinde hastanın medikal sisteme ve diyete
bağlılığı, hastalığın kendisi için ne ifade ettiği, rollerindeki değiĢmeler ve aile içindeki rolü ile ilgili algısı
etraflıca araĢtırılmalıdır.
Kendini Yönetme
Kendini yönetme, hastaların sağlıklarını en üst düzeye getirmek, komplikasyonları önlemek,
semptomları kontrol etmek, medikal kaynakları kullanmak ve hastalığın kendi yaĢam biçimleri
üzerindeki etkisini en aza indirmek için iyileĢme sürecine katılmaları ve bu yönde çaba göstermeleri
anlamına gelmektedir (Curtin and Mapes,2001).
Yapılan niteliksel bir çalıĢmaya göre hemodiyaliz hastalarının tedavi sürecinde kendini yönetme becerisi
kazanmıĢ olmaları, onların fonksiyonel olma ve iyi olma hallerini olumlu etkilemektedir (Curtin, Sitter,
Schatell and others,2004). Aynı araĢtırmanın sonuçları göstermiĢtir ki, hastanın kendini
yönetebilmesinin olumlu etkileri, ilaçlarını etkili bir Ģekilde kullanma, doktorlarla sağlıklı Ģekilde iletiĢim
kurabilme ve hastalığı sağlıklı yaĢama Ģeklindedir.
Her ne kadar iĢlevsellik ve iyilik hali günlük aktiviteleri yerine getirme kapasitesine ve içsel duygularına
bağlıysa da, yaĢanan semptomların sayısı ve sıklığı hastaların objektif ve subjektif iĢlevselliğini ve iyi
olma halini etkiler.
Sağlık Ġnancı Modeli‘ne göre bireyin sağlık ile ilgili davranıĢı benimsemesi için bu davranıĢı
uyguladığında beklediği faydanın ödeyeceği maliyetten yani karĢılaĢacağı engelden büyük olması
gerekir (Janz and Becker,1984). Bu nedenle hemodiyaliz hastalarının motivasyonlarını arttırabilecek
faktörleri ve olası engelleri iyi tanımlamak gerekir. Goodman‘ın 50 hemodiyaliz hastası üzerinde yaptığı
çalıĢma (2004), motivasyon azlığının en sık ve en yoğun karĢılaĢılan engel olduğunu ortaya koymuĢtur.
Goodman hazırladığı soru kağıdında 32 olası engel ve 23 olası motivasyon yaratıcı konu sıralamıĢtır. En
sık rapor edilen engeller motivasyon azlığı (%60), hemodiyalizden kaynaklanan bitkinlik (%50),
zamanını diyaliz yerine baĢka Ģeylerle uğraĢarak geçirme arzusu (%40) ve depresyon ve acı çekeceği
korkusu (%30)dur. Motivasyonu arttırıcı faktörler ise daha iyi hissetme arzusu (%86), daha çok güç ve
enerjiye sahip olma isteği (%78), aile ve arkadaĢlar yanında güçlü hissetme arzusu (%60), daha az acı
çekme isteği (%42) ve sağlık çalıĢanlarından yüksek beklentiler (%40) olarak sıralanmıĢtır.
Hemodiyaliz hastalarını iyi olma motivasyonlarını arttırmak, hastalıklarını yönetebilmelerini sağlamak
için medikal tedavi yanında psiko-sosyal desteğe de ihtiyaç duydukları anlaĢılmaktadır. Zaten artık
tıpta, medikal yaklaĢım yerine biyopsikososyal yaklaĢımın benimsenmesi de bu ihtiyaçtan doğmuĢtur.
Grup Terapi
Disiplinler arası bir yaklaĢım olarak grup terapi, diyaliz hastalarının psiko-sosyal rehabilitasyonunu
sağlama ve yeni durumlarına uyum yapma kapasitesini arttırma yönünde baĢarılı bir Ģekilde
kullanılmaktadır (Lubell,1976; Campbell and Sinha,1980; Steinglass and Gonzales,1982; Stewart and
Kelly,1995). Grup yaĢantısı, katılımcılara kendi iĢlevselliğini diğer grup üyeleri ile karĢılaĢtırarak
değerlendirme, paylaĢma ve yalnız olmadığını hissetme fırsatı vermektedir. Böbrek hastalarında grup
terapinin bireysel terapiye oranla daha etkili olduğu saptanmıĢtır. Yapılan çoklu analizler sonunda; yaĢ,
cinsiyet, sosyoekonomik statü, çalıĢma durumu, diyaliz alma süresi ve böbrek hastalığının türü gibi
değiĢkenlerin sonucu etkilemediği ve her hasta için grup terapisinin aynı yararı sağladığı görülmüĢtür
(Baines and Joseph,2004). Grup süreci katılımcının anksietesini azaltarak daha fonksiyonel davranıĢlar
geliĢtirmesini sağlamaktadır.
BaĢkent Ankara Hastanesi‘nde hemodiyaliz alan 123 hasta ile yapılan çalıĢmanın sonuçları (Kutmandu
ve Sözen,2005), yukarıda belirtilen literatür ile uyumlu sonuçlar vermiĢtir. Kısaca belirtmek gerekirse
hastalar, aileleri için üzüntü kaynağı olduklarını (%66.7), ailelerine ekonomik açıdan yük olduklarını
(%35.8), evdeki görevlerini yerine getiremediklerini (%69.1), eĢler arası iliĢkilerin bozulduğunu
(%24.4), arkadaĢlarının kendilerini eskisi kadar aramadığını (%41.7), çalıĢanların; (%19.5), iĢ
yerlerinde eski verimi gösteremediklerini (%73.9), yöneticilerinin kendilerine bakıĢ açısının değiĢtiğini
150
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
(%34.8) ve kazançlarında düĢüĢ olduğunu (%26.1) belirtmiĢler, güçlendirme ve destek amaçlı grup
çalıĢmalarına katılma arzusu göstermiĢlerdir(%80.5).
Grup Süreci
―Hemodiyaliz Hastaları Arası ĠletiĢimi Güçlendirme ve Psiko-sosyal Destek Grubu‖ hastalar arası iletiĢim
ve paylaĢımı arttırarak, psiko-sosyal yönden rehabilite olmalarını sağlamak amacıyla kurulmuĢtur. Grup
atmosferinin hastaların korkularını daha özgürce paylaĢacakları bir ortamın yaratılması hedeflenmiĢtir
(Bulut, 2006).
Grup, yaĢları 23-61 arasında değiĢen (X = 35.3), 8 kadın, 6 erkek olmak üzere 14 kiĢiden oluĢmuĢtur.
Grup üyelerinin öğrenim düzeyi çeĢitlidir ( Üniversite:3, lise:7, ilkokul:3, Okuma yazma bilmeyen:1).
Üyelerin 8‘i bekar, 3‘ü evli, 3‘ü de boĢanmıĢtır. Üyeler arasında hemodiyalize baĢlama süresi 1-12 yıl
arasında değiĢmektedir. Grup üyelerinde böbrek hastalığı dıĢında en çok rastlanan rahatsızlıklar
diyabet, hipertansiyon, depresyon ve ölüm korkusu Ģeklindedir. Grup üyelerinin ortak özellikleri,
hepsinin hemodiyaliz hastası olması, grup terapisine katılım arzusu göstermeleri, aile ve çevreleri ile
psikolojik ve sosyal sorunlar yaĢadıklarını belirtmeleri, ailelerine acı verdiklerini düĢünmeleri ve bu
sorunları ile ilgili olarak Hastanede görevli sosyal hizmet uzmanına baĢvurmuĢ olmalarıdır.
Grup toplantıları haftada bir gün 2.5 saat olmak üzere 16 hafta sürmüĢtür. 4. toplantıya kadar
tanıĢma, paylaĢımın baĢlaması ve güven oluĢması, gizlilik konusunda karar alınması sağlanmıĢ; 5-8.
toplantılarda güç, kontrol ve karar verme süreci yaĢanmıĢ; 9-14. toplantılarda özel konular dramatize
edilerek etraflıca paylaĢılmıĢ; 15-16. toplantılar ise sonlandırma sürecine ayrılmıĢtır. Yani tüm kapalı
grup süreçlerinde gerçekleĢen tanıĢma; çatıĢma ve uzlaĢma; geliĢim ve amaca ulaĢma; değerlendirme
ve sonlandırma safhaları bu grupta da yaĢanmıĢtır. Grup sürecinde terapist rolü bu satırların yazarı
tarafından gerçekleĢtirilmiĢ, BaĢkent Ankara Hastanesi‘nde görevli sosyal hizmet uzmanı (Arzu
Kutmandu) yardımcı terapist rolünü üslenmiĢtir. Tüm grup süreci ile ilgili olarak düzenli bir Ģekilde
kayıt tutulmuĢtur.
Tüm oturumlar, görüĢülmeyen bir haftalık süreç içinde gruba getirilecek önemli yaĢantıların
paylaĢılması ile baĢlamıĢ, terapistin bir önceki toplantıda ele alınan konulara iliĢkin getirdiği soruların
veya hafta içinde yaĢanan olguların rol oyunu veya grup oyunları ile ele alındığı performans süreci ile
devam etmiĢ, grupça yapılan paylaĢımlardan sonra o günkü oturum sonlandırılmıĢtır. Rol oyunu
sürecinde psikodrama tekniklerinden sıklıkla yararlanılmıĢtır. AĢağıda grup süreci etkinlikleri hakkında
kısa bir özet verilmiĢtir.
Ġlk Toplantı:
Toplantının baĢında grup liderleri profesyonel ve özel yönleri ile kendilerini tanıttılar. Her üye de aynı
Ģekilde kendi yaĢamları hakkında bilgi verme konusunda cesaretlendirildiler. Üyeler, hemodiyaliz
sürecinin kendi yaĢantılarını nasıl etkilediğini paylaĢtılar. Grupta konuĢulan konuların mahremiyeti
vurgulandı ve konuĢulanların toplantı dıĢına çıkmayacağı konusunda grupça karar alındı. Birbirlerini
daha yakından tanımalarını ve yakınlaĢmalarını sağlamak amacı ile kendilerine eĢ seçtiler. EĢler
birbirine aile yapıları, iliĢkileri, çalıĢma durumları, arkadaĢ iliĢkileri hakkında bilgi verdi ve her birey
kendi eĢinin özelliklerini gruba anlattı. Bu tür bir tanıĢma, onları birbirine daha yakınlaĢtırdı. Grup
üyeleri daha önceden birbirleriyle karĢılaĢmıĢ olmalarına rağmen selam bile vermediklerini itiraf ettiler.
2-4. Toplantılar:
Bu süreçte daha çok bireysel olmayan grup oyunları üzerinde odaklanılsa da üyeler bireysel
paylaĢımlar yaparak birbirleriyle ve terapistlerle yakınlaĢtılar. Örneğin üyelerden birinin, böbrek hastası
olduktan sonra karısının kendisini terkettiğini grupla paylaĢması üyelerin birbirine güvenini arttırdı ve
kendini açma süreci baĢladı. Bir üyenin üçüncü toplantıda terapiste ―Ben baĢta sizi farklı algılamıĢtım.
Bize yardım etmenizin temelinde proje geliĢtirmek gibi nedenler olduğunu düĢünmüĢtüm. Bize bu
kadar yakın olacağınızı hiç tahmin etmemiĢtim‖ demesi, terapistlere güven konusunun psikodramatik
bir Ģekilde iĢlenmesini ve arada güvenin oluĢmasını sağladı.
Yine üçüncü toplantıda üyeler gruplarına bir isim vermek istediler ve uzun tartıĢmalardan sonra ―Biz
ĠLKBAHAR grubu olalım‖ dediler..‖YeĢereceğiz, büyüyeceğiz.. Ayrıca BaĢkent Ankara Hastanesinde
daha sonra da gruplar kurulabilir ama biz ĠLK grubuz, bu nedenle bu isim bize yakıĢır!‖
Bu süreçte empatiyi de öğrendiler: Dördüncü toplantıda bir üye, beklediği böbreğin üç yıldır
bulunamadığını, bu arada kendisinden sonra gelen bazı hastalara böbrek nakli yapıldığını bu nedenle
151
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Sn. Mehmet Haberal‘a kızgın olduğunu söyledi. Kendisi bir boĢ sandalyeye oturtularak Sn. Haberal‘ın
yerinde olması söylendi ve bir baĢka hastanın sandalyede oturan hastanın rolünü alarak bu kızgınlığını
sandalyede oturan (Sn. Haberal rolünde) grup üyesine ifade etmesi istendi. Sn. Haberal rolündeki üye
― Tüm hastalara böbrek bulmak istiyorum ama, bu benim elimde değil. Bazılarının dokularına uygun
organ öncelikle bulunabiliyor. Ben de bu konuda çaresizim ve sıkılıyorum‖ dedi. Daha sonra kendi
rolünde ―Haberal Hocamızı Ģimdi daha iyi anladım. Onun durumu bizden de zor‖ diyerek paylaĢımda
bulundu.
Bu toplantılardan birinde gerçekleĢtirilen ortak hayal kurma oturumu hem üyelerin bireysel olarak
kendi hayallerini ortaya koymalarını ve hayallerindeki ortak noktaların farkına varmalarını sağladı.
Böylece birbirlerini daha iyi tanıdılar ve yakınlaĢtılar. Böylece ortak bir grup hedefi oluĢurdular. Hedef,
―hastalıklarını sağlıklı yaĢamak‖ idi. YardımlaĢmaya karar verdiler birbirlerine güven duyarak
anksiyetelerinin azalmasını sağladılar.
5-8.Toplantılar:
Bu sürecin en önemli özelliği bizlik duygusunun oluĢmasıydı. Bu duygunun oluĢmasından önce, grubun
kendilerini kontrol etmesini engelleyecek bazı güç gösterilerine giriĢen üyeler oldu. Örneğin diyaliz
sırasında herkese kötü davranan bir hasta, önce bu davranıĢlarını grupta da denemeye kalktı. Yahut
bazı sağlık elemanlarının kendileri ile iliĢkileri söz konusu olduğunda, bir üyenin çok beğendiği bir
görevliyi diğeri sadece o üyeye karĢı çıkmak için eleĢtirdi. Ancak giderek orta yol bulmaya ve birbirleri
ile uyum içinde olmaya özen göstermeye baĢladılar. Bir anlamda grupta herkesin bir rolü oluĢtu ve
diğerleri onu bu rolü ile kabul ettiler. DıĢarıya karĢı bütünlüklerini korumaya baĢladılar. Verilen gizlilik
sözünü çok iyi tuttukları için, grup dıĢındaki hastalar grup üyeleri arasındaki dostluğun farkına varınca,
diğer bir grubun ne zaman kurulacağını sormaya baĢladılar. Üyelerden biri bu süreci Ģöyle ifade etti:
―Önce bizim ruh hastası olduğumuz için bu gruba alındığımızı söylediler. ġimdi grupta neler olduğunu
çok merak ediyorlar. Ben de inadıma söylemiyorum!‖
Bu süreçte üyeler birbirlerini daha yakından tanımaya, giderek daha çok Ģey paylaĢmaya devam ettiler.
Grupta Ģiir yazan, resim yapan, kibrit çöplerinden maketler yapan üyeler bu becerilerini ortaya
koydular ve grup üyelerine bu becerilerini grup için de kullanacaklarına söz verdiler.
9-14. Toplantılar:
Bu süreçte savunma mekanizmaları ortadan kalktı. Üyeler aile iliĢkileri, korkuları, değiĢme arzuları ve
geleceğe yönelik planlarını bireysel düzeyde tartıĢtılar. Birbirlerinin yaĢadığı acı veren deneyimleri sıcak
ve güvenli bir grup atmosferi içinde paylaĢtılar.
Getirdikleri aile fotoğrafları aracılığıyla önemli aile yaĢantıları tartıĢıldı ve özdeĢim geri bildirimleri
paylaĢma ve yardımlaĢma duygularını güçlendirdi. Örneğin bir üye çocukluğundan beri içinde sakladığı
babasıyla geçen bir olayı gruba getirdi, babası ile yüzleĢti ve onu affetti. Ailenin aĢırı ilgisi veya
ilgisizliği konusunda sıkıntı yaĢayan üyeler her iki durumun da olumlu yönlerini görerek rahatladılar. Bir
üyenin Ģu ifadeleri grubun nasıl bir değiĢim ajanı olduğunu göstermesi bakımından önemlidir: ―Dört
yıldır eĢimin kardeĢi ile konuĢmuyordum... Geçen toplantıdan o kadar etkilendim ki, iki gün önce
kendisini aradım. Sesindeki ton, inanılmazdı..Bunu yapmak benim için çok zordu. Gruptan aldığım
katkılar beni farklı bir insan yaptı..DeğiĢtim!‖
Bu dönemin önemli özelliklerinden biri de grup üyeleri arasında yardımlaĢma ve birbirine arka çıkma,
destekleme oldu. Acil hastane randevusuna ihtiyacı olan üyelere daha önce kendileri için randevu almıĢ
olanlar, kendi randevularını verdiler. Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı‘ndan yardım alacak bir üyenin
heyecanını yenmesini sağlamak için görevlilerin incelemeye geleceği gün iki grup üyesi o hastanın
evinde kendisi ile birlikte oldular.
Grubun Ģiiri yazıldı. Ġlkbahar canlandırılarak herkes ilkbahara özgü roller aldı: Gökyüzü, çimen, göl,
çınar ağacı, gelincik, gelinciğin sapı, karga, çam ağacı gibi. Canlandırdıkları bu mizansende seçtikleri
roller ile günlük yaĢamları arasında iliĢki kurdular. Bir üye grup tarafından canlandırılan bahar
mizanseninin resmini yaptı, diğer üye de o bahar manzarası içinde bulunan bir ev maketini kibrit
çöplerinden oluĢturdu. Grup üyeleri yaĢamın bir tiyatro olduğunu, kendilerinin de sahnede kendi
rollerini oynadıklarını, bu rolleri kendilerinin seçtiklerini ve kendilerinin yönettiklerini ifade edecek hale
geldi.
152
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
15-16. Toplantılar:
Bu son toplantılarda değerlendirme ve sonlandırma süreci yaĢandı. Üyeler grup sürecinde kendi
kazandıklarını ve arkadaĢlarında gördükleri değiĢiklikleri dile getirdiler. ―Yeni sayfada ne var‖ oyunu ile
gruptan aldıklarını nasıl hayata geçireceklerini, umutlarını ve hayallerini konuĢtular. Kendi aralarında
sosyal toplantılar yapmaya karar verdiler. Grup sürecini bir piknik ile sonlandırmayı düĢündükleri için
yer seçimi, yiyeceklerin planlanması, gidilecek aracın temin edilmesi, pikniğe grup dıĢından katılımın
olup olamayacağı hakkında karar verilmesi gibi birçok konuda örgütlendiler ve birlikte bir planı sorun
çıkmadan gerçekleĢtirebilmenin keyfini yaĢadılar.
Değerlendirme
Sürecin dört tür değerlendirmesi yapılmıĢtır: Terapistlerin değerlendirmesi, grup üyelerinden alınan
geri bildirimler, hastanedeki doktor ve hemĢirelerden alınan geri bildirimler, basit semptom envateri.
Terapistler, grup terapisinin sağladığı ortamın hastalara birbirini sevme, iletiĢim kurma ve birbirine
güvenme yetileri kazandırdığı görüĢünü paylaĢmıĢlardır. Kendini ifade etme ve geleceğe daha olumlu
bakma alıĢkanlığı kazanan üyelerin kendilerine saygılarının da arttığı görüĢündedirler.
Grup üyelerinin dörtte üçü artık doktorları ve aileleri ile daha açık bir iletiĢime girebildiklerini ve
hastalıklarını daha sağlıklı olarak nasıl yaĢayacaklarını öğrendiklerini ifade etmiĢlerdir. Tüm grup
üyelerinin benzer sorunlar yaĢadığını görmenin yalnız olmadıklarını anlamalarına yardımcı olduğunu,
paylaĢmanın kendilerini güçlendirdiğini belirtmiĢlerdir.
Hemodiyaliz ünitesindeki doktorlar ve hemĢireler, grup üyelerinin diğer hastalarla iliĢkilerinin daha
sağlıklı olduğunu, daha pozitif olduklarını ve geçmiĢe göre daha sağlıklı olduklarını söylemiĢlerdir.
Grup üyelerine grup sürecinin baĢında ve sonunda yardımcı terapist tarafından Basit Semptom
Envanteri uygulanmıĢtır. Grup sürecinden sonra genel olarak anksiete, hostilite ve depresyon
puanlarında anlamlı düĢüĢler kaydedilmiĢtir.
Sonuç
Tüm süreç göz önünde bulundurulduğunda, grup üyelerinin hastalık dıĢında kendi benliklerini farketme
ve yaĢama; kendilerinin ve çevrelerinin farkına varma; paylaĢma, bütünleĢme ve destek olma; pozitif
bakmayı öğrenme ve hayata geçirme; becerilerini sergileme ve geliĢtirme; birbirleriyle yakın iliĢki
kurma; güçlerinin farkına varma; aileye iliĢkin içgörü kazanma ve yüzleĢme; geleceğe umutla bakma;
davranıĢ değiĢtirme; empati yeteneğini geliĢtirme gibi kazanımlar sağladığı söylenebilir.
Kaynakça
• Akyol,S., Atılgan,H., Dursun,T. ve diğerleri (2008). Hemodiyaliz Tedavisi Gören Evli Kadın
•
•
•
•
•
•
•
•
•
Hastaların YaĢadıkları Rol Kayıpları ve Sosyal Hizmet Ġhtiyacı, BasılmamıĢ Lisans Tezi, Ankara.
Baines,L.S.;Joseph,J.T.;Jindal,R.M., Prospective randomized Study of Individual and group
psychotherapy versus controls in recipients of renal transplants.Kidney International. 2004
May;65(5):137-142.
Bulut, I.,(2006). Empowerment of Hemodialysis Patients Through Group Process, 16.
International Congress of Group Psychotherapy, Sao Paolo.
Callahan,M.B.,The role of the nephrology social worker in optimizing treatment outcomes for
End Stage Renal Disease patients, Dialysis and Transplantation, 7(10), October 1998.
Campbell,D.R. and Sinha,B.K. Brief Group Psychotherapy with cronic hemodialysis patients.
The American Journal of Psychiatry,1980;137;1234-1237.
Curtin, R.B.and Mapes, D.L.(2001). Health care management strategies of long term dialysis
survivors. Nephrology Nursing Journal,28(4), 385-394.
Curtin, R. B.; Sitter, D.C.; Schatell, D.;Chewning, B. A., Nephrology Nursing Journal;Jul/aug
2004;31, 4; Health Module, pg.378
Goodman,E.D.; Ballou M.B. Perceived Barriers and Motivators to Exercise in Hemodialysis
Patients, Nephrology Nursing Journal; Jan/Feb 2004; 31, 1; Health Module,pg. 23
Hailey,B.J.;Moss,S.B.;Street,R.;Gersh,H.A.;Calabrese,A.A.;Campbell,C., Mental health services
in an outpatient dialysis practice, Dialysis and Transplantation,30(11),November 2001.
Janz, N.K.,and Becker, M.H.(1984).The Health Belief Model: A decade later. Health Education
Quarterly, 11(1),1-47.
153
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
•
•
•
•
•
•
•
Kutmandu,A., Sözen,F.(2005). Hemodiyaliz Hastalarında Sosyal Hizmet Ġhtiyacı, Türkiye‘de
Sosyal Hizmet Uygulamaları, Ġhtiyaçlar ve Sorunlar. Sosyal Hizmet Sempozyumu 2004, Alanya:
Ümit Ofset.
Lubell,D. Group work with patients on peritoneal dialysis. Health and Social Work.1976
Aug;1(3);158-176.
Steinglass, P.; Gonzales, S:; Dosovitz,I.; Reis, D. Discussion groups for chronic hemodialysis
patients and their families. General Hospital Psychiatry.1982.Apr; 4(1);7-14.
Stewart,A.M.;Kelly, B.; Robinson, J.D.;The Howard University Hospital transplant and dialysis
support
group:twenty
years
and
going
strong.International
Journal
of
GroupmPsychotherapy.1995 Oct;45(4);471-88.
Takaki,J.; NĠshi,T.; Shimoyama, H.; Inada, T.; et al. Interactions among a stressor, selfefficiacy, coping with stres, depression and anxiety in maintanance hemodialysis patients.
Behavioral Medicine;Fall 2003; 29,3; Academic ResearchLibrary, pg.107
Welch,J.L., FactorsAssociated With Treatment-Related Stressors in Hemodialysis Patients,
Anna Joutnal;Jun1999;26,3; Health Module,pg.31
www.muschealth.com/urology_GS/endstage.htm
154
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
NÖROLOJĠK HASTALIKLARDA YAġAM KALĠTESĠ
Doç. Dr. ġerefnur Öztürk
Ankara Numune Hastanesi1. Nöroloji Kliniği Ģef yardımcısı
Nörolojik hastalıklar kognitif, fiziksel, emosyonel ve sosyal fonksiyonlar olmak üzere pek çok
açıdan yaĢam kalitesini etkileyebilme potansiyeline sahiptir. Bu grup hastalıklar akut veya kronik, stabil
veya progresif olabilse de kronik ve uzun süren bir etkiye sahiptir. Tedavinin hastalığı ortadan
kaldırması pek mümkün olmadığından bu grup hastalarda semptomlara yönelik, tedavinin oluĢturduğu
ek problemlere yönelik ve yaĢam kalitesini yükseltmeye yönelik giriĢimler çok önem kazanmaktadır.
Hastalık seyri sırasında hasta ve yakınlarının yaĢam kalitesini değerlendirmeye yönelik çalıĢmalar diğer
laboratuar tetkiklerle elde edilemeyecek değerli veriler sağlayabilir. Hekimlik sanatını uygularken hasta
ve yakınlarının yaĢam kalitesini yükseltmek veya en azından yaĢam kalitesinde en az kayba neden
olabilmek de önemli hedeflerden biri olmalıdır. Bu hedefe ise ancak bu parametreyi ölçen
değerlendirme araçları ile ulaĢabilmek mümkün olmaktadır. En uygun ölçüm aracının belirlenmesi de
bu alanda çalıĢmaların geliĢmesi ve kültürel ve sosyal özellikler ve farklılıkların da dikkate alınması ile
hız kazanacaktır.
Nörolojik hastalıklar ve yaĢam kalitesi ile ilgili olarak aĢağıdaki konular ağırlıklı olarak
incelenmektedir.
1. Nörolojik hastalıklar ve yaĢam kalitesi – epidemiyolojik veriler ve toplumsal projeksiyon
2. YaĢam kalitesini etkileyen en sık nörolojik hastalıklar
a. Serebrovasküler hastalıklar
b. Demanslar
c. Hareket bozuklukları
d. Nöromuskuler hastalıklar
i. Miyopatiler
ii. Nöropatiler
iii. Kas kavĢak hastalıkları
iv. Motor nöron hastalıkları
e. Multipl skleroz ve diğer demyelinizan hastalıklar
f. Epilepsi
g. Uyku bozuklukları
h. Migren ve diğer baĢağrıları
i. Travmatik nörolojik bozukluklar
j. Konjenital -geliĢimsel nörolojik hastalıklar
k. Ataksiler
3. Nörolojik hastalıklarda yaĢam kalitesi ölçeklerinin seçimi ve değerlendirilmesi
4. Nörolojik hastalıkların neden olduğu spesifik fonksiyon kayıpları ve yaĢam kalitesi
a. Kognitif etkilenme ve yaĢam kalitesi
b. Motor etkilenme ve yaĢam kalitesi
c. Üriner etkilenme ve yaĢam kalitesi
d. Diğer otonom sinis sistemi etkilenmeleri ve yaĢam kalitesi
5. Yoğun bakımda izlenen nörolojik hastalıklarda yaĢam kalitesi
6. Progresif nörolojik hastalıkların progresif olma özelliği ve yaĢam kalitesi
7. Tedavilerin yaĢam kalitesine etkisi
8. Nörolojik hastalıklarda rehabilitasyon ve yaĢam kalitesi
9. Hastanın yaĢam kalitesindeki değiĢikliğin bakım verenlere yansıması.
Nörolojik hastalıklarda yaĢam kalitesi değerlendirmeleri hasta ve yakınlarının ifade etmediği ya
da edemediği problemleri ortaya çıkarmada, hasta ve hekim iletiĢimini geliĢtirmede, hastanın klinik
süreçte kararlara katılımını artırmakta, hastaya tedavi konusunda seçim hakkı verme ve bu seçimini
kullanabilmede, tedavi cevaplarını takip edebilmede yararlı olabilecek araçlardır.
155
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Kaynaklar
1. Argimon JM, Limon E, Vila J, Cabezas C. Health-related quality of life in carers of patients with
dementia. Fam Pract. 2004 Aug;21(4):454-7. PubMed PMID: 15249537.
2. Dorman PJ, Dennis M, Sandercock P. How do scores on the EuroQol relate to scores on the
SF-36 after stroke? Stroke. 1999 Oct;30(10):2146-51.
3. Dowding CH, Shenton CL, Salek SS. A review of the health-related quality oflife and economic
impact of Parkinson's disease. Drugs Aging. 2006;23(9):693-721. Review. PubMed PMID:
17020395.
4. Ho AK, Robbins AO, Walters SJ, Kaptoge S, Sahakian BJ, Barker RA. Health-related quality of
life in Huntington's disease: a comparison of two generic instruments, SF-36 and SIP. Mov
Disord. 2004 Nov;19(11):1341-8. PubMed PMID: 15389986.
5. Hobson P, Holden A, Meara J. Measuring the impact of Parkinson's disease with the
Parkinson's Disease Quality of Life questionnaire. Age Ageing. 1999 Jul;28(4):341-6. PubMed
PMID: 10459785.
6. Quality of life outcomes in neurological disorders. National Institute of Neurological Disorders
and Stroke (NINDS)(http://www.ninds.nih.gov) Release date: February 3, 2003 EriĢim tarihi
14.02.2010 NOTICE: NOT-NS-03-007
7. Rothwell PM. Quality of life in multiple sclerosis. J Neurol Neurosurg Psychiatry 1998 65: 433
doi: 10.1136/jnnp.65.4.433
8. Schrag A, Selai C, Davis J, Lees AJ, Jahanshahi M, Quinn N. Health-related quality of life in
patients with progressive supranuclear palsy. Mov Disord. 2003 Dec;18(12):1464-9. PubMed
PMID: 14673883.
9. Soyuer F, Ünalan D, Öztürk A. Kronik Beyin Damar Hastalıklarında YaĢam Kalitesi Ve Etkileyen
Faktörler. Ġnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 13(3) 157-162 (2006)
10. Szaflarski M, Meckler JM, Privitera MD, Szaflarski JP. Quality of life in medication-resistant
epilepsy: the effects of patient's age, age at seizure onset, and disease duration. Epilepsy
Behav. 2006 May;8(3):547-51. Epub 2006 Feb 17.
11. Telatar TG, Özcebe H. YaĢlı Nüfus ve yaĢam kalitelerinin yükseltilmesi. Türk Geriatri Dergisi
2004; 7 (3): 162-165 Turkish Journal of Geriatrics
156
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
VERTĠGODA YAġAM KALĠTESĠ
Prof.Dr.NeĢe Çelebisoy
Ege Üniversitesi Tıp fakültesi Nöroloji AD
BaĢ dönmesi hareket illüzyonudur. KiĢinin kendisi veya çevresinin döndüğü algısıdır. Uzaysal
orientasyonda bozukluk hissi olup periferik veya santral vestibüler yapıları tutan patolojilere bağlı
olarak ortaya çıkar. Toplumda sık görülen bir yakınmadır. Amerika BirleĢik Devletleri‘nde birinci
basamak sağlık kuruluĢlarına yapılan baĢvuruların %2.6 sını oluĢturduğu saptanmıĢtır. En sık neden
olguların yaklaĢık 33‘ünde saptanan benign paroksismal pozisyonel vertigodur (BPPV). Diğer sık
nedenler migren, vestibüler nörit, Meniere hastalığıdır. Tabloya eĢlik eden denge bozukluğu özellikle
ileri yaĢtaki olgularda düĢmelerin önemli bir nedenidir. DüĢme korkusu hastalarda psikiyatrik
bozukluklara ve yaĢamlarında kısıtlanmalara yol açar. BaĢ dönmesini ve oluĢturduğu kısıtlılıkları
derecelendirmek için geliĢtirilmiĢ farklı ölçekler mevcuttur. Bunların bir bölümü semptomları temel
olarak değerlendirirken bazıları yaĢam kalitesini sorgular. YaĢam kalitesini değerlendirmek için en
yaygın olarak kullanılan ölçek Dizziness Handicap Ġnventory (Dizziness Özürlülük Ölçeği) olup 25
maddelik bir ankettir. Dengesizliğin günlük aktivitelerin fizik, fonksiyonel ve emosyonel yönü üzerindeki
etkilerini sorgular. Anketin Türkçe geçerlik, güvenirlik çalıĢması da yapılmıĢtır. Bu çalıĢmada periferik
vestibüler hastalıklarda değiĢiklikleri saptamada duyarlı olmakla beraber klinik muayene ve
posturografik sonuçlarla karĢılaĢtırıldığında geçerliği düĢük bulunmuĢtur. Burada olgularımızın soruları
anlamadaki güçlüğünün rolü olduğu düĢünülmüĢtür. Bu ölçeğin kullanıldığı farklı çalıĢmalarda baĢ
dönmesinin yaĢam kalitesini belirgin Ģekilde bozduğu ortaya konmuĢtur. Meniere hastalığı ile BPPV li
olguların karĢılaĢtırıldığı bir çalıĢma Meniere hastalığında yaĢam kalitesinde bozulmanın daha Ģiddetli
olduğunu ve bunun yaĢ, cinsiyetten bağımsız olduğunu göstermiĢtir. Hastalarda fiziksel ve sosyal
kısıtlılıklar yaĢamsal aktiviteleri olumsuz etkilemektedir. Atak arası dönemlerde bile belirli fizik
aktivitelerden yeni bir atak uyarabileceği korkusu ile kaçınmak sık rastlanan bir durumdur. Bir
çalıĢmada olguların %60‘nın araba kullanmaktan özellikle korktuklarını belirttikleri vurgulanmaktadır.
Özellikle ileri yaĢ grubunda düĢmeler ve bunların tetiklediği düĢme korkusu önemli bir depresyon
nedeni olarak saptanmıĢtır. Hastaların evden dıĢarı çıkmak istememesi, sosyal yaĢamlarını
sonlandırmaları yaĢam kalitesini önemli ölçüde bozmaktadır. Bu nedenle altta yatan hastalığın tedavisi
yanı sıra denge rehabilitasyonu kiĢileri aktif günlük yaĢamlarına geri döndürmek açısından çok
önemlidir.
157
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
SEREBROVASKÜLER HASTALIKLARDA SAĞLIKTA YAġAM KALĠTESĠ
Doç. Dr A Kemal Erdemoğlu
Kırıkkale Üniversitesi Tıp fakültesi Nöroloji AD
Serebrovasküler hastalıklar yaĢam kalitesinde belirgin derecede azalma ile birlikte seyreder. Hastalık
sonrasındaki erken ve geç dönemde meydana gelen problemler fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak
hastaları etkileyerek yaĢam kalitelerinde büyük değiĢimlere neden olur. YaĢam kalitesi objektif ve
sübjektif yaĢam kalitesi kavramları ile değerlendirilmektedir. Serebrovasküler hastalıklarda objektif
yaĢam kalitesinin değerlendirilmesinde en sık Kısa Form-36 (SF-36) ve Nottingham Sağlık Profili gibi
genel ölçekler kullanılmaktadır. Ayrıca serebrovasküler hastalıklara özgün yaĢam kalitesi değerlendirme
ölçekleri de kullanılmaktadır. Bunların arasında en yaygın olarak kullanılanları "Serebrovasküler
Hastalıklara Spesifik YaĢam Kalite Ölçeği (Stroke-Specific Quality of Life Scale)" ve "Serebrovasküler
Hastalıklar Etki Ölçeği"dir (Stroke Impact Scale). Serebrovasküler hastalıklarda, günlük yaĢam
aktivitelerinin değerlendirilmesi için sık en sık Modifiye Barthel Ġndeksi, global aktivitenin
değerlendirilmesinde ise Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (Functional Independence Measure-FIM) ve
Frenchay Aktivite Ġndeksi kullanılır. Sosyal yaĢam olarak ifade edilen bireyin ev, iĢ, çalıĢma yaĢamı,
kiĢiler arası iliĢkileri ve toplumsal yaĢamına iĢtiraki hastalığa spesifik ölçekler ve jenerik ölçeklerle
değerlendirilebilir. Serebrovasküler hastalarda en sık kullanılmakta olan sosyal yaĢama katılımın
değerlendirme ölçeği olan Rankin Ölçeğidir. Serebrovasküler hastalıklarda yaĢam kalitesinin
değerlendirilmesinde hangi ölçeğin kullanılması gerekliliği konusunda tam bir fikir birliği geliĢmemiĢtir.
Bu ölçümlere ek olarak, serebrovasküler hastalıklı hastalarda kullanılan yaĢam kalitesine ayarlanmıĢ
yaĢam yılları‖ olarak isimlendirilen metrik sisteminde, kalan yaĢam yılının uzunluğu ve kalitesini
önceden belirlemeyi hedefler. Serebrovasküler hastalıklarda olayın tipi, Ģiddeti ve komplikasyonları,
hastalarda cinsiyet, ileri yaĢ, eĢlik eden diğer sistemik ve nöropskiyatrik hastalıkların varlığı yaĢam
kalitesini belirleyici faktörlerdir. Bu medikal faktörlerin yanı sıra hastanın sosyoekonomik durumu,
eğitim seviyesi, sosyokültürel çevre, sosyal çevre desteği diğer faktörlerdir. YaĢam kalitesini artırmaya
yönelik tedavi ve giriĢimler tedavinin bir parçası olmadır. Bu nedenle hastanın ilk değerlendirilmesinde
uygun fonksiyonel ve nörolojik durum tespiti yapılmalı ve her hasta için özel hedefler belirlenmelidir.
Serebrovasküler olay geçiren hastalarda konuĢma ve yutma bozukluklarının ve yüksek kortikal
fonksiyonların kaybına yönelik tedavi yaĢam kalitesinin artıĢında önemli bir yer tutar. Bu hastalarda
yaĢam kalitesi hastanın sadece fonksiyonel durumu değil, sosyal çevresi, mesleki yaĢamı ve psikolojik
durumu gibi pek çok alanla iliĢkilidir. Sonuç olarak serebrovasküler hastalıklar sonrası yaĢam kalitesinin
değerlendirilmesi, etki eden faktörlerin belirlenmesi ve iyileĢtirilmesi serebrovasküler hastalıklar
tedavisinin ana hedefleri arasında yer almalıdır. Bu amaçla serebrovasküler hastalıkların tedavi planı
yapılırken yaĢam kalitesi ölçümlerinin tedavi planına dahil edilmesi gerekmektedir.
158
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
MULTĠPL SKLEROZ HASTALIĞINDA YAġAM KALĠTESĠ
Prof.Dr.Hatice Mavioğlu
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji AD
MS; en sık genç eriĢkin yaĢlarda ortaya çıkan, özürlülük, dolayısı ile yaĢam kalitesinde bozukluk yapan
bir kronik nörolojik hastalıktır. Sadece hastalıkla iliĢkili belirti ve özürlülük değil, hastalığa ikincil ortaya
çıkan depresyon, osteoporoz, ağrı gibi komplikasyonlar, iĢ ve eĢ kaybı gibi sosyal problemler de yaĢam
kalitesinin bozulmasına katkıda bulunur. Ayrıca bakıma muhtaç hale gelen hastaların bakımı, özellikle
sosyal desteğin yetersiz olduğu ülkelerde, genellikle eĢ, çocuk, anne, baba gibi aile bireyleri tarafından
karĢılanmaktadır. Ülkemizde annelerine bakmak için lise, üniversite eğitiminden vazgeçmek zorunda
kalan kız çocukları vardır. Yani yaĢam kalitesi bozulan sadece hasta değil bazen tüm aile olmaktadır.
MS hastalığında yaĢam kalitesi ile ilgili çalıĢmalar 10 yılı aĢkın süredir yapılmaktadır.
Uluslararası MS federasyonu tarafından 2005‘te ‗‘MS‘li Hastaların YaĢam Kalitesini Arttırmak Ġçin
Prensipler‘‘ baĢlıklı bir proje baĢlatılmıĢtır. Amaç; MS‘li hastaların yaĢam kalitelerini mümkün olan en iyi
düzeye getirebilmek için kanıta dayanan, uluslararası standartlar oluĢturmaktır. Fransa, Almanya,
Ġtalya, ABD, Kanada ve Avustralya gibi bazı ülkelerde bu standartlar uygulanmaya baĢlanmıĢtır.
MS‘li hastalar için; hem genel, hem de MS‘e özgül yaĢam kalitesi ölçekleri kullanılmaktadır. 8 tane MS‘e
özgül, sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi ölçeği vardır. MS Quality of life 54 (MSQOL-54) ve MS Quality of Life
(MSQLI) ölçekleri, Short form 36 (SF-36)‘dan; Functional Assesment of MS (FAMS) ise Functional
Assesment of Cancer Therapy-general version (FACT-G)‘den geliĢtirilmiĢtir. MS için geliĢtirilmiĢ olanlar
ise RAYS, Hamburg Quality of Life Questionnaire in MS (HAQUAMS), The Multiple Sclerosis Impact
Scale (MSIS-29), Leeds MS Quality of life (LMSQoL) ve son olarak Multiple Sclerosis International
Quality of Life (MusiQoL)‘dır. MSQOL-54‘ ün Türk MS hastalarını değerlendirmede geçerli olduğu
gösterilmiĢtir. 20 ülke ve 14 dilde, hastalar, nörologlar ve sağlık ekonomistlerinin iĢbirliği ile geliĢtirilen
Multiple Sclerosis International MusiQoL)‘ın geçerlilik çalıĢmasının yapıldığı ülkelerin içinde Türkiye de
vardır.
MS ile ilgili yapılan, özellikle tedavi etkilerini değerlendiren çalıĢmalarda ―hastalıkla iliĢkili yaĢam kalitesi
ölçekleri‖ gittikçe artan bir Ģekilde kullanılmaktadır. Ülkemizde bu konuya ilgi batıya göre geride
kalmıĢtır. Bu konu ile ilgili kongre ve toplantılar farkındalığı ve ilgiyi arttıracaktır.
159
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
MEME KANSERI VE YAġAM KALITESI
Uzman. Dr. Senem Demirci
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi AD
Tıp alanında yaĢam kalitesi hastalığın durumuna ve bu hastalığın tedavisine bağlı hasta kiĢinin fiziksel,
emosyonel ve sosyal iyilik halinin etkilenmesidir. Genel olarak yaĢam kalitesi çok boyutlu bir kavram
olmasına rağmen en az 3 temel de toplanabilir; fiziksel, psikolojik ve sosyal aktivite. YaĢam kalitesi
kavramı, bireyin kendi yaĢamının değerlendiriliĢine dayanan öznel algı, duygu ve biliĢ süreçlerinin bir
bütünü olarak tanımlanır ve bireysel iyilik durumunun bir anlatımıdır (1, 2).
Kanserde tanı, kür ve destek tedavisi temel amaçları oluĢturmakta iken son yıllarda bu hedeflere
yaĢam kalitesini arttırmak da eklenmiĢtir. YaĢam kalitesi değerlendirmeleri hasta doktor iletiĢimini
kolaylaĢtıran, hastaların ciddi problem yaĢadığı alanlara dikkat çeken, probleme dayalı takip gerektiren
tanısal bir araç olmaktadır (3,4). Erken evre meme kanserinde lokal-bölgesel kontrol ve sağkalım
oranlarının artması sonucunda tedaviye bağlı yan etkilerin ve de bu yan etkilerin yaĢam kalitesine olan
olumsuz etkilerinin azaltılması hedeflenmiĢtir (5). Meme kanserinin kadınlar arasında en sık görülen
kanser olması, ve meme kaybının hasta kimliğine olan etkisinden dolayı yaĢam kalitesi çalıĢmalarında
meme kanseri oldukça rağbet görmektedir (6).
Meme kanserinde yaĢam kalitesini değerlendirmek için kullanılan ölçekler; ―European Organization for
Research and Treatment of Cancer (EORTC) Quality of Life Questionnaire ve Breast Cancer
supplement (EORTC QLQ-C30 and QLQ-BR23)‖; ―The Functional Assessment of Chronic Illness
Therapy General Questionnaire and its Breast Cancer Supplement (FACITG and FACIT-B)‖; ―The
Breast Cancer Chemotherapy Questionnaire (BCQ); the Hospital Anxiety and Depression Scale
(HADS)‖; ve ―The Medical Outcomes Study Short Form Survey (SF-36)‖dır (3). En çok kabul gören en
sık kullanılan yaĢam kalitesi ölçeği EORTC QLQ-C30 and QLQ-BR23 modülleri olduğundan temel olarak
EORTC ile ilgili çalıĢmaları özetleyeceğim.
EORTC QLQ- C30 versiyon 3.0, 30 sorudan oluĢan çok boyutlu bir ankettir. Otuz soruya verilen
yanıtlarla genel iyilik hali, 5 fonksiyonel skala (fiziksel fonksiyon, rol fonksiyon, emosyonel fonksiyon,
kognitif fonksiyon, sosyal fonksiyon); 3 semptom skalası (halsizlik, bulantı-kusma, ağrı) ve tek öğeli 6
skala (dispne, insomni, iĢtah kaybı, konstipasyon, diyare, finansal zorluk) değerlendirilmektedir.
EORTC QLQ-BR23 ise 23 soru içeren fonksiyonel (vücut görünümü,
seksüel fonksiyon, cinsel tatmin, gelecek endiĢesi) ve semptom (sistemik terapi yan etkileri, meme
semptomları, kol semptomları ve saç kaybından dolayı kızgınlık) skalalarından oluĢan meme kanserine
spesifik bir ankettir. EORTC QLQ-C30 ve QLQ-BR 23‘de her bir parametrenin 0 ile 100 arası bir skoru
vardır. Fonksiyonel skaladaki yüksek skor iyi sağlık durumunu gösterirken semptom skalasındaki
yüksek skor semptomun fazlalılığını göstermektedir.
Literatürde meme kanserinde yaĢam kalitesini değerlendiren çalıĢmaları bir kaç alt baĢlıkta toplamak
mümkündür. Ġlk grup Amerika ve Avrupa kökenli yaĢam kalitesi anketlerinin farklı toplumlar (Uzak
Doğu, Asya, Afrika) ve kültürler için geçerliliği ve güvenilirliliğinin sınandığı ve uygulanabilir olduğunun
saptandığı çalıĢmalardır (7, 8, 9, 10). Diğer grup çalıĢmalar ise temel olarak meme kanserli olgularda
yaĢam kalitesini etkileyen faktörlerin (hasta yaĢı, cerrahi tipi, kemoterapi, radyoterapi, hormoterapi vs
) analiz edilmesidir. Cerrahi tipinin yaĢam kalitesi üzerine etkisi değerlendirildiğinde mastektomili
olguların vücut imajlarının ve seksüel fonksiyonlarının meme koruyucu cerrahi uygulananlardan daha
kötü olduğu belirlenmiĢtir (11, 12, 13). Sistemik tedavi ve adjuvan hormonoterapinin yaĢam kalitesini
olumsuz yönde etkilediği saptanmıĢtır (14, 15, 16). Ayrıca genç hastaların bozulmuĢ seksüel
fonksiyonunun yaĢam kalitelerini yaĢlı hastalara göre daha olumsuz etkilediği gösterilmiĢtir (17, 18,
19).
Kliniğimizde meme kanserli olgularda yaĢam kalitesini değerlendirmek amacıyla 2002 yılında baĢlatılan
prospektif çalıĢmada EORTC QLQ-C30 versiyon 3 ve EORTC QLQ-BR23‘ün Türkçeye çevrilmiĢ formları
kullanıldı. Bu çalıĢmada meme kanserli hastalarda EORTC QLQ-C30 genel kanser ve EORTC QLQ-BR23
meme kanseri yaĢam kalitesi anketlerinin Türkçe versiyonunun geçerlilik ve güvenilirliğinin
değerlendirilmesi ve yaĢam kalitesi ile iliĢkili faktörlerin çözümlenmesi amaçlanmıĢtır.
160
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi kliniğinde meme kanseri tanısıyla postoperatif
radyoterapi (RT) uygulanan 127 olguya RT öncesi EORTC QLQ-C30 ve QLQ-BR23 anketleri
uygulanmıĢ, takip süresinde sağ ve hastalıksız olarak izlenen 62 olguya medyan 52 ay (aralık: 34-84
ay) sonra aynı anketler tekrarlanmıĢtır.
Medyan yaĢı 50 (aralık: 30-75) olan 127 olgunun %93.7‘nin evli olduğu, %68.5‘nin kentte yaĢadığı ve
%50‘sinin ev hanımı ya da emekli olduğu belirlenmiĢtir. AltmıĢaltı (%52) olguya meme koruyucu
cerrahi, 61 (%48)‘ine total mastektomi; 110 (%86.6) olguya aksiller disseksiyon yapılmıĢ, tüm olgulara
RT ve %85.8 olguya kemoterapi uygulanmıĢtır. YaĢam kalitesi modülünün güvenilirliği Cronbach‘ın alfa
katsayısı ile değerlendirilmiĢ olup QLQ-C30‘un fiziksel iĢlev ve ağrı skalaları ve QLQ-BR23‘ün meme ve
kol semptomları dıĢındaki tüm skalaların Cronbach‘ın alfa katsayılarının 0.7‘nin üzerinde olduğu
saptanmıĢtır. BirleĢim-ayrıĢım geçerliliği QLQ-C30 ile QLQ-BR23 boyutları arasındaki korelasyon
matriksi sonuçlarına göre değerlendirilmiĢ ve her iki anketteki fonksiyonel boyutların ve semptom
boyutlarının kendi aralarında karĢılıklı olarak yüksek korelasyon gösterdiği gözlenmiĢtir.
Kent dıĢında yaĢayan (p< 0.001), çalıĢmayan (p< 0.001), total mastektomili (p < 0.05), aksiller
disseksiyon (AD) yapılan (p < 0.05) ve ileri evrede tanı alan (p < 0.05) olgularda QLQ- C30‘un finansal
zorluk skalasının daha yüksek olduğu saptanmıĢtır. Aksiller diseksiyon uygulanmayan (p=0.007),
meme koruyucu cerrahi (p<0.001) yapılan olgularda QLQ-BR23 vücut imgesi skalasının yüksek olduğu
aynı zamanda AD uygulanmayan olgularda seksüel fonksiyon skalasının (p=0.05) da yüksek olduğu
belirlenmiĢtir. AD yapılan olguların QLQ-BR23 kol semptomu (p=0.037) ve sistemik tedavi yan etki
semptom skalaları (p=0.056) AD uygulanmayan olgulardan daha yüksektir. QLQ- C30 yaĢam kalitesi
ölçeğinin RT öncesi ve takip dönemindeki skorları karĢılaĢtırıldığında rol performans, emosyonel durum
ve sosyal durum skalalarının takipte arttığı (sırasıyla p=0.024, p=0.008, p<0.0001); halsizlik, bulantıkusma, iĢtahsızlık semptom skalalarının iyileĢtiği (sırasıyla p=0.002, p= 0.018, p= 0.008), QLQ-BR23
ölçeğinde vücut imgesi skalasının iyileĢtiği (p< 0.0001), sistemik tedavi yan etkileri ve saç kaybı
semptom skalalarının iyileĢtiği (sırasıyla p< 0.0001, p< 0.0001) saptanmıĢtır.
Sonuç olarak EORTC QLQ-C30 ve QLQ BR-23 yaĢam kalitesi modüllerinin Türkçe versiyonlarının iç
tutarlılık ve güvenilirliğinin yüksek ve Türk toplumundaki meme kanserli olgularda uygulanabilir olduğu
belirlenmiĢtir.
Referanslar
1. Sloan JA, Cella D, Frost MH, Guyatt GH, Sprangers MAG, Symonds MAG: Assessing clinical
significance in measuring oncology patient quality of life: introduction to the symposium, content
overview, and definition of terms. Mayo Clin Proc 2002,
77:367-370.
2. Steeg AFW van der, De Vries J, Roukema JA: Quality of life and
health status in breast carcinoma. Eur J Sur Oncol 2004,30:1051-1057. 30:1051-1057.
3. Albert US, Koller M, Lorenz W, Kopp I, Heitmann C, Stinner B, Rothmund M, Schulz KD, Quality
Circle: Quality of life profile: from measurement to clinical application. Breast 2002, 11:324-334.
4. Sprangers MA: Quality-of-life assessment in oncology. Achievements and challenges. Acta Oncol
2002, 41:229-237.
5. Clarke M, Collins R, Darby S, et al. Effects of radiotherapy and of differences in the extent of
surgery for early breast cancer on local recurrence and 15-year survival: an overview of the
randomised trials. Lancet 2005;366:2087-2106
6. Montazeri A: Health-related quality of life in breast cancer patients: a bibliographic review of the
literature from 1974 to 2007. J Expt Clin Cancer Res 2008, 27:32.
7. Montazeri A, Harirchi I, Vahdani M, Khaleghi F, Jarvandi S, Ebrahimi M, Haji-Mahmoodi M: The
EORTC breast cancer-specific quality of life questionnaire (EORTC QLQ-BR23): translation and
validation study of the Iranian version. Qual Life Res 2000,
9:177-184.
8. Mihailova Z, Butorin N, Antonov R, Toporov N, Popova V: Evaluation of the Bulgarian version of the
European Organization for Research and Treatment of Cancer quality of life questionnaire C30
(version 2) and breast cancer module (BR23) on the psychometric properties of breast cancer patients
161
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
under adjuvant chemotherapy. Prognostic value of estrogen and progesterone receptors to quality of
life. J Balkan Union of Oncol 2001, 6:415-424.
9. Chie WC, Chang KJ, Huang CS, Kuo WH: Quality of life of breast cancer patients in Taiwan:
validation of the Taiwan Chinese version of the EORTC QLQ-C30 and EORTC QLQ-BR23. Psycho-Oncol
2003, 12:729-735.
10. Parmar V, Badwe RA, Hawaldar R, Rayabhattanavar S, Varghese A, Sharma R, Mittra I. Validation
of EORTC quality-of-life questionnaire in Indian women with operable breast cancer. Natl Med J India.
2005;18:172–177.
11. de Haes JC, van Oostrom MA, Welvaart K: Quality of life after breast surgery. J Surg Oncol 1985,
28:123-125.
12. de Haes JC, van Oostrom MA, Welvaart K: The effect of radical and conserving surgery on the
quality of life of early breast cancer patients. Eur J Surg Oncol 1986, 12:337-342.
13. Kenny P, King MT, Sheill A, Seymour J, Hall J, Langlsnds A, Boyages J: Early stage breast cancer,
costs and quality of life one year after treatment by mastectomy or conservative surgery and radiation
therapy. Breast 2000, 9:37-44.
14. Larsen J, Gradulf A, Nordstrom G, Bjorkstrand B, Ljungman P: Health-related quality of life in
women with breast cancer undergoing atologous stem-cell transplantation. Cancer Nurs 1996, 19:368375.
15. Ganz PA, Rowland JH, Meyerowitz BE, Desmond KA: Impact of different adjuvant therapy
strategies on quality of life in breast cancer survivors. Recent Results Cancer Res 1998, 152:396-411.
16. Macquart-Moulin G, Viens P, Palangie T, Bouscary ML, Delozier T, Roche H, Janvier M, Fabbro M,
Moatti JP: High-dose sequential chemotherapy with recombination granulocyte colony-stimulating
factor and repeated stem-cell support for inflammatory
breast cancer patients: does impact on quality of life jeopardize feasibility and acceptability of
treatment? J Clin Oncol 2000, 18:754-764.
17. Knapp J: Sexual function as a quality of life issue: the impact of breast cancer treatment. J
Gynecol Oncol Nurs 1997, 7:37-40.
18. Makar K, Cumming CE, Lees AW, Hundleby M, Nabholtz J, Kieren DK, Jenkins H, Wentzel C,
Handman M, Cumming DC: Sexuality, body image, and quality of life after high dose or conventional
chemotherapy for metastatic breast cancer. Canadian J
Human Sexuality 1997, 6:1-8.
19. Ganz PA, Rowland JH, Desmond K, Meyerowitz BE, Wyatt GE: Life after breast cancer:
understanding women's health-related quality of life and sexual functioning. J Clin Oncol 1998,
16:501-514.
162
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
MEME KANSERĠ, KEMOTERAPĠ VE YAġAM KALĠTESĠ
Yrd.Doç.Dr. Öznur USTA YEġĠLBALKAN
Ege Üniversitesi HemĢirelik Yüksekokulu
Ġç Hastalıkları HemĢireliği AD
Meme kanseri birçok ülkede kadınlarda en sık görülen kanser türü ve ölüm nedeni olmaya devam
etmektedir. Meme kanserine bağlı ölümdeki yavaĢ ancak sürekli artıĢ, ortalama yaĢam süresinin
artmasına bağlıdır. Amerika BirleĢik Devlet‘inde 2009 yılı verilerine göre, 192.370 yeni meme kanserli
vakanın olduğu, kadınlarda % 27 oranıyla en sık görüldüğü, ve kanserden ölüm nedenleri arasında %
15 (40.170) oranı ile ikinci sırada yer aldığı bildirilmektedir (1).
Türkiye‘de meme kanseri insidansı artmakla birlikte Sağlık Bakanlığı‘nın 2004 verilerine göre kadınlar
arasında görülen kanserler içinde yüz binde 34.73 ile birinci sırada yer almaktadır (2).
Meme kanserinde cerrahi, radyoterapi, kemoterapi ve hormonal tedaviler kanserin evresine bağlı
olarak tek baĢına yada kombine edilerek uygulanmaktadır (3). Meme kanserli hastalarda; hastaya,
prognostik faktörlerin özelliklerine ve hastanın verdiği cevaba göre farklı kemoterapi protokolleri (
FAC, CMF, AC, AT, taxotere vb) kullanılmaktadır (4). Ayrıca 35 yaĢ üzerindeki kadınlarda meme
kanserinin tekrar etme riskini azaltmak için Tamoksifen veya raloksifen tedavisi uygulanmaktadır (5).
Meme kanserine yönelik bu tedaviler uygulanırken hastanın yaĢam kalitesi, kemoterapinin hastanın
yaĢam kalitesi üzerindeki etkisi ve hastanın fiziksel ve mental iyilik halinin göz önünde bulundurulması
gerekmektedir. Çünkü kemoterapinin komlikasyonları ve yan etkileri olası antineoplastik yararlarından
daha fazladır (6). Meme Kanseri Komisyonu da meme kanseri tedavilerine bağlı meydana gelen
semptomların sıklığını, Ģiddetinin değerlendirildiği çalıĢmaların yapılmasını, meydana gelen
semptomlara yönelik stratejilerin geliĢtirilmesini ve hastanın hem yaĢam kalitesini hem de bu
semptomların yaĢam kalitesi üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (7) .
Bu nedenle son 30 yıldan daha uzun süredir yaĢam kalitesi sağlık bakım sonuçlarını değerlendirmek
için önemli bir ölçüm olmaya baĢlamıĢtır. Kanser bakımı verenler tedavinin, tümör yanıtı ve sağkalım
uzunluğundan ise yaĢam kalitesi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi gerektiğini anlamıĢlardır. 1985
yılında Food and dDrug Administration (FDA) ileri metastatik hastalıklarda yeni antikanser ilaçların
kullanımını onaylamak için yaĢam kalitesini anahtar bir parametre olarak belirlemiĢtir. 1988 yılında
yaĢam kalitesini iyileĢtirme National Cancer Network (NCI) ‘in kanser tedavisini değerlendirme
programının yüksek önceliklerinden biri olarak belirlenmiĢtir. YaĢam kalitesi konusu meme kanserli
hastaların palyatif bakım, yaĢam sonu bakım ve uzun süreli sağ kalımı içeren tüm bakım alanlarında
önemlidir (8).
YaĢam kalitesi (YK) (Quality of Life-QOL) genel olarak; sosyal, psikolojik, emosyonel, tinsel alanları
içeren bir kavram olarak kabul edilmektedir. Birçok tanımda YK, hastaların çeĢitli alanlarındaki
fonksiyonel düzeylerinden memnun edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (World
Health Organization-WHO) yaĢam kalitesini; bireyin kendi kültür ve değer sistemi içinde kendi
durumunu algılaması olarak tanımlamaktadır ve fiziksel sağlık, psikolojik durum, bağımsızlık düzeyi,
sosyal iliĢki, çevresel özellikler, tinsel alan olmak üzere 6 alandan oluĢmaktadır (9).
HemĢirelik literatüründe de YK tanımı çok boyutlu kavramlar üzerine odaklı YK tanımları ile paralellik
göstermektedir. Ferrans yaĢam kalitesini, normal yaĢamı sürdürebilme becerisi, mutluluk, doyum,
bireysel amaçları gerçekleĢtirme sosyal olarak lider olma, fiziksel ,mental kapasite olmak üzere 5
kavramsal kategoride gruplandırmıĢtır. Grant, Padilla ve Ferrel ise yaĢam kalitesini fiziksel iyilik hali,
psikolojik iyilik hali, sosyal iyilik hali, tinsel iyilik hali olmak üzere 4 boyutta ele almıĢlardır (9). Ferrell
ve arkadaĢlarının YK modeli temel alınarak meme kanseri tedavisi gören hastaların yaĢam kalitelerini
değerlendirmede kullanılmıĢtır (ġekil 1) (7,10,11,12).
163
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
FİZİKSEL İYİLİK HALİ
Enerjide azalma/yorgunluk
Menapozal semptomlar
Lenfödem ve ağrı
Uyku ve dinlenme
Eşlik eden hastalıklar
PSİKOLOJİK İYİLİK HALİ
Anksiyete
Depresyon
Tekrarlama korkusu
Konsantrasyon /hafıza
YAŞAM KALİTESİ
Sosyal iyilik hali
Sosyal destek
Cinsellik
Yaşam olayları
TİNSEL İYİLİK HALİ
Dini inancı ve uygulamaları
EKONOMİK
Çalışma durumu
Sağlık güvencesi
Şekil 1: Ferrell ve ark’nın YK modeli temel alarak Meme kanserli hastalara uyarlanan YK modeli (7,10,11,12).
Meme kanseri tedavisi alan hastaların kemoterapi tedavisine bağlı olarak meydana yaĢadıkları enerjide
azalma/yorgunluk, menapozal semptomlar, lenfödem ve ağrı ,uyku sorunları ve kanser dıĢında var
olan kronik hastalar yaĢam kalitesinin fiziksel iyilik alanını etkileyen semptomlardır. Meme kanserli
hastaların yaĢam kalitesinin psiko-sosyal alanını etkileyen semptomlar; anksiyete, depresyon,
hastalığın tekrar etme korkusudur. Hastalık ve tedavi sürecine bağlı ailenin yaĢadığı stres, bireysel
iliĢikler, çalıĢma durumu, cinsel yaĢam ve ekonomik sorunlar meme kanserli hastaların yaĢam
kalitesinin sosyal iyilik alanını etkileyen faktörlerdir. YaĢam kalitesinin tinsel alanını üzerinde etkili olan
faktörler ise; hastalığa iliĢkin belirsizlik, yaĢama amacı, manevi değiĢiklikler ve dini inanç aktiviteleridir
(7,10,11,12).
YaĢam kalitesi ve yaĢam kalitesinin alanlarını etkileyen semptomlara yönelik edinilen bilgi tedavinin
planlanması, karar verme ve destek bakım sağlamak için önemlidir. YaĢam kalitesi bilgisi klinik
uygulamalarda değerli kanıtlar sağlayabilir. Bu bilgi hem sağlık profesyonelleri hem de hasta için
yararlıdır, ve birbirleri arasında iletiĢim geliĢtirmeyi sağlar. Onkoloji hemĢireleri hastalara bu bilginin
sağlanmasında kritik rol oynar (8).
Kanser tedavisinde primer amaç, tedaviye bağlı geliĢen semptomların oluĢmasını engellemek veya
ortaya çıkan sorunları kontrol altına almak, yaĢam kalitesini geliĢtirmek ve sürdürmektir. Semptom
yönetimi, ancak semptomların değerlendirilmesi ile sağlanabilir. Ġyi bir semptom yönetimi hastanın
uzun süreli tedaviye devam etmesindeki istekliliğini arttırır ve sağkalım süresini etkiler. Semptom
yönetimindeki ilk adım semptomun fark edilmesidir. Sağlık personeli hastanın yaĢadığı semptomu fark
ederse semptomu kontrol altına alabilir. Sağlık ekibi hastanın yaĢadığı semptomları sistematik olarak
değerlendirmez ise hastanın fonksiyonları ve yaĢam kalitesi olumsuz yönde etkilenebilir (13). Onkoloji
hemĢiresi, tedavi öncesi, sırasında ve sonrasında kemoterapi tedavisine bağlı geliĢebilecek semptomları
önlemek hasta hakkında yeterli bilgiye sahip olmalıdır. Özellikle, hastanın öyküsünü, en son
kemoterapi tedavisinin ne zaman uygulandığını, var olan Ģikayetinin tedavi, hastalık ile iliĢkili olup
olmadığını bilmelidir. Hasta hakkında bir fikir edinebilmek için hastanın objektif ve subjektif bulgularını
aralıklı olarak değerlendirilmelidir.
Tedaviye bağlı geliĢen semptomlarla hastanın baĢ etmesine yardımcı olmak için hemĢire hasta ile
güven verici iliĢki kurmalıdır ve hastanın kendi bakımında kontrolünü sağlamaya yardımcı olacak yeterli
bilgiyi vermelidir. Özellikle tedavi öncesi dönemde hasta ve ailesi birlikte iletiĢim kurmanın önemli yönü
164
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
hasta ve yakınlarının tedavi hakkındaki endiĢelerinin bilinmesi ve hangi konularda eğitim verilmesi
gerektiği konusunda bilgi sağlamasıdır. Hasta ve ailesine gereksinimleri doğrultusunda eğitim yapma
hastanın kendi bakımını yaparken zorlandığı konuları belirlemesini ve bu konulara iliĢkin soru sormasını
sağlar. Hasta tedavi süresince kendi bakımına aktif olarak katıldığı zaman, kontrol duyguları artabilir ve
sonuçta hastanın fonksiyonel durumunda iyileĢme, kendini iyi hissetme hissi, öz bakım performasında
iyileĢme görülür. HemĢireler tedavinin psikolojik etkisini azaltmak için pratik giriĢimler geliĢtirmeye de
odaklanmalı, ve hastanın yaĢam kalitesini arttıracak bilgileri sağlamalıdır. Yatarak kemoterapi
tedavisinden ayaktan kemoterapi tedavisi baĢlanan hastalarda semptom yönetimi sorumluluğu sağlık
bakım profesyonellerinden hasta ve aile üyelerine geçmektedir.Hastanın semptom yönetimini ve öz
bakımını kolaylaĢtırmak için hemĢire, her bir yan etkinin nedenini, sıklığını Ģiddetini anlamalı,Ģiddetli
yan etkileri azaltmak için etkin öz bakım aktivitelerini bilmeli ve hasta ve yakınlarını bu bilgiler
doğrultusunda eğitmelidir (6).
Semptom Ģiddetinin artmasıyla hastalar daha immobil olabilir ve öz bakım aktivitelerini
baĢlatmayı geciktirebilirler. Bu nedenle hemĢireler kemoterapiden sonra ilk 3 gün içinde hastayı
değerlendirmeli ve semptomları etkin olarak yönetip yönetemediğini değerlendirmelidir (6).
HemĢirelik bakımın temel amacı, hastanın tedaviye bağlı yaĢadıkları semptomları en düĢük
düzeye indirmektir. Bu nedenle hasta ve aile öz bakım aktivitelerini nasıl yapacağı konusunda
bilgilendirilmelidir. Öz bakım bir semptomu gidermek veya azaltmak için herhangi bir aktivitenin hasta,
aile ve arkadaĢı tarafından baĢlatılmasıdır. Öz bakım aktiviteleri tedavi öncesinde baĢlar ve yan etkileri
en aza indirmek veya gidermek için tedavi boyunca devam eder (6).
Hastanın katılımı yetersiz veya isteksiz olduğunda aile üyelerinin katılımı sağlanmalı veya
uyumu sağlamak için hemĢire hastayı izlemelidir. Hastanın uyumu sağlanmazsa yan etkiler
Ģiddetlenebilir ve hastaneye yatma veya ölüme neden olan komplikasyonlara neden olabilir. Onkoloji
hemĢiresi meme kanserli hastalarda görülen semptomları azaltmak için hastaya yardımcı olacak
hemĢirelik giriĢimlerini sürekli olarak geliĢtirmeli, hasta tarafından baĢarıyla uygulanan giriĢimleri kayıt
etmelidir. Bu bilgi gelecekte yapılacak eğitim için yararlı kaynak olacaktır (6).
Hasta Eğitimi Ve Ġzlem
Hasta hastanede olduğu zaman eğitim baĢlatılmasına rağmen, kemoterapiye iliĢkin daha fazla
bilgi ayaktan kemoterapi ünitesinde sürdürülür ve eğitim orada çalıĢan kemoterapi hemĢiresi
tarafından yapılır. Eğitim hastanın öz bakım aktivitelerini etkin olarak yerine getirebilmesi için gerekli
gücü ve desteği sağlar. Hasta kendi tedavisi hakkında bilgilendirildikten sonra korkuları azalır, kendine
güveni artar, uyumunu geliĢir, ve öz bakım aktivitelerine katılımını sağlar. Kemoterapi eğitiminin
amaçları Ģunları içermelidir.
1. Tedaviye uyumda hastanın tedaviye uyumunu sağlama
2. Uygulanan tedavinin kanser üzerindeki etkisini değerlendirme
3. Tedavi aralığını bildirme
4. Yan etkileri anlama ve kontrol altına alma
5. Yan etkileri en aza indirmek için öz bakım aktiviteleri konusunda cesaretlendirme
6. Sağlık bakım ekibine bildirilmesi gereken yan etkileri listeleme
Hastaya verilen tüm bilgiler gelecek tedavilerde rehber olması için hastanın kayıt formuna yazılmalıdır.
Eğitimlerin periyodik aralıklarla tekrarlanması önemlidir, bilgiler tekrar edilmediği zaman edinilen
bilgiler kısa sürede unutulabilir. Ayaktan kemoterapi ünitelerinde hemĢireler hastaları sık olarak
yaĢadıkları semptomlar bakımından değerlendirmeli ve gerekli uygulamaları baĢlatmalıdırlar (6).
Sonuç olarak; kemoterapi tedavisi gören meme kanserli hastalar yaĢam kalitelerini etkileyen pek çok
fiziksel ve psikolojik semptomlar yaĢarlar. Hastaların yaĢadığı semptomların sistematik olarak
değerlendirilmesi ve semptom kontrolünün sağlanması, yaĢam kalitesinin yükseltilmesine büyük katkı
sağlayacaktır.
Kaynakça
1. American Cancer Society. Breast Cancer Facts & Figures 2007-2008. Atlanta: American Cancer
Society, Inc. EriĢim: http://www.cancer.org/downloads/stt/bcff-final.pdf (EriĢim Tarihi: 16 Ocak 2010).
2. T.C. Sağlık Bakanlığı, Kanserle SavaĢ Dairesi BaĢkanlığı, Kanser istatistikleri (2004).
165
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
http://www.saglik.gov.tr/KSDB/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF6407999D5EC50F896A5A249754
3C96C6 (EriĢim Tarihi:18 Ocak 2010)
3. Kaymakçı ġ. Meme Hastalıkları, Karadakovan A, Etiasalan F(Ed) Dahili ve Cerrahi Hastalıklarda
Bakım, Nobel Kitapevi. 2009,p: 977-983.
4.Durna Z., Gülbeyaz C. Meme kanserli hastalarda hemĢirelik bakımı ve yaĢam kalitesi. Meme Kanseri,
Topuz E, Aydıner A, Dinçer M(Edit), Nobel Tıp Kitapevi,2003,p.691-703.
5. Breast Cancer Risk Reduction, V.2. 2009. www.nccn.org (EriĢim tarihi: 12.01.2010)
6.Sorrell DC Chemotherapy Toxisities and Management.yarbro CH, Frogge MH, Goodman M (Ed),
Cancer Nursing and Principles, sixth edition, Jones and barlett publishers,2005, p.413-415.
7. Ferrell BR, Grant M., Funk B and et al (1997) Quality of life in breast cancer: Part I: Physical and
social well-being. Cancer Nurs .20(6):398-408.
8. Ferrans CE . Quality of life as an outcome of cancer care, Cancer Nursing and Principles, sixth
edition, Jones and barlett publishers,2005, p.183-200.
9. Cyntina R. King PS Quality of life: From nursing and patient perspectives : Theory, research,
practice, Jones and Barlett Publication, 2003, p:3-9.
10. Ferrell BR, Grant M., Funk B and et al (1998) Quality of life in breast cancer: Part II: psychological
and spiritual well-being. Cancer Nurs .21(1):1-9.
11. Ferrell BR, Grant M., Funk B and et al (1997) Quality of life in breast cancer Survivors as idendified
by focus groups. Psycho-oncology . 6:13-23.
12. Paskett et al.(2008) Applying a conceptual model for examining health-related quality of life in
long term breast cancer survivors. CALGB study 79804, Psyho-Oncology;17: 1108-1120.
13. Yoon J., malin JL, Tisnado DM and et al.(2008) symptom management after breast cancer
treatment: is it influenced by patient characteristics? Breast Cancer Res Treat, 108:69-77.
166
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
MEME KANSERĠNDE TAMAMLAYICI TEDAVĠLERĠN YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
Canfeza Sezgin
EÜ Medikal Onk
Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser olup önemli bir sağlık sorununa neden
olmaktadır. Meme kanserinin tııbi tedavisi yanı sıra yaĢam kalitesi üzerine yararlı olabilecek bazı
tamamlayıcı tedavi yaklaĢımları bulunmaktadır.
VĠTAMĠN MĠNERAL VE ÇEġĠTLĠ BESĠNSEL DESTEKLER
Selenyum: günde tek doz 200 mcg kullanılabilir. Özellikle antioksidan ve immun sistemi uyarıcı olduğu
düĢünülmektedir.
E vitamini: Meme kanseri hücrelerinin E vitamini türevleri ile çoğalmalarının durdurulduğu gösterilmiĢtir
(Hahn ve ark, 2006). Fakat çalıĢmalarda kullanılan E vitamini türevlerinin (alfa TEA) Ģu an kullanımda
olmadığını, araĢtırmaların halen devam ettiğini belirtmek gereklidir.
Melatonin: Endokrin ve immun sistemi düzenlemekte ve doğrudan kanserin büyümesini durdurucu etki
göstermektedir. MCF-7 hücre hatlarında çoğalmayı engellemektedir. Ayrıca metastatik kanserli
hastalarda kilo kaybını azaltmaktadır. Meme kanserinde etkili olabileceği yeni yapılan bir literatür
derlemesinde de ileri sürülmüĢtür (Ernst ve ark, 2006).
YeĢil çay: YeĢilçayda bulunan polifenoller protein kinaz c ve TNF alfa inhibisyonu, p53 upregülasyonu
ve antianjiyojenik özellikleri nedeni ile antikanser özellik göstermektedirler. Hücre ve hayvan
çalıĢmalarında içinde bulunan kimyasal maddelerin meme ve prostat kanseri hücrelerinin çoğalmasını
azalttığı gösterilmiĢtir (Stuart ve ark, 2006).
Omega 3 yağ asitleri: BağıĢıklık sistemini uyarmakta, oksidasyon stresini azaltmakta ve damarlanma
oluĢumunu engellemektedir. Balık tüketiminin arttırılması (soğuk ve derin su balıkları) veya bitkisel
omega-3 içeren keten tohumu yağının kullanılması yararlı olabilir. Diyetle keten tohumu yağı
alınmasının, hormon reseptörü negatif meme kanseri dahil meme kanserinde etkili olabileceğine dair
hayvan çalıĢmaları bulunmaktadır (Chen ve ark, 2006. Chen ve ark, 2002. Wang ve ark, 2005). Fakat
tamoksifen kullanan hastalarda ve antiöstrojen kullananlarda ilaçların etkisini azaltabileceği için
kullanılmaması iyi olur.
Iscador (viscum album- mistletoe): çoğu klinik çalıĢmada meme kanserinde etkinliği gösterilmiĢtir.
Kemoterapi ile birlikte kullanıldığında yan etkileri azaltmakta ve tedavinin etkinliğini arttırmaktadır.
Fakat enjeksiyon Ģekli rahatsızlık vermesi ve endiĢelere yol açması nedeni ile hastalar pek tercih
etmemektedir. Özellikle Almanya‘ da yoğun olarak kanser tedavisinde, tıbbi tedavi ile birlikte
kullanılmaktadır.
Koenzim Q10: Metastatik meme kanserinde yapılan bir çalıĢmada 360 mg/gün dozlarının daha etkili
olduğu gösterilmiĢtir. Fakat maliyetin yüksek olması nedeni ile pratikte uygulanması zordur.
IP6: Yüksek oranda lif içeren doğal bir maddedir. Yapılan laboratuar çalıĢmalarında meme, pankreas,
prostat, melanom ve rabdomyosarkom gibi kanserlerde kanser hücrelerini öldürdüğü, metastaz
geliĢimini azalttığı ve tamoksifen veya doksorubisin gibi ilaçların etkinliğini arttırdığı saptanmıĢtır
(Somasundar ve ark, 2005).
GENEL BESLENME VE YAġAM TARZI ÖNERĠLERĠ
Meme kanserli hastaların süt ürünlerini yoğun tüketmemesi önerilmektedir. Çünkü süt içinde bulunan
insülin benzeri büyüme faktörü-1 gibi büyüme faktörlerinin meme kanseri hücrelerini
çoğaltabileceğinden endiĢe edilmektedir.
Besinlerin taze, organik ve katkısız olması tercih edilmelidir. ġeker (onun yerine bal veya hurma Ģurubu
tercih edilebilir), kafein, tuz, koruyucu maddeler ve yapay tadlandırıcıların tüketilmemesi
önerilmektedir.
Protein alınması için av hayvanı eti, kümes hayvanları ve balık tüketilmesi yararlıdır. Kırmızı et
önerilmemektedir.
167
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Tümörden salgılanan çeĢitli faktörler kaslarda eikazopentatonik asit (EPA) ile azaltılan protein yıkımını
da baĢlatmaktadırlar. EPA, kanser hastalarında kas kaybının önlenmesinde en önemli faktörlerdendir.
Balık yağında bol miktarda bulunmaktadır.
Esansiyel yağ asidi ihtiyacı için düzenli olarak balık yağı (sardalya, uskumru, ringa balığı, som balığı
gibi) ve keten tohumu yağı gibi besinlerin alınması gereklidir.
Hidrojene edilmiĢ ve kötü kaliteli katı ve sıvı yağların kullanılmasından kaçınılmalıdır. Yağlardan ölçülü
miktarda zeytinyağı, badem yağı, susam yağı veya organik üretilmiĢ tereyağı kullanılması
önerilmektedir.
Soya ve soya ürünlerinin kullanılmaması önerilmektedir. Meme kanseri hücrelerini çoğaltabileceği
endiĢesi, sindirim zorluğu ve hipotiroidiye neden olması gibi nedenlerle önerilmemektedir.
Gece geç saatte yemek yenmemelidir. Günün son yemeği hafif olmalı ve akĢam 18.000‘ den sonra
yemek yenmemelidir. Çin tıbbında özellikle geceleri sindirim sisteminin sirkadyan ritmi içinde
detoksifikasyon kısmının olduğuna inanılmaktadır.
Kahve, çay ve çikolata gibi ksantin alkaloidlerini içeren gıdaların tüketiminden kaçınılmalıdır. Kahvede
yoğun olarak bulunan kafeinin idrar söktürücü özelliği olması nedeni ile sıvı kaybına neden olabilir.
YeĢil çay, siyah çayın iĢlenmemiĢi olup, kansere karĢı koruyucu olduğu, içindeki bazı kimyasalların da
kanser hücrelerini öldürdüğü gösterilmiĢtir. Beslenme programında yeĢil çayın bulunması yararlı
olabilir.
Alkol ve sigara tüketiminden kaçınılmalıdır. Meme kanseri tanısı sonrasında radyoterapi alan ve sigara
içmeye devam eden kadınlarda akciğer kanseri riskinin belirgin derecede arttığı, sigara içmeyen ve
radyoterapi alan kadınlarda ise risk artıĢının olmadığı saptanmıĢtır.
Bol miktarda uyunmalı ve gece saat 22.00‘ de yatılmalıdır. Uyku melatonin hormonunun düzenli
salgılanmasını sağlamakta ve vücudun dinlenmesine, enerji toplamasına yardımcı olmaktadır. Yatak
odasında uyku zamanı elektronik cihazların ve ıĢıkların hepsinin kapalı olması gereklidir.
Gıdaların ve içeceklerin sıcak veya ılık tüketilmesine özen gösterilmeli; soğuk gıda veya içecek tüketimi
sınırlandırılmalıdır. Sindirim sistemi ve sindirim enzimlerinin aktivitesi soğuk ortam ile bozulmakta,
sindirim enzimlerinin çoğu vücut ısısına yakın sıcaklıkta maksimum etkinlik göstermektedir.
Buğuda piĢirilmiĢ sebze tüketiminin arttırılması yararlıdır. Özellikle turpgillerden olan brokoli, kıvırcık
lahana, taze hardal tüketimi arttırılmalıdır. Bu gıdaların tiroid bezinin çalıĢmasını bozabileceğinden
dikkat edilmelidir. Ayrıca sarı bitkilerden olan havuç, balkabağı, yer elması ve tatlı patates (ikisi
birbirine benzemekte) ve kabak gibi ürünler A vitaminin en önemli kaynaklarındandır. Domates ve
patlıcan gibi benzer gruptan olan bitkilerin de antikanserojen olduğu ve likopen gibi yararlı maddeleri
içerdiği bilinmektedir. Ayrıca taze meyve suyu tüketiminin yararlı olabilir.
Müzik tedavisi: Mozart, Bach, Haydn, Schubert, Beethoven veya Brahms gibi klasik müzik bestecilerinin
müziklerinin dinlenmesi stresi azalttığı, gevĢeme sağladığı ve yaĢam kalitesini iyileĢtirdiği gösterilmiĢtir.
Hastaların uyumasını kolaylaĢtırdığı düĢünülmektedir.
Hastanın mentalitesinin değiĢtirilmesi: BağıĢıklık gücü ve insanın kendini iyileĢtirebilme gücünün
kanseri yenebilmek için önemli faktörlerdir. Kanser kelimesinin ürkütücülüğü, iyileĢtirilemez hastalık
olduğu inancı hastayı strese sokmakta, bu da bağıĢıklık sistemini bozmaktadır. KiĢi kendisine olumlu
yönde telkinde bulunabilir veya psikoterapi, hipnoz gibi tekniklerden yardım alınabilir.
Kanserli hastalarda psikolojik destek yapılması çok önemlidir. Bunda hastanın sosyoekonomik
düzeyinin belirleyici rolü vardır. Hastanın eĢi, çocukları, akrabaları ve diğer yakın çevresinin, tıbbi ekiple
birlikte hareket etmesi yararlı olabilir. ÇalıĢmalarda kanserli hastaların kanser tanısının farkında
olmaklarının ve bu tanıya duygusal tepki verilmesinin olumlu olduğu, hastanın bir süre sonra uyum
gösterdiği saptanmıĢtır. Bunun da kanser tedavisinin baĢarı Ģansını arttırdığı gösterilmiĢtir (TemoshokL,
Dreher H. The Type C Connection: The Behavioral Links to Cancer and Your Health. New York:
Random House; 1992.).
Fazla aktivasyon içermeyen kiĢiye zarar vermeyecek seviyede egzersiz yararlıdır. Egzersiz gerekirse
sandalyede oturarak bile yapılabilir. Egzersiz ve dayanıklılık kansere bağlı kas kaybının azaltılmasında
ve yorgunluğun önlenmesinde yararlıdır. Yeni yapılan bir çalıĢmada meme kanseri tanısı ve tedavisi
alan erken evre hastalarda düzenli ev egzersizlerinin bile kondisyonun düzelmesini ve iyileĢmenin
artmasını sağladığı gösterilmiĢtir.
168
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Enerji Hekimliği desteği: Akapunktur, shiatsu, homeopathy ve refleksoloji bu gruba girmektedir.
Günümüzde bu yöntemlerin yaĢam kalitesini arttırdığı iyi bilinmekte ve yoğun olarak
kullanılmaktadırlar.
ĠyileĢtirme yardımı: Terapistin hastanın enerji sahalarındaki (aura) cildinin üstüne veya çok yakınına
ellerini koyarak yaptığı ve enerji dengelenmesine yaradığına inanılan meditasyon Ģeklidir ve
kemoterapinin alındığı günlerde ve haftalık uygulanmasının yararı olabilir. Daha çok psikolojik destek
ve motivasyona neden olarak yardımcı olmaktadır.
Destek: EĢi veya medikal ekip tarafından hasta desteklenir, pozitif yönde motive edilir. Destek grupları
da bu konuda büyük yardım sağlamaktadır.
Masaj tedavisi: bu yöntem vücudun iĢlevlerinin düzenlenmesinde yumuĢak dokulara doğrudan fiziksel
müdahale yapılmasıdır. Terapistler özel bölgeleri değerlendirir ve hastanın durumuna göre uygun
masaj yaklaĢımını seçerler. Masaj tedavisi ile kas gerginliğinin azaltılması, ağrının azaltılması, bağıĢıklık
sisteminin ve nöroendokrin sisteminde iyileĢme, gevĢeme ile birlikte vücudun oksijen ihtiyacının
azalarak metabolizma üzerine olan baskı azalması, rahatlamaya bağlı olarak alfa beyin dalgalarının
sıklığı ve yoğunluğunda artma, kan laktat seviyesinin azalması, özellikle tansiyon yüksekliği olanlarda
tansiyonun düĢmesi, kalp hızının ve solunumun yavaĢlaması, kas gerginliğinin azalması, bacak ve
kollara kan akımının artması, endiĢenin azalması, pozitif yönde zihinsel etkileĢim ve uyku kalitesinde
düzelme sağlanabilmektedir.
169
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
DĠZ ARTOPLASTĠSĠ VE YAġAM KALĠTESĠ
Uzm. Dr. Erden Kılıç
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Ortopedi ve Travmatoloji AD, Ankara
Ortopedi biliminin yaĢam kalitesi konusunda günümüze nereden geldiğini anlamak açısından tarihsel
geliĢimini gözden geçirmek gerekir. Kırık tedavisi Ortopedi ve Travmatoloji‘nin temel ve doğal
uğraĢılarından biridir. Modern tıbbın geliĢmesinden önce de, tüm tarih boyunca kırık tedavisinde temel
yöntem dıĢarıdan tespit uygulanması olmuĢtur. 1852 yılında Hollanda‘lı bir askeri hekim olan Antonius
Mathijsen‘in günümüzde kullanılan beyaz toz alçıyı (Plaster of Paris) bulması, kırık tedavisinde
röntgenin bulunmasından sonra ikinci önemli geliĢme olarak ortopedistlere büyük kolaylık sağlamıĢtır.
Bu dönemlerde temel hedef kırığın kaynamasını sağlamaktı. Uzun süreli alçı tespitleri sonucunda,
genelde 3 ay ile 1 yıl arasında değiĢen bir süre içinde, her ne kadar kırıkların kaynaması sağlansa da,
hastaların sosyal ve iĢ yaĢamlarına dönebilmeleri değil, kendilerine yetecek kadar iĢlevsel bir uzva
sahip olmaları bile bir Ģans sayılabilirdi. Açık kırık oluĢması ile en ciddi sonuçları doğuran
yaralanmalardı. Hastaların bu durumda iki seçeneği bulunmaktaydı. Amputasyon ya da sepsis sonucu
ölüm. Henüz sağ kalmanın bile Ģüpheli olduğu durumlarda yaĢam kalitesi kavramı oldukça uzaktaydı.
1950‘li yıllarda ilk antibiyotiğin bulunmasıyla birlikte kırık tedavisinin önündeki ciddi engellerden biri
olan enfeksiyon aĢılmıĢ oldu. Bu dönemde kırık tedavisinde çeĢitli implantlar denenmeye baĢlanmıĢtı,
ancak çoğu yazar birbirlerinden habersiz olarak çalıĢıyordu. Kırık iyileĢmesi konusunda somut bilgilerin
olmadığı söylenebilirdi. Kavramsal atılımları özellikle savaĢ yıllarında sağlayan ortopedi bilimi ikinci
dünya savaĢı ile yeniden ivme kazanmıĢtı. 1940‘lı yıllarda baĢlayan bu cerrahi akım ile elde edilen
tecrübeler 1958 yılında çalıĢmalarına bir arada devam etme düĢüncelerine sahip Ġsviçreli
ortopedistlerin kurduğu AO grubu ile sistematik olarak toplanmaya baĢlandı. Bu birikimler,
laboratuarda kemik kaynaması üzerine yapılan mekanik çalıĢmalar ile günümüze kadar yaĢayan ve
yeni bilgiler elde edildikçe kapsamı geniĢleyen ―kırık kaynamasının temel ilkelerini‖ ortaya çıkardı.
Kırıkların cerrahi olarak tespitini sağlayan malzeme ve tekniklerin geliĢmesiyle birlikte daha önceki
dönemlerde aylar bazen yıllar süren ve ciddi sakatlıklarla sonuçlanan kırıkların tedavi süreleri anlamlı
oranda kısaltılmakla kalmadı, çok daha iĢlevsel sonuçlar elde edilmeye baĢlandı. Bu dönemde amaç,
uygun kırıkların erken dönemde cerrahi olarak tespit edilmesi ve ilgili uzva erken hareket vererek kırık
kaynaması tamamlandığında hastanın sosyal ve iĢ yaĢamına geri dönüĢünü sağlamak olmuĢtu.
Antibiyotiklerin akılcı kullanımı ile açık kırık hastalarını bekleyen amputasyon ya da ölüm gibi kendilerini
bekleyen kaçınılmaz felaket senaryolarının dıĢına çıkabilmeleri mümkün olabiliyordu. Dolayısıyla bu
hastalarda tedavi sonuç ölçekleri olarak kırık kaynama süresi, eklem hareket açıklığı, kısalık, sosyal ve
iĢ yaĢamına dönüĢ gibi ölçütler kullanılmaya baĢlandı. Bu yıllar da ortopedi biliminin çoğunlukla kırık
tedavisi ile uğraĢtığı yıllardı. GeliĢen sanayi toplumunda hızlanan yaĢam ve hızlanan araçlar nedeniyle
hastaların beklenmeyen kazalar sonucunda, tercih yapma olasılıkları olmaksızın tedaviye ihtiyaç
duyuyorlardı. Henüz ortopedinin acil olmayan (elektif) ameliyatlarının icat edilmediği bir dönemdi.
Ġnsan ömrünün uzaması ve yaĢlı nüfusun zaman içinde giderek artması sonucunda dejeneratif
hastalıklar daha ön plana çıkmaya baĢladı. Tüm bilim dalları yaĢlı nüfusta görülen kronik hastalıkların
tedavisine yönelmeye baĢladı. Ortopedi biliminin bu dönemdeki en baĢarılı katkısı, 1973 yılında Insall
ve ark tarafından geliĢtirilen diz protezidir. Daha önceki dönemlerde gerek tasarım, gerek cerrahi
teknik, gerekse yüksek enfeksiyon sıklığı gibi ciddi komplikasyonlar nedeniyle uygulamaktan korkulan
bir tedavi Ģekli olan eklem protez ameliyatları bu implantın geliĢtirilmesi ile birlikte çekiciliğini yeniden
kazanmaya baĢladı. Ġlk kuĢak protezlerde amaç hastanın ağrısının giderilmesi ve uzun süreli protez
sağkalımı sağlamaktı. ÇalıĢmalarda daha çok komplikasyonlar ve protez sağkalımı bildiriliyordu. Diz
biyomekaniğinin daha iyi anlaĢılması ve bu belirlenen ilkelere uygun protez tasarımları geliĢtirilmesi,
gerek metal biliminin gerekse protezi oluĢturan parçalardan olan polietilen ile ilgili dayanıklılık
çalıĢmaları sayesinde 20 yılda %90‘ların üzerinde uzun süreli sağkalım oranları elde edilmeye baĢlandı.
Sağkalım süreleri dıĢında eklem protez cerrahilerinin sonuçları, diğer cerrahi yöntemlerde kullanılan
ölçütler kullanılarak karĢılaĢtırıldığında, örneğin komplikasyon oranı, hareket açıklığı vb, oldukça benzer
düzeylere gelmeye baĢladı.
170
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
Gittikçe artan harcamaların yerindeliğini değerlendirmek için, uygulanan tedavilerin baĢarısı, klinik
araĢtırmalarda geçerli, kabul görmüĢ ve değiĢikliklere duyarlı sonuç ölçekleriyle doğrulanma ihtiyacını
doğurmuĢtur. Tedavi sonucu elde edilen değiĢimi saptamak için geçerliği ve güvenirliği saptanmıĢ,
hastalığa özel ve genel yaĢam kalitesi ölçekleri kullanılabilir. Daha duyarlı olmaları beklendiğinden,
uygulanan tedavinin etkilerini görmek acısından hastalığa özel ölçeklerin kullanılması önerilmektedir.
Genel yaĢam kalitesi ölçekleri ise hastalık ile doğrudan iliĢkili olmayan, tedaviye bağlı yan etkileri ve
komplikasyonları daha iyi belirleme olasılığı yanında, özellikle osteoartritli hastalarda eĢlik eden
hastalıklar bulunması nedeniyle hastaya bütüncül bir bakıĢ sağlamaktadır. Bu nedenle, genel yaĢam
ölçeği ile hastalığa özel ölçekleri bir arada kullanarak, iki yöntemin üstünlüklerinden yararlanılması
önerilmektedir.
Biz kliniğimizde yaptığımız çalıĢmada total diz protezi uygulamasının kadın hastaların yaĢam kaliteleri
üzerindeki etkisini inceledik. Bunun için hastalığa özel ölçek olarak Insall ve ark. tarafından 1989
yılında yayımlamıĢ olan Diz Derneği (Knee Society) Klinik Değerlendirme Sistemini (DDKDS) ve genel
ölçek olarak YaĢam Kalitesi Ölçeği Kısa Form-36 (SF-36) testini kullandık. ÇalıĢmaya, 2004-2006 yılları
arasında, GATA Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı‘nda primer osteoartrit tanısıyla iki taraflı total
diz protezi uygulanan 50 kadın hastaalındı. Tüm hastalara aynı cerrah tarafından aynı seansta her iki
dize total diz protezi uygulandı.
Diz değerlendirme testinin fonksiyon ve ağrı alt ölçeği puanları, ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası üç
değerlendirmede (6. hafta, 3. ay ve 6. ay) anlamlı farklılıklar gösterdi (p<0.05). Tukey testi
kullanılarak yapılan anlamlılık ölçümlerinde, fonksiyon acısından ilk uygulama ile son uygulama
arasındaki fark anlamlı bulunurken (q=8.13), ameliyat sonrasındaki uygulamalar arasında anlamlı fark
yoktu. Ağrı alt ölçeğinde ise tüm uygulamalar arasında anlamlı fark görüldü. Bu sonuçlar, hastaların
ağrılarında ameliyat sonrası devam eden bir azalma olduğunu göstermekteydi.
Diz değerlendirme testine benzer Ģekilde, hastaların SF-36 alt testlerinin tümü ameliyat öncesi ve
ameliyat sonrası üç değerlendirmede (6. hafta, 3. ay ve 6. ay) anlamlı farklılıklar gösterdi (p<0.05).
Tukey testi kullanılarak yapılan gruplar arası karĢılaĢtırmada ise sadece fiziksel fonksiyon alt testinde
anlamlı farklılığın tüm ölçümler arasında sürdüğü görüldü. Bu durum, katılımcıların fiziksel
fonksiyonlarında ameliyat sonrası artarak devam eden bir iyileĢmeye iĢaret etmekteydi. SF-36‘nın diğer
tüm alt testlerinde ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası altıncı hafta arasında ve ameliyat öncesi ile
altıncı ay arasındaki farklar anlamlı bulunurken, ikinci (6. hafta)-üçüncü (3. ay) uygulamalar ve
üçüncü-dördüncü (6. ay) uygulamalara ait skorlar anlamlı farklılık göstermedi. Bu durum da, bu alt
testlerle ilgili özelliklerde ameliyattan sonra altı hafta içinde anlamlı düzelme olduğunu ve bu
düzelmelerin altıncı aya kadar korunduğunu göstermekteydi.
ÇalıĢmaya alınan tüm olguların SF-36 puanlarında ameliyat sonrası altıncı haftada anlamlı yükselme
gözlenmiĢtir. Ethgen ve ark tarafından 2004 yılında yapılmıĢ literatür taramasında en yüksek
iyileĢmenin ilk üç ile altı ay arasında olduğu bildirilmiĢtir. Olgularımızda altı hafta gibi kısa surede
iyileĢme sağlanması, çeĢitli yayınlarda da vurgulandığı gibi, ameliyat öncesinde iyi yapılan bilgilendirme
ile hastanın ameliyattan beklentilerinin makul düzeyde tutulması ile rehabilitasyon surecine aktif olarak
katılımının sağlanmasına ve sonuçta erken kazanılan fonksiyonların yaĢam kalitesi üzerine olumlu
etkisine bağlanabilir.
ÇalıĢmamızda, SF-36 ölçeğinin fiziksel fonksiyon dıĢındaki tüm alt testlerinde ameliyat öncesi ile altıncı
hafta ve altıncı ayda yapılan tekrar ölçümleri arasında anlamlı fark görülmesine karĢın, altıncı hafta ile
sonraki kontroller arasında anlamlı fark bulunmamıĢtır. Bu sonuçlar, özellikle hastanın fiziksel
fonksiyonlarının olabildiğince geri dönmesinin en azından altı aylık zaman aldığını göstermektedir.
Altıncı aydaki sonuçlar normal kiĢiler ile karĢılaĢtırılabilir düzeydedir[17] ve zaman içinde daha yüksek
skorlara ulaĢma olasılığı düĢüktür. Uzun takip suresine sahip çalıĢmalarda bu skorların beĢ yıla kadar
korunduğu belirlenmiĢtir.
SF-36 testinin fiziksel fonksiyon alt ölçeğinde ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası altıncı hafta arasında
belirlenen anlamlı fark, altıncı haftadan sonraki ölçümlerde de anlamlı artıĢ Ģeklinde devam etmiĢtir.
SF-36 testinin en duyarlı olduğu alt ölçeğin fiziksel fonksiyon olduğu bilinmektedir. Ancak, dize özgü bir
ölçek olan DDKDS skorlarında altıncı haftadan sonra anlamlı değiĢiklik saptanmamıĢtır. Lingard ve
ark.[20] total diz protezi uygulanan hastalarda DDKDS fonksiyonel skorunun duyarlığını SF-36‘ya göre
171
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
daha düĢük bulmuĢlardır. Bunun nedeni, DDKDS fonksiyonel skorunun yalnızca dizi ele alan ve oldukça
basit günlük aktiviteleri sorgulaması ve dolayısıyla belli bir noktadan sonra değiĢikliklere duyarsız
kalmasıdır. Zira DDKDS‘nin fonksiyon kısmında iki blok yürüme ve merdiven çıkma gibi basit eylemler
sorgulanırken, SF-36 fiziksel fonksiyon alt ölçeğinde ise tek diz eklemi değil, neredeyse tüm eklemlerin
katıldığı ağır kaldırmak, masa çekmek, çok sayıda kat çıkmak, vb. gibi yapılması daha zor eylemler
sorgulanmaktadır. Bu nedenle, DDKDS fonksiyonel skoru total diz protezi ile yaĢam kalitesinde
sağlanan iyileĢmeye altıncı haftadan sonra duyarsız kalmıĢtır.
DDKDS‘nin ağrı skorlarında ameliyat öncesi ve sonrasında anlamlı farklılıklar saptanmıĢ ve ameliyat
sonrası skorların kendi aralarında da anlamlı farklılık gözlenmiĢtir. Buna karĢın, SF-36 ağrı alt ölçeğinin
ameliyat sonrası skorlarında (6. hafta, 3. ay ve 6. ay) anlamlı değiĢme gözlenmemiĢtir. Bunun nedeni
SF-36‘nın genel olarak ağrıyı inceleyen az sayıda soru içermesi ve ağrının Ģiddeti konusunda sorgulama
içermeyip yalnızca ağrının yaĢam kalitesi üzerine etkisini sorgulaması olabilir. DDKDS ise total diz
protezi uygulanan hastalar için geliĢtirilmiĢ bir ölçektir, bu ölçekte diz ağrısının varlığı yanında ağrının
Ģiddeti ve hangi fonksiyon sırasında oluĢtuğu da sorgulanmaktadır. Bu nedenle, DDKDS diz skorunun
total diz protezi sonrası diz ağrısı değiĢimine SF-36‘ya göre daha duyarlı olduğu söylenebilir. Benzer
Ģekilde, Lingard ve ark. total diz protezi uygulanan hastalarda DDKDS diz skorunun SF-36 beden ağrısı
alt ölçeği ile uyumunu zayıf bulmuĢlardır. Ġki ölçeğin sonuçları bir arada değerlendirildiğinde, ağrının
altıncı haftadan sonra da, DDKDS diz skoru ile ölçüldüğü gibi, anlamlı Ģekilde azalmaya devam etmekle
birlikte, Ģiddetinin altıncı haftadan itibaren SF-36 beden ağrısı alt ölçeğinde değiĢim yaratacak, yani
hastaların yaĢam kalitesini etkileyecek düzeyin altında kaldığı düĢünülebilir.
Sonuç olarak, total diz protezi ameliyatı, ağrıyı azaltmak, fonksiyonları artırmak ve sonuçta kiĢinin
yaĢam kalitesini iyileĢtirmek acısından baĢarılı bir yöntemdir. Ancak, ameliyat öncesi hastanın
psikososyal durumuna göre yapılacak iyi bir bilgilendirmenin sonuçlar üzerine etkisi unutulmamalıdır.
Yapılan tedavinin sağladıklarını saptayabilmek acısından değerlendirmenin genel yaĢam kalitesi
ölçekleri içermesi, tedavinin yaĢam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek ve hastanın durumuna
bütüncül bir bakıĢ sağlamak önemlidir. Bu nedenle, hastaya sağlanan yararların tam olarak ortaya
konması acısından, yaĢam kalitesini inceleyen çalıĢmalarda genel ölçek ile hastalığa ya da bölgeye özel
ölçeklerin bir arada kullanılması önerilir.
172
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ARTROPLASTĠDE MALĠYET VE YAġAM KALĠTESĠ ANALĠZLERĠ
Prof Dr Bülent Atilla
Hacettepe Tıp Fakültesi
Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı
Modern çağın en sık yapılan ortopedi ameliyatlarından biri olan artroplastilerin maliyeti 1980‘li yıllardan
itibaren yoğun olarak tartıĢılmıĢtır. Kullanılan implantların yüksek maliyeti ilk yıllarda artroplasti
ameliyatlarının aleyhine bir faktör olarak değerlendirilmiĢtir. Ancak sağlıkta maliyet analizlerinde direkt
maliyet yanında indirekt maliyet ve hissedilemiyen maliyet hesaplarınında dikkate alınması ve teadvi
sonrası elde edilen kazanımnlarda salt para üzerinden değil hastalıksız yaĢam süresi ve yaĢam kalitesi
üzerinden ölçümlerin yapılması tabloyu değiĢtirmiĢtir.
Bugün sağlık ekonomisinde karar verme sürecini etkileyen ―Maliyet-Etkinlik Analizi‖ (Costeffectiveness) sadece parasal girdileri değil; ölüm oranı ve kazanılan yaĢam süresi gibi biyolojik
birimlerle ölçülen kazanımları dikkate alır. Bu biyolojik değerlendirmeler yaĢam kalitesi ölçüm
aygıtlarından elde edilen değerlerle belirlenir. ―Maliyet-Değer Analizi‖ (Cost-value) hesaplaalarında
toplumun önceliklerine göre kazanılan nitelik ayarlı yaĢam süresine bakılırak bir tedavinin maliyeti
hakkında birey ve toplum sağlığı açısından daha sağlıklı kararlar verilebilmektedir. Sonuçta ―MaliyetKar Analizi‖ (Cost-utility ) hesaplanırken kazanılan nitelik ayarlı yaĢam süresi ― quality adjusted life
years (QALY)‖ gibi biyolojik özellikli değerlendirme ölçütleri alınmaktadır. Bu analizlerde elde edilen
sonuçlar artropalstinin uzun dönem yüksek yaĢam kalitesi sağlayan özellikleri nedeniyle osteotomy gibi
geçici tedavilere ve kas iskelet sistemi tumorleri tedavisinde de amputasyon gibi sakatlayıcı tedavilere
üstün olduğunu göstermektedir.
173
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
174
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BĠLDĠRĠLER
175
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ERKEN DÖNEM TÜBERKÜLOZ OLGULARINDA SF-36 ve WHOQOL-100
YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEKLERĠNĠN KARġILAġTIRILMASI
(Bildiri No:283; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730; Salon A; EriĢkin ve Çocuk Solunum Hastalıkları ve SYK)
1
Yrd.Doç.Dr. Demet Ünalan, Erciyes Üniversietsi Halil Bayraktar Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu,
KAYSERĠ
2
Doç.Dr. Ferhan Soyuer, Erciyes Üniversietsi Halil Bayraktar Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu,
KAYSERĠ
3
Öğr.Görv.Dr. Ahmet Öztürk, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik Anabilim dalı, Kayseri
unalandemet@gmail.com
Amaç: çalıĢmamızın amacı, erken dönem tüberküloz olgularının yaĢam kalitesi düzeylerini SF-36 ve
WHOQOL-100 YaĢam kalitesi ölçeklerini (YKÖ) kullanarak belirlemek ve bu ölçeklerin benzer alanlarını
(fiziksel, sosyal, ruhsal, genel sağlık, ağrı ve enerji) karĢılaĢtırmaktır.
Materyal-metod: Kesitsel tipteki bu araĢtırma, Ocak 2007 tarihinden itibaren bir yıl içerisinde, göğüs
hastalıkları hastanesinde yatarak tedavi gören 92 aktif tüberküloz olgusu üzerinde yapılmıĢtır. Veri
toplama aracı olarak araĢtırmacılar tarafından geliĢtirilen bir anket formu ile SF-36 ve WHOQOL-100
YKÖ kullanılmıĢtır. SF-36 ve WHOQOL-100 YKÖ‘nin; fiziksel, sosyal, ruhsal, genel sağlık, ağrı ve enerji
alanları uyumunu belirlenmesinde Bland-Altman yöntemi kullanılmıĢtır. Ġki ölçeğin karĢılaĢtırılabilir alt
grupları arasındaki iliĢkiyi belirlemek için Pearson korelasyon analizi uygulanmıĢtır. Bağımlı
değiĢkendeki değiĢimin ne kadarının bağımsız değiĢkenler tarafından açıklandığını ifade etmek için
belirtme katsayısı (R2) hesaplanmıĢtır. Ölçeklerin güvenilirliği Cronbach‘s alpha‘nın kullanıldığı içsel
tutarlılık yöntemi ile test edilmiĢtir. Floor – ceiling etki hesaplanmıĢtır.
Bulgular: SF 36 yaĢam kalitesi ölçeğinden en düĢük puanı fiziksel rol sınırlamaları boyutundan
(28.5±38.3) en yüksek puanı fiziksel fonksiyonellik boyutundan (78.1±23.1), WHOQOL-100 YaĢam
Kalitesi Ölçeğinden ise kiĢisel inançlar alanından (15.3 ± 3.3), en düĢük puanı ise genel sağlık ve
yaĢam kalitesi alanından almıĢlardır. Uygulanan korelasyon analizi sonucunda, iki ölçeğin benzer alt
alanları arasında (Fiziksel alan; r=0.391;
Genel sağlık algısı, r=0.436, Sosyal iliĢkiler, r=0.411, ruh sağlığı, r=0.546) pozitif yönde anlamlı ancak
zayıf ve orta iliĢki bulunmuĢtur (p<0.001). Ölçeklerin alt gruplarının Cronbach- Alfa güvenirlik kat
sayıları; 0.63-0.94 arasında değiĢtiği belirlenmiĢtir. Bland-Altman yöntemi ile, iki ölçeğin fiziksel,
sosyal, ruhsal, genel sağlık, ağrı ve enerji alt alanlarında uyumun olduğu görülmüĢtür.
Sonuç: ÇalıĢmamız, erken dönem tüberküloz olgularında SF-36 ve WHOQOL-100 YaĢam Kalitesi
Ölçeklerinin benzer alt alanları arasında uyum olduğunu göstermiĢtir. Bu olgu grubunda yaĢam
kalitesinin değerlendirilmesinde her iki ölçek de kullanılabilir.
Anahtar kelime: YaĢam Kalitesi, Ölçekler, KarĢılaĢtırma, Benzer alanların uyumu
176
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KORONER ARTER HASTALARINDA YAġAM TARZI DEĞĠġĠKLĠĞĠ
MÜDAHALESĠNĠN YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no:286; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
Doç. Dr. Mehmet Ali Kurçer1 Aydan Özbay2
1.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.D.
2.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji B.D.
Amaç: Günümüzde koroner arter hastalığının prevelansının giderek artması ve diğer yandan beklenen
yaĢam süresinin uzaması koroner arter hastalarında yaĢam kalitesi kavramını ön plana çıkarmıĢtır.
Bu çalıĢma Koroner arter hastalarının (KAH), yaĢam tarzı değiĢikliği konusunda beĢ parametrede
eğitim verilerek, eğitimin yaĢam kalitesine etkisini saptamak amacıyla yapılmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırmanın örneklemini Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Uygulama ve AraĢtırma
Hastanesi Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi bölümlerine baĢvuran KAH tanısı almıĢ 82 hasta
oluĢturmuĢtur. Hastalara ‗Hasta Bilgi Formu‘ , ‗SF – 36 YaĢam Kalitesi Ölçeği‘ uygulanmıĢ ve sağlıklı
beslenme, fiziksel aktivite, sağlıklı vücut ağırlığının korunması, sigara ve alkolün bırakılması
konularında eğitim ve danıĢmanlık verilmiĢtir. Bir ay sonra hastalara tekrar ‗Hasta Bilgi Formu‘, ‗SF –
36 YaĢam Kalitesi Ölçeği‘ uygulanarak eğitim ve danıĢmanlığın etkiliği değerlendirilmiĢitr. Elde edilen
verilerin istatistiksel analizi SPSS 11.5 programı ile değerlendirilmiĢ, değiĢkenler ortalama±standart
sapmalarıyla verilmiĢ, anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiĢtir. GruplandırılmıĢ değiĢkenler ki
kare önemlilik testi ile, sürekli değiĢkenler tekrarlayan ölçümler için T testi ve tek yönlü varyans analizi
(ANOVA) ile analiz edilmiĢtir.
Bulgular: Hastalara verilen eğitim ve danıĢmanlık sonrasında, hastaların beden kitle indeks (BKĠ)
ortalamaları azalmıĢ, diyete uyumları artmıĢ, egzersiz süreleri artmıĢ, diyastolik kan basınç ortalaması
düĢmüĢ ve SF-36 yaĢam kalitesi alan puanlarını yükselmiĢtir. Ancak eğitim ve danıĢmanlıktan sonra
kan basınç ortalaması, Kolesterol, HDL, LDL ortalamaları, günlük içilen sigara sayısı ve alınan alkol
kadeh miktarı azalmamıĢtır.
Sonuç: Bir çok araĢtırmada diyet, egzersiz, sağlıklı ağırlığın korunması, sigara ve alkol konularının
yaĢam kalitesi üzerine ayrı ayrı yapılan müdahalelerin etkisi incelenmiĢ olmasına karĢın, bu
araĢtırmada kombine (diyet, egzersiz, sağlıklı ağırlığın korunması, sigara ve alkol konularının birlikte
verilmesi) yaĢam tarzı değiĢikliği eğitimlerinin, koroner arter hastalığı risk faktörlerini azaltılttığı ve
buna bağlı olarak yaĢam kalitesini arttırdığı bulunmuĢtur.
Anahtar Sözcükler, Koroner Arter Hastalığı, YaĢam Tarzı DeğiĢikliği, Hasta Eğitimi ve danıĢmanlığı,
YaĢam Kalitesi, SF-36,
177
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
DĠYALĠZ HASTALARINDA YORGUNLUK VE YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNE
ETKĠSĠ
(Bildiri no:291; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1630 1730; Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
Vesile ġENOL1, Mahmut Argün2
1
Halil Bayraktar S.H.M.Y.O, Erciyes Üniversitesi, Kayseri, 2Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji
AD,Erciyes Üniversitesi, Kayseri
Amaç: Bu çalıĢma diyaliz tedavisi alan Son dönem böbrek hastalarında (ESRD) yorgunluk sıklığı ve
Ģiddetini tanımlamak ve yaĢam kalitesi üzerine etkisini göstermek amacıyla yapılmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırma 2007-2008 Ekim ayları arasında Erciyes Üniversitesi, Devlet Hastanesi ve özel
Almet Diyaliz Ünitelerine diyaliz tedavisi nedeniyle baĢvuran 318 hastaya yüz yüze anket uygulanarak
yapılmıĢtır. Veriler, Hasta GörüĢme Formu, Yorgunluk ġiddet Skalası (Fatige Severity Scale: FSS), SF36 YaĢam Kalitesi Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri (BDI) kullanılarak toplanmıĢtır. FSS total skoru ≤4
olanlar ―yorgun değil‖, 4.1-4.9 ―hafif yorgun‖, 5-7 arasında olanlar ―ciddi yorgun‖ olarak
değerlendirilmiĢtir. Ġstatistiksel analizde yüzde dağılımı, ortalama±standart sapma, t testi ve
korelasyon analizi kullanılmıĢtır.
Bulgular: Hastaların yaĢ ortalaması 48.2±15.1 olupi %52.8‘i kadındır. Hastalık süresi ortalaması
6.7±6.6, diyaliz süresi ortalaması 4.3±3.6 yıldır. Vücut Kitle Ġndeksi (BMI) ortalaması 24.9±5.2‘dir. 318
hastanın %69.2‘si yorgundur. FSS puan ortalaması 4.48±1.9‘dur. Hastaların %75.5‘ ciddi düzeyde,
%40.5‘ her gün ve %38.2‘si günde <6 saat yorgunluk yaĢadığını belirtmiĢtir. Tedavi tipi, cinsiyet,
medeni durum ve aylık gelir düzeyi yorgunluk sıklığını etkilememiĢtir. Yorgunluk prevalansı 65 yaĢ ve
üzeri grupta (%87.2, p<0.001), ilkokul ve altında eğitim alanlarda (%74.3, p=0.002) anlamlı düzeyde
daha yüksektir. Yorgun hastaların %52.3‘ü yorgunluğun motivasyon düĢüklüğü yarattığını, %62.7‘si
egzersiz yapmanın yorgunluk oluĢturduğunu, %63.2‘si kolayca yorulduğunu, %54.5‘i yorgunluğun
fiziksel fonksiyonlarını etkilediğini, %50‘si sık yorgunluk yaĢadığını, 47.7‘si yorgunluğun sürekli fiziksel
fonksiyonlarına engel olduğunu, %48.6‘sı belirli görev ve sorumlulukları yerine getirmeyi engellediğini,
%53.2‘si kendini kuvvetten düĢüren üç Ģeyden biri olduğunu, %49.1‘i iĢi, ailesi ve sosyal yaĢantısını
etkilediğini belirtmiĢtir. Hastaların depresyon puan ortalamaları (rho: 0.377, p<0.01) ve vücut kitle
indeksi (rho: 148, p<0.05) değerleri ile FSS toplam skoru arasında pozitif korelasyon saptanmıĢ,
depresif ve obez hastalarda yorgunluk düzeyi daha yüksek bulunmuĢtur. Yorgun hastaların SF-36 özet
skorları olan fiziksel (PCS: 35.8±10.3) ve mental (MCS: 39.2±10.6) sağlık yaĢam kalitesi puanları
yorgun olmayanlara göre anlamlı düzeyde düĢüktür Benzer Ģekilde SF-36 alt boyut skorları da (Fiziksel
Fonksiyon; 43.7±29.4, Fiziksel Rol Güçlüğü: 38.0±44.6, Ağrı: 56.7±35.7, Genel sağlık: 35.6±20.9,
Enerji:37.7±22.0, Emosyonel Rol Güçlüğü: 49.6±40.6, Sosyal Fonksiyonlar: 46.3±39.8, Mental Sağlık:
52.4±22.1) yorgun hastalarda anlamlı düzeyde daha düĢüktür. FSS toplam puanı ile SF-36 özet ve alt
boyut skorları arasında anlamlı düzeyde negatif korelasyon (p<0.01) bulunmuĢ, en fazla Fiziksel Sağlık
Özet Skoru (rho: -0.582, p<0.01), Enerji (rho:-0.573, p<0.01) ve Fiziksel Fonksiyon (rho: -0.564,
p<0.01) boyutları etkilenmiĢtir.
Sonuç: Yorgunluk diyaliz hastalarının yaĢam kalitesini alt-üst eden majör bir problemdir. Bu fenomen
tedavi ve bakım ekibinin yorgunluk semptomlarını tanıması ve yorgunluğun yönetimi sürecinde
oluĢturacakları kanıta dayalı uygulama rehberleri için yönlendirici niteliği taĢımaktadır. fenomendir.
Anahtar Kelimeler: Kronik Böbrek Hastalığı, Yorgunluk, YaĢam Kalitesi
178
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
HĠPERTANSĠYON VE SAĞLIKLA ĠLGĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
(Bildiri no:293; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
Rabia HACIHASANOĞLU*, Tacettin ĠNANDI**, Arzu YILDIRIM*, Papatya* KARAKURT, Rabia
SAĞLAM***
*Yrd. Doç. Dr. Erzincan Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu **Doç Dr. Mustafa Kemal Üniversitesi,Tıp
Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı ***ArĢ. Gör. Erzincan Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu
Amaç: Bu çalıĢmanın amacı, Erzincan il merkezinde bulunan sağlık ocaklarına baĢvuran 40 yaĢ ve
üzeri yaĢ grubu popülasyonda hipertansiyonun sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi üzerine olan etkisini
değerlendirmektir.
Yöntem: Kesitsel özellikte olan çalıĢmanın evrenini Erzincan il merkezinde bulunan 1,2,3,4, ve 5 nolu
sağlık ocaklarına herhangi bir sebeple baĢvuran bireyler oluĢturdu. AraĢtırmada örneklem seçimine
gidilmemiĢ olup 40 yaĢ ve üzeri, iletiĢim kurulabilen hipertansiyon tanısı alsın veya almasın çalıĢmaya
katılmaya gönüllü bireyler araĢtırma kapsamına alındı. AraĢtırmanın verileri bazı sosyo-demografik
özellikleri ve hipertansiyon için olası risk faktörlerini içeren bir anket formu ve yaĢam kalitesi ölçeği ile
yüz yüze görüĢme yöntemiyle toplandı. Sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesinin değerlendirilmesinde DSÖ
tarafından geliĢtirilen, Eser ve ark.(1999) tarafından geçerlik ve güvenirliği yapılan yaĢam kalitesi
ölçeği kısa formu Türkçe sürümü (WHOQOL-BREF TR) kullanıldı. Sistolik kan basıncı ≥140 mmHg
ve/veya diyastolik kan basıncı ≥90 mmHg ve/veya antihipertansif tedavi alanlar hipertansif olarak
kabul edildi. Ġstatistiksel analizlerde Ki-kare testi, bağımsız gruplarda t testi, lojistik regresyon analizi
kullanıldı.
Bulgular: ÇalıĢma grubunu oluĢturanların yaĢ ortalaması 55.3±11.1 olup, %42.4‘ü erkek ve %57.6‘sı
kadındı. YaĢam kalitesi ölçeğinde tüm alanlar için (bedensel alan; p= 0.000, ruhsal alan; p= 0.013,
sosyal iliĢkiler alanı; p=0.000, çevre alanı; p=0.001, çevre alanı TR; p=0.000) ortalama puanlar
hipertansif bireylerde daha düĢük bulunmuĢtur. Yüksek tansiyon hastası olanlar arasında kan basıncı
kontrol altında olanların bedensel ve ruhsal alanlarda yaĢam kalitesi skorları daha yüksek iken
(p<0.05), diğer alanlardaki farklar önemsiz bulunmuĢtur.
Sonuç: ÇalıĢma grubunda hipertansiyonun sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesini olumsuz bir Ģekilde etkilediği
saptandı.
Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, risk faktörleri, yaĢam kalitesi
179
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
DĠYALĠZ HASTALARINDA CĠNSEL FONKSĠYON BOZUKLUKLARI VE YAġAM
KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no:295; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1630 1730; Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
ġenol V* Sipahioğlu MH ** Argün M***
*Halil Bayraktar S.H.M.Y.O, Erciyes Üniversitesi ** Tip Fakültesi, Ġç Hastalıkları AD, Erciyes Üniversitesi
*** Tip Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji AD, Erciyes Üniversitesi
GiriĢ ve Amaç: Temel bir insan gereksinimi olan cinsellik, bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal
yaĢamının önemli bir parçasıdır. Son dönem böbrek yetmezliği (ESRD) ve tedavi sürecine bağlı olarak
geliĢen seksüel disfonksiyonlar ise sağlıkla ilgili yaĢam kalitesinin majör belirleyicilerinden biridir. Bu
çalıĢma diyaliz tedavisi alan ESRD hastalarında cinsel fonksiyon bozukluklarını tanımlamak ve yaĢam
kalitesi üzerine etkisini araĢtırmak amacıyla yapılmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırma 2007-2008 Ekim ayları arasında Erciyes Üniversitesi, Devlet Hastanesi ve Almet
Diyaliz Ünitelerine diyaliz tedavisi nedeniyle baĢvuran 318 hastaya yüz yüze anket uygulanarak
yapılmıĢtır. Veriler, Hasta GörüĢme Formu, SF-36 YaĢam Kalitesi Ölçeği, Arizona Cinsel YaĢantılar
Ölçeği (ASEX), Beck Depresyon Envanteri ve Yorgunluk ġiddet Skalası uygulanarak toplanmıĢtır. ASEX
ölçeği evli ve gönüllü hastalara (206) uygulanmıĢtır. Total skor 5-30 arasındadır, ≤11 puan Seksüel
Disfonksiyon (SD) tanısı için kesme noktasıdır. Veriler yüzde dağılımı, ortalama±standart sapma, t
testi, ANOVA ve korelasyon analizi ile değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: Olguların yaĢ ortalaması 48.2±15.1 olup, %52.8‘i kadındır. Ortalama hastalık süresi
6.7±6.6, diyaliz süresi 4.3±3.6 yıldır. SD prevalansı kadınlarda %78.4, erkeklerde %77.1‘dir. ASEX
puan ortalamaları erkeklerde 15.7±6.2, kadınlarda 19.2±8.1‘dir. Erkeklerde cinsel istek azlığı (%36.7),
erken boĢalma (%33.0), çok kolay uyarılma (%30.3); kadınlarda uyarılamama (%30.6), cinsel istek
azlığı (%29.6) ve orgazm olamama (%29.6) yoğun yaĢanan cinsel fonksiyon bozukluklarıdır. ASEX
skorları ile yaĢ, depresyon ve yorgunluk düzeyleri arasında pozitif korelasyon saptanmıĢ, yaĢ
ilerledikçe, depresyon ve yorgunluk derecesi arttıkça seksüel disfonksiyonlar ağırlaĢmıĢtır. Seksüel
disfonksiyonu olan kadınlarda fiziksel ve mental sağlık, erkeklerde fiziksel sağlık yaĢam kalitesi puan
ortalamaları anlamlı düzeyde düĢük olup, her iki cinsiyette ASEX skorları ile fiziksel sağlık yaĢam
kalitesi puanları negatif korelasyon göstermiĢtir. Seksüel disfonksiyonlar SF-36‘nın Fiziksel
Fonksiyonlar, Genel sağlık, Enerji, Mental Sağlık, Fiziksel Rol Güçlüğü ve Sosyal Fonksiyonlar yaĢam
kalitesi puanlarını anlamlı düzeyde düĢürmüĢtür.
Sonuç: YaĢ, depresyon ve yorgunluk düzeyleri ile pozitif korelasyon gösteren seksüel disfonksiyonlar
diyaliz hastalarının fiziksel ve mental sağlık yaĢam kalitesini anlamlı düzeyde olumsuz etkilemiĢtir.
Anahtar Kelimeler: ESRD, Cinsel Fonksiyon Bozukluğu, YaĢam Kalitesi
180
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
GENEL POPÜLASYONDA SAĞLIKLA ĠLE ĠLGĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ VE
ETKĠLEYEN ETMENLER
(Bildiri no: 296; 26 Mart 2010 Cuma; 1330 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Yrd. Doç. Dr. Vesile ġenol* Prof. Dr. Mahmut Argün**
*Halil Bayraktar S.H.M.Y.O,Erciyes Üniversitesi, Kayseri, **Tıp Fakültesi, Ortopedi ve TravmatoLoji AD,
Erciyes Üniversitesi, Kayseri
GiriĢ ve amaç: YaĢam kalitesi bireyin yaĢadığı kültür ve değer sistemleri içinde kendi yaĢamını nasıl
algıladığıdır; bireyin amaçları, umutları, standartları ve endiĢeleri ile iliĢkilidir; YaĢam kalitesi çok geniĢ
bir kavram olup, bireyin fiziksel sağlığı, psikolojik durumu, bağımsızlık düzeyi, sosyal iliĢkileri ve
çevresindeki önemli özelliklerden etkilenir. YaĢam kalitesi toplum sağlığı ile ilgili genel politikaların
oluĢturulmasında, tedavi ve bakım stratejilerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesinde önemli bir
yönlendiricidir.
Bu çalıĢma genel popülasyonda sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi düzeyini ve etkileyen etmenleri
belirlemektir.
Gereç ve Yöntem: AraĢtırma Kayseri ili kent merkezinde yaĢayan 15 yaĢ üzeri toplumda yapılmıĢtır.
AraĢtırmanın örnek büyüklüğü alfa= 0.05, Beta= 0.80, etki büyüklüğü d=0.08 olarak alındığında 1288
kiĢi olarak belirlenmiĢtir. Ġl merkezindeki 21 kentsel alan sağlık ocağı sosyoekonomik düzeye (iyi, orta,
kötü) göre tabakalandırılmıĢtır. %30 sistematik örnekleme tekniği ile 7 sağlık ocağı seçilmiĢtir. Bu
sağlık ocaklarına bağlı 34 sağlık evinin her birinde 12 haneye gidilerek, 408 hanede 1252 kiĢi ile
görüĢülmüĢtür. AraĢtırmanın veri toplama formu KiĢisel Anket Formu ve WHOQOL-BREF yaĢam kalitesi
anketinden oluĢmaktadır. Ġstatistiksel çözümlemede sayı, yüzde, ortalama ± standart sapma, t-testi,
Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıĢtır. WHOQOL-BREF alan
skorları güvenirlik katsayıları; fiziksel alanda 0.86, ruhsal alanda 0.78, sosyal alanda 0.65, çevresel
alanda 0.80 bulunmuĢtur.
Bulgular: 1252 kiĢinin %55‘i kadın, %45.4‘ü 25-44 yaĢ grubunda, %69.3‘ü evli, %47.5‘i ortaokul ve
üzeri eğitimli idi. Grubun %83.2‘si sosyal güvenceye ve %66.2‘si asgari ücret üzerinde aylık gelire
sahipti ve %43.3‘nü ev kadınları oluĢturuyordu.
Grubun yaĢam kalitesi alan skorları; fiziksel alanda 14.4 3.3, ruhsal alanda 13.6 2.5, sosyal alanda
14.0 3.3, çevresel alanda 13.0 3.0‘dır. Çevresel alan dıĢındaki tüm boyutlarda kadınların yaĢam
kalitesi puanları erkeklere göre anlamlı düzeyde daha düĢüktür. Yine tüm boyutlarda bekarlar evlilere,
evli olanlar ise dul ve boĢanmıĢlara göre daha düĢük yaĢam kalitesi puanına sahiptir. 65 ve üzeri yaĢ
grubunda, asgari ücretin altında aylık geliri olanlarda, ilköğrenimini tamamlamayan grupta ve genel
sağlık algısı olumsuz, herhangi bir kronik hastalığa sahip bireylerde tüm alanlara iliĢkin yaĢam kalitesi
puanları anlamlı düzeyde düĢüktür.
Sonuç: Genel toplumda yaĢlı, kadın, eğitimsiz, yoksul ve kronik bir hastalığa sahip olmak yaĢam
kalitesini anlamlı düzeyde düĢürmektedir.
Anahtar Kelimeler: Genel Popülasyon, Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesi, WHOQOL-BREF TR
181
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KRONĠK BÖBREK YETMEZLĠĞĠ HASTALARINDA YAġAM TARZI
DEĞĠġĠKLĠĞĠ MÜDAHALESĠNĠN YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no:298; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1630 1730; Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
Doç. Dr. Mehmet Ali Kurçer1, Asuman Uğurlu Yıldız2
1.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A.D.
Tıp Fakültesi Nefroloji B.D.
2.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi
Amaç: Kronik böbrek yetmezliği ve tedavisi hastaların günlük yaĢamlarında anlamlı değiĢikliklere
neden olur ve algıladıkları yaĢam kalitelerini etkiler.
Bu çalıĢmanın amacı kronik böbrek yetmezliği tanısı konmuĢ hastaların, yaĢam tarzı değiĢikliği
konusunda verilen eğitimin yaĢam kalitesine etkisini saptamak amacıyla yapılmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırmanın örneklemini Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Uygulama ve AraĢtırma
Hastanesi periton diyaliz ve hemodiyaliz ünitelerine baĢvuran, rutin diyaliz tedavisi gören, 45‘i periton
ve 39‘u hemodiyaliz olmak üzere toplam 84 diyaliz hastası oluĢturmuĢtur. Diyaliz hastalarına önce
‗Hasta Bilgi Formu‘, ‗SF – 36 YaĢam Kalitesi Ölçeği‘uygulanmıĢ, verilen Eğitimden (Diyet, Egzersiz,
Sigara ve Alkolün )iki ay sonra hastalara tekrar ‗Hasta Bilgi Formu‘, ‗SF – 36 YaĢam Kalitesi Ölçeği‘
uygulanmıĢtır.
Elde edilen verileri değerlendirmede kullanılan istatistiksel testler; SPSS 11.5 programı ile ortalamalar,
standart sapmalar hesaplanmıĢ, veriler ki kare, tekrarlayan ölçümlerde t testi yardımıyla
değerlendirilmiĢtir. Ġstatistiksel değerlendirmelerde anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiĢtir.
Bulgular: Bu çalıĢmada, egzersiz, sigaranın bırakılması, diyete uyum konularında verilen eğitim ve
danıĢmanlık sonrasında,, yaĢam kalitesinin tüm boyutlarında düzeltme sağlamıĢtır.
Verilen eğitim ile ayrıca egsersiz süre ortalaması, diyete uyum oranları, Kt/V serum albumin değerleri
artmıĢ, serum üre, kreatinin, and sistolik arter basıncı ortalamaları düĢmüĢtür. Ancak, verilen eğitim
ve danıĢmanlık sonrasında hastaların sigara ve alkol tüketimi ve diastaolik arter basıncı ortalamaları
anlamlı düzeyde değiĢmemiĢtir.
Sonuç: Kronik böbrek yetmezliği hastalığını önemli ölçüde etkileyen risk faktörlerinden yeterli ve
dengeli beslenme, fiziksel aktivitenin arttırılması, sigara ve alkolün bırakılması konularında kısa
dönemde verilen eğitim ve danıĢmanlıkla yaĢam tarzı değiĢiklikleri oluĢturarak, yaĢam kalitesi
arttırılabilmektedir.
Anahtar Sözcükler: YaĢam Kalitesi, Kronik Böbrek Yetmezliği Olan Hastalar, YaĢam Tarzı DeğiĢikliği,
SF-36, Eğitim ve DanıĢmanlık
182
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
TÜRKĠYE’DE ĠLLERĠN YAġAM KALĠTE DÜZEYLERĠNĠN ÇOK DEĞĠġKENLĠ
ĠSTATĠSTĠK YÖNTEMLERLE ĠNCELENMESĠ
(Bildiri no: 299; 26 Mart 2010 Cuma; 1330 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Ġnci PARLAKTUNA1, Burhanettin IġIKLI2
1
EskiĢehir Osmangazi Üniversitesi, Ġ.Ġ.B.F., Ġktisat Bölümü, EskiĢehir., 2EskiĢehir Osmangazi
Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, EskiĢehir.,
Amaç:
Dünya sağlık örgütü (DSÖ) ―yaĢam kalitesini, bireyin içinde yaĢadığı kültür ve değerler yargılarının
bütünü içindeki durumunu algılama biçimi‖ olarak tanımlamakta ve ―Herkes Ġçin Sağlık‖ projesi
kapsamında sosyo-ekonomik, kültürel ve çevresel faktörlerin iyileĢtirilmesinin yaĢam kalitesi ile çok
yakından ilgili olduğu vurgulanmaktadır. Bireyin yaĢam kalitesi bir birinden bağımsız yada birbirini
etkileyebilen pek çok değiĢken tarafından belirlenen bir kavramdır. YaĢam kalitesinin iyileĢtirilmesi, her
değiĢkenin sürdürülebilir olmasının yanı sıra değiĢkenler arasındaki iliĢkinin de dengeli bir biçimde
geliĢmesine bağlıdır. Bu çalıĢma, Türkiye‘nin 81 ilinin yaĢam kalitesi düzeyinin belirlenmesi ve illerin
yaĢam kalitesine göre sıralamasının yapılabilmesi amacıyla planlandı.
Yöntem:
ÇalıĢmada sağlıkla doğrudan ilgili 7, doğrudan ilgili olmayan 23, toplam 34 değiĢken ―Açıklayıcı Faktör
Analizi‖ yardımıyla değerlendirildi. YaĢam kalite düzeyini etkileyebileceği düĢünülen önemli kuramsal
yapılar beĢ boyutlu faktör uzayına indirgendi. Bu faktörler sırasıyla; ―sağlık hizmetleri faktörü‖, ―sosyal
alan faktörü‖, ―eğitim hizmetleri faktörü‖, ―çevresel hizmetler faktörü‖ ve ―bebek ve çocuk ölümlülüğü
faktörü‖ olarak adlandırıldı. Her bir faktör için Türkiye‘nin 81 ilinin endeks değerleri hesaplanarak illerin
sıralaması yapıldı. Ayrıca her bir il için yaĢam kalite endeksi;
―f1*%39,4 + f2*%36,8 + f3*%11.5 + f4*% 6,5 + f5*%5,8f5‖
eĢitliği yardımıyla hesaplandı ve illerin yaĢam kalite endeks değerine göre de sıralaması yapıldı.
Bulgular:
Her bir faktöre göre hesaplanan endeks değerlerine göre ilk beĢ ilin sıralanıĢı Tablo 1‘de, son beĢ ilin
sıralanıĢı ise Tablo 2‘de verilmiĢtir.
Tablo 1: Her bir faktöre göre hesaplanan endeks değerlerine göre ilk beĢ ilin sıralanıĢı
Ġller
f1
Ġller
f2
Ġller
f3
Ġller
f4
Ġller
f5
Ġstanbul
7,45
Kocaeli
1,94 Tunceli
2,68
Muğla
4,51
KırĢehir
-1,76
Ankara
3,50
Yalova
1,69 Sinop
2,30
Antalya
3,52
Trabzon
-1,69
Ġzmir
2,15
Kırklareli
1,66 Çankırı
2,23
Ardahan 1,99
Giresun
-1,56
Bursa
0,60
Tekirdağ
1,48 Ardahan
1,70
Aydın
1,77
Çankırı
-1,46
Antalya
0,53
Bilecik
1,39 KırĢehir
1,40
Van
1,71
Osmaniye
-1,45
Tablo 2: Her bir faktöre göre hesaplanan endeks değerlerine göre son beĢ ilin sıralanıĢı
Ġller
f1
Ġller
f2
Ġller
f3
Ġller
f4
Ġller
f4
Tekirdağ
-0,61 Ağrı
-1,92 ġırnak
-1,31 Bilecik
-1,30 Kocaeli
1,53
Bolu
-0,63 Siirt
-1,93 Gaziantep -1,46 Siirt
-1,40 Yalova
1,54
Kırklareli
-0,67 MuĢ
-2,10 Tekirdağ -1,67 ġırnak
-1,43 Erzurum
1,83
Bilecik
-0,76 Hakkari
-2,31 Batman
-1,92 Tekirdağ -1,43 Kars
2,41
Yalova
-0,80 ġırnak
-2,59 Kocaeli
-2,92 Bursa
-1,71 Ardahan
4,29
Hesaplanan yaĢam kalite endeks değerlerine göre Ġstanbul, Ankara, Ġzmir, Muğla ve Balıkesir ilk beĢ
sırayı alırken ġanlıurfa, Batman, Mardin, Hakkari ve ġırnak son sırada idi.
Sonuç:
ÇalıĢmada yaĢam kalite endeksinin düĢük olduğu illerin Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan
iller olduğu gözlendi. Ekonomik ve kalkınma ile ilgili program ve planlar yapılırken illerin yaĢam kalite
düzeylerinin dikkate alınması gerektiği sonucuna varıldı.
183
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ACĠL SERVĠSLERDE ÇALIġAN HEMġĠRELERĠN TÜKENMĠġLĠK VE Ġġ
DOYUMLARININ YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no: 302; 26 Mart 2010 Cuma; 1330 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Ġnci Kavlu1, Rukiye Pınar2
1.
Ġstanbul Üniversitesi Ġstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi, Dahiliye Acil Ünitesi, 2. Yeditepe Üniversitesi
Sağlık Bilimleri Fakültesi, HemĢirelik ve Sağlık Hizmetleri Bölümü
Amaç: AraĢtırma acil servis hemĢirelerinin tükenmiĢlik ve iĢ doyumları (ĠD) ile, bu parametrelerin
yaĢam kalitesine (YK) etkisini belirlemek amacıyla yapılmıĢtır.
Yöntem: ÇalıĢma, Ġstanbul ilinde 200 ve üzeri yatak kapasitesine sahip 3‘ü üniversite, 16‘sı Sağlık
Bakanlığı‘na bağlı olmak üzere toplam 19 hastanenin acil servislerinde Ağustos 2005-Haziran 2006
tarihleri arasında gerçekleĢtirilmiĢtir. AraĢtırmanın evrenini 19 hastanenin acil servislerinde çalıĢan 388;
örneklemini araĢtırma tarihleri arasında aktif olarak çalıĢan ve araĢtırmaya katılmayı kabul eden 322
hemĢire oluĢturmuĢ; gebelik, doğum izni, hastalık, görevlendirme vb. nedenlerle izinli olanlar çalıĢma
dıĢı bırakılmıĢtır. Evrenin %83‘üne ulaĢılmıĢtır. Veriler HemĢire Tanım Formu, Maslach TükenmiĢlik
Ölçeği, Minnesota Doyum Ölçeği ve Türkçe DSÖ YaĢam Kalitesi Ölçeği–Kısa Form ile toplanmıĢtır.
Verilerin analizi SPSS-version 10 ile yapılmıĢ; verilerin değerlendirilmesinde t testi, ki-kare testi,
annova varyans analizi ve Pearson‘s korelasyon testi kullanılmıĢtır. Tüm veriler için istatistiksel
anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak alınmıĢtır.
Bulgular: Acil hemĢirelerinin %54,3‘ü duygusal tükenmiĢlik, %54,7‘si duyarsızlaĢma ve %46‘sı kiĢisel
baĢarı noksanlığı yaĢamaktadır. YaĢ arttıkça duyarsızlaĢma azalmaktadır (p<0,05); çocuk sahibi
olmayanlar daha fazla duygusal tükenmiĢlik (t=1,99; p<0,05); devlet hastanesinde çalıĢanlar daha
fazla (t= 2,42; p<0,05); acil servislerde çalıĢmayı kendisi seçenler daha az tükenmiĢlik yaĢamaktadır
(t=4,50; p<0,001). HemĢirelerin içsel, dıĢsal ve toplam doyum puanları orta düzeyde olup, en fazla
içsel doyum alınmaktadır. En fazla doyum sağlanan alanlar hizmet, güvenlik, yetenek kullanma, yetki,
ekip uyumu, baĢarı, moral; en az doyum sağlanan alanlar çalıĢma Ģartları, ücret, yükselme olanağı,
takdir edilme ve bağımsızlıktır. Evli olmak içsel (t=2,66; P<0,01), dıĢsal (t=2,24; P<0,05) ve toplam
ĠD‘yi (t=2,75; P<0,01); çocuk sahibi olmak içsel (t=3,20; P<0,01) ve toplam ĠD‘yi (t=2,81; P<0,01)
olumlu yönde etkilemektedir. Yönetici statüsünde çalıĢanların servis hemĢiresi olarak çalıĢanlara göre
içsel (t=2,21; P<0,05); dıĢsal (t=3,14; P<0,01) ve toplam (t=3,04; P<0,01); acil serviste çalıĢmayı
kendisi isteyenlerin istemeyenlere göre içsel (t=3,49; P<0,05), dıĢsal (t=3,81;P<0,01) ve toplam
(t=4,13; P<0,01) iĢ doyumu puanlarının daha yüksektir. Duygusal tükenme ve duyarsızlaĢma arttıkça
ĠD (sırasıyla r=0.42 ve r=0.29) ve bedensel (sırasıyla r=0.37 ve r=0.37), ruhsal (sırasıyla r=0.37 ve
r=0.24), sosyal (sırasıyla r=0.27 ve r=0.20) ve çevresel alanlarda (sırasıyla r=0.41 ve r=0.29) YK
azalmakta; kiĢisel baĢarı arttıkça ĠD (r=0.32) ve bedensel (sırasıyla r=0.21), ruhsal (r=0.36), sosyal
(r=0.16) ve çevresel alanlarda (r=0.15) YK artmaktadır. ĠD ve YK arasında pozitif anlamlı iliĢki vardır.
Sonuç: Acil hemĢirelerin yaklaĢık yarısı tükenmiĢlik yaĢamaktadır; ĠD orta düzeydedir; en fazla içsel
doyum alınmaktadır. Acil serviste çalıĢmayı kendisi isteyen hemĢirelerde tükenmiĢlik daha az ve ĠD
daha fazladır. TükenmiĢlik, ĠD ve YK birbiriyle iliĢkilidir. TükenmiĢliği azaltmak ve ĠD ile YK‘yi artırmak
için ünite seçimlerinde hemĢirelerin tercihlerine yer verilmesi önerilmiĢtir.
Anahtar Kelimeler: acil servis, hemĢireler, tükenmiĢlik, yaĢam kalitesi
184
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ĠDRAR KAÇIRAN KADINLARDA HEMġĠRELĠK EĞĠTĠMĠ VE DAVRANIġSAL
TEDAVĠNĠN KONFOR PELVĠK TABAN KAS EGZERSĠZĠ UYGULAMASI ÖZETKĠLĠLĠK ALGISI VE YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no: 304; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730; Salon B; Üroloji ve Üro-onkolojide SYK)
Neriman Zengin*, Rukiye Pınar**
*Ġstanbul Üniversitesi, Bakırköy Sağlık Yüksekokulu, ** Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
/ HemĢirelik ve Sağlık Hizmetleri Bölümü
Amaç: Konfor ve öz-etkililik yaĢam kalitesini olumlu yönde etkileyen faktörlerdir. AraĢtırma hemĢirelik
eğitimi ve davranıĢsal tedavinin konfor, pelvik taban kas egzersizi uygulaması öz-etkililik algısı ve
yaĢam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapıldı.
Gereç ve Yöntem: AraĢtırmanın evrenini ürodinami yapılan ve biofeedback yöntemi ile pelvik taban
kas egzersizi eğitimi önerilen kadınlar, örneklem grubunu ise çalıĢmaya katılmayı kabul eden 30 olgu
oluĢturdu. Veriler Tanılama Formu, Broome Pelvik Taban Kas Egzersizi Öz-Etkililik Ölçeği (Broome
PMSES), Üriner Ġnkontinans ve Üriner Sıklık Konfor Ölçeği (UIFCQ), Uluslararası Ġnkontinans
Sorgulama Formu (ICIQ-SF) ile üç aĢamada toplandı. Birinci aĢamada biofeedback yöntemi ile pelvik
taban kas egzersizi önerilen olgularla ön görüĢme yapıldı ve veri toplama araçları dolduruldu (ön
görüĢme). Ön görüĢmeyi takiben olgulara bireysel eğitim verildi ve 24 seans biofeedback ile pelvik
taban kas egzersizi uygulandı. Biofeedaback ile pelvik taban kas egzersizi eğitimi tamamlandıktan
sonra ikinci kez yüz yüze görüĢme tekniği ile veri toplama araçları dolduruldu (birinci izlem). Üçüncü
aĢamada olgular telefonla izlendi ve yaklaĢık üç ay sonra telefon görüĢmesi ile veri toplama araçları
üçüncü kez tekrar dolduruldu (ikinci izlem). Veriler SSPS 12. programında olguların kiĢisel özellikleri
sayı-yüzde, ortalama ile değerlendirildi, grup karĢılaĢtırılmalarında, farklı gruplarda Kruskall- walls
varyans analizi, grup içi karĢılaĢtırmalarda Fridman testi kullanıldı
Bulgular: HemĢirelik eğitimi ve davranıĢsal tedavi sonrası; konforda ön görüĢmeye (59,83,) göre
birinci (68,16) ve ikinci izlemde (71,11) anlamlı artma (sırayla p<0.01, p<0.001), idrar kaçırmanın
yaĢam kalitesine etkisinde anlamlı (sırayla; 69,52, 54,44, 44,13) azalma (p<0.01) görüldü. Pelvik kas
egzersizi uygulaması öz-etkililik algısında ön görüĢmeye göre (38,51) birinci (46,20) ve ikinci izlemde
(42,86) istatistiksel olarak anlamlı olmamakla (p>0.05) birlikte artma belirlendi.
Sonuç: ÇalıĢmada idrar kaçıran kadınlarda hemĢirelik eğitimi ve davranıĢsal tedavi konfor ve pelvik
taban kas egzersizi öz-etkililik algısının artmasında, idrar kaçırmanın yaĢam kalitesine etkisinin
azalmasında etkili bir uygulamadır.
Anahtar Kelimeler: idrar kaçırma, pelvik egzersiz, öz-etkililik, yaĢam kalitesi
185
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ÜRĠNER ĠNKONTĠNANS VE ÜRĠNER SIKLIK KONFOR ÖLÇEĞĠ VE BROOME
PELVĠK TABAN KAS EGZERSĠZĠ ÖZ-ETKĠLĠLĠK ÖLÇEĞĠNĠN GÜVENĠRLĠK VE
GEÇERLĠĞĠNĠN ĠNCELENMESĠ
(Bildiri no: 305; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730; Salon B; Üroloji ve Üro-onkolojide SYK)
Neriman Zengin*, Rukiye Pınar**
*Ġstanbul Üniversitesi, Bakırköy Sağlık Yüksekokulu, ** Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
/ HemĢirelik ve Sağlık Hizmetleri Bölümü
GiriĢ ve Amaç: Konfor ve öz-etkililik yaĢam kalitesi üzerine etkili faktörlerdir. Konfor ve öz-etkililik
artarken, depresyon belirtileri azalmakta ve yaĢam kalitesi de artmaktadır. AraĢtırma Üriner
Ġnkontinans ve Üriner Sıklık Konfor Ölçeği (UIFCQ), Broome Pelvik Taban Kas Egzersizi Öz-Etkililik
Ölçeği‘nin (Broome PMSES) dil eĢdeğerliği ve kültürel adaptasyonu, geçerlik ve güvenirliğinin
saptanması amacıyla yapıldı.
Gereç ve Yöntem: AraĢtırmanın evrenini ürodinami ünitesine idrar kaçırma yakınması ile baĢvuran
kadınlar, örneklemi ise ürodinami yapılan 200 kadın oluĢturdu. Veri toplama aracı olarak tanılama
formu, UIFCQ, Broome PMSES, Uluslararası Ġnkontinans Sorgulama Formu (ICIQ-SF) ve Beck
Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanıldı. Ölçeklerin önce dil eĢdeğerliği-kültürel uyarlaması ardından
güvenirlik ve geçerlik çalıĢması yapıldı.
Ölçeklerin Dil EĢdeğerliği-Kültürel Uyarlaması: AraĢtırmada ölçeklerin orijinal dilden hedef dile çevirisi
üç bağımsız çevirmenler tarafından yapıldı. Türkçe ifadeler karĢılaĢtırılarak gözden geçirildi,
anlaĢabilirlikleri açısından en uygun ifadeler seçilerek her iki ölçek için tek bir Türkçe form oluĢturuldu.
OluĢturulan Türkçe formlar, bağımsız iki çevirmenler tarafından tekrar orijinal dile geri çevirisi yapıldı,
orijinal Ġngilizce formlar ile geri çevrisi yapılan Ġngilizce formlar karĢılaĢtırılarak her bir ölçek için geri
çevrilmiĢ tek bir Ġngilizce form oluĢturuldu ve ölçekleri geliĢtirenlerin onayına sunuldu. Ölçeği geliĢtiren
kiĢilerden gelen öneriler doğrultusunda son değiĢiklikler yapılarak dil eĢdeğerliği-kültürel uyarlama
gerçekleĢtirildi.
Ölçeklerin Güvenirlik ve Geçerliği: Güvenirlik incelemesinde her iki ölçeğin iç tutarlılığına (Cronbah alfa
katsayısı, internal consistency), zamana karĢı değiĢmezliğine (sınıf içi korelasyon- ICC); Broome
PMSES‘nin madde-toplam korelasyonuna bakıldı (item-total korelasyon). Zamana göre değiĢmezliğin
incelenmesinde ölçekler 45 olguya 15 gün ara ile iki kez uygulandı. Ölçeklerin yapı geçerliği ―konfor ve
öz-etkililik artıkça ve depresyon belirtileri azaldıkça idrar kaçırmanın yaĢam kalitesi üzerine etkisi azalır‖
hipotezi test edildi ve Broome PMSES, UIFCQ, BDÖ, ICIQ-SF arasındaki iliĢki sperman korelasyon
analizi ile incelendi. Broome PMSES ölçeğinin yapı geçerliği ayrıca faktör analizi ile test edildi.
Bulgular: Cronbach alfa katsayısı UIFCQ için 0.77, Broome PMSES için 0.95, Broome PMSES‘deki
etkililik ve sonuç beklentisi alt boyutları için sırasıyla 0.94 ve 0.92‘dir. Broome PMSES madde-toplam
puan güvenirliği çözümlemesinde total ölçekte korelasyon katsayılarının 0.55 ile 0.72, etkililik beklentisi
alt boyut korelasyon katsayılarının 0.54 ile 0.78, sonuç beklentisi alt boyutu korelasyon katsayılarının
ise 0.65 ile 0.79 arasında değiĢtiği saptandı. Ölçeklerin zamana karĢı değiĢmezliğinde ICC UIFCQ total
için 0.78, Broome PMSES total için 0.79, etkililik beklentisi alt boyutu için 0.75 ve sonuç beklentisi alt
boyutu için 0.68 olarak bulundu. Ölçeklerin yapı geçerliği incelemesinde UIFCQ, PMSES, ICIQ-SF, BDÖ
arasında beklenen yönde istatistiksel olarak anlamlı iliĢki saptandı. Broome PMSES ölçeğinin faktör
analizinde varyansın %59.42‘sini açıklayan 2 faktör elde edildi. Ölçekteki tüm ifadeler faktör
kapsamına girdi ve her bir ifade yalnızca bir faktöre katkıda bulundu. Faktörlerin öz değerleri sırasıyla
10.61, 3.12 olup, faktör yükleri 0.50-0.84 arasında değiĢti.
Sonuç: Pelvik taban kas egzersizi öz-etkililik algısını değerlendiren Broome PMSES ve idrar kaçırma
sorunu olan bireyin konforunu değerlendiren UIFCQ ölçeklerinin idrar kaçıran kadınlarda
kullanılabilecek güvenilir ve geçerli bir ölçme aracı olduğu görüldü.
Anahtar Kelimeler: Üriner Ġnkontinans ve Üriner Sıklık Konfor Ölçeği, Broome Pelvik Taban Kas
Egzersizi Öz-Etkililik Ölçeği, güvenilirlik, geçerlilik
186
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
PHILADELPHIA GERĠATRĠ MERKEZĠ MORAL SKALA’SININ (PGMMS) TÜRK
YAġLILARINDA GEÇERLĠK VE GÜVENĠRLĠĞĠ
(Bildiri no: 306; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
Rukiye Pınar , Havva Öz
1
Yeditepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, HemĢirelik ve Sağlık Hizmetleri Bölümü, 2 Ġstanbul
Üniversitesi, Ġstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi
Amaç: AraĢtırmanın amacı 17 Ġfadeli Philadelphia Geriatri Merkezi Moral Skalasının Türkçeye
uyarlanması; geçerlik ve güvenirliğinin yapılmasıdır.
Yöntem: ÇalıĢmanın ilk aĢamasında PGCMS çeviri-geri çeviri yöntemi ile Türkçeye çevrilmiĢ, skalanın
son Ģekli ölçeği geliĢtiren araĢtırma merkezi tarafından onaylanmıĢtır. AraĢtırmanın örneklemini
huzurevlerinde yaĢayan 65 yaĢ üzeri 398 kiĢi oluĢturmuĢtur. Kognitif yetersizliği olan (Kısa mental test
ile değerlendirildiğinde puanı 7‘nin altında olanlar) ve herhangi bir sebepten dolayı soruları
yanıtlayabilecek yeterlikte olmayan yaĢlılar çalıĢma dıĢı bırakılmıĢtır. AraĢtırmada öncelikle
multicollinearity, univariate and multivariate aykırı değerler, normality, item güçlüğü and item
ayırediciliği değerlendirildi. PGCMS‘nin yapısı doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile incelendi. Yapı
geçerliğinde PGCMS ve Türkçe SF-36 arasındaki; PGCMS ve sosyal destek puanları arasındaki ve
PGCMS ve umutsuzluk puanları arasındaki korelasyonlar incelendi. Güvenirlik Kuder-Richardson-20
(KD-20) formulü ile değerlendirilen iç tutarlılık ve madde-total korelasyon analizi ile değerlendirildi.
Bulgular: Multicollinearity nedeniyle ölçekteki iki ifade silindi. Yapılan analizde univariate ve
multivariate aykırı değerlere; basıklık ve eğiklik değeri önerilen standardın üzerinde olan ifadeye
rastlanmadı. 15 ifadeli PGMMS yeterli derecede uyum indekslerine sahipti (GFI=0.98; AGFI=0.97;
CFI=0.98; RMSA=0.04). DFA‘de ―ajitasyon‖, ―kiĢinin kendi yaĢlılığa yönelik tutumu‖ ve ―yalnızlıktan
hoĢnutsuzluk‖ olmak üzere üç faktör bulundu. Bu faktörler arasındaki korelasyon katsayıları oldukça
güçlü idi. PGMMS ile SF-36‘nın fiziksel (r=0.50) ve mental sağlık (r=0.79) ana boyutları, PGCMS ile
sosyal destek (r=0.53), PGCMS ile umutsuzluk skalaları (r=-0.68) arasındaki iliĢkiler PGCMS‘nim yapı
geçerliğini destektedi. KD-20 değeri ölçeğin totali için 0.92 idi, alt ölçeklerde 0.72 ile 0.85 arasında
değiĢti. Ölçekteki ifadelerin madde toplam korelasyon katsayıları 0.39 ile 0.73 arasında idi.
Sonuç: Bu çalıĢmanın sonuçlarına göre Türkçe PGCMS‘nin Türk yaĢlılarında kullanıbilecek geçerli ve
güvenilir bir ölçüm aracı olduğu kanısına varılmıĢtır.
Anahtar Kelimeler: geriatri, yaĢam kalitesi, Philadelphia Geriatri Merkezi Moral Skalası, güvenilirlik,
geçerlilik
187
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KRONĠK KALP YETMEZLĠĞĠ OLAN HASTALARDA YAġAM KALĠTESĠNĠN
DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
(Bildiri no:307; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
Rukiye Pınar 1 Vacide AĢık 2
1
Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, 2 Haseki Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi
Amaç: Kalp yetmezliği (KY) hastalarının yaĢam kalitesi ve yaĢam kalitesini etkileyen faktörleri
incelemek
Yöntem: Örneklemi 220 hasta oluĢturdu. Örnekleme dahil edilme kriterleri; en az 6 ay önce KY tanısı
alma, 18-65 yaĢ arasında olma ve araĢtırmaya katılmayı kabul etme idi. ÇalıĢma öncesi etik kurul onayı
ile hastalardan bilgilendirilmiĢ onam alındı. Veriler Minnesota Kalp Yetmezliği ile Birlikte YaĢama Anketi
(MLHFQ), SF-36 ve Memorial Semptom Değerlendirme Skalası (MSAS-HF) ile toplandı. MLHFQ KY olan
hastalarda yaĢam kalitesini ölçmek amacıyla geliĢtirilmiĢ; fiziksel ve emosyonel fonksiyon boyutları
bulunan 21 ifadeden oluĢan bir ölçektir. SF-36 sağlık durumu ve yaĢam kalitesinin
değerlendirilmesinde kullanılan, 8 alt boyut ve iki ana boyuttan oluĢan (fiziksel sağlık, mental sağlık)
36 ifadeli bir ölçektir. MSAS-HF ile kalp yetmezliği ve genel sağlık sorunları ile ilgili 32 sağlık sorunu
sorgulanmaktadır (sıklık, Ģiddet). Toplanan veriler SPSS 11.5 versiyonu ile t testi, ANOVA varyans,
Pearson‘s korelasyonu ile değerlendirildi; ilk değerlendirmede anlamlı çıkan sonuçlar için ileri regresyon
analizleri yapıldı.
Bulgular: YaĢ ortalaması 58.6 olan olguların çoğunluğu erkek (%54.1), evli (%75.9), ilkokul mezunu
(%47.6), emekli (%40) ve ailesi ile birlikte yaĢamaktadır (%96.8). Ekonomik durumlarını %43.6‘sının
―orta‖ olarak ifade eden olguların %89.5‘i çalıĢmamaktadır. Ortalama hastalık süreleri 48.7 ay ve
ejeksiyon fraksiyon değeri %36 olan olguların %59.5‘inin fonksiyonel sınıfı III olup, %57.7‘si son yıl
içerisinde kalp hastalığı nedeniyle hastaneye yatmıĢtır. Olguların %71.8‘inde kronik hastalık mevcuttur,
tamamına yakını (%96.8) diüretik kullanmaktadır, %77.3‘ü tuzu kısıtlanmıĢ gıda almaktadır. Hastaların
%97.3‘ü solunum güçlüğü ve halsizlik deneyimlemekte idi. Sosyo-demografik özelliklerden çalıĢmama
ve yalnız yaĢama yaĢam kalitesini olumsuz, ancak düĢük düzeyde etkiledi. Sağlık/hastalık ile ilgili
özelliklerden sırası ile fonksiyonel sınıf, son bir yıl içerisinde kalp hastalığı nedeni ile hastanede yatma,
eĢlik eden kronik hastalık sayısı, deneyimlenen semptomların sıklığı ve Ģiddeti yaĢam kalitesini olumsuz
yönde etkileyen en önemli faktörler olarak öne çıktı. Fonksiyonel sınıf tek baĢına, SF-36 nın mental
sağlık boyutunda %42.4, son bir yıl içinde hastaneye yatıĢ ile birlikte fiziksel sağlık boyutunda %51.4,
MLHFQ fiziksel fonksiyon boyutunda %48.4 oranında belirleyici; fonksiyonel sınıf sigara içimi ile birlikte
MLHFQ emosyonel fonksiyon boyutunda %27.6; kronik hastalık sayısı ile birlikte MLHFQ toplamında
%52.1 oranında belirleyici oldu. Konsantrasyonda güçlük; uyku problemleri, gece solunum güçlüğü ile
uyanma, endiĢelenme, kilo alma ve düz yatar pozisyonda solunum güçlüğü birlikte, MLHFQ fiziksel
fonksiyon
boyutunda
%55.6;
konsantrasyonda
güçlük,
huzursuzluk,
el/ayaklarda
uyuĢma/karıncalanma, gece solunum güçlüğü ile uyanma, üzüntülü hissetme birlikte; MLHFQ
emosyonel boyutunda %39.6; konsantrasyonda güçlük, idrar yapmada güçlük, çarpıntı, gece solunum
güçlüğü ile uyanma, endiĢelenme ve kilo alma birlikte, MLHFQ totalinde %56.2 oranında belirleyici
güce sahipti.
188
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KANSERLĠ HASTALARA BAKIM VEREN AĠLE ÜYELERĠ ĠÇĠN BAKIM VERĠCĠ
TEPKĠ DEĞERLENDĠRME ÖLÇEĞĠ’NĠN GEÇERLĠK VE GÜVENĠRLĠK
ÇALIġMASI
(Bildiri no:308; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
Füsun AfĢar1, Rukiye Pınar2
1
Derince Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi, 2 Yeditepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, HemĢirelik
ve Sağlık Hizmetleri Bölümü
Amaç: Kanserli hastalara bakım veren aile üyeleri için Bakım Verici Tepki Değerlendirme Ölçeği
(Caregiver Reaction Assessment- CRA) Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğinin
değerlendirilmesidir.
Gereç Ve Yöntem: CRA fiziksel ve mental rahatsızlığı olan hastaların primer bakımında görev alan
bireylerin kendini sistematik bir Ģekilde değerlendirmesini sağlamak amacıyla 1992 yılında Given ve
arkadaĢları tarafından geliĢtirilmiĢtir. 24 ifade içeren ölçek ile primer bakım vericilerin yaĢadıkları
sıkıntıları özdeğer (ÖD), günlük yaĢamın kesintiye uğraması (GYK), aile destek eksikliği (ADE), finansal
sıkıntı (FS) ve sağlık sorunları (SS) olmak üzere 5 boyutta değerlendirilebilir. ÇalıĢma öncesi ölçeği
geliĢtiren araĢtırmacılardan gerekli izin alınmıĢtır. AraĢtırma 136 hasta yakınında yapıldı. Geçerlikte
yapı geçerliği, ayırt edici ve yakınlaĢım/uzaklaĢım geçerliği incelendi. Yapı geçerliliği açıklayıcı faktör
analizi ile yapıldı; ayırd edici geçerlikte CRA‘nın Pittsburg Uyku Kalite Ġndeksi (PUKĠ) ve DurumlukSürekli Anksiyete Ölçeği ölçekleri ile, yakınlaĢım/uzaklaĢım geçerliliğinde Çok Boyutlu Algılanan Sosyal
Destek Ölçeği (MSPSS) ölçeği ile korelasyonuna bakıldı. Güvenirlikte Cronbach alpha ve madde toplam
korelasyonu incelendi.
Bulgular: Faktör analizde iki ifadenin eĢ zamanlı olarak iki faktör kapsamına 0.30 faktör yükü ile
girdiği görüldü; faktör yükleri arasındaki fark 0.10 olan bu ifadeler ile faktör yükü 0.30 olan bir diğer
ifade ölçekten çıkarıldı. Bu ifadeler çıkarıldıktan sonra 21 ifadeli ölçek ile yeniden faktör analizi yapıldı.
Bu analizde faktör 5 kapsamına yalnızca iki ifadenin girdiği görüldü; scree plot incelendi ve ölçeğin 4
faktörlü çözümlemesinin daha uygun olduğuna karar verildi. Dört faktörlü çözümlemede ölçekteki tüm
ifadelerin faktör yükleri pozitif ve 0.30‘ün üzerinde idi. Toplam varyansın %60.94‘ünü açıklayan 4
faktörlü yapıda, faktörlerin öz değerleri sırasıyla 5.73, 3.24, 2.24, 1.57; faktör yükleri 0.33 ile 0.86
arasında; madde toplam korelasyon katsayıları >0.20 olup, cronbach alfa katsayısı 0.75 ile 0.87
arasında değiĢmekte idi. Ayırt edici geçerlikte durumluluk ve sürekli anksiyete Ģiddeti arttıkça CRA‘nın
üç boyutunda (GYK, SS, FS) bakım vericilerin algıladıkları sıkıntının arttığı; yine uyku kalitesi düĢük
olanlarda CRA‘nın iki boyutunda (GYK, SS) daha fazla sıkıntı yaĢamıĢtır. Ayrıca CRA‘nın finansal sıkıntı
boyutu hasta yakınlarının ifade ettikleri gelir durumuna göre farklılık göstermiĢ, algılanan finansal
sıkıntı gelir durumunu iyi olarak ifade edenlerde en az, kötü olarak ifade edenlerde en fazla olmuĢtur.
YakınlaĢım/uzaklaĢım geçerliğinde CRA alt boyutlarından günlük yaĢamın kesintiye uğraması boyutu ile
MSPSS alt boyut puanları arasındaki orta derecede ters yönlü iliĢki olduğu görülmüĢtür.
Sonuç: CRA ülkemizdeki kanserli hastalara bakım veren aile üyelerinin yaĢam kalitelerinin
değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçektir.
Anahtar Kelimeler: Bakım Verici Tepki Değerlendirme Ölçeği, güvenilirlik, geçerlilik
189
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
PEPTĠK ÜLSER TANISI ALAN BĠREYLERĠN YAġAM KALĠTESĠNĠN
ĠNCELENMESĠ
(Bildiri no:313; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon A; EriĢkin ve Çocuk Solunum Hastalıkları ve SYK)
Derya SEVER * Handan ZĠNCĠR **
*Adıyaman Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Adıyaman Üniversitesi Sağlık
Yüksekokulu 02040 Adıyaman ** Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Öğretim Görevlisi
Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Kayseri
Amaç: Bu çalıĢma; Adıyaman il merkezindeki tedavi kurumlarına baĢvuran ve peptik ülser tanısı alan
bireylerde peptik ülserin bireylerin yaĢam kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıĢ
tanımlayıcı bir çalıĢmadır.
Yöntem: AraĢtırmanın evrenini; Adıyaman il merkezindeki tedavi kurumlarının dahiliye polikliniğine
baĢvuran peptik ülserli tüm bireyler oluĢturmaktadır. ÇalıĢma, 1 Kasım 2007 - 28 ġubat 2008 tarihleri
arasında 270 birey üzerinde yapılmıĢtır. Adıyaman Valiliği Ġl Sağlık Müdürlüğü ve il merkezindeki tedavi
kurumlarından resmi izin ve bireylerden de yazılı onam alınmıĢtır. Veri toplamada kiĢisel bilgi formu ve
Ware tarafından geliĢtirilen, Türk toplumu için geçerlilik ve güvenilirliliği Pınar tarafından yapılan SF 36
YaĢam Kalitesi Ölçeği kullanılmıĢtır. Veriler, araĢtırmacı ve anketörler tarafından yüz yüze görüĢme
tekniği ile toplanmıĢtır. Verilerin değerlendirilmesinde Independent (t), Tek Yönlü Varyans analizi
(ANOVA), Kruskal-Wallis Varyans analizi, Mann-Whitney U testi kullanılmıĢtır.
Bulgular: AraĢtırmaya katılan bireylerin yaĢ ortalaması 40.64±14.69‘dur. Bireylerin %57.0‘ı kadın,
%62.2‘si ilkokul veya daha düĢük eğitim düzeyinde; %74.5‘i evli, %48.1‘i ev hanımı, %34.8‘i kendi
ifadelerine göre gelir durumları kötü veya çok kötü düzeyde, %58.5‘i kentsel bölgede yaĢamakta ve
%49.6‘sı göç etmiĢtir. Bireylerin %69.6‘sının stresli yaĢamı olduğu, %40.8‘nin sigara, %8.9‘nun alkol
kullanma öyküsü olduğu, %79.1‘nin kahve ve %97.4‘ünün çay içme alıĢkanlığı olduğu saptanmıĢtır.
Bireylerin %40.0‘ının peptik ülser dıĢında kronik bir hastalığı olduğu, %35.9‘u peptik ülser tanısı
almadan önce ilaç kullandığı, kullanılan ilaçlarında %29.8‘i peptik ülserin etiyolojisinde yer alan ilaçlar
olduğu belirlenmiĢtir. Bireylerin %44.4‘nün ailede peptik ülser hikayesi olduğu, %22.6‘sının A kan
grubundan olduğu tespit edilmiĢtir. Histopatolojik inceleme sonucunda Helicobacter Pylori pozitifliği
%59.3 olarak bulunmuĢtur. Peptik ülserli bireylerden ileri yaĢta olan, kadın olan, eğitim düzeyi düĢük
olan, orta ve daha alt gelire sahip olan, kırsal bölgede yaĢayan, ev hanımı olan, eĢini kaybetmiĢ
olanlarda yaĢam kalitesi alt ölçekleri ortalama puanları diğer gruplara göre daha düĢüktür.
Sonuç: Peptik ülserli bireylerde yaĢın, cinsiyetin, gelirin, eğitim durumunun, medeni durumun,
yaĢanılan yerin, mesleğin yaĢam kalitesini etkilediği ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak
anlamlı olduğu bulunmuĢtur p<0.05).
Anahtar kelimeler : Peptik ülser, yaĢam kalitesi
190
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ĠSTANBUL’DA HUZUREVLERĠNDE YAġAYAN YAġLILARIN GÜNLÜK YAġAM
AKTĠVĠTELERĠNĠN VE YAġAM KALĠTELERĠNĠN BELĠRLENMESĠ
(Bildiri no: 320; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
1
Yrd.Doç.Dr. Hasan Hüseyin Eker, 2Doç.Dr. Emel Lülecioğlu, 2Yrd.Doç.Dr. Mustafa TaĢdemir
1
Ġstanbul Ġl Özel Ġdaresi /GümüĢhane Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu. GümüĢhane, 2Marmara
Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Ġstanbul
Amaç: YaĢlılık bireylerin günlük yaĢam aktivitelerini yerine getirmede gerilemeye, dolayısıyla yaĢam
kalitelerinde bozulmaya neden olmaktadır. Bu çalıĢmanın amacı kamuya ve özel sektöre ait
huzurevlerinde kalan yaĢlıların yaĢam kalitelerine ve günlük yaĢam aktivitelerine etki eden faktörleri
ortaya koymaktır.
Yöntem: Kesitsel tipte bir çalıĢma olup basit rastgele yöntemle seçilen biri kamu diğerleri özel toplam
yedi huzurevinde Kasım 2009-Ocak 2010 tarihleri arasında yapılmıĢtır. Kamu huzurevinde
yaĢayanlardan iletiĢim kurulabilen 132 yaĢlının araĢtırmayı kabul eden 87‘si ile, özel huzurevlerinde
kalanlardan iletiĢim kurulabilen 98 yaĢlının araĢtırmayı kabul eden 74‘ü ile yüz yüze görüĢülerek
anketler doldurulmuĢtur. Anket formu sosyo-demografik özellikleri, özürlülük durumunu, yardımcı cihaz
ve protez kullanım durumunu, kullanılan yardımcı cihazların neler olduğunu, doktor tarafından tanı
konmuĢ hastalıkları içermektedir. Günlük yaĢam aktivitelerini değerlendirmek için, Enstrumental
Günlük YaĢam Aktiviteleri ve KATZ günlük yaĢam aktiviteleri indeksi kullanılmıĢtır. YaĢam kalitesini
değerlendirmek için WHOQOL – BREF Ölçeği kullanılmıĢtır. Veriler SPSS 11.5 paket programı ile
değerlendirilmiĢ, istatistiksel analiz için Ki-Kare, Kruskal-Wallis Varyans Analizi, Mann-Whitney U,
testleri kullanılmıĢtır.
Bulgular: AraĢtırmaya katılanların yaĢ ortalamaları 74.3 ±9.59 olup, %54.0‘ ü kamu, %46.0‘sı özel
huzurevinde kalmakta, %58.4‘ü erkek, %41.6‘sı ise kadındır. Özel huzurevinde kalanların kamuya ait
huzurevinde kalanlara göre, tüm günlük yaĢam aktivitelerini yerine getirmede daha fazla bağımlı
olduğu saptanmıĢtır. Özel huzurevinde kalanlarda çevresel alan puanı daha yüksek bulunurken,
kamuya ait huzurevinde kalanlarda bedensel, ruhsal ve sosyal alan puanları daha yüksek bulunmuĢtur.
Cinsiyete göre bakıldığında kadınların temizlik, alıĢveriĢ, ulaĢım, yemek hazırlama, yıkanma
aktivitelerinde daha bağımlı olduğu saptanmıĢ (p<0.005), ancak yaĢam kalitesi puanları arasında fark
saptanmamıĢtır.
Diğer taraftan sigara içmeyenlerde ve herhangi bir özrü olanlarda bedensel alan puanı düĢük
bulunmuĢtur. Özür bulunmasının incelenen tüm günlük yaĢam aktivitelerinde bağımlılığı artırdığı
saptanmıĢtır.
Günlük yaĢam aktivitelerinden temizlik, alıĢveriĢ, giyinme, tuvalet ihtiyacı, oturma-yatma-kalkma,
yemeği kaptan alıp yemede bağımlı olanlarda çevresel alan dıĢındaki tüm yaĢam kalitesi puanları
anlamlı derecede düĢük bulunmuĢtur. Büyük ve küçük abdestini kaçırma, yıkanma, yemek hazırlama,
ulaĢımda bağımlı olanların ise tüm yaĢam kalitesi alanlarından düĢük puan aldığı saptanmıĢtır
(p<0.005). Huzurevinde yaĢamaktan memnuniyeti değerlendiren yüz skalasından alınan puanlarla
çevresel alan, ruhsal alan ve sosyal alan puanları arasında pozitif korelasyon saptanmıĢtır.
Sonuç: YaĢlılara bakım hizmeti veren özel kurumlarda bedensel, ruhsal ve sosyal çevreyi, kamu
kurumlarında ise fiziksel çevreyi iyileĢtirici ve günlük yaĢam aktivitelerindeki sınırlılıkları azaltıcı
önlemlerin alınarak yaĢlıların kaliteli bir yaĢam sürmelerine yardımcı olunmalıdır.
191
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KRONĠK KALP YETERSĠZLĠĞĠ ANKETĠNĠN (KKYA) TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN
GEÇERLĠLĠK VE GÜVENĠRLĠK ÇALIġMASI
(Bildiri no:322; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
Emel Yılmaz* Erhan Eser** Cemil Gürgün*** Hakan Kültürsay***
*Celal Bayar Üniversitesi Manisa Sağlık Yüksekokulu, Manisa, Türkiye. **Celal Bayar Üniversitesi Tıp
Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Manisa, Türkiye. ***Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardiyoloji
Anabilim Dalı, Ġzmir, Türkiye
Amaç: Türkiye‘de kronik kalp yetersizliği (KKY) hastaları için geçerliliği gösterilmiĢ hastalığa özel bir
yaĢam kalitesi ölçeği yoktur. Bu çalıĢmanın amacı özgün sürümü Ġngilizce olan ve orijinal adı The
Chronic Heart Failure Questionnaire (CHQ) olan Kronik Kalp Yetersizliği Anketi‘nin (KKYA) Türk
kültürüne uyarlanması ve geçerlilik ve güvenilirliğinin gösterilmesidir.
Yöntem: Bu araĢtırma, metodolojik (geçerlilik ve güvenilirlik) tipte bir kültürel uyarlama çalıĢmasıdır.
Kronik Kalp Yetersizliği Anketi‘nin Türkçe‘ye uyarlanmasında uluslararası kabul gören yöntemlerde
belirtilen adımlar izlenmiĢtir. Anket 20 soru ve dört alt boyuttan oluĢmaktadır. Ölçeğin alt boyutları:
dispne (5 soru), yorgunluk (4 soru), emosyonel durum (7 soru) ve hâkimiyet (4 soru) boyutlarıdır.
Sorular 1 (en kötü)‘den 7‘ye (en iyi) kadar değer alan Likert tipi yanıt seçeneklerine sahiptir. Puan
arttıkça yaĢam kalitesi de artar. AraĢtırmaya bir üniversite hastanesi kardiyoloji kliniğinde yatan, 18
yaĢ ve üstünde, bilinci açık, soruların tamamını yanıtlayabilecek yeterlilikte olan, Türkçe iletiĢim
kurabilen, KKY tanısı konmuĢ ve araĢtırmaya katılmayı kabul eden 205 hasta alınmıĢtır. Ġlk
uygulamadan 15 gün sonra anket aynı kiĢilere tekrar uygulanmıĢtır. Geçerlilik ve güvenilirlik
analizlerinde doğrulayıcı yaklaĢım kullanılmıĢtır. Güvenirlik için Cronbach alfa, geçerlilik için faktör
analizi kullanılmıĢtır. Ölçüt (kriter) Geçerliliği için NYHA sınıflaması, birleĢim-ayrıĢım geçerliliği için SF–
36 ve WHOQOL–100 Genel Sağlık ve YaĢam Kalitesi faseti kullanılmıĢtır. DeğiĢime duyarlılık etki
büyüklüğü ile değerlendirilmiĢtir.
Bulgular:AraĢtırmaya katılan hastaların yaĢ ortalaması 63.33±14.41 ve KKY tanısı aldıktan
araĢtırmanın yapıldığı güne kadar geçen ortalama süre 4.09±3.38 yıldır. Hastaların %61.0‘ı erkek,
%62.9‘unun NYHA kalp yetersizliği fonksiyonel sınıflaması III, %32.7‘sinin sol ventrikül ejeksiyon
fraksiyonu (LVEF)<30, %53.7‘sinin koroner arter hastalığı, kalp kapak hastalığı, hipertansiyonu ve
%35.1‘inin diyabet gibi KKY‘ye eĢlik eden süreğen bir hastalığının olduğu saptanmıĢtır. KKYA‘nin nin
Cronbach alfa değerleri 0.72–0.94 aralığında bulunmuĢtur. KKYA‘nin Dispne alt boyutunda ilk
uygulamada önemli sayılabilecek (%25) taban etkisi ve ikinci uygulamada (%19) tavan etkisi
saptanmıĢtır. Her bir boyut ve toplam için gerek ilk gerekse ikinci uygulamada iç tutarlık göstergesi
olarak kullanılan alfa değerleri de kabul edilebilir sınırlar içindedir (>0.70). Her bir soru tek tek
çıkarıldığında ait olduğu boyutun alfa değeri yükselmemiĢtir, sorunlu soru yoktur. Doğrulayıcı faktör
analizi KKYA‘nin orijinalindeki dört faktör yapısını desteklemiĢtir. Ölçeğin ölçüt ve yapı geçerliliği tatmin
edici olarak bulunmuĢtur. KKYA'nin alt boyutları için önce-sonra değerlendirmeler arasındaki etki
büyüklükleri sırasıyla Dispne için 0.55; Yorgunluk için 0.40; Duygudurum için 0.56; Hakimiyet için 0.13
bulunmuĢtur.
Sonuç: Bulgular KKYA Türkçe sürümünün KKY‘li hastalarda geçerli ve güvenilir bir yaĢam kalitesi
ölçeği olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Kronik kalp yetersizliği, geçerlilik, güvenirlik,
yaĢam kalitesi.
192
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
MIDAS YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN PSĠKOMETRĠK
ÖZELLĠKLERĠ
(Bildiri no:323; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
Emel Yılmaz* Erhan Eser** Cevad ġekuri*** Hakan Kültürsay****
*Celal Bayar Üniversitesi Manisa Sağlık Yüksekokulu, Manisa, Türkiye. **Celal Bayar Üniversitesi Halk
Sağlığı Anabilim Dalı, Manisa, Türkiye. ***Özel Kent Hastanesi, Kardiyoloji Kliniği, Ġzmir,Türkiye.
****Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, Ġzmir, Türkiye
Amaç: Bu çalıĢmada; özgün sürümü Ġngilizce ve orijinal adı Myocardial Infarction Dimensional
Assessment Scale (MIDAS) (Miyokard Ġnfarktüsü (MI) Boyutsal Değerlendirme Ölçeği) olan ölçeğin
Türkçe‘ye uyarlanması ve Türkçe sürümünün psikometrik özelliklerinin çözümlenmesi amaçlanmıĢtır.
Yöntem: ÇalıĢma, metodolojik araĢtırmadır. MIDAS 35 soru ve yedi alt boyuttan (fiziksel aktivite,
güvensizlik, duygudurum, bağımlılık, diyet, ilaç tedavisi ve yan etkiler) oluĢmaktadır. Sorular 5‘li Likert
tipindedir. Ölçek puanları arttıkça algılanan yaĢam kalitesi kötüleĢmektedir. MIDAS‘ın Türkçe‘ye
uyarlanmasında uluslararası kabul gören yöntemlerde belirtilen adımlar izlenmiĢtir. AraĢtırmaya
Türkiye‘nin batı bölgesindeki iki hastanenin kardiyoloji kliniğine baĢvuran 18 yaĢ ve üstünde, bilinci
açık, soruların tamamını yanıtlayabilecek yeterlilikte olan, Türkçe iletiĢim kurabilen, en az bir ay, en
çok bir yıl önce MI geçirmiĢ ve araĢtırmaya katılmayı kabul eden 185 hasta alınmıĢtır. Tanımlayıcı
analizlerde ölçek boyut skor ortalamaları ve standart sapmaları, taban ve tavan etkileri; güvenilirlik
analizlerinde iç tutarlılık analizi (Cronbach alfa değeri); geçerlilik analizlerinde ise, kriter (ölçüt)
geçerliliği ve yapısal geçerlilik yaklaĢımları kullanılmıĢtır. Ayrıca duyarlılık analizleri de yapılmıĢtır. Kriter
geçerliliğinde, NHYA kalp yetersizliği sınıflaması, Kanada Kalp Cemiyeti Anjina Pektoris Sınıflaması
(KKCAPS) kullanılmıĢ, yapısal geçerlilikte BirleĢim-AyrıĢım geçerliliği, bilinen gruplar geçerliliği
yaklaĢımları ve faktör analizi kullanılmıĢtır. Bilinen gruplar geçerliliğinde sosyodemografik değiĢkenler
ve BirleĢim-AyrıĢım geçerliliğinde boyutlar arası korelasyon makriksi ve SF-36 ölçeği ile karĢılaĢtırma
yöntemi kullanılmıĢtır.
Bulgular: Hastaların %82.2‘si erkek, yaĢ ortalaması 57.72±10.61 ve MI geçirdikten sonraki ortalama
süre 2.87±2.98 aydır. AraĢtırma grubunun %47.0‘ının en az bir tane eĢlik eden hastalığı olduğu,
%68.6‘sının ilk kez MI ve %29.2‘sinin hiperakut MI geçirdiği, %41.6‘sının koroner anjiografisinde tek
damarının tıkalı olduğu ve %53.5‘inin MI‘dan sonra KA+PTCA+Stent uygulandığı saptanmıĢtır. MIDAS
alt boyutlarının ortalama puanları, taban ve tavan etki yüzdeleri sırasıyla: fiziksel aktivite için:
44.73±24.09 (1.1-0.0); güvensizlik için: 35.30±24.77 (4.9-1.1); duygudurum için: 38.11±28.89 (9.72.2); bağımlılık için: 50.27±28.79 (7.6-1.6); diyet için: 39.68±31.61 (16.8-2.2); ilaç tedavisi için:
29.26±32.26 (35.7-6.5); yan etkiler için: 42.91±34.64 (22.7-5.9) dür. Ölçeğin iç tutarlılığı (alfa değeri)
sırasıyla: fiziksel aktivite:0.90; güvensizlik:0.86; duygudurum:0.83; bağımlılık:0.79; diyet:0.84; ilaç
tedavisi:0.84; yan etkiler:0.88‘dir. Her bir soru tek tek çıkarıldığında ait olduğu boyutun alfa değeri
yükselmemiĢtir. Sorunlu soru yoktur. Ölçekte yer alan tüm maddeler kendi boyutlarıyla üst düzeyde
anlamlı korelasyon vermiĢtir. Faktöriyel uyum geçerliliği destekler niteliktedir. BirleĢim-ayrıĢım
geçerliliği açısından MIDAS‘ın benzer boyutları ile SF-36 alt boyutları arasında negatif yönlü anlamlı
korelasyonlar bulunmuĢtur. Ölçüt geçerliliği ve duyarlılık analizlerinde ise MIDAS alt boyutları ile
KKCAPS ve NHYA kalp yetersizliği sınıflaması arasında anlamlı iliĢki saptanmıĢtır (p<0.05).
Sonuç: Bulgular, MIDAS Türkçe sürümünün geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğunu ve klinikte
uygulanabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Miyokard infarktüsü, yaĢam kalitesi, geçerlilik,
güvenirlik
193
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KANSERLĠ HASTA YAKINLARININ YAġAM KALĠTESĠ
(Bildiri no: 324; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730; Salon C; Meme Kanseri ve SYK)
Hatice Karabuğa1, Rukiye Pınar2
1
Anadolu Sağlık Merkezi, 2Yeditepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, HemĢirelik ve Sağlık
Hizmetleri Bölümü
Amaç: Kanserli hastalara bakım veren aile üyelerinin yaĢam kalitesi (YK) ve yaĢam kalitesini etkileyen
durumları değerlendirmektir.
Yöntem: Kanser hastasına bakım veren 120 aile üyesi örneklemi oluĢturmuĢtur. Ailede birden fazla
bakım veren olması durumunda, en fazla bakım veren araĢtırmaya dahil edilmiĢtir. YK Kanserli
Hastalara Bakım Verenlerde YaĢam Kalitesi Ölçeği (CQOLC) ile değerlendirildi. Ölçek ile YK 4 alt
boyutta
(yük,
rahatsızlık,
finansal
sıkıntı,
pozitif
adaptasyon)
ve
toplam
olarak
değerlendirilebilmektedir. Alt boyutların ve toplam ölçeğin puanı 0 ile 140 arasında değiĢir; yüksek
puan daha iyi YK‘yı gösterir. Olguları tanıtıcı özellikler, yaĢam kalitesi ve yaĢam kalitesini etkileyen
faktörler yüzdelik sayılar, ortalamalar ve/veya ortanca ile sunulmuĢtur. AraĢtırmada iki sayısal değer
arasındaki iliĢki Pearson‘s momentler çarpımı korelasyon tekniği, iki bağımsız grup ortalamaları
arasındaki fark bağımsız gruplar arası t testi; üç grup ortalamaları arasındaki fark Anova varyans
analizi ile incelenmiĢtir.
Bulgular: YaĢ ortalaması 44.7 olan olguların çoğunluğu kadın (%72.5), evli (%75.8), çocuk sahibi
(%74.2) ve üniversite mezunu (%45)‘dur. Kadın olguların %47.1‘i ev hanımı, erkek olguların %81.8‘i
serbest meslek sahibidir; olguların %53.3‘ünün ekonomik durumu iyi olup, %91.7‘sinin sosyal
güvencesi bulunmakta, %63.3‘ü ise çalıĢmamaktadır. Olguların %95‘i aile üyesiyle birlikte yaĢamakta;
%62.5 oranında bakım birden fazla kiĢi tarafından sürdürülmektedir. Aile üyelerinin %100‘ünün
hastasına bakım verme nedeni ile yaĢamı olumsuz yönde etkilenmiĢtir; %98‘i psikolojik sağlığının,
%9.2‘si fiziksel sağlığının bozulduğunu; %53.3‘ü genel olarak sorumluluklarını yerine getiremediğini,
%30‘u çalıĢma hayatında, %15‘i aile yaĢamında ve %45‘i evlilik iliĢkisinde sorunlar yaĢadığını ifade
etmiĢtir.
Hasta yakınlarının yaĢam kaliteleri düĢük-orta derecede idi. Kadın bakım verenlerin, yaĢlı olanların,
erkek hastaya bakanların, ekonomik durumu kötü olanların, baĢkalarından destek almayanların ve
sorumluluklarını yerine getirmede güçlük yaĢayanların YK‘i daha düĢük bulundu. Bakım verenin kadın
olması ve ailede baĢka bakım verenlerin olmaması YK‘nın yük boyutunda %49.4 (R2=0.244, p<0.001);
ileri yaĢ rahatsızlık boyutunda %38.9 (R2=0.151, p<0.01) ve kötü ekonomik durum pozitif adaptasyon
boyutu %20.7 (R2=0.043, p<0.05) ile finansal sıkıntı boyutunda %42.6 (R2=0.182, p<0.001) oranında
belirleyici idi. YK‘nın toplamında, kadın cinsiyeti ve kötü ekonomik durumun birlikte belirleyicilik oranı
%46.9‘dur (R2=0.220, p<0.001). Bakım verilen hastanın erkek olması rahatsızlık boyutunda %24.4
(R2=0.060, p<0.01); toplam YK‘de %19.6 (R2=0.038, p<0.05) oranında belirleyici rol oynadı.
―Sorumlulukları yerine getirmede güçlük yaĢamak‖ yük boyutunda %44.3 (R2=0.197, p<0.001);
rahatsızlık boyutunda %28 (R2=0.078, p<0.01); finansal sıkıntı boyutunda %21.7 (R2=0.047, p<0.05)
ve toplam YK‘de %39.5 (R2=0.156, p<0.001) oranında belirleyici oldu.
Sonuç: Hasta yakınlarının YK‘ni artırmak için, bakım verenlerin (özellikle kadınların, yaĢlı ve hastası
erkek olanların) desteklenmesi, olanaklar ölçüsünde, bu desteğin hem bakımın paylaĢılarak
sürdürülmesi, hem de bakım dıĢındaki iĢlere yardım edilmesi Ģeklinde yapılması önerilmiĢtir. Hasta
yakınlarına verilecek destek, bakım verenlerin aile/evlilik ve iĢ hayatında, ekonomik durumunda ve
sorumluluklarını yerine getirmelerine yardımcı olacak Ģekilde farklı yöntemler geliĢtirilerek verilmeli;
evde semptom yönetimi ile ilgili eğitim programları, aile üyelerinin sağlık bakım ekibi, akraba ve
arkadaĢları tarafından desteklenmesi gibi farklı destek kaynaklarını içermelidir.
194
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KANSERLĠ HASTALARA BAKIM VERENLERDE YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ’NĠN
(THE CAREGIVER QUALITY OF LIFE INDEX CANCER SCALE-CQOLC­) TÜRK
KANSERLĠ HASTA YAKINLARINDA GÜVENĠRLĠK VE GEÇERLĠĞĠ
(Bildiri no: 325; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730; Salon D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
Hatice Karabuğa1, Rukiye Pinar2
1
Anadolu Sağlık Merkezi, 2Marmara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi
Amaç: ÇalıĢma ―Kanserli Hastalara Bakım Verenlerde YaĢam Kalitesi Ölçeği (The Caregiver Quality of
Life Index Cancer Scale-CQOLC-)‘nin güvenirlik-geçerliğinin yapılması amacıyla metodolojik ve
tanımlayıcı olarak yapılmıĢtır.
Yöntem: Kanser hastasına bakım veren 120 aile üyesi örneklemi oluĢturmuĢtur. Ailede birden fazla
bakım veren olması durumunda, en fazla bakım veren araĢtırmaya dahil edilmiĢtir. YaĢ ortalaması 44.7
olan olguların çoğunluğu kadın (%72.5), evli (%75.8), çocuk sahibi (%74.2) ve üniversite mezunu
(%45)‘dur. Kadın olguların %47.1‘i ev hanımı, erkek olguların %81.8‘i serbest meslek sahibidir;
olguların %53.3‘ünün ekonomik durumu iyi olup, %91.7‘sinin sosyal güvencesi bulunmakta, %63.3‘ü
ise çalıĢmamaktadır. Olguların %95‘i aile üyesiyle birlikte yaĢamaktadır. Olgulara %62.5 oranında
bakım birden fazla kiĢi tarafından sürdürülmektedir. AraĢtırma dil eĢdeğerliği, güvenirlik ve geçerlik
olmak üzere üç aĢamada gerçekleĢtirilmiĢtir. Dil eĢdeğerliğinde çeviri-geri çeviri yöntemi; güvenirlik
incelemesinde iç tutarlılık (Cronbach‘s alpha), zamana karĢı değiĢmezlik (test-retest); geçerlik
incelemesinde ölçüt, ayırt edici, yakınlaĢım/uzaklaĢım geçerlik yöntemleri kullanıldı. Ölçüt geçerliğinde
genel yaĢam kalitesi değerlendirmelerinde altın standart olarak kabul edilen SF-36 ölçüt olarak alındı,
CQOLC ile SF-36‘daki fiziksel ve mental boyut arasındaki iliĢki incelendi. Ayırt edici geçerlikte öncelikle
depresif olan ve olmayan olgular Beck depresyon ölçeği (BDÖ) puanları 17 kesme noktası alınarak
bulundu, takiben CQOLC ölçeğinin depresif olan ve olmayanları ayırd edip etmediği değerlendirildi.
YakınlaĢım/uzaklaĢım geçerliğinde CQOLC ile sosyal destek ve sürekli anksiyete arasındaki korelasyon
incelendi, CQOLC ile algılanan sosyal destek arasında pozitif; CQOLC ile sürekli anksiyete arasında
negatif yönde iliĢki olacağı öngörüldü.
Bulgular: Çeviri-geri çeviri yöntemi ile Türkçeye adaptasyonu yapılan CQOLC ölçeğinin dil ve kültürel
eĢdeğerliği ölçeği geliĢtirenler tarafından da onaylanmıĢtır. Ölçeğin güvenirliği; iç tutarlılık ve zamana
karĢı değiĢmezlik ile incelenmiĢtir. Ġç tutarlılık cronbach‘s alpha katsayısı; zamana karĢı değiĢmezlik, bir
baĢka ifade ile stabilite 15 gün ara ile incelenen test-retest korelasyon katsayısı ile hesaplanmıĢtır.
Cronbach‘s alpha katsayısının alt boyutlar için 0.60 ile 0.89 arasında değiĢtiği (p: 0.000), ölçeğin
toplamı için 0.88 (p: 0.000) olduğu; test-retest korelasyon katsayısının alt boyutlar için 0.84 ile 0.95
arasında değiĢtiği, ölçeğin toplamı için 0.96 olduğu görülmüĢtür (p: 0.000). Ölçeğin iç tutarlılık
katsayıları, bir boyut dıĢında, tüm alt boyutlarda ve ölçeğin toplamında oldukça tatminkar, test-retest
güvenirlik katsayıları mükemmel düzeydedir. Ölçüt geçerliğinde CQOLC ile SF-36‘daki fiziksel ve mental
boyut arasında beklenen pozitif iliĢki bulunmuĢtur (r:0.53, p:0.000, r:0.57, p:0.000) Ayıredici
geçerlikte öncelikle BDÖ ile depresyon belirlenmiĢ, olguların %42.5‘inin depresyon deneyimlediği;
CQOLC‘un depresyonu olanları ayırdedebildiği görülmüĢtür (p:0.000). YakınlaĢım geçerliğinde CQOLC
ile algılanan sosyal desteğin tüm boyutları (aile, arkadaĢ, özel insan boyutu) arasında pozitif (r:0.23,
p:0.012, r:0.23, p:0.010, r:0.24, p:0.007), uzaklaĢım geçerliğinde CQOLC ile sürekli anksiyete arasında
negatif beklenen anlamlı iliĢkiler mevcuttur (r:-0.24, p:0.007).
Sonuç: CQOLC Türk kanserli hasta yakınlarında kullanılabilecek güvenilir ve geçerli bir ölçektir.
195
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
YĠNELEYEN AFTÖZ STOMATĠTTE DERMETOLOJĠ YAġAM KALĠTE ĠNDEKSĠ
VE OHIP-14 ĠLĠġKĠSĠ
(Bildiri no:327; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK)
Nurhan Döner1, Ġlknur Kıvanç Altunay2, Gonca Mumcu3, Hale Cimilli4, Adem KöĢlü2
1
HaydarpaĢa Numune Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi Dermatoloji Kliniği, Ġstanbul, Asistan Dr.
2
ġiĢli Etfal Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi Dermatoloji Kliniği, Ġstanbul, Doç. Dr.
3
Marmara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık BiliĢimi ve Teknolojileri AD, Ġstanbul, Doç. Dr.
4
Marmara Üniversitesi, DiĢhekimliği Fakültesi, Endodonti Bilim Dalı, Ġstanbul, Doç. Dr.
Amaç : Yineleyen aftöz stomatit (YAS) yılda en az 3 kez tekrarlayan, tek veya çok sayıda ağrılı ülsere
mukozal lezyonlar olarak tanımlanmaktadır. Bu çalıĢmanın amacı YAS hastalarında oral sağlıkla iliĢkili
yaĢam kalitesi ile dermatoloji genel yaĢam kalitesi arasındaki iliĢkiyi incelemektir.
Yöntem: ÇalıĢmaya 60 YAS (K/E:38/22, yaĢ ort. 33,7;) hastası alındı. Hastalara sosyodemografik
özellikler, aft öyküsü, ağrı durumu (visual analouge scale, VAS), dermatoloji yaĢam kalite indeksi
(DYKĠ), Oral health impact profile-14 (OHIP-14) içeren anket uygulandı. Hastaların oral muayenesi
yapılarak aftların karakteri, sayısı, yerleĢim yeri kaydedildi ve aftların çapı ölçüldü. Ayrıca, hastalar diĢ
hekimi tarafından muayene edilerek hastaların dental ve periodontal sağlıkları değerlendirildi.
Bulgular: ÇalıĢmaya katılanların %95,1‘inde minör aft tespit edilmiĢ olup; aftların %27,89‘u alt dudak
mukozasında, % 14,28‘i dil kenarı ve üzerinde bulunmaktaydı. Aftların ülsere çapları 6,98±5,53 olarak
ölçüldü (birden fazla aftı bulunan hastalarda aft çapları toplamı alınmıĢtır). ÇalıĢmamızda VAS skoru ile
OHIP-14 (r=0,44; p=0,00), aft (r=0,33; p=0,08), aftın çapı (r=0,48; p=0,00) arasında pozitif yönde
iliĢki tespit edildi. OHIP-14 skoru (21.25±9.44) ile DYKĠ (2.41±3.31) skoru arasında da (r=0.27;
p=0.03) anlamlı pozitif yönde iliĢki saptandı (r=0.3; p=0.03). Dental ve periodontal indeksler ile
anlamlı iliĢki tespit edilmedi.
Sonuç: Ağrı, yineleyen aftöz stomatit hastalarında yaĢam kalitesini olumsuz etkileyen en önemli
faktördür. Oral mukozal hastalıklara özgü olarak geliĢtirilen OHIP-14 ölçeği YAS‘ın yaĢam kalitesi
üzerine etkilerinin değerlendirilmesinde genel yaĢam kalite ölçeklerine göre daha duyarlıdır.
196
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BEHÇET HASTALIĞINDA YAġAM KALĠTESĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
(Bildiri no:329; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon C; Romatolojik sorunlar ve SYK)
Zeynep Erdoğan1, Rukiye Pınar2, Vedat Hamuryudan3
1
Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi HemĢirelik Bölümü
2
Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, HemĢirelik ve Sağlık Hizmetleri Bölümü
3
Ġstanbul Üniversitesi CerrahpaĢa Tıp Fakültesi Ġç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı
Amaç: Bu çalıĢma Behçet hastalarında yaĢam kalitesi ve yaĢam kalitesini etkileyen faktörleri
incelemek amacıyla yapıldı.
Methot: ÇalıĢmanın örneklemini 200 Behçet hastası oluĢturdu. Hastaların yaĢam kaliteleri hastalığa
özgü (BD-QoL) ve genel yaĢam kalitesi (SF-36) ölçekleriyle, depresyon durumları da Beck Depresyon
Ölçeği‘yle (BDÖ) değerlendirildi. BD-QoL, son bir ay içindeki yaĢam kalitesini değerlendiren 30
maddelik bir ölçektir. Negatif değerlendirmeye sahip olup, yüksek puanlar düĢük yaĢam kalitesini
gösterir. SF-36, fiziksel ve mental olmak üzere iki ana boyut; fiziksel fonksiyon, sosyal fonksiyon,
fiziksel sorunlara bağlı rol kısıtlamaları, emosyonel sorunlara bağlı rol kısıtlaması, mental sağlık, enerji
(vitalite), ağrı ve genel sağlık algısı olmak üzere 8 alt boyutu içerir. Ölçek puanları en düĢük puandan
en yüksek puana kadar 0 ile 100 arası değiĢen değerler alır. BDÖ, depresyon riskini belirlemek ve
depresif belirtilerin düzeyini ölçmek amacıyla geliĢtirilmiĢ, 21 ifade içerir. BDÖ için kesme noktaları az
veya yok (0–9), hafif (10–16), orta(17–29), ve Ģiddetli (30–63) olarak değerlendirilir. Veriler SPSS 11,5
programıyla değerlendirildi.
Bulgular: BD-QOL ve SF-36 ile değerlendirilen yaĢam kalitesi ortalama puanları oldukça düĢük
bulundu. Sosyodemografik özelliklerden düĢük gelir düzeyi ve öğrenim durumunun yaĢam kalitesini
etkilediği bulundu. Hastaların % 36‘sında depresif duygu durum saptandı. Depresyon, hastalık aktifliği,
eĢlik eden kronik hastalık varlığı, tedavi alma, yorgunluk, eklem tutulumu, baĢ ağrısı, oral ve genital
ülserlerin yaĢam kalitesini önemli derecede etkilediği bulundu. Bunlar arasında depresyon, hastalık
aktifliği, yorgunluk ve eklem tutulumunun diğer faktörlere göre yaĢam kalitesini çok daha fazla
etkilediği saptanmıĢtır.
Sonuç: Behçet hastalarının yaĢam kalitesinde hastalık ile ilgili faktörlerin daha belirleyici olduğu
görülmüĢtür.
197
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KRONĠK HEPATĠT B YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ’NĠN GEÇERLĠK VE
GÜVENĠRLĠĞĠ
(Bildiri no:334; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
Rukiye Pınar* , Nursen Palaz**
*Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, HemĢirelik ve Sağlık Hizmetleri Bölümü ** S.B.
Trabzon Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi
GiriĢ ve Amaç: Spiegel ve arkadaĢları tarafından 2007 yılında geliĢtirilen Kronik Hepatit B YaĢam
Kalitesi Ölçeği (The Hepatitis B Quality of Life Instrument, Version 1.0-HBQOL), 5‘li likert tipi
puanlamaya sahip 31 ifade içermektedir. Ölçek ile yaĢam kalitesi total olarak; ayrıca ruhsal iyi olma,
beklenen endiĢeler, yaĢama gücü, damgalanma, savunmasızlık, bulaĢtırma endiĢesi ve virüse tepki
olmak üzere 7 boyutta değerlendirilebilir. Alt boyut puanları, o boyuttaki ifadelere verilen yanıtların
toplanıp ifade sayısına bölünmesi ile ölçeğin total puanı 31 ifadeye verilen yanıtların toplanıp 31‘e
bölünmesi ile hesaplanır; hem alt boyutlar hem da total ölçek için hesaplanan ortalama puanlar
yüzdelik sisteme dönüĢtürülür. Ölçekte alınan puan arttıkça yaĢam kalitesi artar. Bildiğimiz kadarıyla,
ülkemizde kronik hepatitli hastalarda yaĢam kalitesinin değerlendirilmesinde kullanılabilecek Türkçe bir
araç bulunmamaktadır. Bu çalıĢma HBQOL geçerlik ve güvenirliğini saptamak amacıyla yapıldı.
Yöntem: Ölçeğin kullanım izni alındıktan ve çeviri-geri çeviri yöntemi ile dil eĢderliği yapıldıktan sonra,
araĢtırma 84 inaktif HBsAg taĢıyıcısı ile 76 kronik hepatit B hastası üzerinde yapıldı. Geçerlik incelemesi
faktör analizi, yakınlaĢım geçerliği ve ayıredici geçerlik yöntemleri ile; güvenirliği Cronbach alpha ve
test-retest korelasyonu incelenerek yapıldı.
Bulgular: Yapı geçerliğinde ölçek orijinaline uygun olarak özdeğeri sırasıyla 3.26, 4.62, 2.39, 3.57,
2.35, 1.56 olan ve toplam varyansın %65.8‘ini açıklayan 6 faktörlü yapı gösterdi. Faktör kapsamına
giren tüm ifadelerin faktör yükleri pozitif olup, 0.45 ile 0.89 arasında değiĢmekte idi. YakınlaĢım
geçerliğinde ise; SF-36‘daki iki ana boyut ile HBQOL‘nun toplamı arasındaki korelasyona bakıldı ve
HBQOL ölçeği ortalama puanları ile SF-36‘daki fiziksel (r=0.53) ve mental boyut (r=0.60) puanları
arasında anlamlı iliĢkilerin olduğu bulundu. Ayırd edici geçerlik analizinde ise, HBQOL ölçeğinin aktif
hepatit B ve inaktif HBsAg taĢıyıcısı olanları ayırd edemediğini belirlendi (p=0.399). Güvenirlik
incelemesinde, Cronbach‘s alpha katsayısının alt boyutlar için 0.40-0.91 arasında değiĢtiği, ölçeğin
totali için 0.93 olduğu; test-retest korelasyon katsayısının alt boyutlar için 0.92 ile 0.98 arasında
değiĢtiği, ölçeğin toplamı için 0.98 olduğu görüldü.
Sonuç: Türkçe HBQOL‘nun geçerlik ve güvenirlik sonuçları genel olarak tatmin edici düzeyde
bulunmuĢtur.
198
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
SAĞLIĞI GELĠġTĠRĠCĠ YAġAM TARZI VE ÖZ ETKĠLĠLĠK-YETERLĠLĠK
DURUMUNUN SOSYOEKONOMĠK DURUM ĠLE ĠLĠġKĠSĠ
(Bildiri no:336; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Yrd.Doç.Dr. Belgin AKIN1, Ferdane TaĢ Koçoğlu2
1
Selçuk Üniversitesi Konya Sağlık Yüksekokulu, 2Selçuk Üniversitesi Konya Sağlık Yüksekokulu, Halk
Sağlığı HemĢireliği -Yüksek lisans
Amaç: KiĢinin içinde bulunduğu ekonomik durum ve sosyal çevresi bireyin harekete geçiĢinde etkilidir.
Sosyo-ekonomik düzeyi düĢük bireylerin sağlıklı yaĢam biçimi davranıĢlarına sahip olma ve sürdürme
olasılıkları daha düĢüktür. Bu nedenle bireysel davranıĢ değiĢikliğine yönelik giriĢimlerin baĢarısızlığa
uğrama olasılığı da yüksektir. Sağlığı geliĢtirici davranıĢ değiĢiklikleri oluĢturmada bireyin zihinsel algısı
dıĢında, sosyoekonomik faktörler de önemlidir. Konya kent merkezinde sağlığı geliĢtirici yaĢam tarzı ve
öz-etkililik-yeterlilik durumunun sosyoekonomik durum ile iliĢkisinin incelenmesi amacına yönelik olan
bu araĢtırma kesitsel türdedir.
Yöntem: AraĢtırmanın çalıĢma grubunu 18-64 yaĢ arası, okuryazar ve araĢtırmaya katılmayı kabul
eden 248 kiĢi oluĢturmuĢtur. Verilerin toplanmasında bireylerin sosyoekonomik durumlarını
değerlendirmek için bir anket formu, ―Sağlıklı YaĢam Biçimi DavranıĢları (SYBD) Ölçeği ve ―Öz-EtkililikYeterlik Ölçeği (ÖEYÖ)‖ kullanılmıĢtır. Sağlıklı yaĢam biçimi davranıĢları ölçeği (SYBDÖ) Walker,
Sechrist ve Pender (1987) tarafından geliĢtirilmiĢtir ve bireyin sağlıklı yaĢam biçimi ile iliĢkili olarak
sağlığı geliĢtiren davranıĢları ölçer. Bu ölçeğin ülkemiz için geçerlik ve güvenirlik çalıĢmaları Esin (1997)
tarafından yapılmıĢtır. Öz-Etkililik-Yeterlilik Ölçeği (ÖEYÖ) Sherer ve arkadaĢları (1982) tarafından
geliĢtirilmiĢtir ve bireyin öz etkililik yeterlilik düzeyini ölçer. Gözüm ve Aksayan (1999) tarafından
Türkçe‘ye uyarlanan ölçek öz değerlendirmeye dayalıdır. Veriler araĢtırmacı tarafından ev ziyaretleri ve
yüz yüze görüĢme yöntemi ile toplanmıĢtır. Ġstatistiksel analizlerde sayı, yüzde, ortalama, standart
sapma yanında Student t testi, Tek yönlü Varyans analizi (Anavo) ve Pearson‘s korelasyon analizi
kullanılmıĢtır.
Bulgular: Dul ve ayrı yaĢayan, eğitim düzeyi düĢük, doğum yeri köy olan, geniĢ ailede yaĢayan ve
sağlığını kötü+orta algılayan bireylerin SYBD benimsememe ve sürdürmemede risk grubu olduğu
saptanmıĢtır. YaĢın SYBD‘de önemli bir faktör olmadığı, hane reisinin ve annesinin eğitim düzeyi düĢük
olan, yaĢadığı evin sahibi olmayan ve oda sayısı az olan evlerde yaĢayan bireylerin dezavantajlı olduğu
görülmüĢtür. Geliri yoksulluk sınırının altında olan, ekonomik durumunu kötü olarak algılayan, sınıfsal
konumu mavi yakalı olan ve Karatay bölgesinde yaĢayanların SYBD‘ yi uygulama ve ÖEY yönünden
dezavantajlı olduğu bulunmuĢtur. SYBD ve ÖEY puanları arasında çok zayıf-zayıf ya da orta derecede
bir korelasyon olduğu saptanmıĢtır. Ġki bölge için elde edilen veriler incelendiğinde Konya kent
merkezinde SYBD ve ÖEY yönünden sosyoekonomik eĢitsizlikler yaĢandığı sonucuna varılmıĢtır.
Sonuç: Sosyoekonomik durumun SYBD ve ÖEY üzerine önemli etkiye sahip olduğu ve düĢük
sosyoekonomik düzeydekilerin dezavantajlı olduğu sonucuna varılmıĢtır. Sağlığı geliĢtirmeye yönelik
faaliyetlerde ÖEY yanında sosyoekonomik durumun göz önünde bulundurulması yararlı olacaktır.
Anahtar Sözlükler: Sağlıklı yaĢam biçimi davranıĢları; öz etkililik yeterlilik; sosyoekonomik durum;
yetiĢkinler.
199
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BEHÇET HASTALARINDA PROSPEKTĠF ĠZLEMDE ORAL ÜLSER AKTĠVĠTESĠ
VE ORALSAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ DÜZEYĠNDEKĠ DEĞĠġĠMLER
(Bildiri no:337; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
1
Gonca Mumcu, 2Nevsun Inanc, 3Ümit Karaçaylı, 4 Hale Cimilli, 1Nur Sisman, 5 Tülin Ergun, 2 Haner
Direskeneli
1
Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Yönetimi Bölümü, 2Tıp Fakültesi Romatoloji BD ve 5Dermatoloji Bilim
Dalı, 3Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Ağız, DiĢ, Çene Hast ve Cerr. AD, Ankara, 4DiĢhekimliği Fakültesi,
DiĢ hastalıkları ve Tedavisi AD, Marmara Üniversitesi, Ġstanbul.
Amaç: Bu araĢtırmanın amacı Behçet hastalarında (BH) prospektif izlemde, oral sağlıkla iliĢkili yaĢam
kalitesi ölçeğine göre minimal klinik olarak önemli iyileĢme (minimal clinical important improvement)
ile oral ülser aktivitesi arasındaki iliĢkiyi incelemektir.
Yöntem: Bu prospektif araĢtırmaya 91 BH‘sı (K/E: 54 ⁄ 37, yaĢ ort.: 40.18±10.19 yıl) dahil edildi. Oral
ülser aktivitesi Kompozit indeks skoru (KI) ile değerlendirildi. KI skorunun ağrı (KI-ağrı) ve fonksiyonel
durum (KI-fonksiyon) alt grup puanları da hesaplandı. Oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi oral health
impact profile-14 (OHIP-14) ile incelendi. BaĢlangıç ve kontrol muayeneleri arasındaki süre 6.01±4.4
olarak belirlendi. Hastaların konrol muayenelerinde de bu indeksler tekrardan değerlendirildi. OHIP-14
ölçeğine göre minimal klinik olarak önemli iyileĢme değeri hesaplandı ve bu değere göre hastalar
sınıflandırıldı.
Bulgular: Prospektif izlemde, BH‘larının %23.1‘inin (n=21) baĢlangıç ve kontrol OHIP-14 puanlarına
göre iyileĢmenin olduğu belirlendi. Bu grupta kolĢisin kullanan hastaların %21.9‘u ve immunsupresif
kullanan hastaların % 25‘i yer aldı (p=0.07). Bu iyileĢen gruptaki hastaların baĢlangıç ve kontrol
dönemindeki KI puanlarının (7.50±6.11 ve 1.94±2.04) iyileĢemeyen gruba (10.33±5.18 ve 9.84±4.53)
göre daha düĢük olduğu belirlendi (p=0.042 ve p=0.000). Baslangıçta (n=9) ve kontrol muayenesinde
(n=13) oral ülseri olmayanlarda KI skoru 0±0 puan olarak belirlendi.
Sonuçlar: KI skoru aktif oral ülseri olmayan hastalarda ―0‖ puan olarak hesaplanmaktadır ve oral
ülserin aktivitesine bağlı olarak değiĢmektedir. Buna ek olarak, hastanın kendisini daha iyi hissettiği
durumda da bu indeks puanının düĢtüğü görülmektedir. Klinik araĢtırmalar açısından objektif
değerlendirme olan KI ile subjektif değerlendirme olan OHIP-14‘ün birlikte kullanımı hekime hasta
hakkında daha ayrıntılı bilgi sunmaktadır.
200
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BEHÇET HASTALARI VE REKÜRENT AFTÖZ STOMATĠTLĠ HASTALARDA
ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
(Bildiri no:338; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
1
Gonca Mumcu, 2Nevsun Inanc, 3Umit Karacayli, 4 Hale Cimilli, 1Nur Sisman, 5 Tülin Ergun, 2 Haner
Direskeneli
1
Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Yönetimi Bölümü, 2Tıp Fakültesi Romatoloji BD ve 5Dermatoloji Bilim
Dalı, 3Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Ağız, DiĢ, Çene Hast ve Cerr. AD, Ankara, 4DiĢhekimliği Fakültesi,
DiĢ hastalıkları ve Tedavisi AD, Marmara Üniversitesi, Ġstanbul.
Amaç: Bu araĢtırmanın amacı Behçet hastaları (BH) ve rekürrent aftöz stomatitisi (RAS) olan
hastalarda oral ülser aktivitesi ve oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi düzeyini incelemektir.
Yöntem: Bu kesitsel araĢtırmaya aktif oral ülseri olan 79 BH‘sı (K/E: 43 ⁄ 36, yaĢ ort.: 37.4 ±11.9
yıl) ve 31 RAS‘li hasta (K/E: 21/10, yaĢ ort.: 33.53±10.51 yıl) dahil edildi. BH‘ları kolĢisin veya
immunsupresif ile tedavi edilirken, RAS‘li hastalar sadece lokal tedaviler almaktaydı. Son 3 aydır aktif
oral ülseri olan bu hastaların oral ülser sayısı, iyileĢme süresi, aktiviteyi değerlendiren Kompozit indeks
skoru (KI) ile değerlendirildi. KI skorunun ağrı (KI-ağrı) ve fonksiyonel durum (KI-fonksiyon) alt grup
puanları da hesaplandı. Oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi oral health impact profile-14 (OHIP-14) ile
incelendi. Aktif oral ülseri olan hastalarda faktör analizi ile yeniden tanımlanan OHIP-14 sorularının
fiziksel, psiko-sosyal ve psikolojik alt grup puanları da hesaplandı.
Bulgular: RAS‘li hastalarda KI skoru, OHIP-14 puanı ve oral ülser sayısının BH‘larına göre daha
yüksek olduğu görüldü (RAS: 6.94±2.19, 35.67±9.98 ve 7.58±5.27, BH: 6.02±2.05, 19.37±15.20 ve
5.07± 3.11)(p=0.040, p=0.00 ve p=0.018). OHIP-14 puanları BH‘larında oral ülser sayısı (r=0.46
p=0.000) ile RAS‘lı hastalarda ise oral ülserlerin iyileĢme süresi (r=0.43 p=0.015) ile iliĢkili olduğu
belirlendi. BH ve RAS‘li hastalarda KI skorunun OHIP-14 fiziksel fonksiyon, OHIP-14 psikososyal ve
OHIP-14 psikolojik alt grup puanları ile iliĢkili olduğu da belirlendi (BH: r=0.76 p=0.000, r=0.52
p=0.000, r=0.57 p=0.000 ve RAS: r=0.62 p=0.000, r=0.38 p=0.032, r=0.46 p=0.008).
Sonuçlar: Topikal tedavi alan RAS‘li hastalarda yaĢam kalitesi düzeyinin BH‘larına göre daha kötü
düzeyde olduğu belirlendi. Hem BH‘larında hemde RAS‘li hastalarda OHIP-14 puanlarının hastalık
aktivitesine uyumlu olduğu ve hasta izlem çalıĢmalarında aktivite indeksi ve yaĢam kalitesi indeksinin
birlikte kullanımının uygun olduğu görüldü.
201
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BEHÇET HASTALARINDA DENTAL VE PERĠODONTAL TEDAVĠLER ĠLE ORAL
SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
(Bildiri no:339; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
Ümit Karacayli1, Gonca Mumcu2, Salih Pay3, Haner Direskeneli4,
1
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Ağız, DiĢ, Çene Hast ve Cerr. AD, Ankara., 3Tıp Fakültesi, Romatoloji
Bilim Dalı, 2 Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Yönetimi Bölümü, 4 Tıp Fakültesi,
Romatoloji Bilim Dalı, Ġstanbul.
Amaç: Bu araĢtırmanın amacı, Behçet hastalarında (BH) dental ve periodontal tedaviler sonrasında
oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi düzeyini incelemektir.
Yöntem: BH‘larının sistemik tedavi protokolleri değiĢtirilmeden 29 BH‘sının (K/E:15/14,
yaĢ.ort.:39.6±6.9 yıl) dental ve periodontal tedavileri yapılırken, kontrol grubu olan 29 BH‘sına (K/E:
15,14, 39.4±10.6 yıl) sadece oral hijyen eğitimi verilerek takip edildi. Hastalar tedavi öncesi ve
tedaviden 6 ay sonra muayene edilerek. Oral ülser aft aktivitesinin değerlendirilmesi için Kompozit
indeks (KI) kullanıldı. Oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi ise Oral health impact profile-14 (OHIP-14) ile
değerlendirildi.
Bulgular: Tedavi öncesi dönemde, oral aft sayısının tedavi grubunda (4.86±3.20) ve kontrol
grubunda (3.72±2.42) benzer olduğu görüldü (p=0.134). Buna karĢın tedavi grubunun iyileĢme
süresinin (9.68±3.75) kontrol grubuna göre (7.19±2.47) daha uzun olduğu belirlendi (p=0.008). KI ve
OHIP-14 puanlarının ise tedavi grubunda (7.56±1.37 ve 40.17±8.49) kontrol grubuna (4.26±2.95 ve
21.20±15.90) göre daha yüksek olduğu tespit edildi (0.000). Tedavi ve kontrol grubunda, OHIP-14
puanın oral aft sayısı ile iliĢkili olduğu belirlendi (Tedavi: r=0.48 p=0.008; Kontrol: r=0.30 p=0.033).
Ayrıca her iki grupta da OHIP-14 puanı KI-ağrı ve KI-fonksiyon alt grup puanlarıyla iliĢkili olduğu tespit
edildi (Tedavi: r=0.77 p=0.000 ve r=0.82 p=0.000; Kontrol: r=0.87 p=0.000 ve r=0.89 p=0.000).
Tedavi grubunda tedaviden 6 ay sonra, oral aft sayısının (1.93±1.48) ve OHIP-14 puanının
(34.17±11.60) tedavi öncesine (4.86±3.20 ve 40.17±8.49) göre azaldığı belirlendi (p=0.000 ve
p=0.021).
Sonuçlar: Behçet hastalarında, yaĢam kalitesi düzeyine aftın aktivitesi, ağrı ve fonksiyonel durumun
etkili olduğu belirlendi. Dental ve periodontal tedavilerle oral sağlığın iyileĢtirilmesi ve oral ülser
sayısının azaltılması oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi düzeyinin olumlu yönde değiĢtirdiği görüldü.
202
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ANAOKULU ÇOCUKLARINDA ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
DÜZEYĠNĠN ĠNCELENMESĠ
(Bildiri no:340; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
Ümit Karaçaylı1, Gonca Mumcu2, Nilüfer Bora3, Ġnci Oktay4, Hale Cimilli5, Nur ġiĢman2.
1
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Ağız, DiĢ, Çene Hast ve Cerr. AD, Ankara. AD, Ankara, 2Marmara
Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Yönetimi Bölümü, Istanbul, 3DiĢdoktoru, Toplum Ağız ve
DiĢ Sağlığı, Istanbul, 4Yeditepe Üniversitesi, DiĢhekimliği Fakültesi, Toplum Ağız ve DiĢ Sağlığı Bilim
Dalı, 5DiĢhekimliği Fakültesi, DiĢ Hastalıkları ve Tedavisi AD, Marmara Üniversitesi, Ġstanbul.
Amaç: Bu araĢtırmanın amacı anaokulunda eğitim alan 5-6 yaĢ grubu çocuklarda oral sağlıkla iliĢkili
yaĢam kalitesi düzeyini incelemek, iliĢkili olduğu faktörleri tanımlamak ve Early childhood oral health
impact profile scale (ECOHIS) anketini Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmektir.
Yöntem: Bu kesitsel araĢtırmaya 5 yaĢ grubunda yer alan toplam 191 (E/K: 111/88) çocuk katıldı.
Oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesini ECOHIS ile değerlendirildi. Bu ölçeğin çocuk ve aile ile ilgili alt grup
puanları hesaplandı.
Bulgular: AraĢtırma grubunda ECOHIS puanı 19.31±6.03, ECOHIS—çocuk alt grup puanı 12.43±4.45
ve –aile alt grup puanı 6.91±2.68 olarak bulundu. ECOHIS puanın oral sağlığın ―kötü‖ olduğu bildirilen
grubun (26.0±9.27) ―iyi‖ (18.20±5.22) olduğunu bildiren gruba göre daha yüksek olduğu belirlendi
(p=0.000). DiĢte ―ağrısı olan‖ çocukların ECOHIS-çocuk puanın (14.45±5.74) ―ağrısı olmayan‖ gruba
göre (11.73±3.80) yüksek olduğu belirlendi (p=0.004). Tedavi nedeniyle cerrahi kliniğine baĢvuran
çocukların (n=19, 23.60±6.51) anaokulu çocuklarına göre (n=180, 19.0±5.93) puanının yüksek
olduğu belirlendi (p=0.021). Ağız kokusu olan çocuklarda ECOHIS-aile puanının (8.90±2.37)
olmayanlara göre (6.75±2.66) daha yüksek olduğu görüldü (p=0.014). Ġç tutarlığı için Cronbach-alfa
değeri hesaplandı. ECOHIS için 0.8286, ECOHIS-aile alt grubu için 0.8004 ve ECOHIS-çocuk alt grubu
içinse 0.8012 olarak belirlendi. Test-tekrar test değerlendirilmesi grubun %10‘unda 2 hafta sonra
yapıldı. Anket tekrar uygulandığında benzer sonuçlar elde edildi ve tekrarlanabilir olduğu belirlendi
(p>0.05).
Sonuçlar: ECOHIS‘in 5 yaĢ grubu çocuklarda klinik durumla iliĢkili olduğu ve Türkçe formunun
geçerliliği ve güvenilirliğinin olduğu belirlendi.
203
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ĠRREVERSĠBLE PULPĠTĠS VE PERĠKORONĠTĠS’LĠ HASTALARDA AĞRI VE
ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ ĠLĠġKĠSĠ
(Bildiri no:342; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
Hale Cimilli1, Ümit Karacayli2, Nur ġiĢman3, Nevin Kartal1, Gonca Mumcu3
1
DiĢhekimliği Fakültesi, DiĢ Hastalıkları ve Tedavisi AD, Marmara Üniversitesi, Ġstanbul, 2Gülhane Askeri
Tıp Akademisi, Ağız, DiĢ, Çene Hast ve Cerr. AD, Ankara, 3Marmara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri
Fakültesi, Sağlık Yönetimi Bölümü, Ġstanbul.
Amaç: Bu araĢtırmanın amacı irreversible pulpitisli ve perikoronitis‘li hastalarda ağrı ve oral sağlıkla
iliĢkili yaĢam kalitesi arasındaki iliĢkiyi incelemektir.
Yöntem: Bu kesitsel çalıĢmaya sadece irreversible pulpitisi olan 50 hasta (K/E: 22/28 yaĢ
ort.:35.6±11.8 yıl) ve 38 perikoronitis (K/E:21/17, yaĢ ort.:26.3±9.08 yıl) olan hasta dahil edildi. Ağrı;
görsel ağrı skalası ve Dental Pain (DePain) anketi ile oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi ise Oral health
impact profile-14 (OHIP-14) ile değerlendirildi. DePain anketi, ağrının farklı yönlerini ve karakteristik
özelliğini tanımlamamk için geliĢtirilen 13 sorudan oluĢan bir değerlendirme yöntemidir. Ağrı ve yaĢam
kalitesi anketleri tedaviden 30 dakika önce hastalar tarafından dolduruldu.
Bulgular: DePain anketine göre irreversible pulpitisli hastalar ağrının diĢlerinde olduğunu (%100),
çevre dokulara yayıldığını (%92), soğukla uyarıldığı (%76) ve uyuĢma Ģeklinde bir ağrıları olduğunu
bildirdiler. Perikoronitisli hastalarda ise ağrının hem diĢte hem diĢetinde olduğu (% 68.4) çiğneme
sırasında ağrının arttığı (%86.8) ve diĢetlerinde ĢiĢme (%71.1) hissettiklerini bildirdiler. Bu ankete göre
―sürekli ağrısı‖ olan ireversible pulpitisli (33.5±10.57) hastaların OHIP-14 puanının aynı klinik
koĢullardaki perikoronitisli hastalara (20.09±11.27) göre daha yüksek olduğu belirlendi (p=0.003).
Benzer Ģekilde ―ağrının çevre dokulara yayıldığını bildiren‖ irreversible pulpitisli hastalarda da
(30.82±11.4) perikoronitisli hastalara göre (20.37±7.85) OHIP-14 puanının arttığı belirlendi
(p=0.000).
Sonuçlar: DePain anketi ile irreversible pulpitis ve perikoronitisli hastaların ağrı durumu sistematik
olarak değerlendirilebilmektedir. Bu anket içinde yer alan ağrı ile iliĢkili klinik koĢullar açısından
irreversible pulpitisli hastalarda oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesinin perikoronitisli hastalara göre
olumsuz yönde etkilendiği görüldü.
204
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ĠRREVERSĠBLE PULPĠTĠSLĠ VE PERĠKORONĠTĠSLĠ HASTALARDA
HASTALARDA ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
(Bildiri no:343; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
Hale Cimilli1, Ümit Karaçayli2, Nur ġiĢman3, Nevin Kartal1, Gonca Mumcu3
1
DiĢhekimliği Fakültesi, DiĢ Hastalıkları ve Tedavisi AD, Marmara Üniversitesi, Ġstanbul, 2Gülhane Askeri
Tıp Akademisi, Ağız, DiĢ, Çene Hast ve Cerr. AD, Ankara, 3Marmara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri
Fakültesi, Sağlık Yönetimi Bölümü, Ġstanbul.
Amaç: Bu araĢtırmanın amacı irreverisble pulpitisli hastalarda oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesini
değerlendirmek ve tedavi sonrası değiĢimi incelemektir.
Yöntem: Bu prospektif çalıĢmaya sadece irreversible pulpitisi olan 50 hasta (K/E: 22/28 yaĢ
ort.:35.6±11.8 yıl) ve 38 perikoronitis (K/E:21/17, yaĢ ort.:26.3±9.08 yıl) olan hasta dahil edildi.
Veriler klinik ve radyolojik muayene ile toplandı. Kronik lezyonu olmayan irreversible pulpitisli ve
sadece tek diĢe endodontik tedavi ihtiyacı olan hastalar seçildi. Oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi ise
Oral health impact profile-14 (OHIP-14) ile değerlendirildi. Hastalar tedaviden önce ve tedaviden 7 gün
sonra ağrı durumlarını görsel ağrı skalası ile puanladılar. Ġrreversible pulpitisli hastalar endodontik
tedaviden, perikoronitisi olan hastaların cerrahi tedaviden 7 gün sonra tekrar değerlendirildiler.
Bulgular: Irreversible pulpitisi olan hastalarda OHIP-14 puanı (29.81±11.77) perikoronitisi olan
hastalara (18.56±8.71) göre yüksek olduğu belirlendi (p=0.000). Tedaviden 7 gün sonra irreversible
pulpitisi olan hastalarda OHIP-14 puanı (3.14±7.74) tedavi öncesi döneme göre anlamlı Ģekilde azaldı
(p=0.000). Buna karĢın perikoronitisi olan grupta ise cerrahi müdahale sonrası OHIP-14 puanının
(26.02±3.79) arttığı belirlendi (p=0.000). Tedaviden 7 gün sonra periokoronitis grubundaki hastaların
irreversible pulpitis olan gruba göre OHIP-14 puanlarının daha yüksek olduğu belirlendi (p=0.000).
Tedaviden 7 gün sonra perikoroniti olan hastaların % 44.7‘si (n=17) ve irreversible pulpitis olan
hastaların %80‘i (n=40) ağrılarının azaldığını ve tedavi öncesi döneme göre daha iyi olduklarını
bildirdiler.
Sonuçlar: Irreversible pulpitisi olan hastalarda endodontik tedavi sonrasında hastaların ağrıları
azalırken oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi düzeyinin arttığı belirlendi. Perikoronitisi olan hastalarda ise
ameliyat sonrası ağrının devam ediyor olması oral sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi düzeyinin
kötüleĢmesine neden olduğu gözlendi.
205
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
TEMPOMANDĠBULAR EKLEM-ORTOGNATĠK CERRAHĠ HASTALARININ ORAL
SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠ
(Bildiri no:344; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
Ümit Karaçaylı1, Gonca Mumcu2, Hale Cimilli3, Nur Sisman2
1
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Ağız, DiĢ, Çene Hast ve Cerr. AD, Ankara. 2Marmara Üniversitesi,
Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Yönetimi Bölümü, Istanbul. 3Marmara Üniversitesi, DiĢhekimliği
Fakültesi, DiĢ Hastalıkları ve Tedavisi Bilim Dalı, Ġstanbul.
Amaç: Bu çalıĢmanın amacı spontan dislokasyonu olan hastalarda ortognatik cerrahinin kısa dönem
etkilerini incelemektir.
Yöntem: Bu çalıĢmada spontan dislokasyonu tanısı alan ve ortognatik cerrahi müdahaleye ihtiyaç
duyan 9 hastadan (K/E: 1/8 yaĢ ort.: 23.3±2.5) oluĢtu. Veriler klinik muayene ve anket yöntemi ile
toplandı. Bu çalıĢmada ağız sağlığına bağlı yaĢam kalitesi oral health impact profile-14 (OHIP-14) ile
incelendi. Hastalar cerrahi müdahale öncesi ve ameliyattan 1 hafta sonra değerlendirildi. Ağrı
durumları Dental pain anketi ve görsel ağrı skalası ile incelendi.
Bulgular: Ameliyat öncesi grubun büyük çoğunluğunda (% 88.9, n=8) gidip-gelen tarzda, farklı
derecelerde çevreye yayılan ve uyku sorunlarına yol açan ağrı paterninin olduğu bildirildi. Ameliyat
sonrasında hastaların devam eden Ģikayetlerine bakıldığında % 44.4‘ünde (n=4) ağrının gidip gelen
tarzda olduğu, %55.6‘sında (n=5) ağrının çevre dokulara yayılımının olduğu ve %66.7‘sinde (n=6) ağrı
nedeniyle uyku sorununun devam ettiği bildirildi. OHIP-14 skorunun ameliyat öncesi (15.71±10.91) ve
ameliyat sonrası (14.00±9.81) göre düĢmüĢ olmasına rağmen anlamlı farklılık tespit edilmedi
(p=0.71).
Sonuç: Spontan dislokasyonu olan hastalarda ameliyat sonrasında ağrının devam etmesi oral sağlıkla
iliĢkili yaĢam kalitesi düzeyinin kısa dönemde çok değiĢmediğini gösterdi.
206
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
REDÜKSĠYONLU ANTERĠOR DĠSK DEPLASMANI OLAN HASTALARDA
KRONĠK AĞRI ORAL SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠNĠ OLUMSUZ
YÖNDE ETKĠLĠYOR
(Bildiri no:347; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
Ümit Karaçaylı1, Gonca Mumcu2, Hale Sur2, Hale Cimilli3, Nur ġiĢman2
1
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Ağız, DiĢ, Çene Hast. ve Cerr. AD, Ankara. 2Marmara Üniversitesi,
Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Yönetimi Bölümü, Istanbul. 3Marmara Üniversitesi, DiĢhekimliği
Fakültesi, DiĢ Hastalıkları ve Tedavisi Bilim Dalı, Ġstanbul.
Amaç: Bu çalıĢmanın amacı redüksiyonlu anterior disk deplasmanı olan hastalarda kronik ağrının oral
sağlıkla iliĢkili yaĢam kalitesi üzerine olan etkilerini değerlendirmektir.
Yöntem: Bu çalıĢmada redüksiyonlu anterior disk deplansmanı olan 27 hasta seçilmiĢtir (K/E: 23/14,
yaĢ ort.:29±11.2 yıl). Kronik ağrı öyküsü olan bu hastalara son 6 ay süresince herhangi bir tedavi
protokolü uygulanmamıĢtır. Kontrol grubu olarak aynı yaĢta ve cinsiyette sağlıklı bireyler kullanılmıĢtır.
Veriler klinik muayene, temporomandibular eklem (TME) fonksiyon kaybı skalası ve ağrı durumunu
içermektedir. Ağrı Ģiddeti hastalar tarafından görsel ağrı skalası kullanılara 0 (ağrı yok) ve 10 (Ģiddetli
ağrı) olarak skorlanmıĢtır. Bu çalıĢmada ağız sağlığına bağlı yaĢam kalitesi oral health impact profile-14
kullanılarak değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: OHIP-14 skoru redüksiyonlu anterior disk deplasmanı olan hastalarda (18.2±8.1) sağlıklı
kontrol grubuna (6.2±4.7) göre belirgin düzeyde yüksek bulunmuĢtur (p=0.015). Ortalama orofasial
ağrı süresi 27.6±34.3 ay olarak bulunmuĢtur. OHIP-14 skoru ile son 6 ay içindeki en Ģiddetli ağrı
yoğunluğu arasında istatistiksel olarak anlamlı iliĢki bulunmuĢtur (r=0.5, p=0.007) Buna ek olarak,
TME fonksiyonları açısından gülümseme/gülmede zorluk çeken, yüz yıkamada veya diĢ fırçalamada
zorluk çeken, yutma ve konuĢmada zorlanan hastalarda çene fonksiyon kaybı skalasına bağlı olarak
OHIP-14 skorunda yükselme gözlenmiĢtir (p=0.042, p=0.001, p=0.023 ve p=0.007).
Sonuç: Redüksiyonlu anterior disk deplasmanı olan hastalarda uzun süreli kronik ağrı oral sağlıkla
iliĢkili yaĢam kalitesi düzeyini olumsuz yönde etkilemektedir.
207
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ĠNMEYE ÖZGÜ YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ’ NĠN TÜRK TOPLUMU ĠÇĠN
GEÇERLĠK VE GÜVENĠRLĠĞĠNĠN ĠNCELENMESĠ
(Bildiri no:349; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730; Salon B; Nörolojik sorunlar ve SYK)
ArĢ.Gör.Dr. Gülendam HAKVERDĠOĞLU YÖNT, Prof.Dr. Leyla KHORSHID,
Ege Üniversitesi HemĢirelik Yüksekokulu
Amaç: Bu araĢtırma, inme geçiren bireylerin yaĢam kalitelerini belirlemek amacıyla Williams ve
arkadaĢları tarafından 1999 yılında geliĢtirilen ―Stroke Specific Quality of Life Scale‖ Türk toplumu için
geçerlik ve güvenirliğini incelemek amacı ile metodolojik olarak gerçekleĢtirilmiĢtir.
Gereç ve Yöntem: AraĢtırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin Nöroloji Polikliniğinde
gerçekleĢtirilmiĢtir. AraĢtırmanın örneklemini n=500 inme geçiren birey oluĢturmuĢtur. AraĢtırma
verilerinin toplanmasında Sosyodemografik Özellikler Veri Formu, Ġnmeye Özgü YaĢam Kalitesi Ölçeği,
SF-36 YaĢam Kalitesi Ölçeği ve Katz Günlük YaĢam Aktiviteleri Skalası kullanılmıĢtır. Ġnmeye Özgü
YaĢam Kalitesi Ölçeği 49 maddeyi içeren 12 alandan oluĢmuĢtur. Ölçeğin maddeleri 1‘den 5‘e kadar
değiĢen likert tipi puanlama ile derecelendirilmiĢtir. Ölçek puanının yüksek olması, yaĢam kalitesinin
yüksek olduğunu, ölçek puanının düĢük olması yaĢam kalitesinin düĢük olduğunu göstermektedir.
AraĢtırmanın sonucunda elde edilen verilerin değerlendirmesi SPSS 11.5 programında yapılmıĢtır.
Sosyo-demografik özellikler veri formunun değerlendirilmesinde sayı ve yüzde dağılımları
hesaplanmıĢtır. Ölçeğin güvenirlik analizlerinde, iç tutarlılık katsayısı, madde analizi, testi yarılama ve
test- tekrar test analizleri yapılmıĢtır. Ölçeğin geçerlik analizlerinde, yapı geçerliği, faktör analizi
çözümlemesi ve hipotez sınanması yapılmıĢtır.
Bulgular: AraĢtırma kapsamına alınan inmeli hastaların (n: 500) yaĢ ortalaması 63.08 dir. Ölçeğin
Kaiser-Meyer Olkin (KMO) Measure of Sampling Adequecy analizi 0.95 olarak, p<0.01 düzeyinde
anlamlı bulunmuĢtur. Ölçek maddelerinin puan ortalaması 2.08 ile 4.77 arasında değiĢmektedir.
Ölçeğin toplam puan ortalaması ise 3.22 ± 0.90 olarak bulunmuĢtur. Ġç tutarlılığı test etmek için
ölçeğin tümü için elde edilen Cronbach Alpha katsayısı 0.97 olarak saptanmıĢtır. Ölçeğin yarı test
güvenirlik sonuçlarına göre; ölçeğin iki yarısı arasındaki korelasyon değeri 0.78, Spearman-Brown
katsayısı 0.87 ve Guttman Split-Half katsayısı 0.87 olarak yüksek düzeyde güvenilir bulunmuĢtur. Türk
toplumuna uyarlama aĢamasında yapılan çalıĢmalarla ölçek 48 maddeye dönüĢtürülmüĢtür. Ölçeğe
uygulanan faktör analizi sonucunda toplam varyansın %77.47‘ sini açıklayan 8 faktör elde edilmiĢtir.
Ölçek maddeleri orijinal ölçekteki gibi benzer alt gruplar altında toplanmıĢtır. Ölçeğin yapı geçerliğini
test etmek amacı ile hipotez sınama yönteminde ―Ġnmeye Özgü YaĢam Kalitesi Ölçeği‖ puanları ile ―SF36 YaĢam Kalitesi Ölçeği‖ ve ―Katz Günlük YaĢam Aktiviteleri Skalası‖ arasındaki iliĢki incelenmiĢtir.
Ölçeğin yapı geçerliğine iliĢkin bilinen gruplar karĢılaĢtırması analizi sonuçları, literatür ile paralel
sonuçlar gösterip, ölçeğin yapı geçerliğine kanıt oluĢturmuĢtur.
Sonuç: ―Stroke Specific Quality of Life Scale-Ġnmeye Özgü YaĢam Kalitesi Ölçeği‖nin Türk toplumu için
oldukça yeterli güvenirlik ve geçerlik göstergelerine sahip bir ölçme aracı olduğu saptanmıĢtır. Bu
sonuca göre ölçeğin inme geçiren bireylerin yaĢam kalitelerinin belirlenmesinde ve yaĢam kalitesinin
yükseltilmesi için gerekli tedavi ve bakımın planlanması ve düzenlenmesinde kullanılması
önerilmektedir.
208
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KIRIKSIZ OSTEOPOROTĠK HASTALARDA EGZERSĠZĠN YAġAM KALĠTESĠNE
ETKĠSĠ
(Bildiri no:353; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon C; Romatolojik sorunlar ve SYK)
Uzm. Dr. Ülkü Gürbüz Uçar Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon
Anabilim Dalı-Romatoloji Bilim Dalı
Prof. Dr. Sibel Çubukçu Fırat, Prof. Dr. Bülent Bütün, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve
Rehabilitasyon Anabilim Dalı
Amaç: Osteoporoz, kemik mineral yoğunluğu ve sırt kas gücünün azalması soucunda mobilitede
azalma, kifozitede artma ve sıklıkla kırıkla iliĢkili durumlarda ortaya çıkabilen ağrı ile bireyin fiziksel,
sosyal fonksiyon ve iyilik halinde gerilemeye neden olarak yaĢam kalitesini olumsuz etkileyen bir
durumdur. Osteoporozdan korunmada olduğu kadar tedavide de egzersizin rolü büyüktür. Biz bu
çalıĢmada postmenopozal vertebral osteoporozu olan ve kırığı olmayan hastalarda, egzersizin yaĢam
kalitesine olan etkilerini araĢtırdık.
Gereç ve Yöntem: ÇalıĢmamıza Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Fiziksel Tıp ve
Rehabilitasyon Anabilim Dalı (FTR AD) osteoporoz polikliniğine baĢvuran, son 6 ay içindeki yapılan DXA
ölçümü ile lomber L1-4, femur boynu ya da total femur T skoru - 2,5 değerinin altında olan ve kırığı
olmayan 45-65 yaĢ arası toplam 41 postmenopozal kadın dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba
ayrılarak birinci gruba 2 ay süre ile AÜTF FTR AD egzersiz salonunda haftada üç gün aynı fizyoterapist
gözetiminde ısınma, aerobik egzersizler, eklem hareket açıklığı egzersizleri, denge egzersizleri, sırt
ekstansörleri, karın kasları, üst ve alt ekstremite kaslarını güçlendirme ve solunum egzersizleri ile
germe ve releksasyon egzersizlerinden oluĢan bir tedavi programı düzenlendi. Ġkinci grup da mevcut
ilaç tedavisi ile takibe alındı, ek bir egzersiz önerisinde bulunulmadı. Egzersizin yaĢam kalitesine olan
etkisi çalıĢmanın baĢlangıcında ve bitiminde, SF 36 sorgulama anketi ve osteoporotik hastalar için
geliĢtirilmiĢ QUALEFFO-41 yaĢam kalitesi anketi ile değerlendirildi.
Bulgular: Egzersiz öncesinde gruplar arasında QUALEFFO-41 yaĢam kalitesi değerlendirmelerinde
(ağrı, fiziksel iĢlev, sosyal iĢlev, genel sağlık, ruh hali) anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). SF-36 alt
gruplarından fiziksel rol güçlüğü ve vitalite puanları egzersiz grubunda anlamlı olarak daha yüksekti.
Egzersiz programı sonrasında ise, egzersiz grubunda total QUALEFFO-41 total skoru ile fiziksel iĢlev ve
ruh hali alt gruplarında anlamlı düzelme görüldü (p<0.05). Ağrı, sosyal iĢlev ve genel sağlık skorlarında
da düzelme olsa da istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). SF-36 alt gruplarından ise, fiziksel
fonksiyon ve vitalite puanlarında anlamlı artıĢ görüldü (p<0.05). Kontrol grubunda çalıĢma baĢlangıcı
ve sonunda QUALEFFO-41 ve SF-36 skorlarında anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05).
Sonuç: Osteoporozda özellikle ortaya çıkan kırıklar sebebi ile yaĢam kalitesi olumsuz yönde
etkilenmektedir. Bu çalıĢmada kırıksız osteoporotik hastalarda da yaĢam kalitesinin etkilendiği ve
uygun egzersiz programı ile anlamlı iyileĢmelerin sağlanabileceği sonucuna varıldı.
Anahtar sözcükler: osteoporoz, egzersiz, yaĢam kalitesi
209
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
EVĠNDE YAġAYAN ALZHEIMER HASTALIĞI OLAN VE OLMAYAN YAġLI
BĠREYLERĠN YAġAM KALĠTESĠ VE DEPRESYON DÜZEYĠNĠN
KARġILAġTIRILMASI
(Bildiri no:358; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
Doç. Dr. Nevin Kuzu Kurban1, Doç. Dr. Mehmet Zencir2, Yard. Doç. Dr.Asiye Kartal1, Prof. Dr.Türker
ġahiner3
1
Pamukkale Üniversitesi Denizli Sağlık Yüksekokulu, HemĢirelik Bölümü, Denizli. 2Pamukkale
Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Denizli 3Özel Anadolu Sağlık Merkezi, Nöroloji
Bölümü, Kocaeli.
Amaç: AraĢtırmada evinde yaĢayan Alzheimer hastalığı olan ve olmayan yaĢlı bireylerin yaĢam kalitesi
ve depresyon düzeyinin karĢılaĢtırılması amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Denizli Alzheimer derneğine kayıtlı 77 hastadan MMDT puanı 16 ve üzerinde olan 47 hasta
çalıĢmaya alınmıĢ, 38‘ine ulaĢılmıĢtır. Benzer yaĢ ve cinsiyette 94 yaĢlı kontrol grubu olarak çalıĢmaya
alınmıĢ ve 77‘sine ulaĢılmıĢtır. Hastaların ve yaĢlıların sosyo-demografik bilgileri, yaĢam kalitesi
(DUKE), depresyon düzeyleri (Geriatrik Depresyon ölçeği-GDÖ) hakkında bilgi toplanmıĢtır. GDÖ
özbildirime dayalı, yaĢlılara yönelik geliĢtirilmiĢ bir ölçektir. DUKE 17 soruluk, katılımcının Ģimdiki sağlık
durumunun 1 haftalık zaman süreci içinde değerlendirildiği genel bir yaĢam kalitesi ölçeğidir. Bireylere
çalıĢmanın amacı anlatılmıĢ, yazılı/sözel onam alındıktan sonra yüz yüze görüĢme yapılmıĢtır. Verilerin
değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıĢtır. Alzheimer hastalığı (AH) olan ve olmayan
hastaların yaĢam kalitesi ve depresyon puanlarının karĢılaĢtırılmasında Mann Whitney U testi
kullanılmıĢtır.
Bulgular: AH olanların %50.0‘si, olmayanların %53.2‘si kadındır (p>0.05). AH olanların yaĢ
ortalamaları 73.8+/-7.1, olmayanların 71.2+/-6.8‘dir (p>0.05). AH olan hastaların MMDT: 21.7+/-3.2;
hastalık süreleri 4.2+/-4.1 ‗dir. Geriatrik depresyon puanları karĢılaĢtırıldığında AH olanların puan
ortalaması 10.8±6.2, AH olmayanların 11.6±6.7‘dır (p>0.05). Kesme noktasına göre (>13) depresyon
varlığı değerlendirildiğinde AD‘lilerin 10‘unda (%26.3), AD‘li olmayanların 28‘inde (%36.4) depresyon
saptanmıĢtır (p>0.05). Duke yaĢam kalitesi ölçeğine göre fonksiyonel sağlık alanında genel sağlık,
mental, sosyal, algılanan sağlık puan ortalamaları AD‘liler, AD olmayanlara göre daha düĢüktür
(p<0.05). Disfonksiyonel sağlık alanında anksiyete, depresyon, anksiyete-depresyon gibi alanlarda her
iki grup arasında anlamlı farklılık saptanmamıĢtır(p>0.05).
Sonuç: AH olan ve olmayan yaĢlılar arasında depresyon açısından fark yok iken, AH olan hastalar
düĢük yaĢam kalitesine sahiptir. Her iki yaĢlı grubunda da depresyon yaygındır.
Anahtar sözcük: Alzheimer hastalığı, yaĢlı, geriatrik depresyon, yaĢam kalitesi
210
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ALZHEIMER’LI HASTALARIN KENDĠ YAġAM KALĠTESĠNĠ
DEĞERLENDĠRMESĠ ĠLE BAKIM VEREN AĠLE ÜYELERĠNĠN HASTALARA
ĠLĠġKĠN YAġAM KALĠTESĠNĠ DEĞERLENDĠRMELERĠNĠN
KARġILAġTIRILMASI
(Bildiri no:359; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
Kartal A1, Kuzu Kurban N1, Zencir M 2, ġahiner T3.
1
Pamukkale Üniversitesi Denizli Sağlık Yüksekokulu, HemĢirelik Bölümü, Denizli. 2 Pamukkale
Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Denizli 3 Özel Anadolu Sağlık Merkezi, Nöroloji
Bölümü, Kocaeli.
nkuzu@pau.edu.tr
Amaç: Alzheimer‘lı hastaların (AH) kendi yaĢam kalitesini değerlendirmeleri ile ona bakım veren
primer aile üyelerinin hastalara iliĢkin yaĢam kalitesini değerlendirmelerinin karĢılaĢtırılması
amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Denizli Alzheimer derneğine kayıtlı MMDT puanı 16 ve üzerinde olan 38‘ hasta ile bu
hastalara bakım veren 38 birey alınmıĢtır. Bakımveren olarak AH‘lara en az altı aydır ve günde en az 4
saat ücretsiz bakım veren primer aile üyeleri alınmıĢtır.
Hastaların yaĢam kalitesi (DUKE) ile değerlendirilmiĢtir. Hastaların yaĢam kalitesini değerlendirmede
bakım verenler hastanın yaĢam kalitesinin nasıl olabileceğini hasta adına düĢünerek doldurmuĢtur.
DUKE katılımcının Ģimdiki sağlık durumunun değerlendirildiği genel bir yaĢam kalitesi ölçeğidir. Bu
ölçek 11 alt skaladan, 6‘sı fonksiyonel sağlık ve 5‘i disfonksiyonel sağlık alanından oluĢmaktadır.
Fonksiyonel sağlık alanında alınan puanların yüksek olması yaĢam kalitesinin yükseldiğini,
disfonksiyonel alanda ise puanlarının yüksek olması sağlıkla ilgili yaĢam kalitesinin düĢük olduğunu
gösterir. Bireylerden onam alındıktan sonra görüĢme yapılmıĢtır. AH ve bakım verenlerin, hastanın
yaĢam kalitesini değerlendirmeleri bağımlı gruplarda t testi ile, uyumu ise ICC (intraclass correlation)
analizi ile test edilmiĢtir.
Bulgular:
AH‘nın %50.0‘si kadındır, %71.1‘i evli, yaĢ ortalamaları 73.8+/-7.1‘dır.
AH olan hastaların
MMDT:21.7+/-3.2; hastalık süreleri 4.2+/-4.1 ‗dir. Bakım verenlerin %68.4‘ü kadındır. Bakım
verenlerin %57.9‘u eĢi, %26.3‘ü çocuklarıdır. Bakım verenlerin yaĢ ortalaması 60.5±13.9, ortalama
bakım verme süresi 3.7±3.4 yıldır.
Hastanın kendi yaĢam kalitesi ile bakım veren aile üyelerinin hastanın yaĢam kalitesini
değerlendirmeleri karĢılaĢtırıldığında sadece genel sağlık alanında anlamlı farklılık vardır; sırasıyla
37.9±11.0; 41.7±10.1 (p=0.046). Diğer fonksiyonel ve disfonksiyonel alanlardaki değerlendirmelerde
anlamlı farklılık yoktur.
Hasta ve bakım verenlerin yaĢam kalitesini değerlendirmelerindeki fonksiyonel alanda fiziksel
(ICC=0.60), sosyal (ICC=0.43) ve genel sağlık (ICC=0.60) alt boyutlarında orta-iyi uyum vardır. Öz
saygınlık ve algılanan sağlık alt boyutlarında anlamlı bir uyum yoktur. Yine disfonksiyonel alanlardan
anksiyete (ICC=0.58), depresyon (ICC=0.62), anksiyete-depresyon (ICC=0.69) ve ağrıda (ICC=0.42)
orta-iyi uyum vardır.
Sonuç: Sağlıkla ilgili hastaların yaĢam kalitesini değerlendirmede bakım verenlerin önemli bir kaynak
olabileceğini, bununla birlikte yaĢam kalitesi ölçeğinin her bir alt alanının uyumlu değerlendirilemediği
göz önünde bulundurulmalıdır.
Anahtar sözcük: Alzheimer hastası, yaĢlı, yaĢam kalitesi, bakım veren
211
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ALZHEIMER’LI HASTALARA BAKIM VERENLERDE DEPRESYON VE
DEPRESYONUN HASTALARIN YAġAM KALĠTESĠ ĠLE ĠLĠġKĠSĠ
(Bildiri no:360; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
Zencir M 1, Kartal A2, Kuzu Kurban N2, ġahiner T3,
1
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Denizli 2 Pamukkale Üniversitesi
Denizli Sağlık Yüksekokulu, HemĢirelik Bölümü, Denizli 3 Özel Anadolu Sağlık Merkezi, Nöroloji Bölümü,
Kocaeli.
nkuzu@pau.edu.tr
Amaç: Alzheimer‘lı hastalara bakım verenlerde depresyon ve depresyonun hastaların yaĢam kalitesi ile
iliĢkisinin saptanması amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Denizli Alzheimer derneğine kayıtlı MMDT puanı 16 ve üzerinde olan 38 hasta ile bu
hastalara bakım veren 38 birey alınmıĢtır. Bakımveren olarak AH‘lara en az altı aydır ve günde en az 4
saat bakım veren aile üyeleri alınmıĢtır. Hastaların ve bakımverenlerin sosyo-demografik özelliklerinin
yanı sıra, hastaların yaĢam kalitesi (DUKE), bakımverenin depresyon düzeyi Beck Depresyon ölçeği ile
değerlendirilmiĢtir. DUKE katılımcının Ģimdiki sağlık durumunun değerlendirildiği genel bir yaĢam
kalitesi ölçeğidir. Ölçek 11 alt skaladan, 6‘sı fonksiyonel sağlık ve 5‘i disfonksiyonel sağlık alanından
oluĢmaktadır. Fonksiyonel sağlık alanında alınan puanların yüksek olması yaĢam kalitesinin
yükseldiğini, disfonksiyonel alanda ise puanlarının yüksek olması sağlıkla ilgili yaĢam kalitesinin düĢük
olduğunu gösterir
Beck Depresyon ölçeğinin puanları 0 ile 63 arasında değiĢmekte ve puanların yüksek olması depresyon
varlığını göstermektedir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, Spearman
korelasyon analizi kullanılmıĢtır.
Bulgular:
AH olanların %50.0‘si kadındır, %71.1‘i evli, yaĢ ortalamaları 73.8+/-7.1‘dır. AH olan hastaların MMDT:
21.7+/-3.2; hastalık süreleri 4.2+/-4.1 ‗dir. Bakım verenlerin %68.4‘ü kadındır. Bakım verenlerin yaĢ
ortalaması 60.5±13.9, ortalama bakım verme süresi 3.7±3.4 yıldır. Bakımverenlerin BDÖ‘ne göre
depresyona sahip olanların oranı %26.3‘dür. Bakım verenin yaĢı ile depresyon arasında pozitif yönde
anlamlı iliĢki saptanmıĢtır (r=0.333). Bakımveren kadınların %38.5‘inde depresyon varken, erkeklerin
hiçbirinde depresyon bulunmamıĢtır. Formal eğitimi olmayanlarda depresyon daha fazla (%66.7)
(p=0.047) bulunmuĢtur. Ġstatistiksel olarak anlamlı olmamasına rağmen bakım süresi (%33.5), kronik
hastalık varlığı (%33.5), evde yaĢayan kiĢi sayısının az olması (%34.8), geliri olmayanlarda (%55.8) ve
sosyal güvencesi olmayanlarda (%50.0) depresyon daha fazla görülmektedir. Bakım verenin
depresyonu ile AH‘nın mental (r=0.465), genel sağlık (0.463), anksiyete (0.424), depresyon (-0.372)
ve anksiyete- depresyon (-0.442) yaĢam kalitesi alanlarında anlamlı iliĢki saptanmıĢtır.
Sonuç: Alzheimer‘li hastalara bakımverenlerde depresyon yaygındır. Hastanın yaĢam kalitesi arttıkça
primer informal bakımverenlerin depresyonu arasında anlamlı bir iliĢki bulunmuĢtur. Bakım verenlerin
ruhsal açıdan desteklenmeye gereksinimleri vardır.
Anahtar sözcük: Alzheimer hastası, bakım veren, yaĢam kalitesi, depresyon
212
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
MARDĠN ĠL MERKEZĠNDE 3 NOLU SAĞLIK OCAĞI BÖLGESĠNDE
YAġLILARIN YAġAM KALĠTESĠ VE YAġAM KALĠTESĠNĠ ETKĠLEYEN
FAKTÖRLERĠN BELĠRLENMESĠ
(Bildiri no:363; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
Günay Saka*, Sema Çifci**, Vasfiye Değer** Evrim Arslan***
* Doç.Dr. Dicle Ünv. Tıp Fak. Halk Sağlığı A.D., Diyarbakır. ** Öğretim Gör. Mardin Artuklu Ünv. Sağlık
Yüksek Okulu, Mardin. *** ArĢ.Gör, Dr. Dicle Ünv. Tıp Fak. Halk Sağlığı A.D., Diyarbakır
Amaç: YaĢlıların yaĢam kalitelerini ve yaĢam kalitesini etkileyen faktörleri belirlemektir.
Yöntem : ÇalıĢma Mardin il merkezindeki 3 nolu ocağı bölgesinde, 2009 yılı Mart ayında yapılmıĢtır.
AraĢtırma süresinde evde bulunan ve çalıĢmaya katılmayı kabul eden 60 yaĢ üzeri 77 birey ile
görüĢülmüĢtür. Sosyodemografik özellikleri, kronik hastalıkları ve günlük aktivitelerinde bağımlılık için
araĢtırmacılarca hazırlanan anket , yaĢam kaliteleri için ise WHOQOL-BREF (TR), ve WHOQOL-OLD.TR
ölçekleri, WHOQOL Türkiye merkezinden izin alınarak, kullanılmıĢtır. Veriler SPSS paket programına
kaydedilmiĢ, alan skorları aynı merkez tarafından hesaplanmıĢtır. YaĢ, cinsiyet, öğrenim durumu,
sosyal güvence, gelir durumu, eĢi olup olmaması, kronik hastalığı olup olmaması ve günlük yaĢam
aktivitelerine bağımlılık durumlarına göre alan puan ortalamaları karĢılaĢtırılmıĢtır. Ġstatistiksel
analizlerde student t testi kullanılmıĢtır.
Bulgular : WHOQOL-BREF (TR) ölçeğine göre yaĢam kalitesi alan ortalama puanları 20 üzerinden
değerlendirildiğinde: bedensel alan 11.5±3.3, ruhsal alan 11.6±2.6, sosyal alan 10.5±2,6, çevresel
alan 11.5±2.3 olarak saptandı. Bireylerin bazı sosyodemografik özelliklerine göre alan puan
ortalamaları karĢılaĢtırıldığında ruhsal alan puan ortalamasının 70 ve üzeri yaĢtakilerde 60-69 yaĢ
grubundan anlamlı derecede düĢük olduğu (11,0±3,0- 12,2±2,1, p=0,04) belirlendi. Günlük yaĢam
aktivitelerinde bağımlı olanlarda bedensel, ruhsal ve sosyal alan puan ortalamaları; kronik hastalığı
olanlarda ise bedensel alan puan ortalamaları daha düĢüktü ( 12.3±3.1 – 8.7±1.5 , p=0.00 / 12.1±2.5
– 10.1±2.5, p=0.02 / 10.9±2.6 – 8.8±1.9,p=0.01 / 12.9±3.5 – 10.8±3.0, p=0.01).
WHOQOL-OLD-TR ölçeğine göre duyusal yetenekler, otonomi, geçmiĢ-bugün-gelecek aktiviteleri,
sosyal katılım, ölüm ve ölmek, yakınlık alan puan ortalamaları (20 puan üzerinden) ve toplam yaĢam
kalitesi puanı (100 üzerinden) sırasıyla: 11.6±1.9, 12.4±3.6, 11.6±2.1, 11.5±2.4, 10.4±3.2, 12.8±3.0,
48.4±10.2 olarak hesaplandı. 70 ve üzeri yaĢ grubunda ölüm ve ölmek alanı ve toplam yaĢam kalitesi
puanları daha düĢüktü (9.1±3.3 – 11.6±2.6, p=0,00, 45.3±11.6 – 51.3±7.7, p=0.01). Cinsiyetin
etkilediği alan sosyal katılım olup kadınlarda puan ortalaması daha düĢüktü (10.9±2.4 – 12.6±2.0,
p=0.00). Okuryazar olan grupta sosyal katılım alan ve toplam yaĢam kalite puan ortalamaları
okuryazar olmayan gruptan anlamlı derecede yüksekti (12,5±2.0, 11.1±2,5, p=0.01 / 52.9±9.3,
46.3±10.0, p=0.01) . Duyusal yetenekler ve otonomi alan puan ortalamaları düzenli geliri olanlarda
yüksek (11.8±1.9 – 10.9±1.6, p=0.04, 11.9±3.8 – 13.9±2.2, p=0.00) ölüm ve ölmek alan ve toplam
yaĢam kalitesi puan ortalamaları ise düzenli gelir grubunda düĢüktü (9.8±3.4 – 11.9±1.9, p=0.00,
46.9±11.5 – 51.9±7.2, p=0.05). Günlük yaĢam aktivitelerinde bağımlılığı olanlarda ise toplam yaĢam
kalitesi puan ortalaması olmayanlardan düĢüktü (50.0±9.7 – 43.4±10.3, p=0.04).
Sonuç: Algılanan yaĢam kalitesi alan puan ortalamaları 10.4 ile 12.8 arasında olup birbirine yakındır.
YaĢ, cinsiyet, öğrenim durumu, düzenli geliri olma, günük yaĢam aktivitelerinde bağımlılık durumu
algılanan yaĢam kalitesini etkileyebilecek faktörlerdir.
213
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
OSWESTRY DĠSABĠLĠTY ĠNDEKS SKORLAMA SĠSTEMĠNĠN TÜRKÇE
VERSĠYONUNUN LOMBER DĠSK HERNĠSĠ TANILI OLGULARDA GEÇERLĠLĠK
VE GÜVENĠLĠRLĠĞĠNĠN SAPTANMASI
(Bildiri no:370; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730; Salon C; Ağrı ve SYK)
Uz Dr Hüseyin DaĢçı, Doç Dr Ġdil Tekin, Prof Dr Ömer Aydemir*, Yrd Doç Dr Koray Erbüyün, Yrd Doç
Dr Gülay Ok
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, Psikiyatri AD*, Manisa
Amaç: Bu çalıĢmada eriĢkin, lomber disk hernisi tanısı almıĢ, Türk hasta popülasyonunun yaĢam
kalitesini değerlendirmek üzere Oswetry Disability Ġndeks skorlama sisteminin, KF–36 skorlama sistemi
temel alınarak güvenilirliği ve geçerliliğinin saptanması amaçlanmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırmaya CBÜTF. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Ağrı Kliniği‘ne baĢvuran
lomber disk hernisi tanısı alan 18 yaĢ üzeri, 136 hasta katıldı.
Malignite, nörolojik defisit, konnektif doku ve enflamatuar romatizmal hastalık, lomber/servikal tümörenfeksiyon- kırık, psikiyatrik tanı, okur-yazar olmama, madde bağımlılığı olan hastalar çalıĢmaya
alınmadı
Bu araĢtırmada hastalara tanımlayıcı özelliklerinin sorgulandığı bir anket formu ile KF-36 ve ODI
ölçekleri uygulanmıĢtır. Tanımlayıcı bölümde yaĢ, cinsiyet, eğitim, medeni hal, meslek ve kronik
hastalık durumları sorgulanmıĢtır.
Ġstatistiksel değerlendirmelerde, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi (T Testi), Mann-WhitneyU testi, Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanılmıĢtır.
Ölçeklerin iç tutarlılığının karĢılaĢtırılmasında Cronbach Alfa ya da Alfa Katsayısı olarak bilinen
güvenilirlik ölçütü kullanılmıĢtır. Daha sonra her bir ölçek alt bileĢeni çıkarılarak Cronbach Alfa değeri
hesaplanmıĢtır. Alfa değerinin düĢmesi her bir alt bileĢenin gerekli olduğunu gösteren bir bulgudur.
ODI ölçeğinin toplam puanının ve alt bileĢenlerinin KF-36 ile karĢılaĢtırılmasında ise Pearson
Korelasyon analizi kullanılmıĢtır.
Bulgular: Yanıtlanma süresi ODĠ için 5.5±1.4 ve KF-36 için 6.2±1.1 dakika bulunmuĢtur. YaĢ
ortalaması 50,0±14,1, olguların %31,7‘si erkek, ve %68,3‘ü kadın olarak saptanmıĢtır. Ġncelenenlerin
% 63,3‘ü ilköğretim düzeyinde eğitim görmüĢ olup hastaların büyük çoğunluğunu oluĢturmaktadır.
Hastaların çoğunluğunun (% 86‘sı) evli, kadın hastaların % 60,8‘inin ev hanımı olduğu bulunmuĢtur.
Hastaların büyük bir bölümünde (%87,5) bir baĢka kronik hastalık saptanmamıĢtır.
Değerlendirme sonucunda ODI ölçeğinin oldukça güvenilir (Cronbach Alfa katsayısının 0,771) olduğu
saptanmıĢtır. Alt ölçekler arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıĢtır.
ODI ölçeği Ġle KF-36 ölçeği arasındaki korelasyon katsayılarının dağılımında tüm alt ölçekler arasında
ve ODI toplam puanı ile KF-36 toplam puanı arasında anlamlı negatif korelasyon olduğu
gözlenmektedir.
Sonuç: ODĠ‘nin Türkçe versiyonu iyi kavranabilirliğe, iç tutarlılığa, güvenilirliğe sahiptir ve Türkçe
konuĢan popülasyonda lomber disk hernisinin neden olduğu disabilitenin değerlendirmesinde yararlı ve
yeterli bir araçtır.
214
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ERĠġKĠN TÜRK HASTA POPÜLASYONUNDA AĞRI TEDAVĠSĠNDE SIK
TERCĠH EDĠLEN DÖRT FARKLI AĞRI ÖLÇEĞĠNĠN KARġILAġTIRILMASI
(Bildiri no:371; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730; Salon C; Ağrı ve SYK)
1
Uz Dr Semra KarataĢ, 1Doç Dr Ġdil Tekin, 2Prof Dr Erhan Eser, 1Yrd Doç Dr Koray Erbüyün, 1Yrd Doç
Dr Gülay Ok
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi 1Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, 2Halk Sağlığı AD, Manisa
Amaç: Hastaların ağrı ölçeklerini yanıtlarken hangisini daha çok tercih ettiklerini ve bunun nedenlerini
araĢtırmak gereklidir. Ölçeklerin etkinliği toplumsal ve kültürel değerlere göre belirlendiği gibi,
hastaların cinsiyeti, eğitimi ve mesleği de ağrının değerlendirilmesinde rol oynar. Bu çalıĢmada kronik
ağrılı, eriĢkin Türk hasta popülasyonunda klinik uygulamalarda sık tercih edilen VAS (Visual Analog
Scale), NRS (Numeric Rating Scale), Gülen Yüz Skalası (FPS-R (Smiley) = Faces Pain Scale Revised),
EQ-5D (EUROQOL 5D = European Quality of Life Instrument) ağrı ölçeklerinin hangisinin birbirleri ile
daha tutarlı sonuç verdiği, hangi ölçeklerin daha baĢarılı değerlendirmeler yapabildiği araĢtırılmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırmaya Ağrı Kliniği‘ne baĢvuran kronik ağrılı, 18 yaĢ üzeri,132 hasta katılmıĢtır.
Hastalara VAS, NRS, FPS-R, EQ-5D (EUROQOL 5D) ağrı ölçekleri uygulanmıĢtır. YaĢ, cinsiyet, eğitim,
medeni hal, meslek durumları sorgulanmıĢtır. 4 ağrı ölçeğinin ―tutarlılıklarının (güvenilirlik) ‖ test
edilmiĢ, sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, taban ve tavan etkilerini içeren tanımlayıcı analizlere
ek olarak güvenilirlik analizlerinde sürekli (sayısal) değiĢkenlerde ―Spearman Korelasyon Analizi‖,
kategorik değiĢkenlerde ise ―Kappa Tutarlılık‖ ve ―Tutarlılık Yüzdesi‖ kullanılmıĢtır.
Bulgular: ÇalıĢmaya katılan hastaların yaĢ ortalaması 49,1±14,6 iken bunların 35‘i (% 26,5) erkek ve
97‘si (% 73,4) kadın olarak saptanmıĢtır. Hastalık süresi ortalaması 59,2±77,3 ay olarak bulunmuĢtur.
Katılımcıların % 58,3‘ü ilkokul düzeyinde eğitim görmüĢ olup hastaların büyük çoğunluğunu
oluĢturmaktadır. Hastaların çoğunluğunun (% 78,8‘i) evli, kadın hastaların % 64.4‘inin ev hanımı
olduğu bulunmuĢtur. Bizim çalıĢmamızda her 4 ölçekte de taban etkisinin, yani ölçekten olası en düĢük
puan alanların yüzdesinin %20‘den az olduğu, tavan etkisi açısından ise en iyi sonucu Gülen Yüz
Ölçeği‘nin verdiği görülmektedir. Katılımcıların araĢtırmada kullanılan dört farklı ağrı ölçeğinden
hangisinin daha kolay olduğu, hangisinin ağrıyı daha iyi tanımladığı, hangisini ileride tercih edeceklerini
gösteren cevaplarına bakıldığında Gülen Yüz Ölçeği‘nin en yüksek orana sahip olduğu saptanmıĢtır
Eğitim düzeyi arttıkça ―uygulama kolaylığı‖, ―ağrıyı tanımlama becerisi‖ ve ―ileride hastanın kullanma
tercihi‖ açısından Gülen Yüz Ölçeği önemini göreceli olarak yitirmektedir. Kadınlarda Gülen Yüz Ölçeği
diğer ölçeklerle daha yüksek korelasyonu sürdürürken, erkeklerde tüm ölçekler arasında çok yüksek
korelasyon saptanmıĢ, ölçekler arasında bir fark gözlenmemiĢtir. ÇalıĢmamızdaki erkekler kadınlara
göre istatistiksel açıdan daha eğitimlidir. YaĢ ile ölçeklerden alınan skorların iliĢkisine bakıldığında genel
olarak tüm ölçeklerde yaĢ arttıkça ağrı skorunun da arttığı izlenmektedir. Ağrı ile yaĢ arasında en zayıf
iliĢki Renkli VAS ölçeğinde gözlenmiĢtir
Sonuç: Sonuçlarımız, kronik ağrılı olgularda dört skala arasından ağrı Ģiddetini bildirmek için Gülen
Yüz Ölçeği‘nin en tercih edileni olduğunu ve diğer 3 ölçekle en iyi korelasyonu verdiğini göstermiĢtir.
Ancak diğer kısa ölçüm gereçlerinde gözlenen turtalılık ve tercih sorunları da eğitim düzeyi artıkça
ortadan kalmaktadır.
215
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
60 YAġ VE ÜZERĠ HASTALARDA DEPRESYON YAġAM KALĠTESĠNĠ
ETKĠLĠYOR MU?
(Bildiri No: 379; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
Öğr. Gör. Dr. Hicran Yıldız*, Prof. Dr. Rukiye Pınar**
*Uludağ Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu, Bursa. **Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
HemĢirelik Bölümü/Ġstanbul
Amaç: YaĢlılarda depresyon tanısı; hem hastalığın yeterince dikkate alınmamasından, hem de
hastaya, ailesine ve doktorlara bağlı çeĢitli nedenlerden dolayı sıklıkla atlanmaktadır. YaĢlı
popülasyonda yaĢam kalitesinin korunması ve geliĢtirilmesi, bireyin topluma kazandırılması,
üretkenliğinin ve sağlığının sürdürülmesi ve geliĢtirilmesi açısından son derece önemlidir. YaĢlılıkta
görülen yeti yitimi, bedensel ve ruhsal hastalıklar, ekonomik ve sosyal kayıplar yaĢlıda yaĢam kalitesini
etkileyen faktörlerdir. YaĢlılarda depresyon oldukça sık görülmektedir. AraĢtırma yaĢlılarda depresyon
varlığının yaĢam kalitesini etkileyip etkilemediğini belirlemek amacıyla yapılmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırma bir üniversite hastanesinin dahiliye servisinde yatan 60 yaĢ üzeri 60 hasta
üzerinde yapılmıĢtır. Veriler sosyodemografik özellikleri içeren genel bilgi formu, Beck depresyon ölçeği
ve SF-36 yaĢam kalitesi ölçeği aracılığı ile toplanmıĢtır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 16.0
programı kullanılmıĢtır. Değerlendirmede ortalamalar, yüzdelikler, t testi ve pearson korelasyon testi
kullanılmıĢtır.
Bulgular: YaĢ ortalaması 63.06 olan olguların %60‘ı erkek, tamamı evli ve çocuk sahibi, çoğunluğu
lise öğrenimli (%41.7), orta düzeyde ekonomik duruma (%73.3) ve bireysel gelire sahiptir (%70).
Olguların %20‘inde tek, %55‘inde iki ve % 25‘inde üç farklı kronik hastalık birlikte bulunmaktadır,
%23.3‘ü obezdir. Depresyon puanı ortalaması 12.48 olan olguların %30‘u depresiftir. Olguların
depresyon puanı bireysel gelir varlığı, var olan hastalık sayısı ve öğrenim durumu göre anlamlı farklılık
göstermektedir (p<0.05). Bireysel geliri olmayanlarda, ilkokul ve ortaokul mezunlarında ortalama
depresyon puanı fazladır ve hastalık sayısı arttıkça depresyon ortalama puanı artmaktadır. Olguların
yaĢam kalitesi puanı ortalaması 60.54 olup; en kötü algılanan yaĢam kalitesi alanları zindelik/yorgunluk
ve emosyonel rol fonksiyon, en iyi algılanan yaĢam kalitesi alanı sosyal fonksiyondur. Olguların yaĢam
kalitesi puanı cinsiyet, yaĢ, bireysel gelir varlığı, ekonomik durum, var olan hastalık sayısı ve öğrenim
durumu göre anlamlı farklılık göstermektedir (p<0.05). Kadınlarda, öğrenim düzeyi düĢük olanlarda,
bireysel geliri olmayanlarda yaĢam kaliteleri daha kötüdür. Depresyon puanı arttıkça genel olarak
yaĢam kalitesi kötüleĢmektedir/azalmaktadır. Bu azalma yaĢam kalitesinin sosyal rol fonksiyon, fiziksel
rol fonksiyon, zindelik/yorgunluk, mental sağlık, ağrı, fiziksel fonksiyon, emosyonel rol fonksiyon, genel
bakıĢ açısı, fiziksel boyut ve mental boyut alanlarında anlamlılık göstermektedir (p<0.05).
Sonuç: YaĢlı hastalarda depresyon yaĢam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. YaĢlı hastalar
yaĢam kalitesi açısından değerlendirilirken depresyon açısından da değerlendirilmeleri gerekmektedir.
Depresyon belirlenen hastalarda depresyonun tedavi edilmesinin hastanın yaĢam kalitesinin
iyileĢtirilmesine katkıda bulunacağı öngörülmektedir.
Anahtar Kelimeler: YaĢlı, yaĢam kalitesi, depresyon
216
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
MAJOR DEPRESĠF BOZUKLUKTA ANTĠDEPRESAN TEDAVĠSĠNĠN YAġAM
KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no:380; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
Ömer Aydemir1, Hakan Ergün2, Sermin Kesebir3, Haldun Soygür4, F. Cankat Tulunay2
1
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD, Manisa. 2 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji AD, Ankara. 3 Kırıkkale Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniği, Kırıkkale. 4
Dr. Abdurahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği, Ankara
Amaç: Major depresif bozukluk yaĢam kalitesi üzerinde oluĢturduğu bozulma ile tüm bedensel ve
ruhsal hastalıklar arasında en fazla yetiyitimi yaratan dördüncü hastalıktır. Çoğu kronik bedensel
hastalıkla karĢılaĢtırıldığında, major depresif bozukluk fiziksel iĢlevsellik, fiziksel ve emosyonel rol
güçlüğü açısından belirgin kusura neden olmaktadır. Majordepresif bozuklukta ortaya çıkan yetiyitimi,
psikososyal iĢlevsellik ve yaĢam kalitesindeki uzun süreli düĢme ile iliĢkilendirilmiĢtir. Ancak major
depresyonu olan hastalarda antidepresan tedavinin yaĢam kalitesi üzerine etkisi yeterince ortaya
konmamıĢtır. Bu çalıĢmada major depresif bozukluk tanısı konmuĢ hastalarda antidepresan tedavide
yanıta koĢut olarak yaĢam kalitesindeki değiĢimi ölçmek ve normal toplum değeleri ile karĢılaĢtırmak
amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Bu çalıĢma Kırıkkale Devlet Hastanesi, Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi ve Ankara Onkoloji
Hastanesi Psikiyatri Kliniklerinde DSM-IV tanı ölçütlerine göre major depresif bozukluk tanısı konmuĢ
74 hasta ile yürütülmüĢtür. Bu çalıĢma Merkezi Etik Kurul tarafından onaylanmıĢtır ve tüm hastalardan
yazılı aydınlatılmıĢ onam alınmıĢtır. AraĢtırmaya alma ölçütleri 18 yaĢından büyük olma, herhangi
baĢka bir psikiyatrik veya bedensel hastalığın bulunmamasıdır. Hastaların yaĢ ortalaması 39.6+13.5‘dir
ve kadın cinsiyet %63.5 (s=47) oranındadır. Hastalık süresi 3.3+5.1 yıldır ve 50 (%67.6) hasta ilk
dönemlerini yaĢamaktadır. BaĢlangıçta ortalama Hamilton Depresyonu Derecelendirme Ölçeği (HAM-D)
puanı 23.5+6.6 olarak elde edilmiĢtir. Hastaların depresyon Ģiddeti Hamilton Depresyonu
Derecelendirme Ölçeği (HAM-D) ile belirlenmiĢ, yaĢam kalitesinin incelenmesi amacıyla Kısa Form-36
(SF-36) ve EuroQol-5D (EQ-5D) ölçekleri uygulanmıĢtır. Tedavi olarak, hastaların yarısı sitalopram
(24.6+9.3 mg/gün) ve diğer yarısı essitalopram (11.8+3.6 mg/gün) kullanmıĢtır. Altıncı haftanın
sonunda, tüm hastalar tedaviye yanıt vermiĢlerdir ve remisyon oranı (HAM-D<7) %63.5 olarak
saptanmıĢtır ve ortalama HAM-D puanı 4.9+4.3 olarak bulunmuĢtur.
Bulgular: YaĢam kalitesi ölçümlerinde, SF-36 ve EQ-5D ölçeklerinin tüm alt ölçeklerinde hem
dördüncü hem de altıncı haftalarda tedaviye yanıt ile uyumlu olarak istatistiksel olarak anlamlı düzelme
gözlenmiĢtir. Ġkinci haftada, baĢlangıçtaki ölçüm ile karĢılaĢtırıldığında, SF-36 ölçeğinin fiziksel
iĢlevsellik, fiziksel rol güçlüğü, ağrı ve emosyonel rol güçlüğü alt ölçeklerinde anlamlı düzelme elde
edilmemiĢtir. Her ne kadar altıncı haftanın sonunda hastalarda istatistiksel olarak anlamlı düzelme elde
edilmiĢ olsa bile, toplum norm değerleriyle karĢılaĢtırıldığında, SF-36 ölçeğinin genel sağlık algısı,
sosyal iĢlevsellik ve emosyonel rol güçlüğü alt ölçekleri anlamlı olarak düĢüktür. Tek dönem yaĢayan
hastalarda sosyal iĢlevsellikte düzelme olmazken, yineleyici dönemleri olan hastalarda genel sağlık
algısı, sosyal iĢlevsellik ve emosyonel rol güçlüğü düzelmeden sürmektedir.
Sonuç: Depresyonda yaĢam kalitesinde ve psikososyal iĢlevsellikte belirgin bozulma geliĢmektedir. Bu
bozulma antidepresan tedaviye koĢut olarak düzelme göstermemektedir. Belirti yanıtı ve düzelmesi
yanı sıra, hastalarda psikososyal geliĢmenin de elde edilmesi için çaba harcanmalıdır.
Anahtar Kelimeler: major depresif bozukluk, yaĢam kalitesi, tedaviye yanıt
217
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ĠZMĠR/BORNOVA ĠLKÖĞRETĠM ĠKĠNCĠ KADEME DEVLET OKULLARINDA
EĞĠTĠM GÖREN ERGENLERDE YAġAM KALĠTESĠ
(Bildiri no:381; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
*Öğr. Gör. Dr. Saliha Altıparmak, **Yard. Doç. Dr. ġafak Taner Gürsoy, **Doç. Dr. Meral Türk Soyer,
***Prof. Dr. Erhan Eser
*Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu, Manisa. **Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı
AbD, Ġzmir. *** Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı AbD, Manisa
Amaç: llköğretim Ġkinci kademede eğitim gören ergenlerde yaĢam kalitesi düzeylerinin ve
belirleyicilerinin saptanması.
Gereç-Yöntem: AraĢtırma kesitsel tipte bir çalıĢmadır. AraĢtırma Ġzmir ili Bornova Ġlçe merkezindeki
ilköğretim okullarının 6,7,8. sınıflarında yapıldı. AraĢtırma verileri Nisan-Mayıs-Haziran 2009‘da
toplandı. Örnek büyüklüğü Sample XS istatistik programında, desen etkisi 2 alınarak, %50 prevalans,
%95 güven aralığında, örneklem hatası 0.05 kabul edilerek 736 olarak hesaplandı. ÇalıĢmada üç form
kullanıldı. Bunlar: Kiddo-Kindl genel amaçlı 13-16 yaĢ yaĢam kalitesi ölçeği ergen formu, DSÖ HBSC
2001/02 anket formu ve sosyo-demoğrafik anket formu. ÇalıĢmada elde edilen ana-baba tutum algısı,
aile ile sosyal iliĢkiler, öğretmen tutum algısı ve okula tutum değerlendirilmesinde, DSÖ HBSC 2001/02
anket formunda beĢli likert tipi olan maddelerin her biri için 1-5 arası değerler verildi ve toplam skor
elde edildi. Sağlık davranıĢlarının değerlendirilmesinde her pozitif davranıĢa ―0‖, her negatif davranıĢa
―1‖ verilerek toplam sağlık davranıĢı skoru elde edildi. AraĢtırmada alt ve üst sosyal sınıf
gruplandırılmasında, öğrencilerin baba iĢlerine göre iĢveren, yüksek nitelikli serbest meslek,
esnaf/marjinal, yüksek nitelikli ücretli, beyaz yakalılar üst sosyal sınıf; niteliksiz hizmet iĢçileri, mavi
yakalı, iĢsizler alt sosyal sınıf olarak değerlendirildi. AraĢtırmanın verilerinin değerlendirilmesinde
student t testi, mann Whitney_U test, One-Way ANOVA, tahmini rölatif riskler (Lojistik regresyon
modeli) ve risklerin % 95 güven aralığı ve Pearson korelasyon hesaplandı.
Bulgular: AraĢtırmaya katılan öğrencilerin 370‘si (%49.7) erkek, 374‘ü (%50.3) kızdır. Öğrencilerin
229‘u (%30.8) 12 yaĢ, 255‘i (%34.3) 13 yaĢ, 221‘i (%29.7) 14 yaĢ ve 39‘u (%5.2) 15 yaĢındadır (yaĢ
dağılımı 13.0±0.8, min 12-max 15). Öğrencilerin annelerinin yaĢ dağılımı 38.1±4.9; baba yaĢ dağılımı
42.4±5.6‘dır (29-68). Öğrencilerin 270‘i (%36.3) üst sosyal sınıftadır ve 87‘sinin (%11.7) sosyal
güvencesi yoktur. 386‘sı (%51.9) gelirini ne iyi ne kötü olarak değerlendiriyor. 20‘si (%2.7) okul
dıĢında bir iĢte çalıĢtığını ifade etmiĢtir. AraĢtırmada yapılan çoklu analizler sonucunda, aile ile sosyal
iliĢkileri iyi olan; aile-okul iliĢkisi iyi olan; algılanan öğretmen tutumu ve okula yönelik tutumu olumlu
olan ve sağlık davranıĢları olumlu olan ergenlerde yaĢam kalitesi puanları diğerlerinden daha yüksek
bulunmuĢtur (p<0.05).
Sonuç ve Öneriler: ÇalıĢmadan elde edilen bulgular doğrultusunda gençlerin yaĢam kalitelerinin
sosyo-ekonomik düzey, aile ile sosyal iliĢkiler, aile-okul iliĢkisi, algılanan öğretmen tutumu, okula tutum
ve sağlık davranıĢlarından etkilendiği belirlenmiĢtir. Bu çalıĢma sonucunda, ergenlerde sağlığı
geliĢtirmeye yönelik çalıĢmalar, pozitif ana-baba tutumu ve pozitif okul yaĢamının sağlanması ile ilgili
çalıĢmalar ile ergenlerin yaĢam kalitelerinin arttırılmasının gerekliliği düĢünülmektedir.
218
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KĠDDO-KĠNDL GENEL AMAÇLI 13-16 YAġ YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ ERGEN
FORMU ĠLE DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ GENEL
SAĞLIK YAġAM KALĠTESĠ ALT BOYUTU ĠLE ELDE EDĠLEN SONUÇLARIN
KARġILAġTIRILMASI VE ÖLÇEKLER ARASINDAKĠ TUTARLILIK
(Bildiri no:382; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
*Öğr. Gör. Dr. Saliha Altıparmak, **Prof. Dr. Erhan Eser, ***Yard. Doç. Dr. ġafak Taner Gürsoy,
***Doç. Dr. Meral Türk Soyer
*Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu, Manisa. ** Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk
Sağlığı AbD, Manisa. ***Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı AbD, Ġzmir
Amaç: Kiddo-Kindl Genel Amaçlı 13-16 YaĢ YaĢam Kalitesi Ölçeği Ergen Formu ile Dünya Sağlık
Örgütü YaĢam Kalitesi Ölçeği ―Genel Sağlık YaĢam Kalitesi (GSYK)‖ Alt Boyutu arasındaki tutarlılığın
belirlenmesi.
Gereç-Yöntem: AraĢtırma kesitsel tipte bir çalıĢmadır. AraĢtırma Ġzmir ili Bornova Ġlçe merkezindeki
ilköğretim okullarının 6,7,8. sınıflarında yapıldı. AraĢtırma verileri Nisan-Mayıs-Haziran 2009‘da
toplandı. Örnek büyüklüğü Sample XS istatistik programında, desen etkisi 2 alınarak, %50 prevalans,
%95 güven aralığında, örneklem hatası 0.05 kabul edilerek 736 olarak hesaplandı. ÇalıĢmada üç form
kullanıldı. Bunlar: Kiddo-Kindl genel amaçlı 13-16 yaĢ yaĢam kalitesi ölçeği ergen formu, Dünya Sağlık
Örgütü YaĢam Kalitesi Ölçeği Genel Sağlık YaĢam Kalitesi Alt Boyutu ve sosyo-demografik anket
formu. AraĢtırmanın verileri SPSS 10.0 bilgisayar istatistik paket programında değerlendirilecektir.
Veriler kappa istatistiği ve Pearson korelasyon ile değerlendirildi. Ölçek puan ortalamaları kesme değeri
olarak alındı ve Kappa analizi yapıldı.
Bulgular: AraĢtırmaya katılan öğrencilerin 370‘si (%49.7) erkek, 374‘ü (%50.3) kızdır. Öğrencilerin
229‘u (%30.8) 12 yaĢ, 255‘i (%34.3) 13 yaĢ, 221‘i (%29.7) 14 yaĢ ve 39‘u (%5.2) 15 yaĢındadır (yaĢ
dağılımı 13.0±0.8, min 12-max 15).
Öğrencilerin 618‘i (%83.1) anne ve babasıyla birlikte
yaĢamaktadır. Öğrencilerin 270‘i (%36.3) üst sosyal sınıfta ve 87‘sinin (%11.7) sosyal güvencesi
yoktur. 386‘sı (%51.9) gelirini ne iyi ne kötü olarak değerlendiriyor. 20‘si (%2.7) okul dıĢında bir iĢte
çalıĢtığını ifade etmiĢtir.
Kiddo-Kindl Ölçeği toplam skoru ile Genel Sağlık YaĢam Kalitesi ölçeği arasında tesadüfi olmayan uyum
%34‘dür (Cohen Kappa:0.34). Kiddo-Kindl ölçeği alt alanları ile Genel Sağlık YaĢam Kalitesi ölçeği
arasındaki kappa değerleri incelendiğinde bedensel alanda 0.21, ruhsal alanda 0.29, öz saygı alanında
0.23, aile alanında 0.27, arkadaĢ alanında 0.14 ve okul alanında 0.19 olarak belirlenmiĢtir.
Kiddo-Kindl Ölçeği toplam skoru ile Genel Sağlık YaĢam Kalitesi ölçeği arasında orta derecede bir
korelasyon vardır (r=0.467). Kiddo-Kindl ölçeği alt alanları ile Genel Sağlık YaĢam Kalitesi ölçeği
arasındaki korelasyon incelendiğinde, bedensel alanda 0.274, psikolojik alanda 0.397, öz saygı
alanında 0.256, aile alanında 0.331, arkadaĢ alanında 0.230 ve okul alanında 0.338 olarak
belirlenmiĢtir.
Sonuç: ÇalıĢmadan elde edilen bulgular doğrultusunda ergenlerin yaĢam kalitelerinin
değerlendirilmesinde Dünya Sağlık Örgütü YaĢam Kalitesi Ölçeği GSYK alt boyutunun, Kiddo-Kindl
Ölçeği ile yüksek bir uyumu olduğu söylenemez. Ancak genel sağlık ve yaĢam kalitesi algısını en çok
etkileyen KINDL boyutları ―psikolojik‖ ve ―okul‖ boyutlarıdır.
219
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ENGELLĠ BĠREYE SAHĠP OLAN AĠLELERE YAPILAN PLANLI HEMġĠRELĠK
BAKIMLARININ, AĠLE ĠġLEVLERĠNĠ DEĞERLENDĠRME, AĠLE
GEREKSĠNĠMLERĠ VE YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no:383; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Dr. Handan Zincir*, Filiz Özkan*, Zeliha Kaya Erten* , Selma Kahraman*
* Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksek Okulu Halk Sağlığı ve HemĢireliği ABD/ Kayseri
Amaç: Kayseri Melikgazi Belediyesi‘nde bulunan EskiĢehir bağları semtinde, engelli bireye sahip olan
ailelere verilen hemĢirelik bakımıyla aile iĢlevlerindeki, aile gereksinimlerindeki ve yaĢam kalitelerindeki
değiĢimin belirlenmesi amacıyla yapılmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırmanın evrenini, EskiĢehir bağları semtinde engelli bireye sahip olan 40 birey
oluĢturmuĢtur. Ancak 8 kiĢinin taĢınması, uygun zamanlarının olmaması ve çalıĢmaya devam etmek
istememeleri nedeniyle çalıĢma 32 bireyle yürütülmüĢtür. AraĢtırmanın yapılabilmesi için gerekli izinler
belediye ve ailelerden alınmıĢtır. AraĢtırmada, araĢtırmacı tarafından oluĢturulan 23 soruluk anket
formu, Bulut ve ark. tarafından Türkçe formu geliĢtirilmiĢ olan aile iĢlevlerini değerlendirme ölçeği,
Sucuoğlu tarafından Türkçe formu geliĢtirilmiĢ olan aile gereksinimlerini belirleme ölçeği ve Eser ve
ark. tarafından Türkçe formu geliĢtirilmiĢ olan WHOQOL- 100 yaĢam kalitesi ölçeği kullanılmıĢtır.
AraĢtırmada kullanılan anketler araĢtırmacılar tarafından eğitim verilen hemĢirelik öğrencileri
tarafından yüz-yüze görüĢme tekniği kullanılarak doldurulmuĢtur.
AraĢtırmada tek grup öntest-sontest modeli kullanılmıĢtır. AraĢtırmaya alınan bireylere 2008 Ekimaralık aylarında aile iĢlevlerini, aile gereksinimlerini ve yaĢam kalitelerini belirlemek amacıyla
tanımlayıcı bir çalıĢma yapılmıĢtır. Yapılan çalıĢma sonucunda aile iĢlevlerini değerlendirmesi ve
ailelerin gereksinimleri belirlenmiĢtir. Bu gereksininim ve iĢlevlere yönelik 2009 Ocak ayından itibaren
bir yıl boyunca bu ailelere yönelik olarak öğretim görevlilerinin gözetiminde, hemĢirelik öğrencilerinin
ev ziyareti yapması ve ailelerin gereksinimlerine ve iĢlevlerine yönelik hemĢirelik bakımı verilmesi
sağlanmıĢtır. Bir yılın sonunda aile iĢlevlerindeki, aile gereksinimlerindeki ve yaĢam kalitelerindeki
değiĢimi belirlemek amacıyla veri toplama tekrar edilmiĢtir.
Bulgular: Ailede engelli bireye bakım verenlerin %87.8‘ ini anneler oluĢturmaktadır. Engelli bireylerin
%12.5‘ inin sosyal güvencesi bulunmamakta ve %31.3‘ ünü yardım almamaktadır. Engelli bireylerin
%25.0‘ i zihinsel, %28.1‘ i fiziksel-zihinsel engellidir. Bakım veren bireylerin %56.3‘ ü engelli birey
nedeniyle sosyal hayatının olmadığını belirtmiĢtir. Aile değerlendirme alt ölçeği olan; problem çözme,
roller, duygusal tepki verebilme, gereken ilgiyi gösterme, davranıĢ kontrolü, iletiĢim, genel
fonksiyonların puan ortalamaları sağlıksızken sağlıklıya doğru gittiği ve iletiĢim harici tüm alt baĢlıkları
ile arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiĢtir ( p<0.05) . Aile gereksinimlerini
değerlendirme ölçeğinin önce ve sonraki toplam ölçek puan ortalaması sırasıyla 57.06±13.25,
48.71±6.23 olduğu bulunmuĢtur. Aile gereksinimlerinin değerlendirme ölçeğinin alt ölçeği olan; aile
iĢleyiĢi, maddi gereksinimler, bilgi gereksinimi, çocuğun durumunu diğerlerine açıklayabilme, toplumsal
servisler ve destek gereksinimleri puan ortalamalarının verilen hemĢirelik bakımıyla azaldığı ve
aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuĢtur ( p<0.05) . YaĢam kalitesi ölçeği
(Whoqol-100) alt baĢlıkları olan; fiziksel sağlık, psikolojik sağlık, sosyal iliĢkiler ve çevre puan
ortalamalarının arttığı ancak sosyal iliĢkiler alt baĢlığı hariç diğerlerinin aralarındaki farkın anlamlı
olmadığı bulunmuĢtur.
Sonuç: Ailelerin gereksinimleri ve iĢlevleri planlı bir hemĢirelik bakımıyla karĢılanarak ailelerin yaĢam
kalitesinin artığı görülmektedir.
220
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BALIKESĠR’DE 1. VE 2. BASAMAK SAĞLIK KURUMLARINDA ÇALIġAN
HEMġĠRELERDE BEL AĞRISININ YAġAM KALĠTESĠ DÜZEYĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no:386; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
1
Yeliz Mercan, MPH. 2Doç.Dr. Pınar Erbay Dündar
1
Balıkesir Devlet Hastanesi, BALIKESĠR. 2Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim
Dalı, MANĠSA.
Amaç: Balıkesir‘de 1. ve 2. basamak sağlık kurumlarında çalıĢan hemĢirelerde bel ağrısı ile yaĢam
kalitesini düzeyi arasındaki iliĢkiyi belirlemek amaçlanmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırmada örneklem seçimi yapılmamıĢ, kent merkezindeki tüm sağlık ocakları (16) ve iki
hastanede çalıĢan hemĢirelerin tümü araĢtırma kapsamına alınmıĢtır (n=619). AraĢtırmanın katılım
oranı %84.9‘dur (n=526). AraĢtırmada araĢtırmacı tarafından geliĢtirilen anket ve Dünya Sağlık Örgütü
YaĢam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BREF) kullanılmıĢtır. Veriler yüz yüze görüĢme tekniğiyle toplanmıĢ,
SPSS 11.5 ile değerlendirilmiĢtir. AraĢtırmanın analizinde; sayı-yüzde, ki-kare analizi, t-testi, çok
değiĢkenli risk analizlerde lojistik regresyon analizi uygulanmıĢtır.
Bulgular: AraĢtırma grubunun yaĢ ortalaması 35.4±5.6’dır. HemĢirelerin %85.9‘u evli, %91.6‘sı
çekirdek aileye sahip, %79.7‘si ön lisans ve üstü eğitimlidir. Grubunun %39.2‘sinin sigara içtiği,
%92.8‘i düzenli bir spor aktivitesi yapmadığı, %60.3‘ünün BKĠ‘sinin 25.0‘ın altında olduğu saptanmıĢtır.
Ortalama çalıĢma süresi 15.7±6.0‘dır. HemĢirelerin %61.2‘si hastanelerde, %38.8‘i sağlık ocaklarında
çalıĢmaktadır. AraĢtırma grubunun %61.3‘ü iĢ doyumunu iyi, %46.7‘si sağlık algısını orta olarak ifade
etmiĢlerdir.
AraĢtırma grubunun bel ağrısı nokta prevalansı %33.8‘dir. Hastanede çalıĢan hemĢirelerin bel ağrısı
nokta prevalansı %32.0, sağlık ocağında çalıĢan hemĢirelerin bel ağrısı nokta prevalansı %36.8 olarak
belirlenmiĢtir.
Yapılan tek değiĢkenli risk analizinde (%95 GA); 40 yaĢ ve üstünde olmak [1.9 (1.1-3.5)], sağlık
meslek lisesi mezunu olmak [2.2 (1.1-4.9)], evli [3.0 (1.1-8.1)] ve boĢanmıĢ/dul olmak [3.8 (1.212.0)], BKĠ‘nin 25.0‘ın üstünde olması [1.5 (1.1-2.3)], çalıĢma süresinin 21 yıl ve üstünde olması [1.9
(1.1-3.5)], genel sağlık algısının orta [2.6 (1.7-3.9)] ve kötü [3.1 (1.7-5.6)] düzeyde olması araĢtırma
sırasında yaĢanan bel ağrısı açısından anlamlı değiĢkenlerdir.
AraĢtırma grubunun yaĢam kalitesi alt ölçek alanlarının puanlarına göre dağılımına bakıldığında;
bedensel, ruhsal, sosyal iliĢkiler, çevre ve kültüre standardize edilmiĢ (TR) çevre alan puan
ortalamaları sırasıyla 14.7±3.4, 14.8±2.1, 14.9±2.3, 13.6±1.9, 13.7±1.8‘dir.
YaĢam kalitesi alt ölçekleri ile bel ağrısı nokta prevalansı karĢılaĢtırıldığında; bedensel sağlık alanında
(p=0.000) puan ortalamasının bel ağrısı yaĢayanlarda düĢük ve anlamlı olduğu saptanmıĢtır.
Hastanede çalıĢan hemĢirelerin bedensel (p=0.000) ve ruhsal (p=0.020), sağlık ocağında çalıĢan
hemĢirelerinde bedensel sağlık alanı (p=0.016) puan ortalamasının istatistiksel olarak anlamlı olduğu
belirlenmiĢtir.
Çok değiĢkenli risk analizinde (%95 GA); genel sağlık algısının orta [2.0 (1.2-3.3)] ve kötü [2.2 (1.14.7)] düzeyde olması, yaĢam kalitesi alt ölçeklerinden ruhsal [1.17 (1.01-1.35)] ve bedensel [0.7 (0.60.8)] sağlık alanlarında puan ortalamalarının araĢtırma sırasında bel ağrısı yaĢayanlarda istatistiksel
olarak anlamlıdır. YaĢ, eğitim durumu, medeni durum, BKĠ, yaĢam kalitesi alt ölçek alanlarından sosyal
iliĢkiler, çevre, çevre (TR) alanları anlamlı değiĢkenler değildir.
Sonuç: Hastanede ve sağlık ocağında çalıĢan hemĢirelerde araĢtırma sırasında yaĢanan bel ağrısı,
yaĢam kalitesi düzeyini etkilemektedir. ÇalıĢma ortamının sağlık koĢullarına uygun hale getirilmesi, bel
ağrısı oluĢmasından korunmaya yönelik gerekli eğitimlerin verilmesi gerekmektedir.
221
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
TOTAL LARENJEKTOMĠ UYGULANAN HASTALARIN POST-OPERATĠF ERKEN
DÖNEM PSĠKOSOSYAL DURUMLARI
(Bildiri no:387; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon D; KBB sorunları ve SYK)
1.
Özgü Kesmezacar, 2.Aygül Topçu, 3.Meral Kurt DurmuĢ
1.
Ġstanbul Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi 2.Ġstanbul Eğitim ve AraĢtırma Hastanesi 3.Ġstanbul Eğitim ve
AraĢtırma Hastanesi
GiriĢ: Total larenjektomi, larenks kanserinin en güvenli tedavisi olarak kabul edilmekte ve
uygulanmaktadır. Total larenjektomi, konuĢmanın tamamen kaybedilmesine neden olmakta ve
hastanın ekonomik ve sosyal hayatını, psikolojisini, çalıĢmasını ve hayata olan bağlılığını olumsuz
yönde etkileyerek yaĢam kalitesini bozmaktadır.
Amaç: ÇalıĢmada, Kulak Burun Boğaz kliniğinde larenks kanseri tanısı alan ve total larenjektomi
uygulanan hastalarla ameliyat öncesi ve sonrası görüĢülerek psikososyal durumlarının
değerlendirilmesi amaçlanmıĢtır.
Yöntem 01.07.2008-31.12.2008 tarihleri arasında larenks kanseri tanısıyla, total larenjektomi
uygulanacak 24 hasta, hekimleri tarafından psikososyal destek amacıyla hastanenin psikososyal destek
hizmetlerine yönlendirilmiĢtir. GörüĢmeyi kabul eden 13 hasta ile aynı sosyal çalıĢmacı 4‘ü ameliyat
öncesi olmak üzere toplam 17 seans görüĢme yapmıĢtır. GörüĢmelerde psikososyal destek hizmetleri
tarafından yapılandırılmıĢ ve uygulamaya konulmuĢ olan ―psikososyal destek hizmetleri ameliyat öncesi
hasta görüĢme formu‖ ve ―psikososyal destek hizmetleri ameliyat sonrası görüĢme formu‖
kullanılmıĢtır. Ameliyat öncesi görüĢme formunda; hastanın sosyodemografik özellikleri, hastalığı
hakkındaki bilgi düzeyi, hastalığı sürecindeki duyguları, ameliyatla ilgili endiĢeleri, ameliyat sonrası
beklentileri, kiĢilik özellikleri, psikiyatrik görüĢmeye yönelik tutumu ve sosyal çalıĢmacının yorum ve
önerileri yer almaktadır. Ameliyat sonrası görüĢme formunda; ameliyat bilgileri, hastanın ameliyat
sonrası fonksiyonel, fiziksel ve ruhsal durumu, ailenin tutumu, ameliyatın yaĢam kalitesine etkisi,
psikiyatrik görüĢmeye yönelik hastanın tutumu ve sosyal çalıĢmacının yorum ve önerileri yer
almaktadır.
Bulgular GörüĢmeyi kabul eden 13 hastanın 12'si erkek, hastaların yaĢ ortalaması 57,9 ve % 46'sı
ilköğretim mezunu idi. Hastaların tamamı sigara kullanıcısı olup, sigara kullanımı ortalaması 35 yıl ve
1,5 paket/gün idi. Ameliyat öncesi görüĢmelerde, hastaların tümünde ölüm kaygısı, uyku
düzensizlikleri, kendini hastanede güvende hissetme duygusu ve ameliyat sonrası sağlıklı bir hayat
beklentisi saptandı. Hastaların ikisinde sesini kaybetme; birinde ise metastaz korkusu geliĢmiĢti.
Ameliyat sonrası görüĢme ortalama 2 hafta sonra gerçekleĢti. GörüĢmelerde, hastaların % 78'inde
konuĢma kaybı ve % 39‘unda görünümünü beğenmeme tespit edildi. Hastaların % 78'i ameliyatın
yaĢam kalitesini olumsuz etkilediğini ve ameliyat sonrası yaĢamının eskisi gibi olmayacağını ifade etti.
Sosyal çalıĢmacı hastaların %40'ının ameliyat sonrası ileri psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu
belirledi.
Sonuç Daha geniĢ sayıda hastaya ulaĢılarak, ameliyat öncesi ve sonrası fiziksel bakım ve tedavi ile
psikososyal desteğin eĢ zamanlı olarak yapılmasının, hastaların yaĢam kalitesini artıracağını ve hastalık
süreciyle baĢa çıkmalarını kolaylaĢtıracağını düĢünmekteyiz.
222
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
HEMġĠRELERDE YAġAM KALĠTESĠNĠ ETKĠLEYEN FAKTÖRLERĠN
BELĠRLENMESĠ
(Bildiri no:391; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Yard. Doç. Dr. Neriman Akansel, Öğr. Gör. Aysel Özdemir, Öğr.Gör. Gülseren Ç.Tunç, Öğr. Gör. Zuhal
Tuğutlu, Öğr. Gör. Dr. Hicran Yıldız
*Uludağ Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu, Bursa
GiriĢ: Hastanelerde 7 gün 24 saat sürekli vardiya ve nöbet sistemi içinde hizmet veren hemĢireler,
zamanla gastrit, hipertansiyon, koroner kalp hastalıkları, varisler, fıtıklar, kardiyovasküler bozukluklar,
meme kanseri, kolon kanseri, gibi sağlık sorunları ve uyku bozuklukları, stres, depresyon, sosyal
izolasyon, tükenmiĢlik ve çatıĢma gibi psikolojik sorunlarla yüz yüze gelmekte ve bütün bu sorunlar
çözümlenmezse zamanla yaĢam kalitesinde azalmaya neden olmaktadır. ÇalıĢma hemĢirelerin yaĢam
kalitesi düzeylerini ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıĢtır.
Gereç-Yöntem: AraĢtırma bir üniversite hastanesinde çalıĢan 475 hemĢireden araĢtırmaya katılmayı
kabul eden 333 hemĢire üzerinde yapılmıĢtır. Veriler, sosyodemografik özellikleri içeren genel bilgi
formu ve Dünya Sağlık Örgütü YaĢam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL) aracılığı ile toplanmıĢtır. Her alanın
maksimum puanı 20‘dir ve puan yükseldikçe yaĢam kalitesi artar. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS
16.0 programı kullanılmıĢtır. Değerlendirmede ortalamalar, yüzdelikler, t testi, Anova testi ve pearson
korelasyon testi kullanılmıĢtır.
Bulgular: Olguların %6.6‘sı erkek olan olguların yaĢ ortalamaları 31.35±7.77‘dir. Olguların çoğunluğu
önlisans mezunu, %58‘i evli ve %48.3‘ü çocukludur. %55.9‘u eĢi ve çocuklarıyla birlikte yaĢamaktadır
ve çoğunluğunun oturduğu ev kira (%30.9) veya akrabasının (%30.3) evidir. Olguların mezuniyet yılı
ortalaması 9.46±6.83, çalıĢma yılı ortalaması 9.95±7.56‘dır ve son çalıĢtığı birimdeki çalıĢma yılı
ortalama 6.11±5.68‘dir. Olguların çoğunluğu dahili (%22.5) ve cerrahi (%23.7) kliniklerde; %77.8‘i
klinik hemĢiresi ve %35.4‘ü sözleĢmeli olarak; %63.7‘si nöbet usulü çalıĢmaktadır. Olguların %68.8‘i
gündüz Ģiftinde çalıĢmaktan memnun olduğunu ifade ederken; sürekli gündüz çalıĢanların %39‘u
gündüz çalıĢmaktan memnundur.%27.6‘sının sağlıkla , %59.2‘sinin iĢle, %84.2‘sinin sosyal yaĢamla ve
%91.9‘un ailesi ile ilgili bir sorunu vardır. Olguların yaĢam kalitesi alanlarından çevre alanı 12.45±2.18
ve çevre-tr 12.67±2.08 alanı en düĢük puana sahipken; bedensel (14.11±2.57) ve ruhsal
(14.21±2.41) alanlar en yüksek puana sahiptir. Sosyodemografik özellikler açısından
değerlendirildiğinde; kadın olmak, çocuk sahibi olmamak, bedensel alan hariç evli olmak, anne-baba
ya da diğer akrabalar ile birlikte yaĢamak, sağlık, sosyal ya da ailevi sorunlar yaĢam kalitesini
düĢürmektedir (p<0.05). Benzer Ģekilde çalıĢma koĢullarının yaĢam kalitesine etkisi
değerlendirildiğinde; yoğun bakımlarda çalıĢan, klinik hemĢiresi olan, sözleĢmeli ve nöbet usulü
çalıĢan, iĢle iliĢkili sorunları bulunan, gündüz çalıĢmaktan memnuniyetsiz olduğunu bildiren
hemĢirelerde yaĢam kalitesi daha düĢük bulunmuĢtur (p<0.05). ÇalıĢanların yaĢ, mezuniyet yılı ve
çalıĢma yılı arttıkça YaĢam Kalitesini Ölçeğinin sosyal, çevresel ve çevresel-tr alalarından aldıkları puan
da artmaktadır (p<0.05).
Sonuç: HemĢirelerde yaĢam kalitesi etkileyen çok sayıda faktör bulunmaktadır. HemĢirelerin çalıĢma
Ģartlarının iyileĢtirilmesinin, çalıĢma sistemine iliĢkin yeni düzenlemelerin yapılmasının ve hemĢirelerin
sorunlarının çözümünün desteklenmesinin yaĢam kalitelerinde artıĢa neden olacağı öngörülmektedir.
Anahtar Kelimeler: HemĢire, yaĢam kalitesi, etkileyen faktörler
223
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BALIKESĠR’DE BĠRĠNCĠ VE ĠKĠNCĠ BASAMAK SAĞLIK KURUMLARINDA
ÇALIġAN HEMġĠRELERDE YETĠ YĠTĠMĠNĠ ETKĠLEYEN FAKTÖRLER
(Bildiri no:392; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Yeliz Mercan1, Doç. Dr. Pınar Erbay Dündar2
1
Balıkesir Devlet Hastanesi, BALIKESĠR. 2Calal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim
Dalı, MANĠSA.
Amaç: Balıkesir‘de birinci ve ikinci basamak sağlık kurumlarında çalıĢan hemĢirelerde yeti yitimi
düzeyini belirlemek ve bunu etkileyen faktörleri saptamak amaçlanmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırmada örneklem seçimi yapılmamıĢ, kent merkezindeki tüm sağlık ocakları (16) ve iki
hastanede çalıĢan hemĢirelerin tümü araĢtırma kapsamına alınmıĢtır (n= 619). AraĢtırmanın katılım
oranı %84.9‘dur (n=526). AraĢtırmada, araĢtırmacı tarafından geliĢtirilen anket ve Kısa Yeti Yitimi
Anketi kullanılmıĢtır. Veriler yüz yüze görüĢme tekniğiyle toplanmıĢ, SPSS 11.5 ile değerlendirilmiĢtir.
AraĢtırmanın analizinde; sayı-yüzde, ki-kare, lojistik regresyon analizi uygulanmıĢtır.
Bulgular: AraĢtırma grubunun yaĢ ortalaması 35.4±5.6‘dır. HemĢirelerin %85.9‘u evli, %91.6‘sı
çekirdek aileye sahip, %52.3‘ü iki ve üzeri doğum yapmıĢtır. HemĢirelerin %70.2‘si önlisans mezunu,
ortalama çalıĢma süresi 15.7 ± 5.9 yıl, %97.3‘ü kadrolu, %61.2‘si hastanede çalıĢmaktadır. AraĢtırma
grubunun %66.5‘inin spor yapmadığı, %60.3‘ünün BKĠ‘sinin 25.0‘ın altında olduğu, %39.2‘sinin sigara
içtiği belirlenmiĢtir. HemĢirelerin %61.3‘ü iĢ doyumunu iyi, %46.7‘si genel sağlık algısını orta olarak
ifade etmiĢlerdir.
AraĢtırma grubunun yeti yitimi prevalansı %63.7‘dir. Yeti yitimi düzeylerine göre; yok, hafif, orta, ağır
olanlar sırasıyla %36.3, %21.5, %26.0, %16.2‘dir.
Yapılan tek değiĢkenli risk analizinde (%95 GA); evli [3.8 (1.8-8.1)] ve boĢanmıĢ/dul [6.2 (2.2-17.2)]
olmak, iki ve üstü doğum yapmak [1.9 (1.1-3.3)], düzensiz spor aktivitesi yapmak [2.3 (1.1-4.9)],
BKĠ‘nin 25.0 ve üzerinde olması [1.8 (1.2-2.6)], sözleĢmeli çalıĢmak [3.2 (1.1-9.8)], iĢ doyumunun orta
[2.1 (1.4-3.2)] düzeyde, genel sağlık algısının orta [4.2 (2.8-6.3)] ve kötü [12.1 (5.0-29.5)] düzeyde
olması risk faktörü olarak belirlenmiĢtir.
ĠĢ yaĢantısında: uzun süre ayakta kalmak [1.5 (1.1-2.3)], uzun yol yürümek [1.5 (1.1-2.1)], elinde
yükle basamak/yokuĢ inmek-çıkmak [1.7 (1.2-2.5)], ev yaĢantısında: sık öne eğilmek [1.8 (1.1-2.9)],
sıklıkla obje kaldırmak-tutmak [1.7 (1.1-2.5)], uzun yol yürümek [1.7 (1.1-2.4)], elinde yükle
basamak/yokuĢ inmek-çıkmak [1.6 (1.1-2.4)] yeti yitimi için risk faktörüdür.
Yeti yitimi prevalansının çok değiĢkenli risk analizinde (%95 GA); boĢanmıĢ/dul olmak [3.9 (1.1-14.2)],
BKĠ‘nin 25.0 ve üzerinde olması [1.6 (1.1-2.5)], genel sağlık algısının orta [4.1 (2.6-6.4)] ve kötü [14.0
(5.1-37.9)] düzeyde olması, iĢ doyumunun orta [2.1 (1.3-3.4)] düzeyde olması ve düzensiz spor
aktivitesi yapmak [2.6 (1.1-6.2)] istatistiksel olarak anlamlıdır. SözleĢmeli çalıĢmak, uzun süre ayakta
kalmak, uzun yol yürümek, elinde yükle basamak/yokuĢ inmek-çıkmak, sık öne eğilmek, sıklıkla obje
kaldırmak-tutmak yeti yitimi için anlamlı değiĢkenler değildir.
Sonuç: AraĢtırmada hemĢirelerin yeti yitiminde mesleki değiĢkenlerden çok, sosyo-demografik
değiĢkenlerin etkili olduğu görülmektedir. Ev yaĢantısında ve iĢ yerinde maruz kalınan riskli postürler
yeti yitimini düzeyinde herhangi bir farklılık yaratmamıĢtır. Mesleki değiĢkenlerden iĢ doyumu yeti
kaybına yol açmaktadır.
224
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ĠġĠTME ENGELLĠ ÇOCUKLARDA YAġAM KALĠTESĠ
(Bildiri no:394; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Ayfer Ekim1, Özlem Öztürk2, Emel Yiğen3, AyĢe Ferda Ocakcı4,
1
AraĢ. Gör. Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları HemĢireliği
Anabilim Dalı 2 Uzm. HemĢire Zonguldak Karaelmas Üniversitesi 3 Öğr. Gör. Dumlupınar Üniversitesi
Sağlık Yüksekokulu 4 Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları HemĢireliği Anabilim Dalı
Amaç: ĠĢitme engeli, çocuğun geliĢimini, iletiĢimini ve sosyalleĢmesini etkileyen bir engellilik çeĢididir.
ĠĢitme engelinin biliĢsel, duygusal ve sosyal etkileri çocuğun, yaĢam kalitesini de etkileyecektir. Bu
araĢtırmada, iĢitme engelli çocukların yaĢam kalitesinin değerlendirilmesi amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Tanımlayıcı olarak planlanan araĢtırmaya, rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen 8-12 yaĢ
arası 68 çocuk katılmıĢtır. AraĢtırmanın verileri, Kid-KINDL yaĢam kalitesi ölçeği ve iĢitme engelli çocuk
ve aileyi tanımlayıcı bilgi formu ile toplanmıĢtır. Kid-KINDL yaĢam kalitesi ölçeğinin, bedensel iyilik,
duygusal iyilik, özsaygı, aile, arkadaĢ ve okul (günlük faaliyetlerin yapıldığı okul ya da anaokulu/kreĢ)
olmak üzere altı alt boyutu vardır. Her bir boyut 4 maddeden oluĢmaktadır. Alt boyutlara ait puanlar,
bağımsız olarak hesaplanırken ayrıca bu altı boyutun bileĢiminden oluĢan toplam yaĢam kalitesi puanı
elde edilmektedir. Ölçekten alınan puanlar 0-100 arasında değiĢmektedir. Ölçeğin herhangi bir kesme
noktası yoktur, yüksek puan almak yaĢam kalitesinde iyiliği gösterir. Verilerin değerlendirilmesinde,
iĢitme engelli çocuk ve ailelerin tanıtıcı özelliklerine iliĢkin bulguların sayı ve yüzde dağılımları yapılmıĢ,
yaĢam kalitesi puan ortalamaları ile bağımsız değiĢkenler arasındaki iliĢkinin incelenmesinde t testi ve
varyans analizi kullanılmıĢtır.
Bulgular: AraĢtırmada, iĢitme engelli çocukların yaĢam kalitesi puanı 68.5 olarak bulunmuĢtur.
Çocuklar, yaĢam kalitesi ölçeğinin alt boyutlarından en yüksek puanı bedensel iyilik boyutundan (75.0),
en düĢük puanı ise özsaygı alt boyutundan (58.6) almıĢlardır. Toplam yaĢam kalitesi cinsiyete göre
anlamlı farklılık göstermemekle birlikte duygusal iyilik alt boyutundan erkekler 71.2, kızlar 66.1 puan
almıĢlardır ve bulgu istatiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). AraĢtırmada, yaĢam kalitesi ile iĢitme engelli
çocuğun yaĢı, sosyo-ekonomik durumu ve yaĢadığı yer değiĢkenleri arasında istatiksel olarak anlamlı
bir iliĢki olmadığı belirlenmiĢtir.
Sonuç: AraĢtırma sonucuna göre iĢitme engellilik durumu, çocukların en fazla özsaygısını
etkilemektedir. Çocuğun özsaygısının yükseltilmesi, yaĢam kalitesinin iyileĢtirilmesinde önemli bir role
sahiptir. Özsaygının yükseltilmesinde çocuğun gereksinimlerini temel alan eğitim programlarının
planlanması oldukça önemlidir. Çocuğun, yaĢamın her alanına yönelik güçlendirilmesine iliĢkin annebaba ve öğretmenlerle iletiĢime geçilerek, çocuğun bağımsız olması yönünde destekleyici yaklaĢımların
benimsenmesi gerekmektedir.
Anahtar Sözcükler: iĢitme engeli, çocuk, yaĢam kalitesi
225
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
YOĞUN BAKIM ÜNĠTELERĠNDE ÇALIġAN HEMġĠRELERĠN GENEL SAĞLIK
ANKETĠNE GÖRE RUHSAL DURUMLARI ve RUHSAL DURUMLARINI
ETKĠLEYEN ETMENLER
(Bildiri no:395; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Mehtap Kızılkaya, K.Derya Beydağ
Pamukkale Üniversitesi Denizli Sağlık Yüksekokulu, Haliç Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksekokulu
Ebelik Bölümü
Amaç: Yoğun bakım üniteleri çoğunlukla fiziksel durumları ağır hastaların tedavi edildiği, yoğun stres
altında bulunan hasta ve yakınlarına hizmet veren birimlerdir. Bu çalıĢma, yoğun bakım ünitelerinde
çalıĢan hemĢirelerin yaĢadıkları ruhsal belirti düzeylerin belirlemek ve ruhsal durumlarına etki eden
faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırmanın evrenini, Denizli Devlet Hastanesi‘nin anestezi, dâhiliye, cerrahi ve kalp damar
cerrahisi yoğun bakım ünitelerinde çalıĢan 56 hemĢire oluĢturmuĢ, ancak araĢtırmaya katılmayı kabul
eden 48 kiĢi örneklem kapsamına alınmıĢtır. AraĢtırma öncesinde kurumdan yazılı izin ve çalıĢmaya
katılanlardan onam alınmıĢtır. Veriler, tanımlayıcı veri formu ve Goldberg (1970) tarafından toplumda
sık rastlanan, akut ruhsal hastalıkları belirlemek amacıyla geliĢtirilmiĢ olan ve ülkemiz için geçerlik ve
güvenirlik çalıĢması Kılıç (1996) tarafından yapılmıĢ olan toplum taramalarında psikiyatrik vaka bulmak
amacıyla kullanılan Genel Sağlık Anketi-28 (GSA-28) ile 1-31 Temmuz 2009 tarihleri arasında
toplanmıĢtır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı-yüzdelik hesaplamaları, Kruskal-Wallis ve Mann
Whitney U testleri kullanılmıĢtır.
Bulgular: HemĢirelerin %52.1‘i 31-40 yaĢ grubunda, %58.3‘ü ön lisans mezunu, %50‘si 1-5 yıldır
yoğun bakım ünitelerinde çalıĢmakta ve %70.8‘i bir ay içerisinde 5 ve üzeri nöbet tutmaktadır.
HemĢirelerin %18.8‘i yoğun bakımda çalıĢmaktan memnun olmadığını, %52.1‘i çalıĢtığı kliniklerde 3 ve
üzeri hastaya bakım verdiğini, %33.3‘ü yoğun bakım hastalarına bakım vermekten olumsuz etkilendiği
ve %27.1‘i birinci derece yakınlarından yoğun bakımda tedavi görenlerin olduğu belirlenmiĢtir.
HemĢirelerin, aylık nöbet sayıları ve kliniklerde bakım verdikleri hasta sayısı ile GSA-28 puan
ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı iliĢki olduğu (p<0.05); yaĢ grubu, eğitim durumu,
birimde çalıĢma yılı, birimde çalıĢmaktan memnuniyeti, yoğun bakım hastasına bakım vermeye iliĢkin
görüĢleri ve birinci derece yakınlarından yoğun bakımda tedavi görenlerin olma durumu ile GSA-28
puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıĢtır (p>0.05).
Sonuç: Yoğun bakım ünitelerinde çalıĢan hemĢirelerden ayda beĢ ve üzeri nöbet tutanların ve üçten
fazla hastaya bakım verenlerin ruhsal sağlık durumlarını ve dolayısıyla yaĢam kalitelerini olumsuz
yönde etkilenmektedir.
Anahtar Sözcükler: yoğun bakım, hemĢire, ruhsal durum, yaĢam kalitesi
226
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMĠ AĞIZ SAĞLIĞI ETKĠ ÖLÇEĞĠ'NĠN TÜRKÇE
FORMUNUN GÜVENĠRLĠK VE GEÇERLĠĞĠNĠN ĠNCELENMESĠ: PĠLOT
ÇALIġMA
(Bildiri no:398; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
Kadriye Peker, Gülçin Bermek
Ġstanbul Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi, Toplum Ağız DiĢ Sağlığı Bilim Dalı, Çapa – Ġstanbul.
Amaç: Erken çocukluk döneminde karĢılaĢılan diĢ ve ağız boĢluğuyla ilgili hastalıklar ve bunlara
yönelik yapılan tedaviler hem çocukların hem de ailenin ağız sağlığına bağlı yaĢam kalitesini
etkilemektedir. Amacımız, anaokulu çağındaki çocukların ve ailelerinin ağız sağlığına bağlı yaĢam
kalitelerini ölçmek amacıyla geliĢtirilen Erken Çocukluk Dönemi Ağız Sağlığı Etki Ölçeğinin (Early
Childhood Oral Health Impact Scale, ECOHIS) Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğini araĢtırmaktır.
Yöntem: ÇalıĢma örneklemini, Ġstanbul‘un Fatih ilçesindeki üç anaokulunda eğitim alan 5 yaĢ grubu
104 çocuk ve velisi oluĢturmaktadır. Veri toplama aracı olarak; 5‘li likert yanıt skalalı 13 maddeden ve
2 altölçekten ( çocuk etki, aile etki) oluĢan ölçek, velilerin çocuklarının ağız sağlığını değerlendirmeye
yönelik 5‘li likert yanıt skalalı soru ile demografik bilgilerin yer aldığı araĢtırma formu kullanılmıĢtır.
Çocukların diĢ çürükleri açısından klinik muayenesi sorumlu araĢtırmacı tarafından okul ortamında
gerçekleĢtirilmiĢtir. Ölçeğin dil geçerliği, Cronbach alfa katsayısı kullanılarak iç tutarlılığı, sınıf içi
korelasyon katsayısı kullanılarak test tekrar test güvenirliği, ölçek skorları ile ağız sağlığı
değerlendirmesi arasındaki korelasyonlara bakılarak yakınsama geçerliliği ve ölçek skorları ile diĢ
çürüğü olan ve olmayan gruplar arasındaki farklılıklar incelenerek ayırt edici geçerliliği
değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: Ölçeğin dil geçerliği çalıĢmasında çeviri ve geri çeviri yöntemi kullanılmıĢtır. Dilsel
eĢdeğerliliği saptamak amacıyla ölçeğin Ġngilizce formu ve yapılmıĢ olan Türkçe çevirisi 1 hafta ara ile
her iki dile vakıf 28 araĢtırma görevlisine uygulanmıĢtır. Her iki form arasında üst düzeyde pozitif
yönde anlamlı iliĢki (r=0.89, p<0.01) olduğu bulunmuĢtur. Eksik bilgileri olan 8 form istatistik
değerlendirilmeye alınmamıĢtır. Ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0.92, altölçek Cronbach alfa değerleri
ise 0.83 -0.90 arasında; test-tekrar test güvenirlik katsayısı ise 0.94 olarak bulunmuĢtur. Altölçeklerden
alınan puanlar ile veliler tarafından yapılan ağız sağlığı değerlendirmesi ve çocukların ağzındaki çürük
diĢ sayısı arasında pozitif yönde anlamlı iliĢkiler bulunmuĢtur. Ağzında 4 ve daha fazla çürüğü olan
çocuklar, ağzında hiç çürüğü olmayan ve ağzında 1-3 diĢi çürük olan çocuklara nazaran her iki
altölçekten daha fazla puan almıĢlardır.
Sonuç: Bu pilot çalıĢma sonuçları, Erken Çocukluk Dönemi Ağız Sağlığı Etki Ölçeğinin Türkçe
formunun 5 yaĢ grubu anaokulu çocuklarının ağız sağlığı problemlerinin günlük yaĢam kalitelerine olan
etkilerinin değerlendirilmesi için kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu göstermektedir.
Ölçeğin daha erken yaĢ gruplarını da içeren temsili bir örneklemde faktör yapısının da inceleneceği
psikometrik çalıĢmalara ihtiyaç vardır.
227
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
DURUÖZ EL SKALASI’NIN (DES) PSÖRĠATĠK ARTRĠTTE GEÇERLĠLĠK VE
GÜVENĠLĠRLĠĞĠNĠN ARAġTIRILMASI
(Bildiri no:401; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon C; Romatolojik sorunlar ve SYK)
M. T. Duruöz 1, K. Nas 2, S. Özgöçmen3, L. Cerrahoğlu 4, R. Çevik 2, U. KoĢan 4, Ü. Gürbüz Uçar1, G.
Akgöl 5, A. J. Saraç2.
1, 4
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD4, Romatoloji BD1, Manisa.
2
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD, Diyarbakır. 3Erciyes Üniversitesi
Gevher Nesibe Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD, Romatoloji BD, Kayseri. 5Fırat
Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD, Romatoloji BD, Elazığ.
Ön Bilgi: Duruöz El Skalası (DES)*, elle ilgili 18 günlük aktivite sorusundan oluĢan bir fonksiyonel
dizabilite skalasıdır. Altı dile çevrilmiĢ ve romatoid artrit, skleroderma, osteoartrit, diabetes mellitus,
hemodiyaliz ve inme gibi çeĢitli el artropatileri için geçerliliği gösterilmiĢtir.
Amaç: DES‘in psöriatik artrit (PsA) hastalarında kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi
Yöntem: CASPAR kriterlerine göre PsA tanısı alan hastalar çalıĢmaya dahil edildi. Hastaların
demografik, klinik ve fonksiyonel durumları sorgulandı. Skalanın iç tutarlılık (Cronbach alfa) ve testtekrar test güvenilirliği değerlendirildi. GörünüĢ (face) ve kapsam (content) geçerliliği araĢtırıldı.
Benzerlik geçerliliği (convergent), DES‘in diğer fonksiyonel değiĢkenlerle (Keitel El Fonksiyonel ĠndeksiKHFI, VAS elde dizabilite, VAS elde ağrı) korelasyonuna (Pearson korelasyon katsayısı) bakılarak
değerlendirildi. Benzemezlik (divergent) geçerliliği, DES‘in fonksiyonel dizabilite ile iliĢkisi olmayan ya
da çok az iliĢkisi olduğu bilinen değiĢkenlerle (yaĢ, vücut kitle indeksi-VKĠ, hastalık süresi, psöriazisin
Ģiddeti, sabah tutukluğu, ESR) korelasyonu incelenerek değerlendirildi.
Bulgular: YaĢ ortalaması 43.26 (SS: 14,68) olan 50 PsA hastası (28 kadın) çalıĢmaya alındı. El
tutulumunun ortalama süresi 51, 96 (SS: 72,12) aydı. 5 hastada (%10) atritis mutilans mevcuttu.
DES‘in Cronbach alfa katsayısı 0.97, test-tekrar test geçerliliği 0,93 bulundu. GörünüĢ ve kapsam
geçerliliği hasta ve uzman görüĢleriyle belirlendi. DES ile fonksiyonla iliĢkili diğer değiĢkenler arasında
yüksek benzerlik tespit edildi ( KHFI, r: 0,831 p<0,0001; VAS elde dizabilite , r:0,614 p p<0,0001; VAS
elde ağrı, r: 0,596, p<0,0001). DES‘in diğer değiĢkenlerle çok az iliĢkili ya da iliĢkisiz olması
benzemezlik geçerliliğini gösterdi (yaĢ, r:0,431, p: 0,002; VKĠ, r: 0,091, p: 0,565; hastalık süresi, r:
0,308, p: 0,035; psöriazis Ģiddeti, r: 0,097, p: 0,514; sabah sertliği, r: 0,251, p: 0,078; ESR, r: 0,066,
p: 0,697).
Sonuç: Duruöz El Skalası, PsA‘da el tutulumuna bağlı fonksiyonel dizabiliteyi değerlendirmede geçerli
ve güvenilir bir yöntemdir.
1
Duruöz MT et al. Development and validation of a rheumatoid hand functional disability scale that
assesses functional handicap. J Rheumatol 1996;23:1167-72.
228
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KEMORADYOTERAPĠYE BAĞLI GELĠġEN GASTROĠNTESTĠNAL
KOMPLĠKASYONLARI ÖNLEMEDE EĠKOSAPENTAENOĠK ASĠT ĠÇEREN
BESLENME DESTEĞĠ
(Bildiri no:402; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730; Salon C; Meme Kanseri ve SYK)
1-
Doç.Dr.Diclehan KILIÇ, 1 Prof.Dr.Yücel PAK- 2 Prof.Dr.Mehmet OĞUZ
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı,Ankara. 2Gazi Üniversitesi Tıp
Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı,Ankara
1
Amaç: Radyasyon enteriti, baĢlıca lokal irritasyon ve inflamasyondan kaynaklanmaktadır. Pelvik
radyoterapi (RT) uygulanan olguların yaklaĢık %80‘inde oluĢmaktadır. Proinflamatuar sitokinlerin bu
inflamatuar durumda rolü olduğu bilinmektedir. Eikosapentaenoik asit (EPA) bu sitokinlerin üretimini
düĢürerek inflamasyonu azaltmaktadır. Bu çalıĢmada EPA içeren oral beslenme desteğinin rektal
kanserli olgularda kemoRT‘ye bağlı geliĢen gastrointestinal (GI) komplikasyonları önlemedeki
etkinliğinin araĢtırılması amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Pelvik KRT alan ve ıĢınlama süresince EPA içeren standart beslenme solüsyonu (Prosure®,
günde 2 adet 240 ml‘lik tetrapak kutu) kullanan 27 olgu çalıĢmaya dahil edildi. Olgular birincil sonlanım
noktası olarak tedavi süresince diare ve mLENT-SOMA skalasına göre haftalık ve ikincil sonlanım
noktası olarak EORTC-QLQ C30 ve CR38 yaĢam kalitesi (YK) formları ve beslenme durumları açısından
tedavi baĢı, sonu, 1. yıl ve 2.yıl sonunda değerlendirildi. Tüm değerlendirme formları tamamlanan 20
olgu analiz edildi. Sadece kemoRT uygulanan farklı 20 hasta kontrol grubu olarak değerlendirildi.
Hasta özellikleri ile toksisite ve beslenme durumları arasındaki fark ki-kare testi ile kıyaslandı. Tedavi
öncesi ve sonrası YK skorlarının kıyaslanmasında bağımlı örneklerde ―Wilcoxon signed rank‖ testi ve
bağımsız örneklerde ―Mann-Whitney U‖ testi kullanıldı.
Bulgular: YaĢ, cinsiyet, beslenme durumu, uygulanan cerrahi tipi ve tedavi prosedürü açısından iki
grup arasında fark saptanmadı. EPA ve kontrol gruplarında grad 2 ve üzeri diare sırasıyla %55 ve %85
oranında geliĢti (p=.038). mLENT-SOMA‘ya göre grad 2 ve üzeri gastrointestinal toksisite EPA ve
kontrol gruplarında %40 ve %95 oranında saptanmıĢtır (p<.0001). Tedavi baĢlangıcında tüm olguların
beslenmesi normaldi. KemoRT sonunda EPA ve kontrol gruplarında sırasıyla olguların %5 ve %35‘inde
beslenme bozukluğu tespit edildi (p=.044). Tedavi öncesi YK parametreleri açısından iki grup
benzerken tedavi sonu değerlendirmesinde iĢtah kaybı, diare ve gastrointestinal semptom, kilo kaybı
ve defekasyon problemi parametreleri skorlarında EPA kullanımı lehine anlamlı fark saptandı (p<.05).
KemoRT ile EPA grubu YK‘de fark oluĢmadı. Ancak kemoRT ile kontrol grubunda global YK, fiziksel ve
rol fonksiyonunda azalma, halsizlik, bulantı-kusma, ağrı, iĢtah kaybı, diare, gastrointestinal
semptomlar, kilo kaybı ve defekasyon problemi parametrelerinin skorlarında artma saptandı (p<.05).
Tedavi sonrası 1. ve 2. yıl toksisite ve YK açısından 2 grup arasında fark saptanmadı.
Sonuç: EPA içeren oral standart beslenme desteği, rektal kanserli olgularda kemoRT‘ye bağlı geliĢen
akut GI komplikasyonların önlenmesinde etkili bulundu. Aynı zamanda tedavi öncesi YK düzeyinin
korunmasını sağladı.
*ÇalıĢma ön sonuçları 2006 yılında düzenlenen V.Uluslararası Beslenme ve Diyetetik Kongresi‘nde
sunulmuĢtur.
229
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
LOKAL ĠLERĠ EVRE REKTUM KANSERLĠ OLGULARDA TEDAVĠ SIRASINDA
YAġAM KALĠTESĠ DEĞĠġĠMLERĠNĠN ĠNCELENDĠĞĠ PROSPEKTĠF KLĠNĠK
ÇALIġMA
(Bildiri No:406; 27 Mart 2010 Cumartesi; 15 30 1730; Salon C; Meme Kanseri ve SYK)
Doç.Dr.Diclehan KILIÇ, Prof.Dr.Müge AKMANSU, Prof.Dr.Yücel PAK
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Rektal kanserli olgularda kemoradyoterapinin (KRT) istenmeyen etkileri bilinmektedir, ancak
hastaların yan etkilerden etkilenme ve bu konudaki bilgi düzeyleri konusunda çok az veri mevcuttur.
Bu prospektif çalıĢmada rektal kanserli olguların tedavi akut toksisitesini nasıl algıladıkları ve yaĢam
kalitesinin tedaviden etkilenme derecesinin araĢtırılması amaçlanmıĢtır.
Hastalar ve Yöntem: Rekürrren ve metastatik hastalığı olmayan, pre- veya postoperatif radyoterapi
için departmanımıza refere edilen rektum kanseri tanılı olgular çalıĢmaya dahil edildi. RT baĢlangıcında,
sonunda ve 3 ay sonrasında EORTC QLQ C30 ve CR 38 yaĢam kalitesi anketleri ile değerlendirildi. Tüm
olgulara FU-tabanlı kemoterapi rejimi ile eĢ zamanlı medyan 50 Gy pelvik radyoterapi uygulandı, KTleri
toplam 6 küre tamamlandı. Ġlgili yaĢam kalitesi skorları skorlama el kitabına uygun olarak hesaplandı.
Ġstatiksel analizlerde ki-kare, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıĢtır.
Bulgular: Doksan altı hastanın [preoperatif grup (n=23) ve postoperatif grup (n=76)] yaĢam kalitesi
formları analize tabi tutuldu. Kadın/erkek oranı 41/56 olup medyan yaĢ 55 idi. Medyan global sağlık
durumu KRT baĢında 66 iken tedavi sonunda 58 olarak hesaplandı (p<.0001). Gelecek beklentisi,
konstipasyon, dispne ve kilo kaybı dıĢında tüm fonksiyonel ve semptom skalaları RT sonunda
baĢlangıca kıyasla kötüleĢmiĢ olarak saptandı (p<.01). Global sağlık durumu ve tüm fonksiyonel ve
semptom skorları RT‘den 3 ay sonrasında en az RT öncesindeki seviyesine dönmüĢ saptandı (p<.01).
RT baĢında fonksiyon ve semptom skalaları 60 yaĢ altı erkeklerde daha iyi saptandı. Vücut imajı,
gelecek beklentisi ve idrar yolu problemleri stoması bulunan olgularda genelde daha kötü bulundu.
Global sağlık durumu, fiziksel fonksiyon, halsizlik, insomnia ve defekasyon problemi skorları tedavi
baĢında preoperatif grupta postoperatif gruba kıyasla daha kötü idi (p<.04). Gelecek beklentisi,
halsizlik ve gastrointestinal problemler preoperatif grupta KRT ile düzelmesine rağmen postoperatif
grupta kötüleĢme saptandı. Diare skorları tüm hastalarda tedavi ile arttı, fakat postoperatif grupta artıĢ
anlamlı daha fazla idi (p<.001).
Sonuç: Özellikle stomalı hastalarda olmak üzere yaĢam kalitesinin postoperatif KRT uygulanan rektal
kanserli olgularda belirgin etkilendiği tespit edildi. Preoperatif KRT artmıĢ toksisiteye rağmen yaĢam
kalitesinde düzelme sağlamıĢtır. Elde edilen veriler gelecekte tedavi edilecek olguların KRT sırasında
tecrübe edecekleri yan etkilere hazırlanması konusunda önemlidir. Bulgular aynı zamanda
semptomatik müdahalenin yeterli olmadığını, pelvik KRT sırasında yaĢam kalitesini düzeltmeye yönelik
kiĢiselleĢtirilmiĢ destek tedavi programlarına ihtiyaç olduğunu vurgular tarzdadır.
230
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ANNELERĠN YAġAM KALĠTESĠNĠ ETKĠLEYEN OBSTETRĠK ÖZELLĠKLER
(Bildiri no:409; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
Yrd.Doç.Dr. Selmin ġenol¹, Yrd.Doç.Dr Ayten TaĢpınar², Öğr.Grv.Nursen Bolsoy³
1
Ege Ünv. Ġzmir Atatürk Sağlık Yüksekokulu, Bornova-Ġzmir. 2Adnan Menderes Ünv. Aydın Sağlık
Yüksekokulu, Aydın. 3Celal Bayar Ünv. Manisa Sağlık Yüksekokulu, Manisa
Amaç: Bu araĢtırma, annelerin yaĢam kalitesini etkileyen obstetrik özelliklerin tanımlanması amacıyla
planlanmıĢtır.
Yöntem: ÇalıĢma, Ġzmir Ġl Sağlık Müdürlüğü Bornova Sağlık Grup BaĢkanlığı Doğanlar Sağlık Ocağına
bağlı Mevlana Sağlık Evi‘ne kayıtlı 306 anneden, ulaĢılabilen 219‘u ile yüz yüze görüĢme tekniği
kullanılarak gerçekleĢtirilmiĢtir. AraĢtırmada, sosyodemografik ve obstetrik bilgileri tanımlamaya
yönelik soru formu ile Dünya Sağlık Örgütü‘nün YaĢam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQL-BREF)
kullanılmıĢtır. Verilerin analizinde, SPSS 16.0 paket programı kullanılmıĢtır. Ġstatistiksel
değerlendirmede sayı-yüzde dağılımları, ortalama ve varyans analiz testleri yapılmıĢtır.
Bulgular: AraĢtırmada yer alan 219 annenin yaĢ ortalaması 25.95±5.30 olup %59‘u ilkokul mezunu,
%92.7‘si ev hanımıdır. Ġlk doğum yaĢı 20 ve altında olan annelerin yaĢam kalitesi duygusal, sosyal ve
çevre alan puanlarının azaldığı saptanmıĢtır (p<0.00 t-testi). Annelerin kürtaj olma ortalamaları
8.54±1.82, abortus ortalaması 7.99±2.60‘dır. Gebelik sayısı 2 ve altında olan annelerin yaĢam kalitesi
tüm alan puanları, gebelik sayısı 3 ve üzerinde olan annelere göre daha yüksek olduğu
saptanmıĢtır(p<0.00).
Ölü doğum yapan annelerin yaĢam kalitesi duygusal ve sosyal alan puanları azalmıĢtır (p<0.00 t-testi).
Doğum Ģekli sezeryan olan annelerin yaĢam kalitesi sosyal ve çevre alan puanları normal doğum yapan
annelere göre daha yüksek bulunmuĢtur (p<0.00).
Annelerin %88.1‘i herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanmakta olup %83.6 oranında
planlanmamıĢ gebelik deneyimi yaĢadıklarını belirtmiĢlerdir.
Sonuç: Sağlığın öznel göstergelerinden biri olan yaĢam kalitesinin sadece hastalık ya da yoksunluk
durumlarından değil aynı zamanda bireysel sağlık özelliklerinden de etkilendiği görülmektedir. Bu
çalıĢmada annelerin obstetrik özellikleri yaĢam kalitesini etkilemiĢtir. Bu nedenle annelerde, kadın
sağlığına yönelik izlem, bakım ve eğitim
hizmetlerinin desteklenmesinin yaĢam kalitesini de
destekleyeceği kaçınılmazdır.
Anahtar Kelimeler: Anneler, Obstetrik Özellikler, YaĢam Kalitesi
231
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
TĠHV (TÜRKĠYE ĠNSAN HAKLARI VAKFI) ĠZMĠR TEMSĠLCĠLĠĞĠNE
BAġVURAN ĠġKENCE MAĞDURLARINDA YAġAM KALĠTESĠ VE DEPRESYON
ARAġTIRILMASI
(Bildiri no:413; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Dr. Çağlayan Üçpınar
Yatağan Devlet Hastanesi Acil Servisi, Yatağan-Muğla
Amaç: Türkiye ve dünyada iĢkence görenlerin sağlık durumlarıyla ilgili yeterli veri yoktur. Bu
araĢtırmanın amaçları: ĠĢkence mağdurlarının depresyon ve yaĢam kalitesi (algılanan sağlık)
düzeylerinin belirlenmesi ve mağdurlara uygulanan psiko-sosyal rehabilitasyonun baĢarısının
değerlendirilmesidir.
Yöntem: Bu araĢtırma kurum düzeyinde TĠHV‘nın uyguladığı rutin muayene, tedavi ve rehabilitasyon
sürecinden oluĢan giriĢimin sonuçlarının değerlendirildiği bir müdahale araĢtırmasıdır. TĠHV tarafından
mağdurlara sağaltımın öncesinde ve 4 ay sonrasında iki kez değerlendirme yapılmıĢtır. AraĢtırma
evrenini 01.11.2004 – 31.11.2005 tarihleri arasında TĠHV Ġzmir Temsilciliğine baĢvuran 116 kiĢi
oluĢturmaktadır. AraĢtırmaya bunların 57‘si alınmıĢtır. AraĢtırmada kullanılan ölçekler: 1-YapılandırılmıĢ
sosyodemografik ve yaĢam bilgi formu; 2- Beck depresyon envanteri (BDE) ve 3- Dünya Sağlık Örgütü
yaĢam kalitesi ölçeği uzun formu (WHOQOL 100 Tr). WHOQOL-100, 6 boyut ve 24 alt boyuttan
oluĢmaktadır. Bağımsız değiĢkenler, yapılandırılmıĢ bilgi formundaki verilerdir. Bağımlı değiĢkenler,
BDE skoru ve WHOQOL-100 alt boyutlarıdır. Ġstatistik değerlendirmede SPSS 11.0 kullanılmıĢtır.
Bulgular: Ġlk görüĢmeye 57 kiĢi, ikincisine 43 kiĢi katılmıĢtır. Katılımcıların %73,7‘si erkek,%26,3‘ü
kadın; yaĢ ortalaması 35,6±7,6‘dır. Katılımcıların %70,2‘si iç göç yaĢamıĢtır, %78,9‘u iĢsizdir. Son
gözaltından TĠHV‘na baĢvurdukları zamana kadar geçen süre ortalama 8,49±3,01 yıldır. Ġki kiĢi dıĢında
grubun tamamı son gözaltında iĢkence görmüĢtür. BaĢlangıçta grubun BDE aritmetik ortalaması
15,00±7,39 iken, ikinci görüĢmede 9,93±7,89 olarak tespit edilmiĢtir (p< 0.05). Yakınmalar ile
depresyon arasında ilk görüĢmede ―genel yakınmalar‖, ―yorgunluk ve halsizlik‖, ―uyku bozuklukları‖,
―insanlardan uzaklaĢma‖, ―sıkıntı‖, ―hayattan zevk alamama‖ ve yabancılaĢma duygusu‖ ile, ikinci
görüĢmede ‖regurjitasyon‖, ―dengesizlik‖, ―intihar düĢüncesi‖, ―duygusal küntlük‖ ve ―flashback‖
yakınmaları arasında iliĢki saptanmıĢtır.
Önce-sonra uygulamada WHOQOL alt boyutlarından ―ağrı ve rahatsızlık‖, ―canlılık ve bitkinlik‖, ―uyku
ve dinlenme‖, düĢünme öğrenme‖, ―beden imgesi‖, ―hareketlilik‖, ―gündelik iĢleri yürütebilme‖,
―çalıĢabilme gücü‖, ―fiziksel güvenlik‖, ―maddi kaynaklar‖, ―sağlık hizmetleri ve sosyal yardım;
ulaĢılabilirlik‖, ―yeni bilgi beceri edinme‖, ―bedensel alan‖,‖ruhsal alan‖, ―bağımsızlık alanı‖, ―çevre
alanı‖, ―ulusal çevre alanı‖, ―genel yaĢam kalitesi‖ alanlarının yaĢam kalitesi puanları arasında anlamlı
iliĢki (p< 0.05) saptanmıĢtır. YaĢam kalitesine etki eden değiĢkenlerden en göze çarpanlar sosyal
yaĢama ait olanlardır. ĠĢ ve sosyal güvencenin olmaması yaĢam kalitesinin birçok alanını
etkilemektedir. YaĢam kalitesini etkileyen iĢkence yöntemlerinin fiziksel zorlayıcılığı olan yöntemlerden
çok ruhsal zorlayıcılığı olan yöntemler olduğu görülmüĢtür. Yakınmalara neden olan rahatsızlıklardan
yaĢam kalitesi üzerine etkisi olduğu saptananların tamamının iĢkence ve gözaltı süreciyle
iliĢkilendirilebilecek rahatsızlıklar olduğu saptanmıĢtır.
Sonuç: YaĢam kalitesi ve BDE puanlarındaki değiĢim iki görüĢme arasında yapılan giriĢimlerin olumlu
etkisine iĢaret etmektedir. Tüm gözaltı, cezaevi süreci boyunca yaĢanan iĢkencelerin depresyon ile
iliĢkisinin saptanmamıĢ olması dikkat çekicidir. Katılımcı sayısının azlığı ve katılımcıların gözaltı, cezaevi
sürecinden TĠHV‘na baĢvuru yaptıkları zamana kadar geçen sürenin uzun oluĢu sonuçların
yorumlanmasını güçleĢtirmiĢtir.
232
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KANSER HASTALARINDA AĞRININ DUYGU DURUMUNA ETKĠSĠ VE BUNA
YÖNELĠK YAKLAġIMLAR
(Bildiri no:418; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730; Salon C; Ağrı ve SYK)
Altan ġahin*, Yasemin Dumlupınar** , Makbule Uzer***, Nalan Çelebi**** , Ülkü Aypar*****
*Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Rean.AD.-Ankara **Hacettepe Üniversitesi Ağrı Ünitesi
HemĢiresi-Ankara ***Hacettepe Üniversitesi Ağrı Ünitesi HemĢiresi-Ankara ****Hacettepe Üniversitesi
Anesteziyoloji ve Rean.AD.-Ankara *****Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Rean.AD.-Ankara
Amaç: Kanser hastalarına yönelik ağrı kontrolündeki yetersizlikler, yaklaĢımdaki farklılıklar ve ağrısı
olan hastaların duygu durumlarını belirlemek.
Gereç ve yöntem: Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinde kanser hastalarının yoğun olarak yattığı
kliniklerde izlenen 102 kanser hastasına veri kayıt formu kullanılarak mevcut durum saptandı.102
hastaya ağrısının olup olmadığı soruldu. Ağrısı olan hastaların ağrı Ģiddeti VAS (Vizüel Analog Skala)
kullanılarak ölçüldü. Ağrısı olan hastalara ağrıya yönelik duygularını belirtmeleri istendi.
Bulgular: Örnekleme alınan hastaların %50‘sinin son 24 saat içinde ağrı çektiği tespit edildi. Ağrısı
olan hastaların %42‘sinin Ģiddetli ağrı (VAS: 7-8), %8‘inin çok Ģiddetli ağrı çektiği(VAS:9-10)
belirlenmiĢtir. Ağrısı olan hastaların duygu durumlarına bakıldığında %62‘si öfke,% 48‘i korku,% 48‘i
çaresizlik,%28‘i ölmek istediğini belirtmiĢtir.
Sonuç ve öneriler: Kanser hastalarının ağrı deneyimledikleri ve ağrının hastaların duygu durumlarını
olumsuz yönde etkilediği belirlendi. ÇalıĢmada tespit edilen bulgularda hastaların duygu durumlarındaki
etkilenmelerinin ağrı ile iliĢkili olduğu düĢünülerek, kanser ağrısının kontrolünün daha etkin olabilmesi
için kuruma yönelik ‗‗Ağrı Yönetim Prosedürü‘‘ oluĢturuldu.Ağrı 5. vital bulgu olarak kabul edildi ve
hemĢireler tarafından rutin takibi yapılarak kayıt altına alınması sağlandı.Multidisiplinler bir kanser ekibi
kurulmasına karar verildi.Hasta ve hasta yakınların kanser ağrısı ile baĢ etmelerine yönelik ‗‗Kanser
Ağrısına ĠliĢkin Soru ve Cevaplar‘‘broĢürü geliĢtirildi.
233
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KANSER AĞRISININ HASTA YAġAMINA ETKĠSĠ
(Bildiri no:419; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730; Salon C; Ağrı ve SYK)
Altan ġahin*, Makbule Uzer**, Yasemin Dumlupınar*** , Nalan Çelebi**** , Ülkü Aypar*****
* Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD-Ankara **Hacettepe
Üniversitesi Ağrı Ünitesi HemĢiresi-Ankara ***Hacettepe Üniversitesi Ağrı Ünitesi HemĢiresi-Ankara
****Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD-Ankara *****Hacettepe
Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD-Ankara
Amaç :Kanser ağrısı olan hastaların ağrı Ģiddetleri ve ağrının hasta yaĢamına etkisinin
değerlendirilmesi.
Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinde Ocak- Aralık 2008 tarihleri arasında yatan
kanser ağrısı çeken 201 hastaya Özet Ağrı Envanteri Formu uygulandı. Hastaların son 24 saat içinde
çektikleri en kötü, en hafif, ortalama ve o anki ağrı Ģiddetleri NRS (Sayısal Değerlendirme Skalası)
kullanılarak ölçü Sayısal Değerlendirme Skalasına göre ağrı Ģiddeti (en kötü) 4 ve üzerindeki hastalar
değerlendirilmeye alındı. Hastaların aldıkları tedaviler, tedaviden fayda oranları değerlendirildi. Ağrının
hastanın genel aktivite, ruh hali, yürüyebilme, normal iĢler, baĢkalarıyla iliĢkiler, uyku, yaĢamdan zevk
almasına etkisi 0‘dan 10‘a sayısal skala kullanılarak değerlendirildi. (0 ‗‗etkilemedi‘‘ ve 10 ‗‗tümüyle
engelledi‘‘). Son 30 gün içinde çalıĢma durumunun etkilendiği gün sayısı değerlendirilerek kaydedildi.
Bulgular: Örnekleme alınan hastaların en kötü ağrı Ģiddetleri ölçüldüğünde, hastaların %15,9‘unun 56 Ģiddetinde, % 35,3‘ünün 7-8 Ģiddetinde, %48,8‘inin 9-10 Ģiddetinde ağrı çektikleri belirlendi.
Ortalama ağrı Ģiddetleri ölçüldüğünde, hastaların %30,3‘ü 3-4, %46,8‘i 5-6, %19,4‘ü 7-8, %3,5‘i 9-10
Ģiddetinde ağrı çektiklerini bildirdiler. Hastaların % 72,7‘sinin günlük yaĢam aktivitesinin, %93,5‘inin
ruh halinin , %83,1‘inin yürüyebilmesinin, %87,6‘sının normal iĢlerinin, %73,1‘inin baĢkalarıyla
iliĢkilerinin, %91‘inin uykusunun, %97 sinin yaĢamdan zevk almasının 5 (Sayısal skalada) ve üzerinde
etkilendiği belirlendi. Son 1 ay içinde ağrı nedeniyle çalıĢmanın engellendiği gün sayısına bakıldığında
%52,2‘sinde 30 gün boyunca kısmen ya da tamamen engellendiği tespit edildi.
Sonuç: ÇalıĢmadaki verilere göre kanser hastalarının Ģiddetli ağrı çektikleri ve bu ağrının hastaların
yaĢamını olumsuz yönde etkilediği saptanmıĢtır. ÇalıĢmaya göre kanser ağrısı için ayrıntılı anamnez
alınması, tedavide multidisipliner ekip yaklaĢımının benimsenmesi önerilir.
234
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
MULTĠPL SKLEROZLU HASTALARDA EV ZĠYARETĠ YOLUYLA VERĠLEN
BAKIM’IN YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no:420; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730; Salon B; Nörolojik sorunlar ve SYK)
1
Yeliz AkkuĢ, 2Prof.Dr.Nuran Akdemir
1
Kafkas Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu 36100 KARS. 2Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
HemĢirelik Bölümü Ġç Hastalıkları HemĢireliği AD BaĢkanı
ÇalıĢma multipl sklerozlu hastalarda ev ziyareti yoluyla verilen bakım hizmetinin yaĢam kalitesine
etkisini de�erlendirmek için müdahale çalıĢması olarak yapılmıĢtır. ÇalıĢma derneğe kayıtlı 21
müdahale ve 24 kontrol olmak üzere 45 MS hastası ile tamamlanmıĢtır. Müdahale ve kontrol grubu
örneklem seçim kriterlerine ve hastaların derneğe kayıt sırasına göre oluĢturulmuĢtur. AraĢtırmanın
verileri 3 adet veri toplama formu ile toplanmıĢtır. Müdahale grubundaki hastalarla dernekte ya da
dernek aracılığı ile telefonla görüĢülmüĢ, birinci ay 4, ikinci ay 2, üçüncü ve dördüncü ay 1‘er ziyaret
olmak üzere toplam 8 ev ziyareti yapılmıĢ ve bu ziyaretlerde geliĢtirilen bakım planına göre hastalara
eğitim, bakım ve danıĢmanlık hizmetleri verilmiĢtir. Kontrol grubundaki hastalara çalıĢmanın baĢlangıcı
ve sonunda ev ziyareti yapılmıĢtır. Ayrıca çalıĢmanın baĢlangıcında müdahale ve sonunda da kontrol
grubundaki hastalara eğitim kitapçığı verilmiĢtir. Veriler SPSS 11.0 ve Statistica 7.0 programında
değerlendirilmiĢtir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, Ki-kare Testi, Fisher Kesin Ki-kare
Testi, Cochran Q testi, iki Yüzde Arasındaki Farkın Anlamlılık testi, Wilcoxon eĢleĢtirilmiĢ iki örnek testi,
Mann-Whitney U testi ve yüzde farkı kullanılmıĢtır. Müdahale ve kontrol grubundaki hastalarda ilk ve
son ziyarette semptomlardaki değiĢim karĢılaĢtırıldığında, yalnızca yutma sorununun müdahale
grubunun lehine azaldığı saptanmĢtır (p=0.03). ÇalıĢmanın hipotezine göre yapılan istatistiksel
değerlendirmede müdahale grubunda hastaların MSQL-54 YaĢam Kalitesi Ölçeği bile�
ik fiziksel sağlık
bölüm skorundan aldıkları ya�am kalitesi puanlarındaki değiĢimin istatistiksel olarak önemli olduğu
(p=0.02), bileĢik mental sağlık bölüm skorundan ya�am kalitesi puanlarındaki değiĢimin önemsiz
olduğu belirlenmiĢtir (p=0.06). ÇalıĢmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda MS hastalarına düzenli
ev ziyaretlerinin yapılması, atak sıklığının, semptomların ve geli�ebilecek sorunların önlenmesine
yönelik bakım, eğitim ve danıĢmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilebilir.
235
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BĠR 1. BASAMAK SAĞLIK KURULUġUNA BAġVURAN 15 YAġ VE ÜZERĠ
KĠġĠLERĠN YAġAM KALĠTELERĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
(Bildiri no:422; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Okan ErmiĢ1, Mehmet Demir1, Deniz Doğan1, Ahmet Dursun1, Sarp Üner2
1
Ġnt. Dr. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ankara. 2Yrd. Doç. Dr., Hacettepe Üniversitesi Tıp
Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Bu araĢtırmada Ankara‘da bir Birinci Basamak Sağlık KuruluĢu‘na baĢvuran 15 yaĢ ve üzeri
hastaların EQ5D‘ye göre yaĢam kaliteleri ve etkileyen faktörlerin ortaya konması amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu araĢtırmanın verileri Birinci Basamak Sağlık KuruluĢu‘na 5 iĢgününde
baĢvuran 291 kiĢiye gözlem altında anket uygulanarak toplanmıĢtır. Katılımcıların genel sağlık durumu
GSA 12 anketi (Genel Sağlık Anketi) ile, yaĢam kalitesi ise EQ-5D (EuroQol-ED) ölçeği ile
değerlendirilmiĢtir. Veriler SPSS 15.0 paket programında değerlendirilmiĢ, analizlerde ki-kare, bağımsız
gruplarda t testi ve varyans analizi kullanılmıĢtır.
Bulgular: AraĢtırmaya katılanların %55‘i kadındır, yaĢ ortalaması 42,6±16,5 yıldır. Katılımcıların
%42,3‘ü lise mezunu, %64,6‘sı evli, %73,2‘si herhangi bir iĢte çalıĢmamaktadır. GSA-12‘ye göre
değerlendirildiğinde katılımcıların %46‘sının ruh sağlığı açısından riskli grupta olduğu bulunmuĢtur.
Katılımcıların EQ-5D sağlık yararlanım endeks ortalaması 0.720.26‘dır. En düĢük puan ölçeğin
ağrı/rahatsızlık boyutuna aittir. Bunu endiĢe/depresyon takip etmektedir. Ağrı/rahatsızlık boyutunda
kötüleĢme yaĢ ile birlikte istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmaktadır. EndiĢe/depresyon boyutu
ortalaması hem genç yaĢ grubunda, hem de ileri yaĢ grubunda pik yapmaktadır. KiĢisel bakım özellikle
ileri yaĢ grubunda kötüleĢmektedir. Ġleri yaĢ (p=0,001), kadın olmak (p=0,012), kronik hastalığa sahip
olmak (p<0,001), boĢanmıĢ ya da eĢini kaybetmiĢ olmak (p<0,001) yaĢam kalitesinin düĢmesi için risk
faktörleri olarak saptanmıĢtır. Katılımcıların GSA–12 puanlarının düĢmesi ile EQ-5D yaĢam kalitesi
endeks puanlarının da düĢtüğü belirlenmiĢtir (p<0,001).
Sonuç: AraĢtırmaya katılanların yaĢam kaliteleri Türkiye ve Avrupa norm değerinin altında
bulunmuĢtur. YaĢ arttıkça yaĢam kalitesini gösteren beĢ boyutta da azalma saptanmaktadır. Kadın
olma, düĢük eğitim düzeyinde olma, boĢanmıĢ veya eĢin ölmüĢ olması, herhangi bir iĢte çalıĢmama, en
az bir kronik hastalık sahibi olma yaĢam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Ruh sağlığı açısından
riskli grupta olanların yaĢam kaliteleri olumsuz yönde etkilenmektedir. Birinci basamak sağlık
kuruluĢuna baĢvuran hastalar yaĢam kalitesi açısından da değerlendirilmeli, kendilerine sağlıklı yaĢam
önerilerinde bulunulmalıdır
236
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
EUROHIS (WHOQOL-8) TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN TÜRK TOPLUMUNDAKĠ
PSĠKOMETRĠK ÖZELLĠKLERĠ
(Bildiri no:423; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
Erhan Eser*, Tülay Lağarlı*, Hakan Baydur** Ġntern Hekimler***
*Celal Bayar ÜTF. Halk Sağlığı AD. **Dokuz Eylül ÜTF. Halk Sağlığı AD. *** Celal Bayar ÜTF. Halk
Sağlığı AD. Kırsal hekimlik Ġntern hekimleri: Veli Akkurt, Hülya AkkuĢ, Emine Arslan , Emrah Cengiz,
GülĢah Çiftçioğlu, Halit IĢık, Hatice Karabacak, Tuğçe Özkapu, Ercan Özyıldırım, Havva SoybaĢ, Orhan
Vural
Amaç: EUROHIS (WHOQOL-8) Türkçe sürümünün Türk toplumundaki Psikometrik özelliklerinin
gösterilmesi.
Gereç-Yöntem: EUROHIS (Avrupa Sağlık Etki Ölçeği) WHOQOL-Bref ve WHOQOL-100 ölçeğinden
belirli maddelerin seçilmesiyle oluĢturulmuĢ 8 maddelik bir indeks ölçektir. Toplam skor maddelerin
toplamı ya da ortalaması alınarak hesaplanır. Bu ölçeğin geliĢtirilme amacı toplum düzeyinde Sağlıkta
YaĢam Kalitesinin (SYK) değerlendirilmesidir. Psikometrik değerlendirmeler Manisa kent merkezinde
yarı kentsel bölgede toplumu temsil eden 615 kiĢilik bir örnek üzerinde yapılmıĢtır. Tanımlayıcı
göstergelerde tavan ve taban etkileri, güvenilirlik çözümlemelerinde Ġç tutarlılık (Cronbach alfa ile)
kullanılmıĢtır. Geçerlilik çözümlemelerinde yapısal geçerlilik ve ölçüt (kriter) geçerliliği yaklaĢımı
kullanılmıĢtır. Yapısal geçerlilik, Doğrulayıcı Faktör Analizi(DFA), BirleĢim AyrıĢım Geçerliliği ve Bilinen
Gruplar yöntemi ile sınanmıĢtır. BirleĢim AyrıĢım geçerliliği için WHO5 (D.S.Ö. genel duygudurum kısa
formu) ve EQ-5D kullanılmıĢtır. Bilinen grup değiĢkenleri yaĢ, cinsiyet, gelir algısı, sosyal sınıf ve
yaĢanılan bölgedir. Ölçüt geçerliliği için geçen yıla göre sağlık durumu değiĢikliği ve kronik hastalık
varlığı ve sağlık hizmetlerine ulaĢabilirlik kullanılmıĢtır.
Bulgular: AraĢtırma örneğinin %54.5‘i kadın, (yaĢ 38.27 ± 12.26, ortancası 36.0). Örneğin % 61.3ü
gecekonduda yaĢamaktadır. % 59.3‘ü okuryazar ya da ilkokul mezunudur. %39.3‘ünün geliri
giderinden azdır. Yanıtlayıcıların %26.5‘i sağlık durumları geçen yıla göre daha kötü, %17.4‘ü ise daha
iyidir. EUROHIS toplam skoru 27.7, ortalaması 3.46±0.6dir. Ölçek skorunun taban ve tavan etkisi çok
düĢük (<%1) , iç tutarlılığı çok iyidir (0.85). Kronik hastalığı olmayanlar; geçen yıla göre sağlık
durumunu daha iyi olarak algılayanlar ve sağlık hizmetlerine ulaĢabilenler daha yüksek anlamlı skorlar
almıĢlardır (p<0.001) (ölçüt geçerliliği). DFA‘ne göre tek faktörlü çözümlemede CFI=0.90 ve
RMSEA=0.18 olduğu; Ġki faktörlü (birinci faktör: soru no 1,7,8 – ikinci faktör: soru no 2,3,4,5,6)
çözümlemede ise uyum göstergelerinin CFI=0.95 ve RMSEA=0.13 olduğu saptanmıĢtır. EUROHIS ile
WHO5 (r= 0.64) ve EQ5D (r=0.44) arasında anlamlı korelasyonlar saptanmıĢtır. Daha yaĢlı olanlar,
kadınlar, eğitimsiz bireyler, gelir algısı daha kötü olanlar, yoksullar, iĢsiz ve alt sosyal sınıfa mensup
bireyler karĢıtlarından anlamlı düzeyde daha düĢük (p<0.01) skor almıĢlardır. Bu değiĢkenler içinde
Cohen‘in Etki Büyüklüğü (EB) en büyük olan yaĢanılan bölgenin geliĢmiĢlik düzeyidir (EB=0.85) . Bunu
Boratav Sosyal Sınıflaması (EB= 0.51) ve kronik hastalık varlığı (EB= 0.41) izlemektedir.
Sonuç: EUROHIS (WHOQOL-8), Türk toplumunda alanda sağlık düzeyinin değerlendirilmesinde ve
sağlıkta eĢitsizlik araĢtırmalarında uygulanabilir olmakla birlikte, ölçeğin toplumdaki psikometrik
değerlendirme sürecinin ilerleyen çalıĢmalarda da sürdürülmesi gerekir.
237
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ORAL LĠKEN PLANUSLU VE ORAL KANDĠDOZLU HASTALARDA ORAL
SAĞLIKLA ĠLĠġKĠLĠ YAġAM KALĠTESĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
(Bildiri no:427; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1730; Ana Salon; Ağız-DiĢ Sağlığı ve SYK)
Dr Duygu OFLUOĞLU* Dr Meltem KORAY* Doç.Dr. Gonca MUMCU** Prof.Dr. Hakkı TANYERĠ*
*Ġstanbul Üniversitesi, DiĢ Hekimliği Fakültesi, Ağız, DiĢ, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi ABD.
**Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi,Temel Sağlık Bölümü
Oral Liken Planus (OLP) etyolojisi tam olarak bilinmeyen, ağız mukozası tutulumunun sık olduğu kronik
mukokutanöz bir hastalıktır. Genellikle 30-70 yaĢ arasında görülür. Retiküler, papuler, plak, atrofik,
büllöz ve ülsere olmak üzere 6 tipi tarif edilmiĢtir. Lezyonlar en fazla yanak mukozasında olmak üzere,
dil ve dudaklarda da görülmektedir. OLP‘nin tedavisi genellikle eroziv lezyonlar veya ülserasyonların
mevcut olduğu durumlarda yapılır. Retiküler liken planus asemptomatik olduğu için tedaviye gerek
olmayabilir. Ancak malign değiĢim ihtimaline karĢı düzenli olarak kontrol edilmelidir.Protez stomatiti,
protez kullananlarin yaklaĢık %11-67'sini etkileyen ve özellikle üst protezlerin örttügü dokularda
görülen yaygın inflamatuar bir durumdur ve oral kandidozun (OC) kronik atrofik formudur. Etyolojisi
tam olarak bilinmemesine karĢılık, en önemli nedenlerden biri Candida albicans'a bağlı mantar
enfeksiyonu olarak gösterilmiĢtir. Kandida kaynaklı protez stomatitinin tedavisinde protez kullanım ve
temizlik alıĢkanlıklarında degiĢiklik yapılması yeterli değildir, aynı zamanda antifungal tedavi de
uygulanmalıdır. Her iki oral mukozal hastalık da bireylerin günlük yaĢamlarını olumsuz etkileyen, uzun
süreli tedavi ve takip gerektiren rahatsızlıklardır. Bu çalıĢmada OLP teĢhisi konan 31 hasta ve OC
teĢhisi konan 50 hastanın oral sağlık ile iliĢkili yaĢam kaliteleri belirlenerek 50 sağlıklı kontrol hastası ile
kıyaslanmıĢ ve bu iki oral mukozal hastalığın, bireylerin yaĢam kaliteleri üzerindeki etkileri
araĢtırılmıĢtır. AraĢtırmamıza, Ġstanbul Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi Ağız, DiĢ, Çene Hastalıkları
Bilim Dalı kliniğine baĢvuran hastalar arasından, yapılan intraoral muayene ve histopatolojik tetkik
sonucu OLP tanısı konan 31 hasta, mikrobiyolojik tetkikle OC teĢhisi konan 50 hasta ve dental
problemler için kliniğimize baĢvuran hastaların refakatçileri arasından çalıĢmamıza katılmayı kabul eden
ve herhangi bir dental problemi ve oral mukozal lezyonu bulunmayan 50 kontrol hastası katılmıĢtır.
Hastaların ağrı durumları Visual Analog Scale (VAS) ile yaĢam kaliteleri ise oral sağlık etki profili-14
anketi (OHIP-14) ile değerlendirilmiĢtir. OHIP-14 puanı, OLP‘li hastalarda (24,4+ 9,7) OC‘li hastalara
(14,3+5,9) ve kontrol grubuna ( 12,7+5,1) göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuĢtur. VAS skoru
OLP‘li hastalarda OC‘li hastalara göre daha yüksek hesaplanmıĢtır. Her iki gruptaki hastaların kendi
beyan ettikleri oral sağlık durumlarına ait puanlar kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek
görülmüĢtür. Sonuç olarak oral liken planus ve oral kandidozun, oral sağlıkla ilgili yaĢam kalitesini
kötüleĢtirebileceğini düĢünmekteyiz. Tedavileri güç olan, hem hasta hem hekim için uzun dönem takip
gerektiren bu hastalık gruplarının yaĢam kalitesini olumsuz etkilediği özellikle diĢ hekimleri tarafından
iyi bilinmeli ve hastaların tedavi protokolleri hazırlanırken bu bilgiler göz önünde bulundurulmalıdır.
Ayrıca OHIP-14 anket sonuçlarının OLP ve OC‘de klinik parametrelere duyarlı olduğunu ve ağız
hastalıkları alanında yapılacak prospektif kontrollü klinik çalıĢmalarda güvenle kullanılabilecek bir
değerlendirme yöntemi olduğunu düĢünmekteyiz.
238
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
TÜRKĠYE’DE KRONĠK AĞRI
(Bildiri no:428; 26 Mart 2010 Cuma; 1530 1730; Salon C; Ağrı ve SYK)
1
Altan ġahin, 2Levent Aydın, 3Ute Richarz
1
Hacettepe Üniversitesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD, Ağrı Ünitesi, 2Janssen Cilag Türkiye,
3
Janssen Cilag, Global Medical Affairs.
GiriĢ: Kronik ağrı hastaların günlük aktivitelerini ve yaĢam kalitelerini sınırlayan en önemli unsurlardan
biridir. Bu çalıĢmadaki amacımız ülkemizde kronik ağrının prevalansı, nedenleri, demografik özellikleri
ile ağrının hastaların günlük aktiviteleri ve yaĢam kalitelerin sorgulamaya ve tedavi yaklaĢımlarından
memnuniyet derecelerini belirlemeye yönelik geniĢ çaplı bir araĢtırma yapmaktır. Bu çalıĢma 15 Avrupa
ülkesinde benzer parametrelerle yapılan çalıĢmanın sonuçları ile karĢılaĢtırıldı.
Metod: ÇalıĢma, Türkiye genelinden randomize olarak seçilen 22 Ģehirde, 18 yaĢın üzerinde, 6 aydan
uzun süredir ağrı çeken, ağrı sıklığı haftada birkaç kezden fazla olan ve ağrı Ģiddeti nümerik
değerlendirme ölçeğinde 5‘ten yüksek olan kiĢilerde iki aĢamada gerçekleĢtirildi. Birinci aĢamada
toplam 4002 telefon konuĢması ile kronik ağrı prevalansı belirlendi. Daha sonra ağrısı olan bireyler ile
yüzyüze anket yapılması planlandı. Ankete katılmayı kabul eden kiĢilerin sayısı 57 olduğundan
çalıĢmanın gücünü artırmak amacıyla bu bölgelerde ağrısı olan hastalar belirlenerek ankete gönüllü
olan 266 ağrılı hasta da çalıĢmaya dahil edildi.
Sonuçlar: Türkiye‘de kronik ağrı prevalansı %50 (Avrupa‘daki diğer ülkelerden daha yüksek) olarak
saptandı. Ağrısı olanların %72‘sinin kadın ve yaĢ grubu olarak da en fazla ağrının 41-50 yaĢ grubunda
olduğu ortaya çıktı. En sık neden olarak bel ağrısı ve migren baĢağrısı bulundu. Ağrı Ģiddeti ise Ġsrail
dıĢındaki diğer ülkelere göre daha yüksek bulundu. Sosyal faktörlerin hastaların ağrı ve tedavileri
açısından daha önemli olduğu bulundu. ĠĢgücü kaybının ise diğer ülkelere göre daha fazla olmasına
karĢın ağrı nedeniyle iĢ değiĢtiren ya da iĢini kaybedenlerin ve depresyon tanısı alanların sayısı
Türkiye‘de daha az olarak belirlendi. Hastaların ağrıları için en çok dahiliye uzmanlarına baĢvurduğu,
doktorların ağrı Ģiddeti ile ilgili ölçekleri kullanmadığı ve hastaların doktorlarının uyguladığı tedavilerden
memnuniyet derecesinin diğer ülkelere göre daha düĢük olduğu saptandı. Hastaların ağrı tedavisinde
en çok reçetesiz olarak parasetamol ve nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçları kullandığı ve genel olarak
bu tedaviden hoĢnut oldukları belirlendi. Yorum: Türkiye‘de kronik ağrı, diğer Avrupa ülkelerine göre
daha sık görülmektedir. Elde edilen bu sonuçlara göre hastaların yaĢam kalitelerini artırmak için
hekimlerin hastalarının ağrılarına duyarlılığı artırılmalı ve hasta bakımında ağrıyı da değerlendirerek
tedavi yaklaĢımlarına önem verilmelidir.
239
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ÇOCUK DĠYALĠZ HASTALARINDA DĠYALĠZ YETERLĠLĠĞĠ VE BESLENME
DURUMUNUN YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no:429; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730; Salon A; Çocuk Nefroloji ve SYK)
Dilek Can*, Ahmet Keskinoğlu*, Erkin Serdaroğlu**, Önder YavaĢcan***, Fatma MutlubaĢ Özsan*,
Sevgi Mir*, Caner Kabasakal*.
* Ege Üniversitesi Tıp F. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD. Ġzmir. ** Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi
Ġzmir. *** Ġzmir Tepecik EAH. Çocuk Nefrolojisi Bölümü Ġzmir.
Amaç: Yeterli diyaliz kavramı günümüzde yaygın kabul gören hali ile fazla sıvının ve üremik toksinlerin
uzaklaĢtırılmasının yanı sıra; iyi kan basıncı kontrolü, beslenmenin yeterli olması, aneminin önlenmesi,
böbrek yetmezliğine eĢlik eden semptom ve komplikasyonların kontrolü ile sonuçta mortalite ve
morbiditenin azaltılıp, yaĢam kalitesini arttırmak olarak anlaĢılmaktadır. Bu çalıĢmanın amacı SDBY
(son dönem böbrek yetmezliği) nedeni ile diyaliz tedavisi almakta olan çocuk hastalarda, diyaliz
yeterliliği ve beslenme durumunun yaĢam kalitesine olan etkisini araĢtırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Kesitsel özellikteki bu çalıĢma, Ġzmir‘deki üç pediatrik diyaliz ünitesinde, kronik
diyaliz tedavisi uygulanan 8–16 yaĢ grubundaki 45 çocuk hastayla yapılmıĢtır. ÇalıĢmamızda diyaliz
uygulanan çocuk hastaların diyaliz yeterlilik, beslenme durumu göstergeleri ile bazı hastalık
özelliklerinin yaĢam kalitesine etkisi araĢtırılmıĢtır. Diyaliz modeli, diyaliz tedavisinin süresi, eĢlik eden
hastalık varlığı, hastaneye yatma durumu, Kt/V, semptom yükü, hemoglobin, hematokrit, kan basıncı,
SVKĠ (sol ventrikül kitle indeksi), nPCR (normalize edilmiĢ protein katabolizma oranı), diyetle enerjiprotein alımı, albumin düzeyi, boy-ağırlık- VKĠ (vücut kitle indeksi) SDS (standart deviasyon skoru) gibi
bağımsız değiĢkenlerin yaĢam kalitesine etkisi araĢtırılmıĢtır. Hastaların yaĢam kalitesini
değerlendirmek için 8-12 yaĢ grubunda Kid-KĠNDL, 13-16 yaĢ ergen grubu için ise Kiddo-KĠNDL yaĢam
kalitesi ölçeği kullanılmıĢtır.
Bulgular: Hastaların %46,7‘si erkek, %53,3‘ü kız olup, yaĢ ortalamaları 12,8-2,9 yıldır. %64,4‘ü
ergen, %35,6‘sı çocuk yaĢ grubunda olan hastaların, %20‘si hemodiyaliz , %80‘i ise periton diyalizi
(PD) olmaktadır. PD uygulaması ve serum albümin düzeyi ile diyaliz uygulanan hastaların yaĢam
kalitesi arasında pozitif anlamlı iliĢki (p<0,05) bulunurken; diyaliz tedavisinin süresi, hastaneye yatma
durumu, hastanede yatıĢ süre ve sayısı, semptom yükü, anemi ve artmıĢ SVKĠ ile yaĢam kalitesi
arasında negatif anlamlı iliĢki (p<0,05) saptanmıĢtır. YaĢ, cinsiyet, anne-babanın medeni durumu, eĢlik
eden hastalık varlığı, Kt/V, nPCR, kan basıncı, protein-enerji alımı ve antropometrik ölçümler gibi
değiĢkenler ile yaĢam kalitesi arasında anlamlı iliĢki bulunmamıĢtır.
Sonuç: Diyaliz etkinliğini ölçerek önerilen düzeylere yükseltmenin önemi bilinmekle birlikte,
bulgularımız yaĢam kalitesini yükseltmenin sadece diyaliz dozu ile sağlanamayıp; yeterlilik kavramı
içinde kabul edilen anemi, hipertansiyona bağlı SVH ile üremik semptomların yokluğu, hastaneye yatıĢ
sayı-süresi gibi faktörlerin azaltılması ve kötü beslenme göstergesi olan hipoalbümineminin
engellenmesi ile sağlanabildiğini göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Diyaliz yeterliliği, beslenme durumu, sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi, kronik diyaliz,
çocuk.
240
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KRONĠK DĠYALĠZ TEDAVĠSĠNĠN ÇOCUK YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no:430; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730; Salon A; Çocuk Nefroloji ve SYK)
Ahmet Keskinoğlu*, Dilek Can*, Nejat Aksu**, Mustafa Bak***, Orhan Kara*, Sevgi Mir*, Caner
Kabasakal*.
* Ege Üniversitesi Tıp F. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD. Ġzmir. ** Ġzmir Tepecik EAH Çocuk
Nefrolojisi Bölümü Ġzmir. *** Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Ġzmir.
Amaç: SDBY (Son dönem böbrek yetmezliği) yüksek morbidite ve mortaliteye neden olması, bireylerin
yaĢam kalitesini etkileyen önemli bir sağlık sorunu olup; uygulanan renal replasman tedavilerinin
amacı hastaların yaĢam süresini uzatmanın yanı sıra, yaĢam kalitelerini de arttıracak yeni tedavi
yaklaĢımları geliĢtirmektir. YetiĢkin hastalar sağlık ve tedavilerinden tamamen kendileri sorumlu iken,
çocuklar eriĢkin döneme kadar kendilerine bakım sağlayan ebeveyn ve sağlık personelinin yakın
desteğine gereksinim göstermektedir. YaĢam kalitesine erken yaĢlarda odaklanmanın, kronik hastalığı
olan bireylerin eriĢkin yaĢlardaki yaĢam kalitesi sorunlarını azalttığı belirtilmektedir. Çocuk hastaların bu
geçiĢ sürecine uyumunun sağlanması ve bireylerin yaĢam kalitelerini arttıracak yeni tedavi
yöntemlerinin belirlenmesi açısından yaĢam kalitelerinin ve bunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
önem kazanmaktadır. Bu çalıĢmanın amacı ülkemizde diyaliz uygulanan çocukların yaĢam kalitesini
sağlıklı akranları ile karĢılaĢtırarak yaĢam kalitesine olan etkilenmeyi araĢtırmaktır
Gereç ve Yöntem: Kesitsel özellikteki bu çalıĢmada, Ġzmir‘deki üç pediatrik diyaliz ünitesinde, kronik
diyaliz tedavisi uygulanan 8–16 yaĢ grubundaki 45 çocuk hasta ile bu çocuklarla sosyoekonomik,
cinsiyet ve yaĢ değiĢkenleri açısından grup eĢleĢtirmesi yapılan 47 sağlıklı çocuğun yaĢam kalitesi
karĢılaĢtırılmıĢtır. Çocukların yaĢam kalitesini değerlendirmek için 8-12 yaĢ grubunda Kid-KĠNDL, 13-16
yaĢ ergen grubu için ise Kiddo-KĠNDL genel amaçlı yaĢam kalitesi ölçeği kullanılmıĢtır. Değerlendirme,
toplam yaĢam kalitesi yanı sıra bedensel iyilik hali, duygusal iyilik hali, özsaygı, aile, arkadaĢ ve okul
olmak üzere 6 alt boyut puanlaması ile yapılmaktadır.
Bulgular: Kronik diyaliz programındaki çocuk hastaların yaĢam kaliteleri, sağlıklı (12,0-2,6 yıl) ve
diyaliz grubu çocukların (12,8-2,9 yıl) yaĢ ortalamaları, yaĢ grubu, cinsiyet, anne ve babalarının
öğrenim durumu dağılımları ve yaĢadıkları ailede kiĢi baĢı gelir ortalaması karĢılaĢtırıldığında her iki
grubun bu temel özelliklerinin istatistiksel olarak benzer olduğu görülmüĢtür (p>0,05). Kronik diyaliz
uygulanan 45 çocuk ile bu çocuklarla sosyoekonomik, cinsiyet ve yaĢ gibi temel özellikler açısından
benzer olan 47 sağlıklı çocuğun yaĢam kalitesi karĢılaĢtırıldığında; diyaliz uygulanan çocukların yaĢam
kalitesi puanları toplam ve tüm alt boyutlarda anlamlı olarak düĢük saptanmıĢtır (p<0,05).
Sonuç: Çocuk SDBY‘nin renal replasman tedavisinde yer alan kronik diyaliz, hastaların bozulmuĢ olan
yaĢam kalitesinde yeterli iyileĢmeyi sağlayamamaktadır.
Anahtar kelimeler: Sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi, kronik diyaliz, çocuk.
241
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
PERĠTON DĠYALĠZĠ HASTALARINDA SAĞLIKLA ĠLGĠLĠ YAġAM
KALĠTESĠNĠN MAJÖR BELĠRLEYĠCĠLERĠ
(Bildiri no:431; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1630 1730; Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
1
Vesile ġenol, 2Murat Hayri Sipahioğlu, 3Ahmet Öztürk, 2Cengiz UtaĢ, 4Mahmut Argün
1
Erciyes Üniversitesi, Halil Bayraktar Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Kayseri. 2Erciyes
Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri AD, Kayseri. 3Erciyes Üniversitesi, Tıp Fakültesi,
Biyoistatistik AD, Kayseri. 2Erciyes Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri AD, Kayseri. 4Erciyes
Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji AD, Kayseri
Amaç: Hastaların sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi mortalite, morbidite ve tedavi etkinliğini belirlemede
önemli bir indikatördür. Bu çalıĢmanın amacı, periton diyalizi (PD) hastalarının yaĢam kalitesi düzeyini
ve etkileyen majör faktörleri belirlemektir.
Yöntem: Kesitsel nitelikli bu çalıĢma 2007-2008 Mart ayları arasında Erciyes Üniversitesi Sürekli
Ayaktan Periton Diyalizi (SAPD) Ünitesi tarafından takip edilen, 30‘u Sürekli Aletli Periton Diyalizi (APD)
olmak üzere 18 yaĢ ve üzeri 156 hasta üzerinde yürütülmüĢtür. Veriler Short Form-36, Beck
Depresyon Ölçeği (BDI), Yorgunluk ġiddet Skalası (FSS) ve Arizona Cinsel YaĢantı Ölçekleri (ASEX) ile
toplanmıĢtır. ÇalıĢmada depresyon için ≥17 puan, yorgunluk için >4 puan, cinsel fonksiyon bozukluğu
için ≥12 puan kesme noktası olarak kabul edilmiĢtir. Ġstatistiksel analizde t testi, Mann-Whitney U
testi, Pearson‘s Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi yapılmıĢtır.
Bulgular: ÇalıĢmada depresyon semptom sıklığı %47.0, BDI puan ortalaması 27.8±8.8, yorgunluk
prevelansı %67.3, FSS puan ortalaması 6.1±0.8, seksüel disfonksiyon prevelansı %72.9, ASEX puan
ortalaması; kadınlarda 17.5±8.0, erkeklerde 15.7±6.3‘dür. Mental Sağlık Özet Skoru 42.1±11.9,
Fiziksel Sağlık Özet Skoru 39.1±11.2 bulunmuĢtur. Depresyon hem mental (OR:-24.4, (-30.1)-(18.6)
hem de fiziksel sağlık (OR:-16.5, CI (-22.4)-(-10.5) yaĢam kalitesindeki azalmadan sorumlu majör
faktor iken, yorgunluk yalnız fiziksel sağlık. yaĢam kalitesindeki azalmadan sorumlu en önemli ikincil
faktördür (OR: -7.74, CI (11.1) -(-4.4). Depresyon ve yorgunluk sağlıkla ilgili yaĢam kalitesindeki
bozulmanın %37‘ sinden sorumludur. Mental sağlık yaĢam kalitesindeki bozulmamın %31‘ inden
depresyon tek baĢına sorumludur. YaĢ, hospitalizasyon, total kolesterol, serum albumin ve Kt/V üre
seviyesi yaĢam kalitesinin tüm alanlarında değilse bile bazı alanları olumsuz etkilemiĢtir. Seksüel
disfonksiyonu olan erkek ve kadınlarda Fiziksel Sağlık YaĢam Kalitesi puanları sırasıyla 38.4±10.7 ve
36.0±11.1 olup, cinsel fonksiyon bozukluğu olmayan hastalara gore anlamlı düzeyde düĢüktür.
Sonuç: Periton diyalizi hastalarında sağlıkla ilgili yaĢam kalitesi düĢük olarak değerlendirilebilir.
BozulmuĢ yaĢam kalitesi depresyon ve yorgunluk ile yakından iliĢkilidir. Depresyon mental ve fiziksel
sağlık yaĢam kalitesindeki bozulmadan primer düzeyde sorumlu iken, yorgunluk özellikle fiziksel sağlık
yaĢam kalitesini düĢüren ikincil faktördür. Fiziksel sağlık yaĢam kalitesi seksüel disfonksiyonu olanlarda
anlamlı derecede düĢüktür Sağlıkla ilgili yaĢam kalitesini yükseltmek için, PD hastarında depresyon,
yorgunluk ve seksüel disfonksiyonlar periyodik olarak değerlendirilmeli gerektiğinde tıbbi ve
psikososyal destek tedavisi sağlanmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Sağlıkla Ġlgili YaĢam Kalitesi, Depresyon, Yorgunluk, Seksüel Disfonksiyonlar,
Kronik Böbrek Yetmezliği
242
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
HEMODĠYALĠZ HASTALARININ YAġAM KALĠTESĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
(Bildiri no:434; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1630 1730; Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
Nilgün EROL, Birsen YÜRÜGEN
Haliç Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü HemĢirelik Anabilim Dalı, Haliç Üniversitesi Sağlık Bilimleri
Yüksekokulu Ebelik Bölümü
GiriĢ ve Amaç : Kronik Böbrek Yetmezliğinin ve Kronik Hemodiyaliz Tedavisinde olmanın hastalar
üzerinde meydana getirdiği olumsuz sosyolojik ve psikolojik etkileri vardır. Bu çalıĢmada hemodiyaliz
hastalarının yaĢam kalitelerinin belirlenmesi amacı ile planlanmıĢtır
ÇalıĢmanın Evren ve Örneklemi: Gülhane Askeri Tıp Akademisi HaydarpaĢa Eğitim Hastanesi HD
ünitesinde ve Uğur diyaliz merkezinde tedavi gören toplam (N:285) hasta, örneklemi ise çalıĢmanın
yapıldığı tarihler arasında (16.04.09-10.07.09) araĢtırmaya katılmayı kabul eden (n:100) HD hastası
oluĢturdu. Veriler araĢtırmacı tarafından literatüre dayanarak hazırlanan bireyleri tanıtıcı anket formu
ve SF-36 YaĢam Kalitesi Ölçeği ile toplanıp SPSS 15.0 programı ile değerlendirildi. AraĢtırmanın verileri,
hastaların sosyo-demografik, hastalığa iliĢkin özelliklerini belirleyen anket formu ve SF-36 yaĢam
kalitesi ölçeği kullanılarak toplandı. Sonuçlar; sayı, yüzde, ortalama olarak verildi, istatistiksel analizde
Pearson Korelasyon, Independent Samples t Test, One-Way ANOVA ve Post Hoc Tukey testleri
kullanılarak değerlendirildi.Tanımlayıcı bir çalıĢmadır.
Bulgular: HD hastalarının % 58‘i erkek, % 85‘i evli ve % 37‘i yükseköğrenim mezunudur. YaĢ
ortalaması 54,94±17,82 yıldır (dağılım aralığı: 20-87). % 37‘si emekli, % 88‘ini çekirdek aile
oluĢturmaktadır, % 96‘sının sosyal güvencesinin olduğu görülmektedir. % 28‘i çalıĢmaktadır, çalıĢan
hastaların % 61‘inin tam gün ve % 39‘unun yarım gün çalıĢtığı, % 73‘ünün Ġstanbul‘da yaĢadığı ve %
72‘sinin ekonomik durumunun iyi olduğu saptanmıĢtır. % 30 oranında primer hastalık nedeni olarak
hipertansiyon yer almaktadır. YaĢ arttıkça yaĢam kalitesi düĢmüĢtür(p≤0,05). Hastaların eğitim
durumu arttıkça yaĢam kaliteleri artmaktadır(p≤0,05). Evli olanların yaĢam kalitesi bekar olanlara
göre(p≤0,05); yarım gün çalıĢanların tam gün çalıĢanlara göre(p≤0,05); sosyal güvencesi olanların
olmayanlara göre (p≤0,05); ekonomik durumu iyi olanların olmayanlara göre yaĢam kalitesi
yüksektir(p≤0,05). Hastalık ve HD süresi arttıkça yaĢam kalitesi düĢmektedir(p≤0,05). Hastalık ve HD
hakkında eğitim alanların almayanlara göre(p≤0,05); önerilen diyete uyanların uymayanlara
göre(p≤0,05); ilaçlarını düzenli kullanan hastaların kullanmayanlara göre(p≤0,05); EPO tedavisi alan
hastaların almayanlara göre(p≤0,05) yaĢam kalitesi yüksektir.
Sonuç: Bu araĢtırma sonucunda, hastaların yaĢam kalitelerinin düĢük olduğu ancak Eğitim
durumunun,yaĢın, bekar olmanın, tam gün çalıĢmanın, sosyal güvencesi olmamanın,hemodiyaliz ile
ilgili eğitim almamanın,ilaç tedavisine , diyete uymamanın ve EPO tedavisi almamanın diğer gruba
oranla yaĢam kalitelerinin daha düĢük olduğu bulundu.
Öneriler: Yukarıdaki sonuçlar doğrultusunda, diyaliz ve diyalizle yaĢam ,özellikle hastaların diyet ilaç
ve önerilen diyete uymasının önemi konusunda eğitimler planlanmalı ve belli aralıklarla hastaların
yaĢam kaliteleri değerlendirilmelidir.Bu çalıĢma daha geniĢ bir hasta grubunda yapılmalıdır.
243
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
VENOUS INSUFFĠCĠENCY EPĠDEMĠOLOGĠCAL AND ECONOMĠC STUDY
QUALĠTY OF LĠFE/SYMPTOMS(VEINES-OOL/SYM)- ÖLÇEĞĠNĠN TÜRKÇE
SÜRÜMÜNÜN GEÇERLĠLĠK VE GÜVENĠLĠRLĠĞĠ
(Bildiri no:435; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon C; Kardiyolojik sorunlar ve SYK)
Adalet Kutlu*, Emel Yılmaz*, Dilek Çeçen*, Alper Özbakkaloğlu**, Erhan Eser**
*C.B.Ü Manisa Sağlık Yüksekokulu **C.B.Ü Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD.
Amaç: Orijinal adı ―Venous Insufficiency Epidemiological and Economic Study- Quality of
Life/Symptoms (VEINES-OoL/Sym)‖ olan Venöz Yetmezlik YK ölçeğinin Kronik Venöz Yetmezliği (KVY)
olan hastalarda Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğinin test edilmesidir.
Yöntem: AraĢtırmanın örneklemini, 12 Ocak-12 ġubat 2010 tarihlerinde Celal Bayar Üniversitesi
Hastanesi, Ġzmir Alsancak Devlet Hastanesi ve Manisa Devlet Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi
Birimlerine baĢvuran KVY tanısı almıĢ hastalar oluĢturmuĢtur (N=118). Hastalara standart çeviri (ileri,
geri çeviriler, birleĢtirme ve konsensus sürümü) yöntemleri ile geliĢtirilmiĢ VEINES-OoL/Sym Türkçe
sürümü ve eĢzamanlı olarak SF-36 YaĢam Kalitesi Ölçeği uygulanmıĢtır. VEINES-OoL/Sym, hastaların
yaĢam kalitesi ve belirtilerinin etkilerini ölçen, 26 madde ve 2 boyuttan (YaĢam Kalitesi ve Belirtiler)
oluĢan bir ölçektir. Ölçeğin ilk 10 maddesi hastalığın belirtileri, bir madde belirtilerin en yoğun
yaĢandığı zamanı (skorlama dıĢında) , 9 madde günlük yaĢam aktiviteleri, bir madde geçen yıla göre
değiĢiklik, 5 madde ise psikolojik boyutu ile ilgilidir. Puan yükseldikçe yaĢam kalitesi artmaktadır. Yanıt
seçenekleri maddelerin bazılarında dikotom bazılarında 7 belirteçlidir. Güvenilirlik çözümlemesinde
ölçeğin her bir alt boyutu için Cronbach alfa katsayısı hesaplanmıĢtır. Geçerlilik analizlerinde yapısal ve
kriter (ölçüt) geçerliliği yaklaĢımları kullanılmıĢtır. Kriter geçerliliği ve duyarlılık analizleri için CEAP- KVY
sınıflandırma sistemi kullanılmıĢtır. Yapısal geçerlilikte ise, birleĢim-ayrıĢım geçerliliği (SF-36 ile) ve
bilinen gruplar geçerliliği uygulanmıĢtır.
Bulgular: VEINES-QoL dağılım göstergeleri: Ortalama 50.0±10.0; Ortanca 49.6, Çarpıklık (skewness)
– 0.02, basıklık (kurtosis) ise -0.66dır. VEINES-sym‘ın dağılım göstergeleri: Ortalama 50.0±10.0;
Ortanca 48.8, Çarpıklık (skewness) 0.14, basıklık (kurtosis) ise 0.52dır. Ölçeğin güvenilirlik analizinde
Cronbach alfa katsayıları VEINES-QoL için 0.86, VEINES-Sym için 0.81) bulunmuĢtur. Madde çıkarılarak
tekrarlanan iç tutarlılık analizlerde sorunlu soruya rastlanmamıĢtır. Ölçüt geçerliliği için kullanılan CEAB
sınıflamasına göre VEINES-QoL skorunun doğrusal bir trend gösterdiği (sınıflama kötüleĢtikçe skor da
kötüleĢiyor), ancak VEINES-Sym skorunun CEAB 2ve 3. sınıf arasında farklılık gösterdiği
anlaĢılmaktadır. VEINES –Qol skorunun SF-36 boyutlarının hepsiyle iyi derecede (r= 0.43-0.66)
korelasyon verdiği (BirleĢim geçerliliği ) ; VEINES-Sym skorunun ise SF-36 ile daha zayıf korelasyon
(r= 0.19-0.52) verdiği (ayrıĢım geçerliliği) gözlenmiĢtir. Bilinen grup açısından beden ağırlığına
bakıldığında, beden ağrılığı arttıkça VEINES –Qol ve VEINES-Sym skorunun düĢtüğü izlenmektedir (r=
- 0.25, p<0.05).
Sonuç: Bu sonuçlar, VEINES-OoL/Sym‘in KVY olan Türk hastalarda geçerli ve güvenilir olduğunu ve
güvenle kullanılabileceğini göstermektedir.
244
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KINDL KANSER MODÜLÜNÜN TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN KANSERLĠ TÜRK
ÇOCUKLARI ÖRNEĞĠNDEKĠ ÖNCÜL GÜVENĠLĠRLĠK ÇÖZÜMLEMELERĠ
(Bildiri no:436; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK)
*Dilek Ergin **Erhan Eser ***Mehmet Kantar
*Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Pediatri HemĢ. AD, MANĠSA **Celal Bayar Üniversitesi
Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD, MANĠSA ***Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Onkoloji BilimDalı,
ĠZMĠR
Amaç: KINDL Kanser modülünün Türkçe sürümünün Kanserli Türk çocuk örneğindeki güvenilirliğinin
gösterilmesi
Gereç-Yöntem: KINDL Kanser modülü dört boyuttan (bedensel iyilik, mental iyilik, sosyal iyilik ve
tedavi) oluĢan 24 maddelik bir ölçektir. Bu ölçek KINDL genel amaçlı çocuk yaĢam kalitesi ölçeğinin ek
Hastalık Modülü‘dür. Ölçeğin güvenilirlik analizleri Ege Tıp Fakültesi Tülay AktaĢ Onkoloji Hastanesi,
Pediatrik Onkoloji Bilim Dalı‘ nda izlenen kanserli 40 çocuk hasta üzerinde yürütülmüĢtür. Tanımlayıcı
göstergeler olarak madde ve toplam ortalamalarına ek olarak ölçeğin tavan ve taban etkileri
gösterilmiĢtir. Güvenilirlik çözümlemelerinde Ġç tutarlılık (Cronbach alfa ile) kullanılmıĢtır. Ġç tutarlılık
analizlerinde Cronbach alfa ve ikili karĢılaĢtırmalarda Mann Whitney U testi kullanılmıĢtır.
Bulgular: AraĢtırma örneğinin % 57.5‘i erkek; yaĢ ortalaması 10.7±4.2 dir. Çocukların %35..0‘i okula
devam etmekte; annelerin %47.5‘i ilkokul ve daha az eğitimli, Ailelerin % 42.5‘i üst-orta sosyal sınıfa
mensuptur. Çocukların tanıları, Lenfoma, (n= 11); Sarkom (n= 16); ALL (n= 10); AML (n= 2); Wilms
Tümörü (n= 1) Ģeklindedir. Çocukların % 55‘i 1 yıldan daha kısa süredir hastadır. Hiç bir boyut dağılım
sorunu göstermemektedir (çarpıklık <1.0). Gerek KINDL genel ölçeği, gerekse Kanser modülü
boyutları için Taban (%0.0 – 0.0) ve Tavan etkileri (%2.5 – 10.0) kabul edilebilir sınırlar içinde
bulunmuĢtur. Kindl genel ölçek ve Kanser Modülü boyutlarının iç tutarlılıkları Ģöyledir: KINDL genel
ölçeği için: Bedensel, Psikolojik, Özsaygı, Aile, ArkadaĢ, Okul ve Kronik boyutları için alfa değeri
sırasıyla 0.16, 0.20, 0.76, 0.23, 0.67, 0.22 ve 0.51‘ dır. Kindl genel ölçekte 4, 5, 12, 14, 20, 21 nolu
sorular problemli sorular olarak saptanmıĢtır. KINDL Kanser modülü için: Bedensel, Psikolojik, Sosyal
ve Tedavi boyutları için alfa değeri sırasıyla 0.36, 0.80, 0.66 ve 0.69‘ dur. Kindl Kanser Modül
ölçeğinde 2, 12, 17, 24 nolu sorular problemli sorular olarak saptanmıĢtır. KIDNL okul ve kronik
hastalık skorlarının sosyal sınıf iyileĢtikçe ve çocuk yaĢı düĢtükçe daha iyileĢtiği; Kanser bedensel boyut
skorunun da hastalık süresi uzadıkça kötüleĢtiği izlenmektedir.
Sonuç: KINDL genel ve Kanser ölçeğinin Türkçe sürümünün bazı boyutlarının güvenilirliğinde sorunlar
olduğu saptanmıĢtır Sorunlu bulunan soruların tekrar yazımı ve örnek büyüklüğünün artırılması ile bu
analizlerin sürdürülmesi uygun olacaktır.
Anahtar sözcükler: Çocuk, kanser, yaĢam kalitesi, psikometri, ölçme-değerlendirme
245
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
WHO-QOCS (WHO ENGELLĠLERDE BAKIM VE DESTEK KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ)
TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN TÜRK TOPLUMUNDAKĠ PSĠKOMETRĠK ÖZELLĠKLERĠ
(Bildiri no:437; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
Erhan Eser1,Ömer Aydemir2, Beyhan Cengiz Özyurt1, Aydın Akar1, Serol Deveci3, Sultan Eser4,
Cemalettin Ayık5
1
Celal Bayar ÜTF. Halk Sağlığı AD. 2Celal Bayar ÜTF. Psikiyatri AD. 3Celal BayarÜniversitesi Sağlık
Yüksekokulu.. 4 Ġzmir Sağlık Müdürlüğü KĠDEM, 5 Manisa ġükran Bilginer Zihinsel Engelliler Okulu
Amaç: WHO Engellilerde Bakım ve Destek Kalitesi Ölçeği Türkçe sürümünün Türk toplumundaki
Psikometrik özelliklerinin gösterilmesi.
Gereç-Yöntem: WHO-QOCS (WHO Engellilerde Bakım ve Destek Kalitesi Ölçeği) AB 6. ÇP
kapsamında Türkiye‘nin de içinde olduğu çok merkezli bir çalıĢmada (DISQOL) Delphi ve Odak
gruplara dayanarak geliĢtirilmiĢtir. WHO-QOCS 17 maddeden oluĢan (0-100 arasında skor alan) dört
boyuttan oluĢan bir ölçektir. Ayrıca 3 sorudan oluĢan nesnel modülü vardır. ÇalıĢma, 307 (157 zihinsel,
150 bedensel) engelli üzerinde yürütülmüĢtür. Tanımlayıcı göstergelerde tavan ve taban etkileri,
güvenilirlik çözümlemelerinde Ġç tutarlılık kullanılmıĢtır. Geçerlilik çözümlemelerinde ölçüt geçerliliği ve
yapısal geçerlilik yaklaĢımı kullanılmıĢtır. Ölçüt geçerliliği nesnel modül soruları (18,19,20) ile
sınanmıĢtır. Yapısal geçerlilik, Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), ve Bilinen Gruplar yöntemi (yaĢ,
cinsiyet, eğitim, gelir algısı, yaĢam koĢulları ) ile sınanmıĢtır.
Bulgular: Örneğin %58.3‘ü erkektir (yaĢ 37.29 ± 15.09); % 25.4‘i evde desteksiz, 58.6‘sı ise gönüllü
aile bireylerinin desteği ile yaĢamaktadır. Engellilerin % 13.0‘ü öğrenci, %16.6‘sı eğitimsiz, 5.9 özel
eğitimli, % 65.5 eğitimlidir. Örneğin % 23.5‘i kendini engelli olarak algılamamaktadır. % 35.2‘si
ortalamanın üstünde gelir algısına sahiptir. WHO-QOCS ortalama ve α değerleri: Profesyonel bakım
kalitesi için 54.08±22.73 (α=0.88); Profesyonel bakıma ulaĢabilirlik için 75.63±21.65 (α=0.84); Ev
bakımının kalitesi için 50,84±23,55(α=0.88), Bilgiye ulaĢabilirlik için 40,24±26.94(α=0.84) ve toplam
skorda 54,93±17,73 (α=0.84)‘dir. Profesyonel bakıma ulaĢabilirlik boyutu tavan etkisi
yüksektir(%18.9). Ölçek boyutlarının tümü nesnel hizmete ulaĢabilirlik (s18,19 ve 20 ile ) durumuna
duyarlı bulunmuĢtur (p= 0.031 – 0.000). Dört faktörlü DFA çok iyi bir uyuma iĢaret etmektedir (CFI=
0.95 ; RMSEA=0.09). KMO> 0.5 (0.883) dir. WHO-QOCS, birlikte aynı projede geliĢtirildikleri
WHOQOL-DIS (engelli bakım ve destek kalitesi ölçeği) ile iyi derecede (r= -0.50-0.62) korelasyona
sahiptir. Ancak WHO-ADS (engelli tutum ölçeği) ile hiçbir boyutta iliĢkili bulunmamıĢtır. WHO-QOCS
boyutları açısından bedensel engelliler, zihinsel engellilere göre anlamlı düzeyde daha iyi durumdadır
(p<0.001). EĢlik eden hastalığı olanlar tüm boyutlarda olmayanlara göre daha düĢün puan almıĢlardır
(p<0.001). Kendini engelli olarak algılayanlar, iĢsizler, gelir düzeyi açısından yoksullar ve örgün eğitim
almamıĢ olanların WHO-QOCS boyutları skorları diğerlerine göre anlamlı düzeyde (p=0.01) düĢüktür.
YaĢam koĢulları açısından en yüksek WHO-QOCS boyut skorlarını evde yardım almadan yaĢayanlar
almakta, bunu sırasıyla evde ailesi veya yakınlarıyla yaĢayalar ve evde veya kurumda profesyonel
bakım alanlar izlemektedir (p<0.01). Tüm boyutlar içinde diğer boyutların aksine profesyonel hizmete
ulaĢabilirlik boyutu, iĢ ve eğitim değiĢkenlerine duyarlı bulunmamıĢtır.
Sonuç: WHO-QOCS ölçeğinin Türkçe sürümünün psikometrik özellikleri, bu ölçeğin Türk toplumundaki
engelli bireylerin toplum içinde aldıkları bakım ve destek kalitesini değerlendirmede baĢarıyla
kullanılabilir olduğunu göstermiĢtir. Ancak profesyonel hizmetlere ulaĢılabilirlik boyutu sonuçları
dikkatle yorumlanmalıdır.
Anahtar sözcükler. Engelli, Bakım ve Desek Kalitesi, Psikometri, Ölçme değerlendirme
246
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
WHO-ADS (WHO ENGELLĠLĠK TUTUM ÖLÇEĞĠ) TÜRKÇE SÜRÜMÜNÜN TÜRK
ENGELLĠLERĠNDEKĠ PSĠKOMETRĠK ÖZELLĠKLERĠ
(Bildiri no:438; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
Ömer Aydemir1, Erhan Eser2, Beyhan Cengiz Özyurt2, Aydın Akar2, Serol Deveci3, Sultan Eser4,
Cemalettin Ayık5
1
Celal Bayar ÜTF. Psikiyatri AD. 2Celal Bayar ÜTF. Halk Sağlığı AD. 3Celal BayarÜniversitesi Sağlık
Yüksekokulu.. 4Ġzmir Sağlık Müdürlüğü KĠDEM, 5Manisa ġükran Bilginer Zihinsel Engelliler Okulu
Amaç: WHO Engellilik Tutum Ölçeği Türkçe sürümünün Türk engellilerindeki Psikometrik özelliklerinin
gösterilmesi.
Gereç-Yöntem: WHO-ADS AB 6. ÇP kapsamında Türkiye‘nin de içinde olduğu çok merkezli bir
çalıĢmada (DISQOL) Delphi ve Odak gruplara dayanarak geliĢtirilmiĢtir. WHO-ADS, her biri dört
sorudan oluĢan dört boyutlu (toplam 16 soru) bir ölçektir. ÇalıĢma, 307 (157 zihinsel, 150 bedensel)
engelli üzerinde yürütülmüĢtür. Tanımlayıcı göstergelerde tavan ve taban etkileri, güvenilirlik
çözümlemelerinde Ġç tutarlılık kullanılmıĢtır. Geçerlilik çözümlemelerinde ölçüt geçerliliği ve yapısal
geçerlilik yaklaĢımı kullanılmıĢtır. Yapısal geçerlilik, Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), ve Bilinen Gruplar
yöntemi (yaĢ, cinsiyet, eğitim, gelir algısı, yaĢam koĢulları ) ile sınanmıĢtır.
Bulgular: Örneğin %58.3‘ü erkektir (yaĢ 37.29 ± 15.09); % 25.4‘i evde desteksiz, 58.6‘sı ise gönüllü
aile bireylerinin desteği ile yaĢamaktadır. Ortalama engellilik süresi 19.9 ±15.5 yıldır. Engellilerin %
13.0‘ü öğrenci, %16.6‘sı eğitimsiz, 5.9 özel eğitimli, % 65.5 eğitimlidir. Örneğin % 23.5‘i kendini
engelli olarak algılamamaktadır. % 35.2‘si ortalamanın üstünde gelir algısına sahiptir. WHO-ADS
ortalama ve α değerleri: Toplum katilimi için 70.46±21.68 (α=0.77); Ayrımcılık için 76.29±17.78
(α=0.75); Kazanımlar için36.85 19.57±(α=0.81), Beklentiler için 69.10±21.11(α=0.77) ve Toplam
skorda 63.18±14.15 (α=0.77)‘dir. Boyut skorları üzerinden yapılan ikinci iç tutarlılık analizinde
―Kazanımlar‖ boyutunun toplam iç tutarlılığı bozduğu, bu boyut çıkarıldığında α değerinin 0.75 olduğu
izlenmiĢtir. Boyutların taban ve tavan değer yüzdeleri : Toplum katilimi için 12.0-0.3; Ayrımcılık için
15.6-0.0; Kazanımlar için 7.2-1.3; Beklentiler için 12.1-0.0 ve toplam skor için 0.0-0.0 dır. Üç boyutun
taban etkisinin %10 üzerinde olması dikkat çekicidir. Dört faktörlü DFA yeterli bir uyuma iĢaret
etmektedir (CFI= 0.88 ; RMSEA=0.11,p<0.05). KMO> 0.5 (0.78) dir. WHO-ADS ayrımcılık dıĢındaki
boyutları açısından bedensel engelliler, zihinsel engellilere göre anlamlı düzeyde daha iyi durumdadır
(p<0.001). EĢlik eden hastalığı olanlar Toplum Katılımı, Beklentiler ve Toplam skorda olmayanlara göre
daha düĢün puan almıĢlardır (p<0.001). Kendini engelli olarak algılayanlar, gelir düzeyi açısından
yoksullar ve örgün eğitim almamıĢ olanların WHO-ADS boyutları skorları diğerlerine göre anlamlı
düzeyde (p=0.01) düĢüktür. ĠĢsizlik, sadece kazanımlar ve beklentiler boyutlarını, yaĢam koĢulları ise
beklentiler ve toplam skoru etkilemektedir.
Sonuç: WHO-ADS ölçeğin Türkçe sürümünün psikometrik özellikleri bu ölçeğin Türk toplumundaki
engelli bireylerin engelliliğe yönelik tutumlarını değerlendirmede baĢarıyla kullanılabilir olduğunu
göstermiĢtir. Ancak Kazanımlar boyutu sonuçları dikkatle yorumlanmalı, ilerleyen araĢtırmalarda tekrar
değerlendirilmelidir.
Anahtar sözcükler. Engelli, Tutum, Psikometri, Ölçme değerlendirme
247
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
WHOQOL-DIS (WHO ENGELLĠLERDE YAġAM KALĠTESĠ MODÜLÜ) TÜRKÇE
SÜRÜMÜNÜN TÜRK TOPLUMUNDAKĠ PSĠKOMETRĠK ÖZELLĠKLERĠ
(Bildiri no:439; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
Erhan Eser1,Ömer Aydemir2, Beyhan Cengiz Özyurt1, Aydın Akar1, Serol Deveci3, Sultan Eser4,
Cemalettin Ayık4
1
Celal Bayar ÜTF. Halk Sağlığı AD. 2 Celal Bayar ÜTF. Psikiyatri AD. Celal BayarÜniversitesi Sağlık
Yüksekokulu. 4 Ġzmir Sağlık Müdürlüğü KĠDEM 5 Manisa ġükran Bilginer Zihinsel Engelliler Okulu
Amaç: WHOQOL-DIS Türkçe sürümünün Türk toplumundaki Psikometrik özelliklerinin gösterilmesi.
Gereç-Yöntem: WHOQOL-DIS (WHO Engellilerde YaĢam Kalitesi Modülü) AB 6. Çerçeve programı
kapsamında Türkiye‘nin de içinde olduğu çok merkezli bir çalıĢmada (DISQOL) Delphi ve Odak
gruplara dayanarak geliĢtirilmiĢtir. WHOQOL‘ün 13 maddelik engelli modülüdür. ÇalıĢma, 307 (157
zihinsel, 150 bedensel) engelli üzerinde yürütülmüĢtür. Tanımlayıcı göstergelerde tavan ve taban
etkileri, güvenilirlik çözümlemelerinde iç tutarlılık kullanılmıĢtır. Geçerlilik çözümlemelerinde ölçüt ve
yapısal geçerlilik yaklaĢımı kullanılmıĢtır. Yapısal geçerlilik, Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), BirleĢim
AyrıĢım Geçerliliği (WHOQOL-BREF, SWLS (Satisfaction with Life Scale) ile) ve Bilinen Gruplar yöntemi
(yaĢ, cinsiyet, eğitim, gelir algısı, yaĢam koĢulları ) ile sınanmıĢtır. Ölçüt geçerliliği için WHODAS II,
engellilik algısı ve sağlık algısı kullanılmıĢtır.
Bulgular: AraĢtırma örneğinin %58.3‘ü erkektir (yaĢ 37.29 ± 15.09). Örneğin % 25.4 evde desteksiz,
%58.6‘sı ise gönüllü aile bireylerinin desteği ile yaĢamaktadır. Engellilerin % 13.0‘ü öğrenci, %16.6‘sı
eğitimsiz, %5.9‘u özel eğitimli, % 65.5 eğitimlidir. Örneğin % 23.5‘i kendini engelli olarak
algılamamaktadır. Ortalama engellilik süresi 19.9 ±15.5 yıldır. Yalnızca % 11.1‘i gelir getiren bir iĢte
çalıĢmakta, % 35.2‘si gelir durumlarını ortalamanın üstünde olarak algılamaktadır. WHOQOL-DIS
ortalaması 50.8±16.7‘dir. WHOQOL_DIS Cronbach alfa değeri 0.83‘dür. 27,28 ve 30. soruların alfa
değerleri sırasıyla 0.85,0.84 ve 0.84‘dür. KMO> 0.5 (0.877) dir. Açıklayıcı faktör analizi varyansın %
60.5‘ini açıklamaktadır. Orijinal modül tek bir boyutta olsa da açıklayıcı factor analizi 2 faktörlü
çözümleme vermiĢ, 27,28,29 ve 30. sorular ayrı bir factor oluĢturmuĢlardır. DFA tek faktörlü model
CFI= 0.83 ve RMSEA=0.20 vermiĢtir. WHOQOL-DIS, SWLS ile (r=0.44) ve WHOQOL-BREF‘in tüm
boyutlarıyla (r= 0.50 – r= 0.74 aralığında değiĢen) pozitif, WHODAS II-12 ile negative (r=-0.41)
anlamlı korelasyon göstermiĢtir. WHOQOL-DIS, birlikte aynı projede geliĢtirildikleri WHO-ADS (engelli
tutum ölçeği) ile orta derecede (r= -0.35-0.39) ve WHO-QOCS (engelli bakım ve destek kalitesi ölçeği)
ile iyi derecede (r= -0.50-0.62) korelasyona sahiptir. WHOQOL ve WHOQOL-DIS skorları açısından
bedensel engelliler, zihinsel engellilere göre anlamlı düzeyde daha iyi durumdadır (p<0.001). EĢlik
eden hastalığı olanlar WHOQOL-Bedensel boyutundan daha düĢük puan almıĢlardır (p<0.001). Kendini
engelli olarak algılayanlar, iĢsizler, gelir düzeyi açısından yoksullar ve örgün eğitim almamıĢ olanların
WHOQOL boyutları ve WHOQOL-DIS skorları diğerlerine göre anlamlı düzeyde (p=0.01) düĢük
bulunmuĢtur. YaĢam koĢulları açısından en yüksek skorları (WHOQOL ve WHOQOL-DIS) evde yardım
almadan yaĢayanlar almakta, bunu sırasıyla evde ailesi veya yakınlarıyla yaĢayanlar ve evde veya
kurumda profesyonel bakım alanlar izlemektedir (p<0.01).
Sonuç: WHOQOL ve WHOQOL-DIS‘in psikometrik özellikleri bu ölçeklerin Türk toplumundaki engelli
bireylerin yaĢam kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla güvenle kullanılabileceğini göstermiĢtir. Ancak
ölçeğin faktöryel yapısının incelenmesi farklı örnekler üzerinde sürdürülmelidir.
Anahtar sözcükler. Engelli, YaĢam Kalitesi, Psikometri, Ölçme değerlendirme
248
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
SF-10 ÇOCUKLAR ĠÇĠN YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠNĠN GEÇERLĠLĠK VE
GÜVENĠLĠRLĠK ÇALIġMASI
(Bildiri no:440; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon D; YaĢam Kalitesi Metodolojisi ve genel sorunlar)
1
AraĢ.Gör. Rukiye Numanoğlu Tekin, 2Doç.Dr. Ergün Öksüz, 1Doç.Dr. Simten Malhan.
1
BaĢkent Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Kurumları ĠĢletmeciliği Bölümü, Ankara.
2
BaĢkent Üniversitesi, Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı, Ankara
Amaç: Sağlık durumu değerlendirmeleri amacıyla pek çok ölçek kullanılabilmektedir. Bu ölçekler
hastalığa veya genel sağlığa özgü ölçeklerdir. SF-10 Çocuklar Ġçin YaĢam Kalitesi Ölçeği, çocuklarda
sağlığa bağlı yaĢam kalitesini ölçmek için tasarlanmıĢ, ebeveynler tarafından cevaplanan 10 maddeli
kısa bir ölçektir ve 5 yaĢ ve üzerinde olan çocuklarda fiziksel ve psikososyal fonksiyonları saptamak
amacıyla yapılandırılmıĢtır. Bu çalıĢmanın amacı; ġubat 2004 tarihinde QualityMetric tarafından
geliĢtirilen, ülkemizde ve dünyada daha önce herhangi bir çalıĢmada kullanılmamıĢ olan SF-10
Çocuklar Ġçin YaĢam Kalitesi Ölçeği‘nin Türkçe uyarlamasının geçerliliği ve güvenilirliğini belirlemektir.
Yöntem: SF-10 Çocuklar Ġçin YaĢam Kalitesi Ölçeği‘nin Türkçe uyarlamasının son hali, ilk bakıĢ
geçerliliği uzmanlar tarafından onaylanmasından sonra, BaĢkent Üniversitesi Kolej AyĢe Abla
Okulları‘nda ve Büyükhanlı KardeĢler Ġlköğretim Okulu‘nda 7 ile 12 yaĢlar arasında bulunan 525 kiĢi için
velilerle yüzyüze görüĢme yöntemi ile uygulanmıĢtır. Verilerin analizinde SPSS 11.5 paket programı
kullanılmıĢtır. Ġç tutarlılık için Cronbach alfa ve korelasyon, yapı ve içerik geçerliliği için temel
bileĢenler, Scree plot test ve Varimax dönüĢüm formülleriyle açıklayıcı temel bileĢenler (faktör) analizi
yöntemleri kullanılmıĢtır.
Bulgular: SF-10 Çocuklar Ġçin YaĢam Kalitesi Ölçeği‘ni oluĢturan maddelerle toplam puan arasındaki
korelasyonların -0,2402 (korelasyon tablosundaki en düĢük değer) ile 1 (korelasyon tablosundaki en
yüksek değer) arasında değiĢtiği, toplam puan için elde edilen Cronbach Alfa değerinin 0,62 olduğu ve
test-re-test güvenilirliğinin yüksek (Cronbach alfa=0,89) olduğu saptanmıĢtır. Yapılan faktör analizi
sonucunda ise 4 faktör saptanmıĢtır. Bunlar; sağlık sorunları (Soru 1, Soru 2, Soru 3 ve Soru 5),
bedensel sağlık sorunları (Soru 4, Soru 6, Soru 7 ve Soru 9), duygusal ve davranıĢsal sorunlar (Soru 8)
ve arkadaĢ iliĢkileri (Soru 10) olarak sınıflandırılmıĢtır.
Sonuç: AraĢtırma sonucunda daha önce kullanılmamıĢ olan SF-10 Çocuklar için YaĢam Kalitesi
Ölçeği‘nin 7-12 yaĢ grubu toplumu temsil eden Türk çocuklarının yaĢam kalitesini değerlendirmede
geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiĢtir.
249
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KELOĠD VE HĠPERTROFĠK SKARI OLAN HASTALARDA DYKĠ SKORLARI:
PROSPEKTĠF OLGU-KONTROL ÇALIġMASI
(Bildiri no;500; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK)
Didem Didar Balcı1, Tacettin Ġnandı2, Ciğdem Asena Dogramacı1, Ebru Çelik1
1
Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dermatoloji Ana Bilim Dalı, Hatay. 2Mustafa Kemal
Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı, Hatay
Amaç: Keloid ve hipertrofik skarlar, fonksiyonel bozukluklara ve psikososyal sıkıntılara neden olarak
yaĢam kalitesini olumsuz yönde etkiler. Bu çalıĢmanın amacı keloid ve hipertrofik skarları olan
hastaların Dermatoloji YaĢam Kalite Ġndeksi (DYKĠ) skorlarını belirlemek, bu skorları psoriyazisli
hastalarla ve sağlıklı kontrollerle karĢılaĢtırmaktı.
Gereç ve Yöntem: Kırksekiz ardıĢık keloid ve hipertrofik skarı olan hasta, 48 psoriyazis vulgarisli
hasta ve 48 yaĢ ve cinsiyet açısından eĢleĢtirilmiĢ sağlıklı kontrol DYKĠ‘i doldurdu.
Bulgular: Keloid ve hipertrofik skarları olan hastaların toplam DYKĠ skorları (7.79 ± 5.10) psoriasisli
hastaların toplam DYKĠ skorları (8.73 ± 5.63) ile benzer, kontrollerinkinden (0.58 ± 0.77) anlamlı
derecede yüksekti. Toplam DYKĠ skorları ve ―tedavi‖ (p < 0.05) dıĢındaki alt grup skorları açısından (p
> 0.05) keloid ve hipertrofik skarları olan hastalar ile psoriyazisli hastalar arasında anlamlı fark
saptanmadı. ―Tedavi‖ alt grubu skorları psoriyazisli hastalarda keloid ve hipertrofik skarları olan
hastalara göre anlamlı oranda daha yüksekti.
Sonuç: Keloid ve hipertrofik skarları olan hastaların yaĢam kalitesi psoriyazisli hastalar kadar olumsuz
etkilenmektedir. DYKĠ anketi, keloid ve hipertrofik skarları olan hastaların yaĢam kalitesini
değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir ankettir.
250
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
LĠKEN PLANUSTA DERMATOLOJĠ YAġAM KALĠTE ĠNDEKS SKORLARI:
PSORĠYAZĠS VE SAĞLIKLI KONTROLLERLE KARġILAġTIRILMASI
(Bildiri no;501; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK)
Didem Didar Balcı1, Tacettin Ġnandı2
1
Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dermatoloji Ana Bilim Dalı, Hatay. 2Mustafa Kemal
Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı, Hatay
Amaç: Deri hastalıkları fiziksel ve sosyal aktiviteler ile psikolojik durumu etkiler. Bu çalıĢmanın amacı
liken planuslu hastaların Dermatoloji YaĢam Kalite Ġndeksi (DYKĠ) skorlarını belirlemek, bu skorları
psoriyazisli hastalarla ve sağlıklı kontrollerle karĢılaĢtırmaktı.
Gereç-Yöntem: Otuz ardıĢık liken planuslu hasta, 30 psoriyazis vulgarisli hasta ve 30 yaĢ ve cinsiyet
açısından eĢleĢtirilmiĢ sağlıklı kontrol DYKĠ‘i doldurdu.
Bulgular: Liken planuslu hastaların toplam DYKĠ skorları (9.60±7.32) psoriasisli hastaların toplam
DYKĠ skorları (9.50±6.10) ile benzer (p>0.05), kontrollerinkinden (0.67±0.80) anlamlı derecede
yüksekti (p<0.001). Alt grup skorları açısından liken planus ve psoriyazis hastaları arasında istatistiksel
fark saptanmadı (p>0.05). Oral tutulumu olan liken planuslu hastaların ortalama toplam DYKĠ skoru
(13.27±8.05) oral tutulumu olmayan liken planuslu hastaların ortalama toplam DYKĠ skoru
(7.47±6.11)‘ndan istatistiksel olarak daha yüksek değer gösterdi (p=0.034).
Sonuç: Liken planuslu hastaların yaĢam kalitesi psoriyazisli hastalar kadar etkilenmiĢtir. DYKĠ liken
planuslu hastaların yaĢam kalitesini değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir ölçektir.
251
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
PSÖRĠATĠK ARTRĠT YAġAM KALĠTESĠ SKALASININ (PSAQOL) TÜRK
TOPLUMUNDA GEÇERLĠLĠK VE GÜVENĠLĠRLĠĞĠ
(Bildiri no:502; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon B; Dermatolojojik sorunlar ve SYK)
M. T. Duruöz 1, K. Nas 2, S. Özgöçmen3, L. Cerrahoğlu 4, R. Çevik 2, U. KoĢan 4, Ü. Gürbüz Uçar1, G.
Akgöl 5, A. J. Saraç2.
1, 4
Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD4, Romatoloji BD1, Manisa.
2
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD, Diyarbakır. 3Erciyes Üniversitesi
Gevher Nesibe Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD, Romatoloji BD, Kayseri. 5Fırat
Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD, Romatoloji BD, Elazığ.
Ön Bilgi: Psöriatik artrit yaĢam kalitesi skalası (PsAQol), hastalığa spesifik olup ihtiyaç-temelli
konseptine göre geliĢtirilmiĢtir1.
Amaç: PsAQoL‘un Türk toplumunda hasta değerlendirmesinde kullanılabilmesi için kültürel
adaptasyonu ve geçerliliğinin yapılması.
Yöntem: CASPAR kriterlerine göre göre psöriatik artrit (PsA) tanısı almıĢ hastalar çalıĢmaya dahil
edildi. PsAQol çift-panel ve geri-çeviri yöntemleri kullanılarak Türkçe‘ye çevrildi. GörünüĢ (face) ve
kapsam (content) geçerliliği PsA hastaları ile yapılan kognitif bilgilendirme görüĢmeleri ile
değerlendirildi. Skalanın içsel tutarlıklık (Cronbach alfa katsayısı), ve test-tekrar test güvenilirliği
incelendi. Benzerlik geçerliliği (convergent), PsAQol‘ün yaĢam kalitesi ile iyi korelasyonu olduğu bilinen
değiĢkenlerle (Nothingam Sağlık Profili-NHP, VAS yaĢam kalitesi ve VAS genel sağlık) korelasyonuna
(Pearson) bakılarak değerlendirildi. Benzemezlik (divergent) geçerliliği, PsAQol‘ün yaĢam kalitesi ile
iliĢkisi olmayan ya da çok az iliĢkisi olduğu bilinen değiĢkenlerle (yaĢ, vücut kitle indeksi-VKĠ,
psöriazisin Ģiddeti, sabah tutukluğu, etkilenen eklem sayısı, CRP, ESR) korelasyonu incelenerek
değerlendirildi.
Bulgular: YaĢ ortalaması 43.26 (SS: 14,68) olan 50 PsA hastası (28 kadın) çalıĢmaya alındı. Cronbach
alfa katsayısı 0.96, test-tekrar test geçerliliği 0,98 bulundu. PsAQol ile NHP (r: 0.85, p<0.0001),
VASyaĢamkalitesi (r:0.589, p<0.0001) ve VAS genel sağlık (r:0.549, p<0.0001) arasında iyi düzeyde
korelasyon bulundu. PsAQol‘ün diğer değiĢkenlerle çok az iliĢkili ya da iliĢkisiz olması benzemezlik
geçerliliğini gösterdi (yaĢ, r:0.139, p: 0.335; VKĠ, r: 0.110, p: 0.489; psöriazis Ģiddeti, r: 0.189, p:
0.199; sabah tutukluğu, r: 0.386; p: 0.006; etkilenen eklem sayısı, r: 0.029, p:0.915; CRP, r: 0.361, p:
0.059; ESR, r: 0,052, p: 0,758).
Sonuç: PsA‘te yaĢam kalitesinin değerlendirilmesinde PsAQoL‘un Türkçe versiyonu güvenilir ve geçerli
bir yöntemdir.
252
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
SPĠNA BĠFĠDA HASTALIĞININ HASTA ÇOCUKLAR VE BAKIM VEREN
ANNELERĠNĠN YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNDEKĠ ETKĠSĠ
(Bildiri no:511; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730; Salon A; Çocuk Nefroloji ve SYK)
Zeliha Ural, Ġbrahim Türe, Ġpek Akil*, Erhan Eser**
Merkezefendi Devlet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği, Manisa. * Celal Bayar Üniversitesi, Çocuk
Nefrolojisi BD, Manisa. ** Celal Bayar Üniversitesi, Halk Sağlığı AD, Manisa
Amaç: Bu çalıĢmada spina bifidalı olguların ve onlara bakım veren annelerin yaĢam kalitelerinin,
herhangi bir kronik hastalığı olmayan sağlıklı kontroller ve onlara bakım veren
annelerle
karĢılaĢtırılması ve yaĢam kalitelerini etkileyen değiĢkenlerin ortaya konması hedeflenmiĢtir.
Yöntem: Merkezefendi Devlet Hastanesi ve Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından ortak
olarak takip edilen myelodisplazili 30 olgu ve annesi, kronik hastalığa sahip olmayan, üst solunum yolu
enfeksiyonu gibi ağır olmayan nedenlerle polikliniğe baĢvuran 30 çocuk ve annesi ile çocuk yaĢı, anne
yaĢı, anne eğitim düzeyi ve ailenin ait olduğu sosyal sınıf (baba iĢi açısından) birebir eĢleĢtirilerek
kontrol grubu oluĢturulmuĢtur. Bu araĢtırmada yaĢam kalitesi ölçüm gereçleri olarak WHOQOL-BREF
ve KINDL ölçekleri kullanılmıĢtır. Annelere uygulanan WHOQOL-BREF bedensel, psikolojik, sosyal ve
çevresel boyutlardan oluĢan, toplam skoru olmayan bir ölçektir. KINDL ölçeği ise 4-16 yaĢ aralığında
çocuk ve ergenler için uygun olan bir ölçektir. Bu ölçeğin, bedensel iyilik, duygusal iyilik, özsaygı, aile,
arkadaĢ ve okul olmak üzere toplam 6 boyutu vardır. Puan arttıkça her iki ölçekte de yaĢam kalitesi
artmaktadır. Analizlerde bağımlı gruplarda t testi ve Spearman Rho korelasyon çözümlemeleri
kullanılmıĢtır.
Bulgular: Olgu ve kontroller, sosyodemografik değiĢkenler açısından birbirlerine benzerdir (p>0.05).
Spina bifidalı olgular, sağlıklı kontrollere göre, KINDL ölçeğinin duygusal boyut, arkadaĢ boyutu ve
toplam skorunda daha düĢük puan almıĢlardır (p<0.05). Spina bifidalı olgulara bakım veren anneler,
sağlıklı kontrollere bakım veren annelere göre WHQOOL çevre boyutunda daha düĢük puan almıĢtır
(p<0.05). Bedensel boyutta spina bifidalı hastaların annelerinin puanları daha düĢük bulunmuĢtur
ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0.08). Temiz aralıklı kateterizasyon uygulaması
KINDL ölçeğinin duygusal boyutunda anlamlı düzeyde düĢüĢe yol açarken, bez bağlama hiçbir boyutta
farklılık göstermemiĢtir (p>0.05). Bakım verenlere uygulanan WHOQOL skorları ile çocuklara
uygulanan KINDL skorlarının iliĢkisine bakıldığında; WHOQOL çevre boyutunun kronik hastalık boyutu
dıĢındaki bütün KINDL boyutları ile anlamlı korelasyon verdiği gözlenmiĢtir. Öte yandan KINDL özsaygı
boyutunun da WHOQOL‘ün dört boyutuyla iliĢkili olduğu belirlenmiĢtir. Yani çocukların öz saygıları
anneleri en çok etkileyen değiĢkendir. Ayrıca çocukların KINDL okul ve kronik hastalık puanları da
annelerin ruhsal iyilik durumları ile iliĢkilidir.
Sonuç: Spina bifida hastalığı çocukların yaĢam kalitesini önemli ölçüde bozmaktadır. Ancak bakım
veren anneler açısından en önemli belirleyici çevre boyutu, yani sosyoekonomik durumdur.
Anahtar kelimeler: Çocuk, yaĢam kalitesi, bakım veren, spina bifida
253
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ÇOCUKLARDA DAMAR ĠÇĠ GĠRĠġĠMLER SONRASI OLUġAN KAYGI VE
ETKĠLEYEN FAKTÖRLER
(Bildiri no:512; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK)
Mehmet Can UĞUR.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. sınıf öğrencisi
GiriĢ
Ġnravenöz giriĢimler, hasta çocukların hekimle ve/veya hemĢireyle aralarındaki iliĢkiyi ve çocuğun
hekimine güvenini olumsuz etkileyen bir durumdur. Bunu en aza indirgemek için ise giriĢim sırasında
acı ve anksiyete oluĢturduğu için turnike kullanılmamalıdır.
Amaç
Bu araĢtırmada, 8-18 yaĢ arası kiĢilerde intravenöz giriĢim sonrası oluĢan anksiyetenin düzeyi ve hangi
faktörlerden etkilendiğini göstermek amaçlanmıĢtır.
Materyal ve Metod
AraĢtırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesine baĢvuran 8-18 yaĢ arası 41 kiĢide,
intravenöz kan alma iĢlemi sonrasında anket yapılarak gerçekleĢtirilmiĢtir. AraĢtırmada bir sosyodemografik bilgi formu ile Çocukluk Çağı Kaygı Bozuklukları Özbildirim Ölçeği kullanılmıĢtır.
Elde edilen verilerin T-Test, ANOVA ve Chi-Square yöntemleriyle değerlendirilmesiyle, anksiyetenin
cinsiyet, yaĢ, sınıf, yerleĢim yeri, kronik bir hastalığın varlığı, hastalıktan yakınmaları, sosyal yaĢamın
kalitesi, çevresinde hastalığından dolayı kırıcı bir davranıĢa maruz kalmıĢ olması, sorunlarını
baĢkalarıyla paylaĢıyor olması, kan alınmadan önce duygu durumu ile iliĢkisi anlamlı bulunmamıĢtır.
Bulgular
AraĢtırmaya 22 kız,19 erkek olmak üzere toplam 41 kiĢi katılmıĢtır. Bunlardan 3‘ü okula hiç
gitmemiĢtir, 30‘u ilköğretim, 8‘i orta öğretim tahsillidir. 14 kiĢi bir il merkezinde, 25 kiĢi ilçede, 2 kiĢi ise
bir köyde yaĢamaktadır. 40 kiĢinin bir sosyal güvencesi varken 1 kiĢinin hiçbir sosyal güvencesi yoktur.
41 kiĢiden 20‘sinin kronik bir hastalığı vardır. Kan alınan 41 kiĢiden 25 kiĢide turnike kullanılırken,
16‘sında kullanılmamıĢtır. Uygulanan ölçeğe göre 23 kiĢide anksiyete saptanırken 18 kiĢide anksiyete
düzeyi düĢük olarak bulunmuĢtur.
Sonuç
Turnike kullanımının, anksiyete değerleriyle anlamlı bir iliĢkisi vardır (p=0,024) ancak anksiyete
değerleri bir sınırla var/yok Ģeklinde bölündüğünde anlamsızdır (p=0,218).
Turnike kullanımı sırasında oluĢan acının ise hem anksiyetenin varlığı (p=0,005) hem de değerleriyle
(p=0,003) anlamlı bir iliĢkisi vardır.
8-18 yaĢ kiĢilerde intravenöz giriĢim sonucu oluĢan anksiyete, turnike kullanımıyla değil, turnikenin
sıkılması nedeniyle oluĢan fiziksel acıya bağlıdır.
254
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
DEMĠR EKSĠKLĠĞĠ ANEMĠSĠ VE YAġAM KALĠTESĠNĠN DESTEKLENMESĠ
(Bildiri no:513; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK)
ArĢ.Gör.Nazmiye ÇIRAY GÜNDÜZOĞLU
Ege Üniversitesi ÖdemiĢ Sağlık Yüksekokulu
Demir eksikliği anemisi (DEA) en sık görülen nutrisyonel anemi olup, kemik iliğinde depo demirinin
tükenmiĢ olduğu anemi tipidir. Demir eksikliği dünyada yaygın olarak karĢılaĢılan bir problemdir ve
toplumların refah seviyesi ile orantılı olarak görülme sıklığı değiĢmektedir. Demir eksikliği tüm dünyada
anemi nedenleri arasında hala en sık görülenidir. Demir eksikliğine bağlı anemi prevalansı az geliĢmiĢ
ve geliĢmekte olan ülkelerde yüksektir.
Hayatın ilk ayları dıĢında tüm yaĢ gruplarında, her iki cinste görülür. Çocukluk çağında en sık süt
çocukluğu döneminde olmak üzere sırasıyla okul çağı ve adolesan dönemde görülmektedir. Dünya
Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre anemi görülme oranı geliĢmemiĢ ülkelerde %50-60, geliĢmiĢ
ülkelerde %10-20 olup, en sık sebebi demir eksikliğidir. DüĢük sosyoekonomik düzeye sahip
ülkelerdeki çocuklarda DE %40-50, DEA ise %36, geliĢmiĢ ülkelerde ise DEA %8 oranında
görülmektedir. GeliĢmiĢ ülkeleri içeren Avrupa Kıtası‘nda yapılan çalıĢmalarda ise Fransa‘da 6-24 ay
çocuklarda %4.2, 2-6 yaĢta %2 olarak, adolesan kızlarda %7,7 olarak saptanmıĢtır. Yapılan
çalıĢmalarda 2000‘li yıllardan sonra Ġspanya, Danimarka, Ġtalya, Ġsveç, Finlandiya gibi ülkelerde DEA
saptanmamıĢtır (9,83). GeliĢmiĢ Ülkelerden Amerika BirleĢik Devletleri‘nde yapılan çalıĢmalarda DEA 02 yaĢ çocuklarda %3, 3-5 yaĢ grubunda ise <%1 olarak saptanmıĢtır.
Türkiye'de yapılan çalıĢmalarda %15'ten %90'a kadar değiĢen oranlarda demir eksikliği anemisi
saptanmıĢtır. Sivas‘ta yapılan bir çalıĢmada DE prevalansı 12-18 yaĢ grubu çocuklarda %30.7 olarak
saptanmıĢtır. Yine Ġstanbul‘da yapılan bir çalıĢmada DE prevalansı süt çocukluğu döneminde %45 ile
%72 arasında değiĢmektedir. Ġzmir‘de 1999 yılında 1000 olgu üzerinde yapılan çalıĢmada 6 ay-15 yaĢ
arası çocuklarda DEA prevalansı %30.1 olarak bulunmuĢtur. Bursa ilinde 1989 yılında Günay ve
arkadaĢlarının yaptığı çalıĢmada anemi prevalansı %16.6 olarak saptanmıĢtır.
Demir eksikliği; düĢük doğum ağırlığı, süt çocukluğu dönemi, kronik hipoksiye maruz kalma, doğumda
düĢük hemoglobin seviyesi, erkenden inek sütü ve katı gıdalarla beslenme, fazla çay tüketimi, yetersiz
et ve yetersiz vitamin C alımı, düĢük doğum ağırlıklı ve prematüre bebeklerde demir desteksiz altı
aydan fazla anne sütü alımı ve düĢük sosyoekonomik düzeydeki çocuklarda yüksek risk
oluĢturmaktadır. DüĢük sosyoekonomik yapıya sahip olan toplumlar beslenme eksikliği dıĢında sık
infeksiyon nedeniyle de risk altındadırlar. GeliĢen teknoloji ve bilgi birikimine bağlı olarak prematüre ve
düĢük doğum ağırlıklı doğan bebeklerin sayısının artması demir eksikliğini daha küçük yaĢlarda ortaya
çıkarmaktadır.
Demir eksikliği yalnızca anemiyle belirlenen hematolojik bir hastalık değil, birçok fonksiyonu etkileyen
sistemik bir bozukluktur. Gerek hücre içerisinde, gerekse dolaĢımda bulunan demir içeren bileĢimler
iĢlevlerini yeterince yapamamakta, bunun sonucunda hücresel fonksiyonlarda, immün sistemde, GĠS
sistemde termoregülasyonda, deri ve mukozalarda büyümede ve motor geliĢimde, davranıĢ ve biliĢsel
fonksiyonlarda, fizik kapasite ve iĢgücünde önemli değiĢiklikler ortaya çıkmaktadır. Bu değiĢimlerle
demir eksikliği anemisi bireylerin fiziksel, duygusal ve sosyal iyilik durumlarını bir baĢka deyiĢle yaĢam
kalitesini büyük oranda olumsuz etkilemektedir.
Son yıllarda, özellikle geliĢmiĢ toplumlardaki bilim ve yönetim çevreleri yaĢam kalitesi kavramı üzerinde
yoğunlaĢmaktadır. Dinamik bir nitelik taĢıyan yaĢam kalitesi kavramının sürekli geliĢim içersinde olması
ve çok yönlü özellikler taĢıması, tanımlanmasını güçleĢtirmektedir. Genel anlamda bireysel ―iyi oluĢ‖un
ifadesi anlamına gelen yaĢam kalitesinin sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve kültürel etmenlerle
belirlenmektedir.
Sağlık anlamında yaĢam kalitesi, sağlık çalıĢanlarının hastayla ilgili fizyolojik fonksiyonlarını
değerlendirmeden çok hastanın algılamaları ve hastalık ve hastalığın tedavisiyle ilgili yaĢantılarını
vurgular. Sağlık hizmetlerinde yaĢam kalitesi; bireyin içinde bulunduğu duruma duygusal yanıtı,
hastalığın bireyin sosyal, mesleki ve aile yaĢantısı üzerindeki etkisi, kiĢisel iyilik hali, kiĢinin beklentileri
255
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
ve gerçek durumu arasındaki karĢılaĢtırmaları ve farkları ile tartıĢılmaktadır. Demir eksikliği anemisi,
yaĢam kalitesi alanlarını tehdit edecek istenmeyen değiĢimlere fırsat vermektedir;
Fiziksel Boyut: Demir eksikliği anemisinde görülen yorgunluk, enfeksiyona yatkınlık, iĢtahsızlık, pika,
taĢikardi, uyku bozuklukları, yenidoğanda ve çocuklarda mental ve motor geliĢimde gerileme,
büyümede duraklama,fiziksel performansta azalma.
Sosyal Boyut: BiliĢsel fonksiyonlarda (algılama, öğrenme, yorumlama) bozukluk ve buna bağlı olarak
okul baĢarısında azalma, konsantrasyon güçlüğü, adolesanlarda iĢ performasında azalma, sosyal
iletiĢimde bozulma.
Duygusal Boyut: Huzursuzluk, davranıĢ değiĢikliği, mutsuzluk ve çekingenlik gözlenebilmektedir.
Sağlık bakımı; hastayı merkez alan fiziksel, duygusal, sosyal alanlarda tam bir iyilik hali ile yaĢam
kalitesi boyutlarını olumlu yönde etkilemeyi hedeflemektedir. Bu hedef doğrultusunda Demir eksikliği
anemisinde çocukların ve adolesanların fiziksel, duygusal ve biliĢsel geliĢiminin desteklenmesi,
büyümenin sürdürülmesi, komplikasyonların önlenmesi yaĢam kalitesinin desteklenmesinde anahtar rol
oynamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Demir eksikliği anemisi, Çocukluk dönemi, YaĢam kalitesi
256
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
TALASEMĠ (AKDENĠZ ANEMĠSĠ) HASTALARINDA YAġAM KALĠTESĠ
DESTEĞĠ
(Bildiri no:514; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1530; Salon A; Çocuk Hemato-onkolojisi ve SYK)
Emine SÖZEN, Selmin ġENOL
E.Ü.Ġzmir Atatürk Sağlık Yüksekokulu, Bornova-ĠZMĠR
Talasemi
Talasemi (Akdeniz Anemisi), dünyanın birçok ülkesinde görülen ve sıklıkla karĢılaĢılan otozomal resesif
geçiĢ gösteren kalıtsal, kronik bir kan hastalığıdır. Talasemide eritrositlerde bulunan hemoglobin
molekülünün kalıtsal bozukluğundan kaynaklanan bir sorun vardır. Hemoglobinlerin globin
zincirlerinden β-globin zincirinin yokluğu veya azalmıĢ üretimi ile karakterize olup ilk kez 1925 yılında
Cooley ve Lee tarafından tanımlanan bu hastalığa Wipple tarafından talasemi adı verilmiĢtir (Neyzi
1990; Weatherall, 1998; NiĢli 2000; Kutlu ve ark.2006; Canatan 2008). Talaseminin, tanılandığı ilk
yıllarda Akdeniz bölgesinde görülmesi nedeniyle bir diğer adı da Akdeniz Anemisi olmasına karĢın,
günümüzde göçler ve ulaĢımın hız kazanması dünyanın tüm bölgelerinde görülmesine neden olmuĢtur.
Görülme sıklığı
Dünyadaki talasemi dağılımına bakıldığında; 1980‘li yıllardan bu yana Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)‘nün
Herediter Hastalıklar Programı ile baĢlatmıĢ olduğu çalıĢmalarda; Afrika, Amerika, Avrupa, Orta Doğu
Bölgesi, Güney Doğu Asya Bölgesi ve Batı Pasifik bölgesi olarak 6 bölgeden veriler toplanmıĢtır.
Dünyada yıllık 9.2 milyon gebe taĢıyıcının 4 milyonu Afrika‘da, 2.7 milyonu Uzak Doğu‘da, 1.2 milyonu
Batı Pasifikte, 700 bin Orta Doğuda, 400 bini Amerika‘da ve 200 bini Avrupa‘da bulunmaktadır.
Dünyada yıllık hasta doğan çocuk sayısı ise 365000‘dir. Afrika‘da 220.000, Uzak doğuda 70.000, Batı
Pasifikte 40.000, Orta Doğuda 20.000, Amerika‘da 10.000 ve Avrupa‘da 5000 bebek hasta
doğmaktadır (Canatan 2008). Türkiye genelinde β-talasemi taĢıyıcıları ortalama %2,1 olmakla birlikte,
bu oran bölgeden bölgeye değiĢmektedir. Sağlık Bakanlığı Ulusal Hemoglobinopati Konseyi, Marmara,
Ege ve Akdeniz bölgelerindeki 16 merkezde 5 yıl süren ve 377.339 sağlıklı bireyi kapsayan bir tarama
programında taĢıyıcıların oranını % 0,7 ila 13,1 arasında saptamıĢtır (Arcasoy ve ark.2001). Ġzmir‘de
2002-2006 tarihleri arasında kesitsel ve retrospektif olarak yapılan yapılan bir çalıĢmada 2232 olgunun
kan örneği incelenmiĢ ve beta talasemi prevalansı binde 375 olarak bulunmuĢtur (ÇavuĢoğlu ve ark.
2006).
Klinik özellikler
Talaseminin, talasemi taĢıyıcılığı (talasemi minor) ve hastalığı (talasemi major-beta talasemi) olmak
üzere iki Ģekli bulunmaktadır (ÇavuĢoğlu 2002). Talasemi minör, genellikle belirti vermeden, hafif
splenomegali, anemi ve hematokrit azalması ile dokularda demirin birikmesine yönelik belirtiler sunar.
Talasemi majör ise yaĢamı güçleĢtiren bulgular içerir. Talasemi majörde, hemoglobinin beta zinciri
sentez edilemez ve dolaĢımdaki eritrositler vücudun fizyolojik gereksinimlerini karĢılamada yetersizdir.
Kemik iliğinde aĢırı eritropoeze bağlı geniĢlemelerle frontal ve maksillar kemiklerde dıĢa doğru çıkıntılar
oluĢur. Maksilla ve beraberinde üst diĢler öne doğru çıkıntı oluĢturmakta, hepatosplenomegali ve
lenfadenopati geliĢebilmektedir. Bunların yanı sıra düzelmeyen anemi tablosuna bağlı hemoglobin
düzeyinin 6mg/dl‘nin altına düĢmesi ile de kalp yetersizliği geliĢmektedir (Pillitteri 1999; ÇavuĢoğlu
2002). Talasemi tedavisinin yaĢam boyu sürüyor olması, sadece çocuğun fiziksel etkilenmesi ile
kalmayıp, ayrıca talasemili çocuk ve ailesini ekonomik, sosyal ve psikolojik yönden olumsuz
etkilemektedir. Talasemili çocuğun ve ailesinin etkilendiği bu alanlar aynı zamanda yaĢam kalitesini
belirleyen alanlardır.
Talasemi ve YaĢam Kalitesinin Desteklenmesi
Talasemili çocuklar fiziksel olarak akranlarından farklı bir görünümde olmalarına bağlı benlik saygısı
geliĢtirmekte güçlük yaĢayabilmektedirler. Bu çocukların yüz görünümlerindeki farklılıklardan, cinsel
geliĢimlerinin geri kalmasından ve bireysel geliĢim geriliklerinden duydukları rahatsızlıkları dile
getirmesi sağlanmalı; izole olmaları engellenmelidir. Bu noktada talasemili çocukların ve ailelerinin
talasemi derneklerine yönlendirilmesi destekleyici yaklaĢımların baĢında gelmektedir. Talasemi hastası
çocuk ve ailesi ile sürekli etkileĢimde bulunan sağlık ekibi üyeleri (hekim, hemĢire, psikolog, diyetisyen)
257
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
kronik hastalıkların tedavi ve bakımında önemli bir konumdadırlar. Özellikle talasemili çocuklar ve
ebeveynleri için destek gruplar oluĢturmada, iletiĢimi sağlamada düzenleyici, cesaretlendirici ve
rehberlik rolünü üstlenmektedirler (Phillips 1990; ġenol, Conk 2003).
Ayrıca son beĢ yılda T.C. Sağlık Bakanlığı Hemoglobinopati Kontrol Programı‘nın da yardımı ile
çalıĢmalar hızlanmıĢtır. Evlilik öncesi zorunlu testler Ġzmir‘de bu hastalığın önlenmesinde önemli bir
basamak olmuĢtur. Sağlık bakım hizmetlerinin sunumundaki geliĢmeler talasemi hastaları ve ailelerinin
yaĢam kalitesini desteklemekte ve hastalıkları ile baĢ etmelerinde güç kazandırmaktadır. Ülkemizde
doğum hızı yüksek, akraba evliliği sık, ekip çalıĢması ve arĢivleme sistemleri zayıf, prenatal tanı sayısı
düĢük ve eğitici ve bilgilendirici çalıĢmaların henüz yeterli düzeyde bulunmayıĢı ile talasemili bebekler
doğmakta, talasemili çocuk ve ailelerin yaĢam kalitelerinin korunmasına/yükseltilmesine yönelik destek
gereksinimleri de devam etmektedir.
Kaynaklar
1. Neyzi O., Ertuğrul T. Pediatri II, Nobel Tıp Kitapevi, Ġstanbul, 1990: 1097-99
2. Weatherall DJ. Pathophysiology of Thalassaemia. Baillieres Clin Haematol, 1998;11(1):127-46.
3. NiĢli G. ―Ülkemizde Bir Halk Sağlığı Sorunu ―Beta Talasemi‖ ‖, III. Ege Talasemi Günleri, Ġzmir,
2000:1-4.
4. Kutlu M, ÇekmiĢ H, BaĢak M, Osman N, Açıkgöz Ö, Sevindir Ġ, Özcan Z.Ö. Talasemiler,
Bakırköy Tıp Dergisi, Ġstanbul, 2006:2:33-40.
5. Canatan
D.
Dünya‘da
ve
Türkiye‘de
Talasemi
ve
anormal
hemoglobinler,
(http://www.talasemi.org/pdf/tani/1cansinTani.pdf) :11-19
6. Arcasoy A, Canatan D, Tanergeç ES, AkarsubaĢı I, Timur IH, Gali E, Tosun F, Yüregir G,
Arpacı, Aksoy K, Bağcı H, Tunç B, Vural Ö, Günay U, Malyalı D, Koç A., Akdeniz O, Yenice S,
Aydınok Y, Gedikoglu G., Köse R, Ustundag M., Haznedaroglu D. and ÖzbaĢ S. Thalassemia
and Abnormal Hemoglobins in Turkey: the New Screening Results. The 8th International
Conference on Thalasssemia and the Hemoglobinopathies. October 18-21, 2001: P4
Athens,Greece.
7. ÇavuĢoğlu A, Aslanca D, Yılmaz F, Doğan A, Önman T, Uzuncan N, Karaca B. SB. Ġzmir Eğitim
Ve AraĢtırma Hastanesi Beta Talasemi TaĢıyıcı Prevalansı, SB Ġzmir Eğitim ve AraĢtırma
Hastanesi, Klinik Biyokimya Bölümü, Ġzmir, 2006.
8. ÇavuĢoğlu H. ―Talasemi‖, Çocuk Sağlığı HemĢireliği, Ankara, 2002(1): 206-209
9. Pillitteri A. Child Health nursing care of the child and family, Lippincot California 1999:722-23
10. Phillips M. ―Support Groups for Parents of Chronically Ġll Children‖, Pediatric Nursing, JulyAgust, 1990;16:4:404-406,
11. ġenol S. Conk Z. Kronik Bir Hastalık Olarak Talasemi Major‗lu Çocuğu Olan Annelerin
Umutsuzluk ve Depresyon Durumlarının Ġncelenmesi, Ege Pediatri Bülteni 2003:10: 3.
258
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BEHÇET HASTALIĞINA ÖZGÜ YAġAM KALĠTESĠ ÖLÇEĞĠ’NĠN GÜVENĠRLĠK
VE GEÇERLĠĞĠ
(Bildiri no:300; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon C; Romatolojik sorunlar ve SYK)
Zeynep Erdoğan1, Rukiye Pınar2 , Vedat Hamuryudan3
1.
Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi HemĢirelik Bölümü
2.
Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, HemĢirelik ve Sağlık Hizmetleri Bölümü
3.
Ġstanbul Üniversitesi CerrahpaĢa Tıp Fakültesi Ġç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı
Amaç: Bu çalıĢma Behçet hastalığına özgü yaĢam kalitesi ölçeğinin (BD-QoL) Türkçe eĢdeğerliğini
sağlamak, güvenirlik ve geçerliğini belirlemek amacıyla yapıldı.
Yöntem: Behçet Hastalığına Özgü YaĢam Kalitesi Ölçeği‘nin dil eĢdeğerliğinde geri- çeviri yöntemi
kullanıldı. Ġçerik geçerliği uzman görüĢüne baĢvurularak test edildi. Güvenirliğinde; Kuder Richardson
20 formülü kullanılarak iç tutarlılığı değerlendirildi ve ölçekteki ifadelerin madde toplam korelasyon
katsayıları test edildi. Geçerliği ise; ölçüte bağlı geçerlik ve ayrıĢım geçerliği yöntemiyle sınandı. Ölçüte
bağlı geçerlik yönteminde SF-36 YaĢam kalitesi ölçeğinden, ayrıĢım geçerliğinde ise Beck Depresyon
Ölçeği‘nden yararlanıldı.
Bulgular: Behçet Hastalığına Özgü YaĢam Kalitesi Ölçeği‘nin iç tutarlılık güvenirlik katsayısı 0.95
bulundu. Ölçekteki ifadelerin madde-toplam korelasyon katsayılarının 0.26 ile 0.70 arasında değiĢtiği
görüldü. Ölçüt geçerliğinde; BD-QoL ölçeği ortalama puanları ile SF-36‘daki fiziksel ve mental boyut
puanları arasında korelasyona bakıldı; BD-QoL ile SF-36‘nın fiziksel ve mental boyutu arasında anlamlı
bir iliĢki bulundu (fiziksel boyut; r: -0.751, p< 0.001, mental boyut; r: -0.699, p< 0.001). Ayırt edici
geçerlikte ise BD-QoL ölçeğinin depresif olanları olmayanlardan ayırt edebildiği belirlendi.
Sonuç: Elde edilen sonuçlar Türkçe‘ye uyarlanan Behçet Hastalığına Özgü YaĢam Kalitesi Ölçeği‘nin
Behçet hastalarında yaĢam kalitesinin değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğunu
göstermiĢtir.
Gilworth G, Chamberlain A, Bhakta B, Haskard D, Silman A, Tennant A. (2004). Development of the
BD-QoL: A quality of life measure specific to Behcet‘s disease. J Rheumatol, 31:931-937.
259
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
KANSERLĠ HASTALARA BAKIM VEREN AĠLE ÜYELERĠNE UYGULANAN
MANUEL SANDALYE MASAJININ UYKU KALĠTESĠ, DURUMLUK ANKSĠYETE
DÜZEYĠ, YORGUNLUK, KAN BASINCI, NABIZ HIZI VE SERUM KORTĠZOL
DÜZEYLERĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no:301; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1530 1730; Salon C; Meme Kanseri ve SYK)
Füsun AfĢar1, Rukiye Pınar2
1.
Kocaeli Devlet Hastanesi
2
Yeditepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, HemĢirelik ve Sağlık Hizmetleri Bölümü
GiriĢ: Kanserli hastaların optimal tedavisi, bu bağlamda hastanın tedaviye uyumu, bakımın sürekliliği,
sosyal destek, özellikle yaĢamın son dönemlerinde hastanın bakımı için aile üyelerinin tedaviye dahil
edilmesi esastır. Henüz kanser tanısının Ģokunu atlatamadan, aile üyeleri kendilerini beklenmedik,
hazırlıksız ve desteksiz bir Ģekilde bakım sürecinin içinde bulurlar. Bu süreç aile üyelerinin yaĢamlarında
önemli değiĢimlere neden olur. Her ne kadar hasta yakınları bakım vermenin manevi doyumunu
olumlu baĢa çıkma mekanizması olarak kullanmaya çalıĢsalar da, uygulamadaki deneyimlerimiz ve
araĢtırma sonuçları bakım verenlerin bakım verme sürecine bağlı olarak sosyal yaĢamlarının, iĢ
yaĢamlarının, aile, evlilik iliĢkilerinin, tüm bunların sonucu olarak ta psikolojik ve fizyolojik sağlıklarının
bozulduğu yönündedir. Tüm bu değiĢimler aile üyesinin fizyolojik yorgunluğunun yanısıra, kronik
stresin sonucudur. Kronik stres durumunda serum kortizol düzeyinin arttığı bilinmektedir. Sandalye
masajı olarak ta adlandırılan manuel olarak giysiler üzerinden uygulanan sırt masajı hasta yakınlarının
gevĢemesinde, streslerinin kontrol altına alınmasında ve serum kortizol düzeylerinin düĢürülmesinde
etkili olabilir.
Amaç: Kanserli hastalara bakım veren aile üyelerine uygulanan manuel sandalye masajının psikolojik
ve fizyolojik parametrelere etkisini incelemektir.
Gereç Ve Yöntem: AraĢtırma 22 giriĢim, 22 kontrol olmak üzere 44 hasta yakınında yapılmıĢtır.
GiriĢim grubundaki olgulara hergün 15 dakika olmak üzere 1 hafta boyunca manuel sandalye masajı
uygulanmıĢtır. AraĢtırmanın baĢında ve 1 haftalık masaj uygulamasını takiben psikolojik parametre
olarak hasta yakınlarının uyku kaliteleri, durumluk anksiyete düzeyleri, yorgunluk düzeyleri, tepkileri;
fizyolojik parametre olarak kan basıncı, nabız hızı ve serum kortizol düzeyleri değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: Manuel olarak uygulanan sandalye masajı uyku kalitesinin iyileĢtirilmesinde (p<0.001),
durumluk anksiyetenin azaltılmasında (p<0.001), enerji düzeyinin artırılmasında (p<0.01),
sistolik/diyastolik kan basıncının (sırasıyla, p<0.001, p<0.01), nabız hızının (p<0.001) ve kan kortizol
düzeyinin azaltılmasında (p<0.05) etkili olmuĢtur.
Sonuç: Klinik alanda kanserli hastalara bakım veren aile üyeleri manuel sandalye masajından yarar
görebilirler. Bazı onkoloji kliniklerinde hasta yakınlarına yönelik sınırlı destek hizmetleri baĢlatılmıĢ olsa
da bu konuda yapılan araĢtırmalar hasta yakınlarının yaĢadıkları sıkıntılarla baĢbaĢa bırakıldıkları
yönündedir. Hasta yakınlarının psikolojik ve fizyolojik sorunlarının çözümünde manuel sandalye masajı
kolay, ucuz ve etkili bir yöntem olarak tercih edilebilir.
260
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
HUZUREVLERĠNDE KALAN YAġLILARIN SAĞLIK VE FONKSĠYONEL
DURUMLARI ĠLE YAġAM KALĠTELERĠNĠN ĠNCELENMESĠ
(Bildiri no:328; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630; Ana Salon; Geriatrik sorunlar ve SYK)
*Pınar R, **Oğuz S, **KurtuluĢ Z, ***Çil A, ****Yıldız H, **Sert H, **Erdoğan Z;
* Yeditepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, HemĢirelik ve Sağlık Hizmetleri Bölümü, Ġstanbul
** Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, HemĢirelik Bölümü, Ġstanbul
*** Uludağ Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu, Bursa
**** Kırklareli Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu, Kırklareli
Amaç: Huzurevlerinde kalan yaĢlıların sağlık ve fonksiyonel durumları ile yaĢam kalitelerini
incelemektir.
Gereç Ve Yöntem: Örneklemi 283 yaĢlı birey oluĢturmuĢtur. Veriler Genel Bilgi Formu (GBF), YaĢam
Aktiviteleri Formu (YAF), SF-36 YaĢam Kalitesi Ölçeği (SF-36), Mini Mental Durum Değerlendirme
Formu (MMDD), Geriatrik Depresyon Skalası (GDS) ve Mini Nutrisyonel Değerlendirme Formu (MND)
ile toplanmıĢtır. GBF sosyo-demografik özellikleri içermektedir. YAF ile bireylerin günlük yaĢam
aktivitelerini gerçekleĢtirirken ne derece bağımlı ve bağımsız oldukları belirlenebilmektedir; formdan
alınabilecek en yüksek puan 45 olup, yüksek puanlar bireyin aktiviteleri güçlük yaĢamadan
gerçekleĢtirebildiğini gösterir. SF-36 ile yaĢam kalitesi global olarak ölçülebildiği gibi, iki ana boyut
(mental ve fiziksel) ve 8 alt boyutta da (fiziksel fonksiyon, sosyal fonksiyon, fiziksel rol, emosyonel rol,
mental sağlık, zindelik/yorgunluk, ağrı, genel sağlık anlayıĢı) değerlendirilebilir. Her bir boyutun puanı
0 ile 100 arasında değiĢir; puan arttıkça yaĢam kalitesi artar. MMDD ile biliĢsel fonksiyonlar
değerlendirilebilir; alınan 24 puan demans eğilimini gösterir. GDS ile depresyona yatkınlık
belirlenebilir; bunun için negatif puanlamaya sahip GDS puanının ≥11 olması gerekir. MND ile
malnutrisyon ya da risk altındaki bireyler belirlenebilir. Verilerin SPSS 10.0 programı kullanılarak
yüzdelik dağılımlar, ki-kare, t testi ve Pearson korelasyon testi ile değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: YaĢ ortalaması 75.9 olan bireylerin, %57.6‘sı erkek, %76.3‘ü en az bir kronik hastalığa,
%26.9‘u en az bir özüre sahip olup, %4.2‘si protez kullanmakta, ortalama 5 yıldır huzurevinde
kalmaktadır.
Bireylerin ortalama yaĢam aktiviteleri puanı 42.7 olup, en bağımsız oldukları aktiviteler tuvalet
ihtiyacını giderme ve kontinans (%98.9); en bağımlı oldukları aktivite ise yemek hazırlamadır (%9.4).
Ortalama yaĢam kalitesi (YK) puanı 68.5, fiziksel boyut puanı 67.3, mental boyut puanı 69.7‘dir. En
yüksek YK alt boyut puanı sosyal fonksiyon alanında (86.1), en düĢük YK alt boyut puanı
zindelik/yorgunluk alanındadır (53.5). YaĢlıların %32.9‘u demansa, %40‘ı depresyona eğilimlidir;
%1.4‘ünde malnutrisyon mevcuttur, %14.5‘i malnutrisyon riski altındadır. Huzurevinde uzun süredir
kalanlarda depresyona yatkınlık daha fazladır. Günlük yaĢam aktivitelerini bağımsız olarak
gerçekleĢtirebilen bireylerin YK‘leri, biliĢsel fonksiyonları ve beslenme durumları daha iyi olup, bu
grupta depresyona eğilim daha azdır. YK puanı ile beslenme durumu arasında pozitif anlamlı,
depresyon puanı arasında negatif anlamlı iliĢki vardır. Yine biliĢsel fonksiyon puanı ile beslenme puanı
arasında pozitif anlamlı, depresyon puanı arasında negatif anlamlı iliĢki vardır. Depresyona yatkınlık
arttıkça beslenme durumu olumsuz yönde etkilenmektedir.
Sonuç: Huzurevlerindeki yaĢlıların çoğunluğu günlük yaĢam aktivitelerini bağımsız olarak
yapabilmektedir; en fazla puan yaĢam kalitesinin sosyal boyut puanından alınmıĢtır. Buna karĢın bu
grubun %40‘ının depresyona eğilimli olması, %16‘sının malnutrisyon ya da malnutrisyon riski altında
olması oldukça düĢündürücüdür. Bu bulgular ıĢığında huzurevlerinde kalan yaĢlıların fiziksel, ruhsal
sağlık durumları ile birlikte fonksiyonel durumları ve yaĢam kalitelerinin de rutin olarak
değerlendirilmesi, özetle değerlendirmede bütüncül bir yaklaĢımın izlenmesi önerilmiĢtir.
261
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
SPINE TANGO COMI ÖLÇEĞĠNĠN TÜRKÇEYE UYARLANMASI, KÜLTÜRLER
ARASI UYUMUNUN, GEÇERLĠLLĠĞĠNĠN VE GÜVENĠLĠRLĠĞĠNĠN SINANMASI
(Bildiri no:292; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1330 1630; Salon D; Ortopedi ve Omurga cerrahisinde SYK;)
1
Dr BaĢak CoĢkun, 1Prof Dr Haluk Berk, 2Anne F Mannion, 3Doç Dr Yücel Demiral, 3Hakan Baydur
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji AD, 2AFM Biomedical Research
Consultancy,3Dokuz Eyül Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı AD
GiriĢ amaç: Dejeneratif omurga hastalıklarına yönelik yapılan cerrahi giriĢimlerle ilgili iki temel sorun
vardır. Ġlk olarak dünyanın farklı bölgelerinde yapılan cerrahi giriĢim oranlarının farklı olması ve bunun
biyolojik nedenlerle açıklanamaması endikasyonlar konusunda soru iĢaretleri oluĢturmaktadır. Ġkinci
olarakta genelde ağrı ve disabilite nedeni ile yapılan bu giriĢimlerin hasta üzerindeki sonuçlarını fizik
muayene, laboratuvar tahlilleri ve görüntüleme yöntemleri ile saptamak mümkün değildir. Bu yüzden
omurga cerrahisi sonuçlarını değerlendirmede hasta tabanlı ölçekler önemlidir. Bu bilgiler çerçevesinde
Avrupa Omurga Derneği Spine Tango adını verdiği, omurga cerrahlarının yaptıkları ameliyatları ve
sonuçlarını kaydettikleri bir çevrimiçi kayıt sistemi geliĢtirmiĢtir. 2008 yılı raporuna göre 25000 hastanın
verisinin girildiği bu sistemde cerrahlar tarafından doldurulan ameliyatlara iliĢkin verilerin girildiği
formlara ek olarak COMI (Core outcome measures index) adı verilen bir hasta tabanlı ölçek
kullanılmaktadır. Boyun ve bel bölgesi için sadece anatomik yerleĢim yerlerini belirten kelimelerin farklı
olduğu iki form mevcuttur. Bu çalıĢmanın amacı bu ölçeğin Türkçe uyarlamasını ve güvenilirlik ve
geçerlilik analizlerini yapmaktır.
Yöntem: Bu amaçla ölçek iki farklı çevirmen tarafından Türkçeye çevrilmiĢ, ardından
araĢtırmacılarında katıldığı bir uzlaĢı toplantısında ortak bir metin elde edilmiĢtir. Metin anadili Ġngilizce
olan iki farklı çevirmen tarafından tekrar Ġngilizceye çevrilmiĢ, daha sonra tüm çevirmenlerle bir araya
gelinerek tüm çeviriler incelenmiĢ ve ortak bir Türkçe metin elde edilmiĢtir. Bu metnin ön-testleri 46
hastayla yüz yüze görüĢülerek uygulanmıĢ ve bazı düzeltmeler yapılmıĢtır. Buraya kadar olan çalıĢma
hem boyun hem de bel formu için uygulanmıĢtır. Daha sonra son hali verilen metin kısa form 36
(SF36), EQ5D, Oswestry disabilite endeksi (ODI) ile birlikte 74 dejeneratif lomber omurga rahatsızlığı
olan hastaya posta ile yollanmıĢ, cevap veren 46 hastaya tekrar yollanmıĢtır. Bu 46 hastadan 30 tanesi
ikinci bataryayı da doldurarak geri yollamıĢlardır.
Bulgular: Elde edilen veriler üzerinde içsel tutarlık ölçümü için cronbach alfa değerleri (0,804)
hesaplanmıĢtır. Test yeniden test analizi için intra-class korelasyon katsayıları hesaplanmıĢ 0,67 ila
0,90 arasında değerler elde edilmiĢtir. Yapı geçerliliğini göstermek için faktör analizi yapılmıĢ, bileĢen
matrisinin en düĢük değeri 0,734, tek boyutlu yapının açıklayıcılığı %69,9 olarak hesaplanmıĢtır.
Ölçeğin diğer ölçeklerle karĢılaĢtırılması için spearman korelasyon katsayıları hesaplanmıĢ, sonuçları
istatiksel olarak anlamlı bulunmuĢtur. Bel problemi olan hastalar için geliĢtirilmiĢ olan ODI ile
ölçeğimizin karĢılaĢtırılması için Kruskal Wallis testi uygulanmıĢ ve elde edilen değerlerin istatiksel
olarak anlamlı olduğu görülmüĢtür.
Sonuç: Sonuç olarak hazırladığımız Türkçe ―Spine Tango COMI Bel‖ ölçeğinin güvenilirliği ve geçerliliği
gösterilmiĢ bir ölçek olarak Türkçe konuĢan bel hastalarında uygulanabilineceğini söyleyebiliriz.
Hazırladığımız boyun formunun güvenilirlik ve geçerlilik çalıĢması da devam etmektedir.
262
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
BÖBREK TRANSPLANTASYONU OLAN HASTALARA VERĠLEN EĞĠTĠMĠN
HASTALARIN YAġAM KALĠTESĠ ÜZERĠNE ETKĠSĠ
(Bildiri no:309; 27 Mart 2010 Cumartesi; 1630 1730; Ana Salon; Nefroloji ve SYK)
Fadime YaĢar,* Fatma Kalaycı,* Aydın Dalgıç**
*Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Transplantasyon Merkezi HemĢiresi, Ankara **Gazi Üniversitesi Tıp
Fakültesi, Transplantasyon Merkezi Öğretim Üyesi, Ankara
Amaç:Eğitimin, yaĢam kalitesi üzerine etkisini belirlemek.
Yöntem: Örneklemi, Mayıs 2007-Mart 2008 tarihlerinde Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Transplantasyon Merkezinde yatan 20 eriĢkin hasta oluĢturur. Örneklem seçimine gidilmemiĢ, evren
örneklemi oluĢturmuĢtur. Verilerde Hasta Bilgi Formu ve SF–36 YaĢam Kalitesi Ölçeği kullanılmıĢtır. SF36; fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, ağrı, genel sağlık algısı, vitalite, sosyal fonksiyon, emosyonel
rol güçlüğü ve ruhsal sağlık olmak üzere sağlığın 8 boyutunu 36 maddede incelenmiĢtir. Ölçekte 8 alt
boyutun toplam puanı hesaplanır. 100 puan iyi sağlık, 0 puan kötü sağlık durumunu göstermektedir.
Ameliyat öncesi eğitim verilmeden veri toplama formları uygulanmıĢ, ardından hasta eğitimi verilmiĢti,
gereksinime göre 1-2 kez tekrarlanmıĢtır. Ameliyattan 3-4 gün sonra ve hasta taburcu olduktan 7 gün
sonra formlar tekrar uygulanmıĢtır. Verilerin analizinde, SPSS 11.0 paket programın
yanılma düzeyinde ortalama, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılmıĢtır.
Bulgular: Hastaların yaĢ ortalaması 36.05±11.06, beden kitle indeksi 24.42±4.94‘dir. %70‘i evli,
%60‘ı ilk-ortaokul mezunu, %20‘si ev hanımı, %30‘u serbest meslek sahibidir. %60‘ı sigara
içmemekte, %85‘inin sistemik hastalığı bulunmamakta, %75‘i Ģehirde yaĢamakta, %40‘ı emekli
maaĢıyla geçinmektedir. Hastaların genel sağlık algısı alt boyutundan aldıkları yaĢam kalitesi puan
ortalamaları eğitim öncesi 14.49±4.01 iken, ameliyat sonrası 17.10±2.85‘e, kontrole geldiğinde
18.75±3.51‘e yükselmiĢ, istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıĢtır (p=0.0001). Fiziksel
fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü ve vitalite alt boyutundan aldıkları puanlarında eğitim öncesine göre
ameliyat sonrası ve taburculuk sonrası kontrole geldiklerinde yükselme görülmüĢ, istatistiksel olarak
anlamlı fark saptanamamıĢtır(p>0.05).
Sonuç: Transplantasyon öncesinde verilen bireysel eğitimin ameliyat öncesinde, taburculuk
sonrasında hastaların yaĢam kalitesi düzeyini yükselttiği saptanmıĢtır. Bu bağlamda transplantasyon
hastalarına sistematik hasta eğitimlerinin verilmesinin önemi büyüktür.
263
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
SAĞLIĞI GELĠġTĠRĠCĠ YAġAM TARZI VE ÖZ ETKĠLĠLĠK YETERLĠLĠK
DURUMUNUN SOSYOEKONOMĠK DURUM ĠLE ĠLĠġKĠSĠ
(Bildiri no:310; 26 Mart 2010 Cuma; 13 30 1530; Salon D; Halk sağlığı / ĠĢ sağlığı ve SYK)
Ferdane TaĢ Dr.Doğan Baran Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Selçuk Üniversitesi Sağlık
Bilimleri Enstitüsü Halk Sağlığı HemĢireliği Mezunu
Amaç: Konya kent merkezinde sağlığı geliĢtirici yaĢam tarzı ve öz-etkililik-yeterlilik durumunun
sosyoekonomik durum ile iliĢkisinin incelenmesi amacına yönelik olan araĢtırma kesitsel türdedir.
Yöntem: AraĢtırmanın çalıĢma grubunu 18-64 yaĢ arası, okuryazar ve araĢtırmaya katılmayı kabul
eden 248 kiĢi oluĢturmuĢtur. Verilerin toplanmasında bireylerin sosyoekonomik durumlarını
değerlendirmek için bir anket formu, ―Sağlıklı YaĢam Biçimi DavranıĢları (SYBD) Ölçeği ve ―Öz-EtkililikYeterlik Ölçeği (ÖEYÖ)‖ kullanılmıĢtır. Veriler araĢtırmacı tarafından ev ziyaretleri ve yüz yüze görüĢme
yöntemi ile toplanmıĢtır. Ġstatistiksel analizlerde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma yanında
Student t testi, Tek yönlü Varyans analizi (Anavo) ve Pearson‘s korelasyon analizi kullanılmıĢtır.
Bulgular: Dul ve ayrı yaĢayan, eğitim düzeyi düĢük, doğum yeri köy olan, geniĢ ailede yaĢayan
bireylerin ve sağlığını kötü+orta algılayanların SYBD benimsememe ve sürdürmemede risk grubu
olduğu, yaĢın SYBD‘de önemli bir faktör olmadığı, hane reisinin ve annesinin eğitim düzeyi düĢük olan,
yaĢadığı evin sahibi olmayan ve oda sayısı az olan evlerde yaĢayanların, geliri yoksulluk sınırının
altında olan, ekonomik durumunu kötü olarak algılayanların, sınıfsal konumu mavi yakalı olan ve
Karatay bölgesinde yaĢayanların SYBD‘ yi uygulama ve ÖEY yönünden dezavantajlı olduğu
bulunmuĢtur. SYBD ve ÖEY puanları arasında çok zayıf-zayıf ya da orta derecede bir korelasyon
olduğu saptanmıĢtır. Ġki bölge için elde edilen veriler incelendiğinde Konya kent merkezinde SYBD ve
ÖEY yönünden sosyoekonomik eĢitsizlikler yaĢandığı sonucuna varılmıĢtır.
Sonuç: Sosyoekonomik durumun SYBD ve ÖEY üzerine önemli etkiye sahip olduğu ve düĢük
sosyoekonomik düzeydekilerin dezavantajlı olduğu sonucuna varılmıĢtır. Sağlığı geliĢtirmeye yönelik
faaliyetlerde ÖEY yanında sosyoekonomik durumun göz önünde bulundurulması yararlı olacaktır.
Anahtar Sözlükler: Sağlıklı yaĢam biçimi davranıĢları; öz etkililik yeterlilik; sosyoekonomik durum;
yetiĢkinler.
264
3.Ulusal Sağlıkta Yaşam Kalitesi Kongresi, 25-27 Mart 2010, AKM, İzmir
DĠYABETĠK HASTALARDA CĠNSEL DĠSFONKSĠYONUN
DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
(Bildiri no:378; 26 Mart 2010 Cuma; 15 30 1730; Salon B; Üroloji ve Üro-onkolojide SYK)
Öğr. Gör. Dr. Hicran Yıldız*, Prof. Dr. Rukiye Pınar**
*Uludağ Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu, Bursa **Yeditepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
HemĢirelik Bölümü/Ġstanbul
GiriĢ Diyabetin çok sayıda tıbbi, psikolojik ve cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olduğu
bilinmektedir. Erkeklerdeki cinsel fonlsiyon bozukluğu iyi tanımlanmıĢ bir diyabet komplikasyonudur.
Kadınlarda diyabetik komplikasyonların geliĢimi için aynı risk varolmasına rağmen, diyabetik kadınlarda
cinsel sorunlara klinik araĢtırma ve uygulamalarda daha az dikkat çekilmiĢtir. Diyabetik kadınlarda
cinsel fonksiyonların etkilenmediği sıklıkla ileri sürülmesine rağmen biz diyabetli kadınlarda (erkeklerle
karĢılaĢtırarak) da cinsel disfonksiyonun arttığı hipotezini kurduk. Bu araĢtırma, diyabetli hastalarda
cinsel disfonksiyon (CD) prevalansını ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıĢtır.
Gereç Ve Yöntem AraĢtırmanın örneklemini diyabetli 274 hasta (147 kadın ve 127 erkek)
oluĢturmuĢtur. Veriler, sosyodemografik özellikleri ve risk faktörlerini içeren gen